Fotoğraf: www.memleketmektubu.com
TDK’nın Türkçe sözlüğünde meydan; “yarışma, eğlence veya karşılaşma yeri” olarak geçmektedir. Tarihi kayıtlarda da Alaçam Cumhuriyet Meydanı hakkında şu bilgiye rastlıyoruz. “Kasabanın düğün ve bayram şenlikleri bugünkü Cumhuriyet Meydanı civarında Şadi Bey cami çevresinde yapılırmış. Ancak, bugünkünden farklı olarak o günlerde bu civar “Ulu Çam” ağaçlarıyla doluymuş.” Genel bir tanımlama için “yarışma, eğlence veya karşılaşma yeri” kifayet arz etse de çağdaş tanımlamalar için bu ifadeler elbette yetersiz kalmaktadır.
Mahalli idare teşkilatının en küçük yerleşim yeri olan köylerin bile mutlaka bir meydanı vardır. Bazen bir yol, bazen bir okul ya da cami avlusu olarak bulunan ve adına “köy Meydanı” denen bu yerlerin bir büyüğü olan “Kent Meydanları” tarihimizde oldukça yenidir. Antik yunan döneminde “agora”, Roma döneminde ise “forum” olarak karşımıza çıkan meydanlar, İslam kentlerinde sosyal yaşamın canlı tutulduğu “Cami avlusu ve Çarşı” olarak karşımıza çıkmaktadır. Büyük kalabalıklar Camide ve Cami avlusunda buluşur; bu yönüyle Cami avluları İslam kentlerinin meydanıdır.
Ülkemizde Avrupa'daki gibi meydanların olmamasının sebebi, Osmanlı kültürümüzde meydanların sadece saraya yönelik yapılmasındandır. Tıpkı bunun gibi Cumhuriyet döneminde oluşturulan ve hemen hemen büyük küçük her kasaba ve şehirlerde kurulan meydanlarımız ne yazık ki meydan anlayışının oluştuğu 18. yüzyıldan sonra kurulan meydanlar gibi son yarım asır içinde rant yağmacılığına kurban gitmiş, küçülerek yok olmaya yüz tutmuştur. Böylece eski kasaba ve kent meydanları beton canavarlar tarafından yutulmuş durumdadır.
Türkiye’nin kentleri maalesef meydan fukarasıdır. Elbette her kentimize bir “Sultan Ahmet”, “Taksim”, “Beyazıt”, “Konak” ya da “Tandoğan” gibi büyük meydanlar yapmamız mümkün değil. Ancak kendi halinde, sakin, kentin güzelliğine zarafet katan küçük meydanların korunması ve güzelleştirilmesi modern şehircilik açısından asgari yapılması gereken işlerdir.
Meydanlar, kentin sokak ve caddelerinden farklı olarak kentin merkezi olma özelliği nedeniyle sosyal yaşamın daha fazla yansıtıldığı alanlardır. Tarihsel süreçte üstlendikleri farklı işlevlerle Kentin Etkileşim Alanları konumundadırlar. Kent Meydanlarının bir diğer işlevi de kentliye “aidiyet” duygusunu yaşatmalarıdır. Kentli davranışları bu meydanlarda üretilerek insanı birey olmanın yanında insanı “kentli insan” olma konumuna yükseltir.
Çocukluğumuz köyde geçtiği halde o günlerde bile kent ve kentli için meydanın ne kadar önemli olduğunun farkındaydık. Haftada bir kere Çarşamba günleri alış veriş için inilen Alaçam’da Cumhuriyet Meydanı gencinden yaşlısına herkesin mutlaka uğrak yeriydi. Şehrin ara sokaklarına kurulan köy pazarlarında insanlar diğer köylerdeki eş dost ve tanıdıklarıyla buluşup görüşmek için “meydana çıktıklarında” mutlaka bir tanıdığıyla rastlaşır; ya hasret giderir ya da bir işini görürdü.
Alaçam Cumhuriyet Meydanı, köylerden ya da uzak yerlerden gelenlerin “toplanma” noktası olduğu gibi, aynı zamanda çevresinde kurulu “yazıhaneler” nedeniyle “otogar” olarak kullanıldığı için halkın “dağılma” yeridir de. Halkın deyimiyle Gümelez’e (Yakakent), Bafra’ya, Samsun’a ya da İstanbul, Bursa gibi büyük şehirlere seyahate gitmek için toplanılan yer Cumhuriyet Meydanıdır. Gece yolculuklarında indiğimizde bizi köyümüze, evimize ulaştıracak araçların bulunduğu bir merkezdir.
Geçmişte “kasabanın düğün ve bayram şenlikleri”nin yapıldığı ulu çam ağaçlarıyla kaplı Alaçam Cumhuriyet Meydanı ve Şadi Bey Cami civarı eskiye göre bugün hiç de iyi bir durumda değildir. Bu alanımıza birçok haksızlıklar yapılmıştır.
Bu alana yapılan ilk haksızlık her ne kadar yeniden yapılmış olsa da ilçemizin en eski Camisi ile arasına duvar örülmesidir. Otobüs yazıhanesi olarak düşünülen bu tek katlı yapıların üstüne birer kat daha atılmasıyla hem meydan daraltılmış hem de Cami gözden kaçırılmıştır. Eskiden olduğu gibi bu binaların yıkılarak ortadan kaldırılmasıyla Cami ile Cumhuriyet Meydanı bütünleşerek Türk ve Müslüman kimliğimizi daha güzel yansıtması yanında genişleyen meydanımız nedeniyle şehrimize ayrı bir hava katacaktır. Şehircilik sanatı, mevcudu bozarak yeni bir kent yaratmak değil, çevreyi ve onun kültür değerlerini incelemek, bu değerleri düzenleyerek ortaya çıkarmaktır.
Meydanın doğu yakasına bir şato gibi bitişik olarak inşa edilerek adeta meydanı boğmaya çalışan apartmanlar için yapılacak hiçbir şey yok elbet. Ancak batı yakasında çay kenarında bir set gibi yükselen ve çay sırtı boyunca her dönem yenileri eklenen ucube yapılaşma için ilerisi için bir çözüm düşünülmeli ve böylece hiç olmazsa meydanın bir yönünden insanlara bir ufuk açılmalıdır. Yoksa dört bir yanı duvarlarla çevrili bir alan “Meydan” olmaktan ziyade bir “zindan” olarak insanları ferahlatmayıp bunaltacaktır.
Kent meydanları, genellikle kent ulaşımının düğüm noktalarında bulunur. Bu meydanlar şehrin araç trafiğine kurban edilmemelidir. Tıpkı bunun gibi Alaçam Cumhuriyet Meydanı da bir “otogar” olmaktan çıkarılmalıdır. Özellikle ilçenin “hafta günü” olan Çarşamba günleri bu meydan insanlar için adeta bir “işkence alanı” olmaktadır. Bu günlerde gerek köylüler ve gerekse şehirliler bu herc-ü merc içinde adeta canlarından bezmektedirler. Meydan içine yapılan çeşitli kaldırımlarla araçların hareket kabiliyetlerini de oldukça sınırlayan bu uygulamanın iptal edilip, araç trafiğine de kapatılan alana kurulacak banklarla insanların rahatça gezinip istediklerinde oturarak dinlenebilecekleri, soluklanabilecekleri birlikte sohbet edip hoşça vakit geçirebilecekleri bir mekâna dönüştürülmelidir. Çünkü Kent meydanları, kentlinin ev dışında sosyalleştiği yaşam merkezleridir. İnsanlar evlere hapsedilmemeli. Çeşitli etkinliklerle cazip hale getirilen meydanlara çıkarak toplamsal yaşamda ortak paydaları çoğaltabilmelidirler.
Küçük kentlerin Cumhuriyet Meydanları, adlarını hep seçim dönemlerinde parti propagandalarının yapıldığı yer olarak duyurmaktadır. Seçim dönemlerinde adeta bir bayram yerine dönen bu meydanların kentte yaşayanlar için gündelik hayatta yaşanması gereken çeşitli aktivitelerin yapıldığı bir alan haline getirilmelidir. Buralar, bir buluşma mekânı, bir dinlenme yeri, yeri geldiğinde bir gösteri mekânı olmalıdır. Elbette Alaçam Cumhuriyet Meydanını 1 Mayıslarda keskin siyasi çekişme alanı ya da yılbaşı gecelerinde genç kızlara taciz, hatta tasallut girişimlerinin yapıldığı bir “Taksim Meydanı” yapamayacağımız gibi, Türkiye’nin Avrupalı yüzü İzmir’in Konak Meydanı, ulusal egemenliğimizle özdeşleşmiş Ankara’nın Ulus Meydanı da yapmamız mümkün değildir. Ancak, aynı zamanda demokrasi demek olan meydanlarkentlerin yüz akı olmalıdırlar. Belli dönemlerde siyasi arena olmanın ötesinde önemli gün ve gecelerde kültürel ve sosyal aktivitelere meydan verilmelidir.
Çıplak bir meydan kuşkusuz hiç kimsenin ilgisini çekmeyecektir. Meydanımızın bir köşesine yapılmış olan ve tarımla geçimini sağlayan bölge insanın günlük yaşamından kesitlerin yer aldığı rölyeflerle bezenmiş Atatürk Anıtımız diğer ilçelerimizinkine nazaran çok daha zengin özen ve içeriğe sahiptir. Tek kusuru meydanın kuzeyine inşa edildiği için “ters ışığa” maruz kalmasıdır ki aslında bu durumu diğer üstünlüklerini de gölgelemektedir. Şehrimiz için oldukça büyük bir öneme sahip bu anıtımızı görünür kılabilmek için arkasına açık renkli yüksekçe bir duvar örülmesi yetecektir.
Alaçam ilçemiz yerleşim yeri olarak oldukça eski olmasına rağmen yıkılmaya yüz tutmuş iki yüz yıllık tarihi konak ve evler ile bir höyük (Sivri Tepe) ve yıkık birkaç duvar kalıntısı ile ayakta duran kalesi (Alaçam Kalesi) dışında kültürel mirasa sahip değildir. Lâdik, Vezirköprü ve Samsun merkez olmak üzere ilimizde toplam olarak üç adet saat kulesi vardır. Osmanlı'dan bu yana Türkiye'nin her yanına inşa edilmiş zarif saat kuleleri özellikle saatçiliğe meraklı olan Sultan 2.Abdülhamit devrinde yaygınlaşmış. Ta Meksika’lara kadar gidip yaptırdığımız bu saat kulelerinden ilçemizde olmayışı bir eksikliktir. Zamanın dilimlerini hiç aksatmadan insanlara bildiren bu kuleler, değişik mimari özellikleriyle kentlerin simgesi olmuştur. Kentin dar sokaklarından geniş alanlara açılmasıyla, kente, ferahlık, genişlik katan, bir sosyal mekânlar olarak meydanların ortasına inşa edilen saat kuleleri altında randevular verilir, burada beklenir, buluşulur. Yön ve adres tarifleri hep saat kulesine göre yapılır. Hatıra fotoğrafları onun önünde çekilir. Bu nostaljik özelliklerinin yanında günlük yaşamda da insanın yanında olan saat kuleleri kentlerin simgesi olma yönünde hâlâ önemli bir etkiye sahiptirler. Geleceğe bir miras olarak klasik ya da modern tarzda bir “Alaçam Saat Kulesi” fikri çok “uçuk” olur mu takdirlerinize bırakıyorum.
Alaçamlıların, Alaçam Cumhuriyet Meydanı’nın adı gibi sanıyla da bir meydan olabilmesi için gereken katkıyı yapacaklarından hiç şüphem yoktur. Bu vesileyle bir insan canlısı olan Alaçamlı dost ve kardeşlerime sevgi, saygı ve selamlarımı sunarım.
/Çetin KOŞAR
19 Mart 2010

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder