26 Aralık 2014 Cuma

Projesi Olan Gelsin...

Samsunspor tarihinde üç adaylı bir kongreye gitmediği için gündemden düşmüyor.. O nedenle seçime bir gün kala fikirlerimizi yazmakta yarar var... Daha önceki kongrelerden ne kadar farklı bir süreç değil mi Yaşananlar.. Üç aday var.. Hiçbiri de daha önceden olduğu gibi, 'karşı liste çıkmazsa aday olurum' demiyor... Talibiz iş yapmaya geliyoruz, bu takım şehirle kucakladı diyor.. Yani bu kez Seçenek var.. Ve ilginçtir ilk kez üyeler kime oy vereceğiz diye ciddi ciddi düşünüyor.. Kulis yapıyor. Çünkü daha önce Seçilen yönetimler ertesi gün para para diye konuşmaya başlıyordu..

Bıktı bu şehrin insanı bu sözlerden.. Şimdi para diyen yok... Yönetime talibiz diyor.. Kurtarıcınız geldi de demiyor.. Cesaret gösteriyor ve hep aynı kişileri görmek yerine yeni simalar ortaya çıkıyor.. Aslında bu bir değişim biliyor musunuz?. Belki de Samsunspor'un buna ihtiyacı vardı.. Aynı kişiler, aynı destekçiler ama sonuçta bir değişiklik olmuyordu.. Şimdi hep denilen oldu.. Şehir sahip çıkıyor işte.. Bir çok iş adamı aynı ortak payda için yan yana.. Projesini beğenirsin beğenmezsin ama sonuçta bir değer ortaya koymak için mücadele var..

O nedenle.. Bu kez diyorum, ön yargılı olmamalı üyeler.. Ön yargılı olmamalı taraftarlar.. Ön yargılı olmamalı siyasiler.. Ön yargılı olmamalı iş adamları.. Ve destek verecekleri tek şey olmalı.. Uygulanabilir akıllı projeler.. Yani oylar projelere verilmeli.. İsimlere değil..

Eğer radikal bir değişim isteniyorsa, eğer bu kez farkındalık olsun deniyorsa, oy verecek üye 3 kere düşünmeli.. AK PARTI il başkanı Fuat Köktaş'ın geçtiğimiz günlerde söylediği bir söz de çok önemli siyasi erk olarak... Biz kişi bazlı bakmıyoruz.. Yönetim elini taşın altına koyarsa bugüne kadar olan duruşumuz aynı olacaktır.. Yani aslında önemli bir mesajdır bana göre.. Kişiler değil yönetenlerin kabiliyetleri önemlidir.. Yoksa Samsunspor'un para bolluğunda küme düşmesi kitap yazılacak kadar önemli bir tez konusudur..

İyi para ararız, destek buluruz demek yeterli değil.. 3 yıl sonra Samsunspor'un hedefi nedir 5 yıl sonra Neredeyiz, onu da ortaya koyabilen gelsin.. Samsunspor sorun olmaktan çıksın, gurur duyduğumuz spor dalımız olsun.. Muhtaçlıktan kurtulsun... Yakışmıyor çünkü..

/A.Yener CABBAR
26 Aralık 2014

Yılmaz Amerika’ya Neden Gitmişti

Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz’ın ANAP’tan AK Parti’ye geçişinde, öncesinde veya sonrasında, Amerika Birleşik Devletlerinin Pensilvanya eyaletine neden gittiği ve kim tarafından getirildiğini düşündüm dün. Canik Altınmeşe Tesislerindeki kahvaltıda Samsun’un panoramasına bakarken kazık gibi duran o kocaman otelin binasına takıldı gözüm. Samsun’un siluetini ne de güzel yapmış. Bu yetmemiş, bakarken bir de iş merkezine takıldı gözüm. İkisi de Samsun’u güzelleştiren iki abide… Hele o Fener Plajı’nın yanındaki yok mu ya… Beyaz rengiyle ne de güzel görünüyor. Yılmaz’la başladık, otel yazıyoruz.

Sahi Yılmaz’ı kim götürmüştü Pensilvanya’ya? Ve de dönemin Başbakanı Bugünkü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a kim tanıştırmıştı. Samsun’un silueti hep o tanışmadan sonra bozuldu nedense… İstanbul’un siluetini bozduğu için binaların tıraşlanması düşünülürken Samsun’da neden o yola gidilmedi anlayamadım Vallahi… Soru şu: Samsun’un silueti acaba Pensilvanya’dan mı bozuldu?

Süt Fiyatları Ve Merdivenler
Samsun’da süt fiyatlarındaki artışlar dikkatinizi çekmiştir sanırım. Merdivenlerde doğal olduğu iddia edilerek satılan sütlerin fiyatlarında son iki aydaki artış en azından yüzde 25’i geçti. Satıcılar yılsonundan sonra bu fiyatların yüzde 50 seviyesine ulaşacağını söylüyor. Yani sizin anlayacağınız yine olan tüketiciye oluyor. Fiyatlardan başka bir de şu merdivenlerden bahsedelim.

Belediyelerin görevlileri bu merdivenleri görmezler mi? Burada süt ve süt ürünlerinin satışına, sebze ve meyve satışına kim izin verir bilmiyorum. Belediye Başkanları biraz da bu işlere baksalar ya… En azcından mahallelerde tek bir yer yapıp bu satıcıları buralara toplasalar ürünleri de kontrol etseler, sağlıklı mı değil mi diye, olmaz mı? Olur da yapacak  başkan nerede????

(…)

/İsmail BAŞARAN
26 Aralık 2014

25 Aralık 2014 Perşembe

Samsun Ve Ulaştır-Ma

Yaşa yeterli olmayanlar hatırlamazlar, belki sadece büyüklerinin anlattıklarından dinlemiş olabilirler. 1960 ve 70’li yıllar ile öncesinde Karadeniz’de yolcu gemileri çalışırdı. Bunlardan bazıları her limana uğrar yolcu alır bırakır bazıları ise sadece büyük limanlara uğrardı. Liman olmayan kentlerde yolcu gemilerine sandallarla gidilir yolcular ve yükler alınır, yolcular ve yükler bindirilirdi. Sonuçta bu bir ulaştırma yöntemiydi ve Karadeniz’deki sahillerimizde böyle bir taşımacılık gerçekleştirilirdi.

Samsun özeline baktığımızda karayolundan başka denizyolu da vardı bu kendimizde. Hatta demir yolu da… Deniz ve Demir yoluyla hem insan hem de yük taşınırdı. Samsun Deniz, Demir, Hava ve Kara yolu ile ulaşılan ve bu yolların kullanıldığı Türkiye’nin en gelişmiş illerinde ilk sıralarda gelmekteydi. Bugünlerde tu kaka dediğimiz o yıllarda böyleydi işte Samsun. Çok övdüğümüz bu günkü yıllarda Samsun’da bu dört taşımacılık yolundan Deniz’de olan var mı? Yok. Olmalı mı? Elbette olmalı. Peki nasıl?

Samsun şu anda ulaştırma konusunda bir hayli şanslı konumda. Çünkü Vali İbrahim Şahin daha önce Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarlığı görevinde bulundu. O nedenle Samsun’un ulaştırma konusundaki sorunlarını birebir bilenlerdendir. Yani sorunları bilen insan çözüm yollarını da çalışmış olmalıdır. Kısaca Samsun, Vali İbrahim Şahin’i ilin ulaştırma sorunlarının çözümü için sonuna kadar desteklemelidir.

İstanbul ile Konya arasının hızlı trenle 4,5 saate düşmesinden övünen iktidar bunu Samsun’a da uygulamalıdır. “Samsun’a hızlı tren gelmeli” cümlesi artık her platformda sık sık söylenmelidir. Dedim ya Vali İbrahim Şahin bu konunun bir zamanlar ta göbeğinde bulunan insandır. İş bilen ve yapacak olan vardır. Bunu tetiklemek de iktidar milletvekillerine düşmektedir. Hazır seçim de geliyor, bir kazma bile yeterli değil midir?
(…)

/İsmail BAŞARAN
25 Aralık 2014

24 Aralık 2014 Çarşamba

Kapalı Kapılar Ardındaki 'işler', Samsunspor'a Hayır Getirmez...

Samsunspor kongresi yaklaşıyor, ortalık toz duman.. Kapalı kapılar ardında yaşananlar, ortamı öylesine geriyor ki; yalan ve yanlışlar havada uçar hale geldi.. Her şeye rağmen 'koltuğa geçmek' için verilen mücadeleyi 'anlamak zor'.. Etik kurallar içinde bir hizmet yarışı elbette Samsunspor için olumlu olur.. Samsunspor'un sadece birilerine muhtaç edilmemesi de önemlidir.. Yarış varsa, iyi şeyler olacaktır. Yoksa şehir efsaneleri gibi bir görüntü ortaya çıkar ki; bu takımın öyle bir şeye ihtiyacı yok..

Aslanlar gibi adaylar çıkıyor, planlarını, projelerini ortaya koyuyor.. Ama kimsenin kamuoyunun kafasını böyle karıştırmaya hakkı yok.. Samsunspor'un eski Başkanı Mehmet Bank ve Başkanvekili Recep Hun, basın toplantısı yapıyor bir şeyler açıklıyor.. Daha öncesinde başkan adayı olduğu bilinen Erkut Tutu ile görüşmesinin kayıtlarının telefonunda olduğunu belirtiyor.. Bank, "Ben mahkemeye vereceğim, sizin söylemediğim dediğiniz sözler için söyledi gibi yazıldı" diyor.. Karşı taraf demedim diyor.. Kim ne dedi, kim ne yaptı, ortalık karışmış.. Neyin doğru, neyin yanlış olduğu bilinmiyor..

Hani son günlerde bir 'paralel yapı yapmıştır' sözü var ya, utanılmasa 'bunları paralel yapı yaptı' diyecekler neredeyse.. Yani demokratik kurallar içinde işlemesi gereken bir süreç, 'bilgi kirliliğiyle' sona doğru yaklaşıyor.. Çok değil kongreye 3 gün kaldı.. Ama diğer taraftan Erkut Tutu ve bazı yönetim kurulu üyelerinin de yargılandığı '3,5 milyon liralık' davanın görüleceği güne de bir gün kaldı..

Daha önce de yazdım.. Çok etik bir durum değil.. Aklanmadan böyle bir göreve talip olunması hoş değil.. Eski milli futbolcu Tanju Çolak'ta dün benzer bir açıklamayı yapmış..  O yargılanma varken etik olmaz' diyor.. Hem böylesine bir süreç yaşanırken, hem de eski başkan Mehmet Bank ve halen yönetici olan Recep Hun'u, 'ofsayte düşürmek' gibi hareketlerden kaçınmak gerekir.. Hele ki; bir futbolcuya 'üyelik dışında bir sıfatın olmadan 10 bin euro' hesabına yatırmak, oldukça düşündürücü.. Abilik yaptım denilebilir elbette..

Ama bayram değil, seyran değil, eniştem niye öptü beni, diye sorarlar.. O koltuk önemli olabilir... O koltuk mutlaka olmalı da denilebilir.. Ama her şey yasal olmasının yanı sıra etik çerçeve içinde yapılmalıdır.. Doğrusu ise madem öyle bir para verilecek, yönetimin haberi ve bilgisi doğrultusunda ödenir.. Yönetim onu 'dekonttan ve basından öğrenmez'..

Yani kısacası, kapalı kapılar ardında dönen olayların sonucu görüldüğü gibi çok hayırlı olmuyor.. İnsanın başına iş açıyor.. Her şeyden önce 'etik olmuyor'.. Zaten Samsunspor yönetimleri de bugüne yaşanan en büyük sorun da buydu: 'Güven' Ve her anlamda güven.. Güven, ruh gibidir, bir kez giderse, geri dönmez, sözünü ne güzel söylemişler değil mi?..

/A.Yener CABBAR
24 Aralık 2014

Samsun’a Bir Türlü Bir İsim Bulamadık

Başlığa bakıp ta bu ilin adı var ya, işte SAMSUN dediğinizi şimdiden duyar gibiyim. Muhterem okurlarım tabi ki bu şehrin bir adı var o da Samsun dur. Biz tahsil hayatımızda okullarımızda, Türkiye Coğrafyası ve İktisadi Coğrafya derslerimizde donanımlı bilge öğretmenlerimizden sadece Samsunu değil, ülkemizin tüm illerini ve yörelerini, yer altı ve yer üstü zenginlikleri ovaları, verimli tarım arazileri, ırmak ve akarsuları, dağları, iklimleri vs açısından detaylı olarak okuduk ve öğrendik. Bizi böylesine bilgilendirip okutan tüm öğretmenlerimize saygılar sunuyorum. Hayatta olmayanlarına ise, rahmetler diliyorum.

Bizim buradaki serzenişimiz bazı siyasilerin ve sivil toplum kuruluşlarının yetkililerinedir. İşlerine geldiği gibi bu ile isim yakıştırmalarını doğru ve inandırıcı bulmuyoruz. Bir bakıyorsunuz, Samsun sanayi ve ekonomide uçmuş, büyümüş ve kalkınmış bir sanayi kenti olmuş. Bir bakıyorsunuz Samsun İli büyük bir tarım kenti oluvermiş ve bunu takiben birde bakıyorsunuz ki turizm, fuarlar ve kültür, sanat kenti veya sağlık merkezi üssü oluvermiş.

Tabi gönül isterdi ki bu sayılanların hepsi de bu ilde olmuş olsaydı. Ancak 12 yıldan beri bunlara hasret bir samsun ili ortada işte. Bu beyanların sahipleri, bir karar verseniz de bizde bu şehrin ne olduğunu anlasak olmaz mı? Kafalarımızı karıştırdığınız yetmedi mi? Ulaşımı mükemmel, tarım arazileri ve akarsuları çok çok mükemmel ve tarımsal endüstriye elverişli her türlü imkânlara da sahip, sanayi için de çok elverişli arazisi ve iş gücüde var.

Şimdi soruyoruz, bu kadar imkânlara sahip olan bu ilin milli ekonomiye sağladığı ve milli ekonomiden aldığı katkı payı nedir? Hadi açıklayın bakalım. yıllık genel bütçeye ne kadar katkı sağlamış ve genel bütçeden ne kadar pay almıştır? Yani ne sanayi ne tarım, ne kültür ve turizm ne sağlık üssü ne üretim, nede bir ihracat üssü olma özelliğini çoktan yitirmiştir. Samsun ili TERMİK SANTRALLER ÜSSÜ olma yolunda tam gaz devam etmektedir. İçi boş hayal ürünü vaatlerle gündem değiştirip, milleti umutlandırmanın, daha doğrusu kandırmanın bir gereği var mı?

Termede kuruluş faaliyetlerine başlayan termik santral ile Tekkeköy de cengiz inşaatın 600 megavatlık santralinin neredeyse faaliyet aşamasına geldiğinden haberi olan var mı? Varsa, neden tepkilerini veya önlemlerini alarak halkı bu konularda bilgilendiremiyorlar. Başta Büyük Şehir Belediye Başkanı, ildeki siyasi kimliği olan kişiler ve iktidar milletvekilleri neredesiniz. Hani samsun ve Samsunlular adına bu olaylara karşı sesinizi ve tepkilerinizi hiç duyamaz olduk. Medya önünde ojeli beyanatlarla bol, bol şov yapılıyor. Halkın karşısında ise, doğrular konuşulmuyor.

Milleti aldatma politikalarını bir tarafa bırakarak doğruları konuşmaya ne zaman başlayacaksınız? Bu konularda bu ilde yaşayan vatandaşlar olarak bizimde bilgi sahibi olmamız yasal bir hak değil mi? Veya bilgilendirmek görevleriniz değil mi? En önemlisi de bu santrallerin ne ile çalıştırılacağı konusunu unutmayalım. Demek ki, Samsun bir veya birkaç rantiyecinin ali menfaatleri için gözden çıkarılmış termik santrallar üssüymüş..

/Necati YUSUFOĞLU
24 Aralık 2014

23 Aralık 2014 Salı

Köy Öğretmenleri

Samsun’da Milliği Eğitimin acınası haline rağmen bazı güzellikleri de görmezden gelmeyelim. Misal, Dilek Livaneli’nin başarısı küçümsenebilir mi? Dünyanın 50 başarılı öğretmeni arasında gösterilerek hem ailesine ve hem de bizlere büyük bir gurur yaşatmıştır. Dilek Livaneli kadar büyük bir başarıya imza atmamış olsalar da Samsun’da eli öpülesi çok öğretmenimin olduğunu bilmekte huzur veriyor insana. Ve inanın bu öğretmenlerin varlığı, eğitimdeki başarı sıralamasında çok gerilere düşmüş olmanın ezikliğini bir an için de olsa unutturuyor.

Bir dostum geçenlerde elime Gökçeçakmak İlköğretim okulunun yıllığıyla ilgili bir dergi tutuşturdu. Gökçeçakmak köyünü Samsun’a içme suyu sağlayan Çakmak Barajı’nın kurulu olduğu yer nedeniyle bilirim. Bu köyle ilgili bir başka bilgim de Samsun’da organik tarımın başladığı köy olmasıdır. Ama bu okul günlüğünü görünce gazeteciliğimden utandığımı bile söylemeliyim. Yayın estetik açıdan çok güzel olmuş ama asıl önemlisi içeriği muhteşem.

Yayını incelediğimde “Benim ülkem de ne güzel insanlar varmış” diye geçti aklımdan. Kendilerini “Kayıp Köyün Muallimleri” olarak tanımlayan bu köy öğretmenleri o yayında, bir gurup köy öğretmeninin “Yaşadığım yeri cennet yapmadığın müddetçe; kaçtığın yer cehennemdir” felsefesiyle okullarını ve köylerini bir cennet bahçesine dönüştürme gayreti konu ediliyor. “Herkesin kendine göre bir dağı vardır ve herkes kendi dağında yaşar mevsimleri” diyor bu köy öğretmenleri.

Yaşadıkları yeri cennete çevirme gayretindeki bu güzel insanlar, o köye nasıl atandılar bilmiyorum.
Ama şundan eminim, müdüründen diğer idarecilerine kadar Gökçeçakmak Köyü İlköğretim okuluna atama yapılırken kendilerine ‘Voleybol topunun ağırlığı’ sorulmamıştır. Samsun’da eğitim düzeyi sürekli geriliyor ve iyileşme umudu da belirmiyorsa, yapılacak olun şudur aslında: Atamaları “Benim sendikamın üyesi ya değil” gibi kriterlerle yapmayacağız.

Bu kadar basit olan bu ilkeyi unuttuğumuz zaman “Atatürk’ün şehri Samsun’u” Türkiye’nin başarı sıralamasında 30. sırada aramayla, 50. sırada arama arasında bir fark kalmaz. Yaşım gereği Köy Enstitülerini göremedim ama Köy Enstitüsü mezunu çok öğretmen tanıdım. Gökçeçakmak Köyünün öğretmenleri bana onları hatırlattı. İçim ısındı.

/Ragıp GÖKER
23.12.2014

Samsun Dünya Şehri Olacakmış

Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz “2019’da Dünya Şehri Olacağız” demiş. Helal olsun başkana. En azından hayalleri büyük… Gerçi bizde bir söz vardır, hani derler ya “Hayal ile yaşayanın ensesine bir tokat” diye. Aynen öyle işte… Bu güne kadar Samsun’un dünya şehri olması için çok çaba harcanmış. Başkan öyle diyor.

Yusuf Ziya Yılmaz kaç yıldır bu şehri yönetiyor? 15’i geçti değil mi? Bunca zaman zarfında Samsun Dünya Şehri olabilmek için hangi adımları attı? Şunları bir açıklasalar biz de öğrensek. Ve de bu işler kaç liraya gerçekleştirildi? Sahi Yılmaz göreve geldikten sonra Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin gelirleri ve giderleri ne kadar oldu, gelirler nereden sağlandı giderler nerelere harcandı? Var mı bunları açıklayabilecek bir yiğit? Yok mu?

Hani Samsun yiğidin harman olduğu yerdi… Aklıma gelmişken; Dünya Şehri olacak Samsun’da iki yıl önce  dere yataklarının akışı değiştirildiği, derelerin önüne yol yapıldığı için can veren insanları unutacak mıyız? Öyle ya bunlar ortadayken nasıl olur da dünya şehri olabiliriz değil mi? Haydi unutalım geçmişi… Sevinin Dünya Şehri oluyoruz…

(…)

/İsmail BAŞARAN
23 Aralık 2014

21 Aralık 2014 Pazar

Hovardaca


Bu yönetim bize gider ayak bunu da yaşattı, gösterdi ya, helal olsun…  Samsunspor tarihinde bir ilktir bu yaşanan… Mbılla mevcut yönetimin başındaki isme  “çok kötü bir insan ve yalancı”  yakıştırmasında bulundu… “Ya o,ya ben” dedi… Restini çekti,postasını koydu… Ne hazindir ki iki taraftan biri protokol tribününde, diğeri de sahadaydı… Ne günlere geldik, kimlere kaldık ?
***

Erhan hocanın Recep Niyaz sevgisini, Adiloviç kaprisini anlamakta zorluk çekiyorum… Diyeceksiniz ki “sen de Recep’e takmışsın birader”… Maç boyunca gözüm üzerinde bir  olumlu iş yapsa şu yazıları yalayıp yutacağım vallahi de billahi… Her maç bunu takıma kakanların kulaklarını çınlatıyorum… Hadi hoca göremiyor, yardımcıları da mı tavuk karası modunda? 70 dakika bu adama nasıl sabredilir? Helal olsun…
***

İki takım hedefe gitme yolunda önemli bir viraj maçına çıktı… Alınacak bir galibiyet puan sıralamasındaki konumlarını olumlu manada değiştirecekti… Kısaca sonucu  merak edilen maçın önem derecesi bir hayli yüksekti… Sahadan mutlu ayrılan taraf oldu Demirspor… Maça etkili başlayan Samsunspor iki önemli pozisyon üretmesine karşın golü bulamadı… Musa’nın şutunda Taha kale içerisinde adeta savunma oyuncusu gibi davrandı, golü engelledi,  bir dakika  sonra bu kez  Şaban benzer bir pozisyonda topun filelerle buluşmasına izin vermedi…

Futbolun altın kurallarından biridir  “Atamayana atarlar” sözü… Kalesinde iki önemli vartayı kayıpsız atlatan güney temsilcisi ani geliştirdiği ataklarda tehlikeli olup sonuç almasını bildi… Kronometre 23. Dakikayı gösterirken kornerden gelen topu Yiğitcan kafayla tamamlayarak takımını öne geçirdi… Skoru yeniden eşitlemek adına gösterilen çaba etkisizdi… Zira rakip yabana atılmayacak kadar çetin cevizdi…

Kalabalık savunmayı aşma adına akılcı, kombin ataklar üretme becerisi gösterilemedi… Adiloviç’in direkte patlayan topu dışında… Samsunspor  gurbette zor bela kazandıklarını  evinde hovardaca harcamaya devam ediyor… Maçın hakemi için evlere şenlik bir yönetim gösterdi desem haksızlık yapmış olmayacağım… Üzerinde bir tek mavi lacivert forma yoktu… İki takımında net penaltısını vermedi…

/Resul AKÇAY
21.12.2014

Köylüye Anlatmadınız.. Mahalleli Olmak 'Pahalı İştir'..

Büyükşehir Yasası'na kökten karşı olanlardanım.. Daha önce şimdi Diyarbakır Valisi olan Hüseyin Aksoy ile konuyu konuştuğumuz da 'çok sıkıntı olacak gözüküyor' demişti... Ama ben sıkıntıyla sınırlı kalacağını sanmıyorum.. Özellikle köyler yangın yerine dönecek.. Hatta 'mahalleli olduğuna' bin pişman olacak.. Ve böyle giderse ve düzeltilmezse; bana göre AK Parti'nin bugüne kadar yaptığı en büyük stratejik bir hata olarak ortaya çıkacak.. Sandığa da yansıyacak..

İstanbul, Ankara, İzmir veya Kocaeli gibi sanayi olarak gelişmiş illerde belki sıkıntı olmayacak, gelir düzeyleri yüksek ve zaten Büyükşehir olarak yönetiliyor olabilir.. Ama nüfusunun yarısına yakını köylerde yaşayan Samsun için bu mümkün mü?.. Biz evimizin önündeki çöp konteynırı 5 metre ileriye gitse, serzenişte bulunurken, çöp konteynırını köyünde hiç bir zaman görmemiş köylü, bizimle aynı su parasını öder mi?.. Alt yapısı olmayan kanalizasyonu köy meydanının ortasından akan köylü alt yapı gideri olarak çevre temizlik vergisi neden ödesin.. Allah'ın dağından aylarca çalışıp, boruları birbirine kavuşturup, yeri geldiğinde kütükleri oyup içini su yolu yaparak, köyüne su getiren adam, anlar mı senin 'SASKİ su sayacından'..

Bunların hepsini bir yere bırakın.. Samsun Büyükşehir Belediyesi ekip olarak zaten tüm ilçelere ve köylere hizmet götürebilecek kabiliyette değil.. Daha şimdiden paralar suyunu çekti edebiyatı yapılıyor.. Samsun'da sorunlar dağ gibi birikmişken kimin aklına gelir Terme'nin, Ayvacık'ın, Vezirköprü'nün Alaçam'ın dağ köyüne giden yolu.. Kış gelir yollar kapanır siz o zaman seyredin işin seyrini..

İl Özel İdare'nin gece gündüz demeden çalışan aslanları gibi bir ekip ruhu nasıl oluşturulacak ki.. Şehir içinde Pelitköy'e kar yağdığında çıkamıyoruz, kim düşünür Nebiyan Dağı'nın yolu kapandı mı, kapanmadı mı diye..

Şimdi SASKİ diğer ilçelerden sonra Terme'de köylere ateş gibi düştü.. Faturaların sıfırı bir hayli fazla.. Binlik, 4 binlik faturalar var.. Köylü perişan bile değil.. ŞAŞKIN.. Peki siz şimdi köylüye mahalleli oldunuz böyle oldu dediniz de, acaba 30 Mart seçimleri öncesi 'SASKİ böyle yapar'.. Şehirde oturanla bir farkınız kalmaz dediniz mi?..

Ne dedi Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz, tesadüfen Kavak'taki mitingde dinledim.. Kendisini eleştirenleri ve 'türevlerini' eleştirirken; "Bizi ayırmayın (Kavak Belediye Başkanı İbrahim Sarıcaoğlu'ndan bahsediyor) birlikte seçin. Köyünüze hizmet getirmemiz için bize destek olun. Sandığa gittiğinizde Samsun'da yaptıklarımızı düşünün. Buralara da neler yapabileceğimizi bilin".. Ya da benzer sözler.. Doğrusu mangalda kül bırakmamıştı.. Mangalda yine kül yok.. Ama bu kez hizmetten değil.. SASKİ faturalarından..

Vatandaş yangın çıksa su kullanalım mı diye düşünecek noktaya geldi.. Hayatında 4 bin lirayı bir ayda kazanmak nasip olmamış köylü, mahalleli oldu diye tek faturada '4 bin lira ödeyecek'.. Neymiş birikmiş..Neymiş 1 yıldır tahsilat yapamamışlar.. Neymiş 'artık mahalleli olmuşlar'.. Neymiş çevre temizlik vergisi de vereceklermiş'.. Neymiş SASKİ.. Neymiş köyün adının mahalle olmasıyla 'köy mahalle olmuyor'.. Sadece faturalar 'şehirden' geliyor.. Büyükşehir’e hoş geldin ‘Mehmet amca, Ayşe teyze’.. Buralarda hal böyle..

/A.Yener CABBAR
21 Aralık 2014

Çiftlik AVM ve Çiftlikteki Ara Sokaklar…

Çiftlik AVM, galiba bitti. Buradaki eksiklerin zaman içerisinde tamamlanacağını sanıyorum. Samsunda yapılan güzel şeyleri beğeniyoruz, gördüğümüz eksikleri yazıyoruz ve eleştiriyoruz. Bunu neden yapıyoruz? Tabi ki eksiklerin giderilmesi için. Hep eksikler üzerinden hareket etmemeye dikkat ediyoruz. Ama eksiklerinde söylenmesi ve yazılması lazım. Ne yapalım, demokrasi böyle bir şey, iktidarda olanlar yapacak, kentte yaşayanlar ve muhalefette olanlarda gördüğü eksikleri söyleyecek. Bu eleştirilere kızanlar için yeni bir demokrasi yaratamayacağımıza göre bununla idare edeceğiz.

Çiftlik AVM’yi ben, daha başka türlü düşünüyordum ama ne yapalım, her şey bizim istediğimiz gibi olmuyor. Çiftlik dediğimiz Samsunun en işlek caddesinin, AVM oluşunda, şu ana kadar yapılan, Çiftlikten geçen trafik kaldırıldı. Ancak, gerek orada iş yeri olanların ve gerekse Çiftlik AVM’ de gezinti yapmak için gelenlerin, oto park ihtiyaçları düşünülmedi.

Her şey bir yana, Çiftliğin ara sokaklarına bayılıyorum, hele çay ocaklarının bulunduğu, gençlerin oturduğu kâffelerin bulunduğu sokaklar sanki şenlik yeri gibi oldu. Çay ocakları, lokantalar, Kâffeler, dükkânlar, iş yeri sahipleri işyerlerinin önlerine masalarını çıkarmışlar, insanlar oturuyor, gençler cıvıl cıvıl tavla oynuyor, sohbet ediyor ve kafa dinliyorlar. Bu durumdan şikâyet eden esnaf var mı bilemiyorum. Ama bildiğim ve gördüğüm şey, çiftlik deki ara sokakların halı hazırdaki halinin çok güzel olduğu.

Geçenlerde ara sokaklardan birinde iş yeri olan bir esnaf, çiftliğin ara sokaklarındaki bu masa ve sandalyelerin kaldırılacağını anlattı. Anlam veremedim, yanlış anlamış olabilirsiniz dedim, bu güzellik neden kaldırılsın ki dedim ama hayır hocam, 01 Ocak 2015 den itibaren bu ara sokaklardaki bu şenlik bitecek dediler. İnşallah doğru değildir.

Çiftliğin ara sokaklarındaki esnafın işi eskiye göre biraz düzelmişti, işsizliğin % 10’ları geçtiği bir ülkede, esnafın düzelmiş işine böyle engeller koymanın ne manası var diye düşündüm. Buna eskilerin tabiri ile kaş yapayım derken göz çıkartma derler. Temennimiz, çiftliğimizin ara sokaklarının bu güzel havasını bozulmamasıdır.

/Tekin AKIN
21 Aralık 2014

20 Aralık 2014 Cumartesi

Samsun Gündemi Değişmiyor

Bir haftanın üzerinde Samsun’da değildim. İstanbul ve Ankara’da dolandım biraz. Dönünce gazeteleri başkan sona taradım. Gördüm ki Samsun gündeminde pek değişiklik yok. Samsunspor ve Büyükşehir Belediyesi’nin yapması gerekip de yapmadıkları. Ha bir de yine Samsun’da eğitimin içler acısı durumu.

Samsunspor bir türlü rayına oturmuyor. Neden? Paralı başkan bulunamıyor da ondan. Eskiden kalma borçlar sıkıştırıyor. Herkes eski borçlardan bahsediyor da o borçların nasıl ve kimler tarafından neden yapıldığı, alınan ve oynatılmayan futbolcuların nasıl geldiği ve nasıl gittiği sorgulanmıyor bile.
Sorgulansa da kimsenin umurunda olmuyor.

Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin ve İlkadım Belediyesi’nin Cadde AVM çevresinde otopark yapıp yapmaması veya ne zaman ve nasıl yapacağı konuşuluyor. Kimse bu başkanlara “Burası düzenlenirken neden bunu düşünmediniz, öncelikle neden o otoparkları yapmadınız, bu işte bir proje hatası mı var eğer varsa bu hatayı yapanlar hakkında ne gibi bir işlem yapıldı diye sormuyor.

Samsun’da eğitimin sıraların altına düşüp yerlerde sürünmekte olduğundan kimse bahsetmiyor da Vali İbrahim Şahin “Düzeltin bu işi” diye talimat verdiğinde gündeme geliveriyor durum. Torpil nedeniyle bazı okullara dört yıl okumuş insanlar dururken neden iki yıllıkları atadınız diye sormuyor. Yani ilgililer ve de yetkililer gibi ilgisiz ve de yetkisizler de ha bire konuşuyor Samsun’da. İş üreten ve sonuca giden ya çok az ya da hiç yok. İşte bunları konuşuyoruz sürekli… Gündemimiz bu…


2015’e Hazır Olanlar

Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz Samsun’un 2015 yılına hazır olduğunu söylemiş. Ve de bu söylem ücretsiz bastırılıp dağıtılan Tramvay risalesinin manşeti oluvermiş. 2015’de ne var? Seçim var. Peki, bu seçimde Yusuf Ziya Yılmaz’ın adı milletvekili adayları arasında geçiyor mu? Geçiyor.

O zaman sanırım bu haberler ve de bu risale bir amaç için neşrediliyor. Amaç Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin faaliyetlerini kamuoyuna duyurmak değil gibi geliyor bana. Gündemde kalabilmek için sen gazete bastıracak sonra da binlerce gazeteyi ücretsiz dağıtacaksın. Diğer aday adaylarına haksızlık olmuyor mu?

Bana kalırsa oluyor. Bu risale kaç liraya kal oluyor? Samsun halkının kaç lirası bu risale için harcanıyor? Bunun hesabını neden kimse vermiyor? Oysa o paralarla Samsun’a acaba ne kadar yatırım yapılır bilen var mı?
(..)

/İsmail BAŞARAN
20 Aralık 2014

18 Aralık 2014 Perşembe

Elde Var Sıfır !

Oldum olası "Laf olsun, torba dolsun" gibi bir anlayışa sinir olmuşumdur... Yerel gezetelerden birinde, doğru ya da yanlış bilemiyorum, Samsunspor teknik direktörünün Türkiye Kupasını arzu ettiği yönünde bir açıklaması vardı... Kupanın ikinci maçına da ligde şans vermediği oyuncularla çıkan bir teknik adam için, şayet böyle bir açıklama yaptıysa, "söylemiyle icraatı birbirini tutmuyor" diyebiliriz...

Eğer söylememişse, o gazetenin okuyucularının yalandan öteye gitmeyen bir haberi yazanı eleştirme hakkına sahiptir... Sonuçta iki olasılıktan biri yanlıştır... Ama kandırılmaya çalışılan tektir... Adı da "futbolsever" dir.. Bu durum hiç de iç açıcı değildir...

Bir topu direkten dönen, rakibine karşı etkin oynayan Samsunspor kalesinde öyle goller gördü ki evlere şenlik! Üçüncü golü saymıyorum... Düdüğünü duvara asmaya hazırlanan bir hakem olarak Yunus Yıldırım'ın ikramıydı, ancak ilk iki golde yapılan hataları amatör takımlar bile yapmaz diye düşünüyorum... Oysa maça etkili başlayan taraftı Samsunspor... Bir topu direkten döndü... Gol için rakip kaleye çullandı...

Ev sahibi ekibin kullandığı köşe vuruşunda kale içine inen topu sayıya çevirip öne geçti... Gole aldırış etmeyen kırmızı beyazlılar ilk fırsatta skorda dengeyi sağlamayı bildi... Çok geçmeden, ilk gole benzer bir hata yeniden tekrarlanınca ikinci kez geriye düşüldü... Film burda koptu zaten...

Maçın sonuna kadar sahada "bitse de gitsek" anlayışıyla, ne oynadığı, ne yaptığı anlaşılmaz bir takım vardı... Türkiye Kupasında görünen o ki sıfır çekme yolunda gidiyoruz... İnşallah Lig'de böyle bir durum yaşamayız...

Son sözüm ve sitemim Mersinli taraftarlara... Mersin İdman Yurdu'nun terbiyesiz, ahlaksız taraftarının maç boyunca coşkulu küfürlerini umarım maçın temsilci ve gözlemcileri kayıtlara düşer... En azından para cezası, ya da tribün kapatma cezası almaları sağlanır... Bu ne öfke, bu ne kin ? Anlamak mümkün değil...

/Resul AKÇAY
18.12.2014

(Ekip Gazetesi)

Millî Duruş Ve Sağduyu

1980 öncesi Samsun-Ordu bölgesindeki sağ-sol çatışmalarını ele aldığım Vebal  romanımda, “Fikir ayrılığı yüzünden girmiyor insanlar bu korkunç çatışmaların içine, devletin içine sızmış görünmez eller var.” fikrini sunmuştum milletimin sağduyusuna. Tarihin bu acı sayfası içinde rol alanlar, bugün pişmanlıklarını dile getiriyor. Pekiyi bugün neler oluyor? Bakalım:

Gazeteciliğine hayran olduğum değerli dostum Necdet Uzun’un şu tespitine dikkat(!) “Samast, jandarma bölgesinde yakalandığı halde, neden Samsun Emniyet Müdürlüğü'ne götürülmüştü? Ogün Samast'ın, Atatürk imzalı ve Türk Bayrağı zeminli "Mevzubahis vatansa   gerisi teferruattır." sözlerinin yazılı bulunduğu takvimin önünde çekilen fotoğrafı, Ergenekon kurgusunda mı kullanılacaktı? Ne tesadüftür ki Dink Cinayeti Davası'nın Cumhuriyet Savcısı da Muammer Akkaş'tır. Cinayeti, "Darbe davaları" ile ilişkilendirmek kolaydı. İşin içine "Derin ilişkiler" ile gündeme gelen Veli Küçük de yerleştirilince cinayetin milliyetçiler-ulusalcılar tarafından işlendiği algısı tutacaktı. Olayın görünen azmettiricisi Yasin Hayal’ in, Samast'a yanına "Türk Bayrağı al" demesi ve Samsun'da yakalanacağını önceden söylemesi çok şeyi anlatıyor aslında.”  Bu yazıyı okuyunca ürperdim adeta. Devlet içinden çatışma üretme planları yapıldığının net açıklaması sanki. Buna karşı çözüm ne? İktidarıyla muhalefetiyle millî duruş sergilemek ve tartışma konusu edilemeyecek yargı ve kolluk gücüyle geçmişteki karanlık senaryoların benzerlerinin sahnelenmesini engellemek.

Çatışma körükleyici tartışmalara da dikkatli bakmak lazım. Okullarımızda eğitim, bilgi kullandıran müfredatlarla yapılmıyor. Kullandırılmayan bilgiler unutulduğu için boşa zaman harcanmış oluyor. Uluslararası sınavlarda başarısızlığımız bunun açık göstergesi. Bu temel sorunu çözmeden  sürekli ders koymak, tepki getiriyor. Çatışma üreticiler de bundan yararlanıyor. Örneğin Osmanlıca tartışmaları… Bunu ortaya atanlar, sözünü ettiğim temel sorunla ilgili neden hiçbir öneri getirmedi. Acaba amaç, çatışma körüklemek miydi?  Bunu da düşünmeden edemiyorum doğrusu.  Biz halk, tasavvuf edebiyatı ürünlerini olduğu gibi yüksek zümre(divan) edebiyatı ürünlerini de Latin harfleriyle işledik edebiyat derslerinde.  Eski alfabeyle işleseydik bir şey fark etmezdi hatta daha iyi olurdu. Sorun bu değildi.  Neydi? Çocuklarımızı etkinlik içinde eğitmeyip bilgi bombardımanına tuttuğumuz için eski edebiyatımıza ne gerek var gibi tepkilerle karşı karşıya geldik. Sorun eski dilimiz, alfabemiz,  kültürümüz değil sistem sorunuydu yani.

Değerli hemşehrim Başbakan Yardımcısı Sayın Numan Kurtulmuş,  Cemil Meriç Hocanın     “Uzun yıllar uğraştığımız halde Fransızca öğretemedik, kendi dilimizin başka bir harfte yazılma şekli olan Osmanlıcayı öğretseydik bugün herhalde herkes Osmanlıcayı öğrenmiş olurdu.”  sözüne dikkat çekiyor  ve  şunları ekliyor:  “Osmanlıca dediğimiz, Japonca, Fransızca ya da Rusça değildir. Bu milletin yıllarca konuştuğu bir lisandır. Türkçemizin, başka bir alfabeyle yazılmasıdır. Yunus Emre'nin dilidir, Namık Kemal'in dilidir, Atatürk'ün kullandığı ve yazdığı dildir, eğitim gördüğü dildir. Dolayısıyla, bunu bir polemik meselesi haline getirmeyelim.”  

İşte size millî duruş(!) Polemik üretmeyelim,  iktidarıyla muhalefetiyle ortak akılla hareket edelim.  Sorunun temeline inelim: Yani sistemi sınıf ortamından iş ortamlarına sokalım ve bilgileri zevkle kullandıra kullandıra verelim ki çatışmacılar fırsat bulamasın.  Olan iktidarlara değil, millete oluyor sonunda; sağduyuyla millî duruşlar sahnelemek gerek.   Halk tarih boyunca sahip çıktı  millî duruşa, yine sahip çıkacaktır. Ders alalım tarihten.

Allah, yüce milletimizi karanlık zihniyetlerin şerrinden korusun!

/Zati ÜRER
18.12.2014

16 Aralık 2014 Salı

Müze Geleneği…

Müzelerimiz sayesinde, geçmişimizi yaşarız, geçmişimizle yüzleşiriz, geçmişte yaptığımız güzel şeylerle öğünür ve yanlışlarımızın altını çizme olanağını buluruz. Müze değince aklımıza sadece tarihi eserlerin sergilendiği yerler geliyor ama aslında İnsanoğlunun geçmişinin arşivlendiği yerlerde müzelerimizdir. Buralar sayesinde, insanlığın gelişimini izleme olanağı buluruz.

Cumhuriyet tarihimizde, aydınlanma projesi olarak adlandırılan Köy Enstitüleri ile ilgili arşivlenmiş bilgileri okurken ve incelerken, hakikaten Cumhuriyet devrimleri, en önemli atılımını bu medeniyet projesi dediğimiz, Köy Enstitüleri ile yapmıştır. Aydınlanma projesinin önemli bir ayağı olan Köy Enstitülülerinin, okul binalarını keşke müze haline getirebilseydik diye düşünüyorum. O Okulların binaları, Öğretmen okulu olarak kullanılmaya başlandığından bu yana, o binalardaki Köy Enstitü dönemlerine ait izlerin yok olduğunu hüzünle izliyoruz. Bu bizim müze geleneğimizin olmayışının sonuçlarıdır.

Ülkemiz Eğitim sisteminde, piyasanın yardımcı elemanını yetiştirme görevi dışında, Sanayimize, pratiği olan Mühendislerin yetişmesine de alt yapı olmuş, Eski adı ile Sanat okulları da unutulmaya yüz tutmuş, yok olmaya yüz tutmuş okullardır. Müze geleneğimiz olsaydı, bu okullarımız, geleceğe ışık tutabilecek bilgilerin saklandığı birer eğitim müzeleri halinde, bu günkü meslek eğitim sistemimize kaynak olurlardı. Bunu da beceremedik.

Sanat Okullarının yok edilmesinden sonra, sırada Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen okullarının yok edilmesi vardı. Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulları o dönemlerde, ülkemiz sanayisini yönlendiren önemli elemanlar ı yetiştiren okullar idi. Endüstri Meslek Liselerine Öğretmen yetiştirmek için kurulan Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulları mezunlarının, öğretmenlik dışında, sanayimize de katkı yapabileceğini gören o dönemin iş adamları, Erkek Teknik Yüksek Öğretmen okulu mezunlarını, okullardaki öğretmenlik görevlerinden alarak sanayiye kazandırmışlardı. dönemde sanayide önemli görevler alan Teknik Öğretmenlerin nasıl yetiştirildikleri de tarihin tozlu raflarında kaybolmuşlardır. Onu da beceremedik.

Müze geleneğimiz olmadığı için, Sanat Okulları, Endüstri Meslek Liseleri ve Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu unutulan kurumlar haline getirildi. Bu süreç, Köy enstitülerinin kapatılması sürecine çok ama çok benzemektedir.              

Liselerimizden Edebiyat bölümü mezunu olan çocuklarımızdan, Makine Mühendisi, İmam hatip mezunlarını, her mesleğe alt yapı okulları olarak gören bir eğitim sistemimiz var. Meslek Liselerinde, Makinelerin içerisinde yetişmiş, pratiği ve el melekesi olan çocuklarımız, 2 yıllık Meslek yüksek okullarında yok edilmişlerdir. Endüstri Meslek Lisesinde yetişmiş bu çocuklarımızdan, Edebiyat Öğretmeni yetiştirmeyi, eğitimde reform sandık.

Keşke müze geleneğimiz gelişmiş olsaydı, bu okulları günün şartlarına göre geliştirip, bu günün eğitim reformcularına sunabilseydik.

/Tekin AKIN
16 Aralık 2014

At Hırsızı Tövbe Edince Ne Olur

Bir hırsız geceleri at çalıp satardı. Ömrünü böyle hebâ ederdi. Bir defâsında da, bulunduğu şehrin en büyük âlimi ve evliyâsının atını çalmak için ahırına girmişti. Tam atı çözüp götüreceği sırada, ahırın duvarı yarılıp, içeriye bir nûr yayıldı. Bu nûr içinde, iki nûr yüzlü zât gözüktü. Hırsız bu hali görünce, kendini hemen at gübrelerinin arasına atıp gizlendi. Korku ve telaş içinde boğazına kadar gübre içine gömüldü.

Bu sırada yarılan ahırın diğer duvarından daha parlak bir nûr gözüktü. Bu nûr arasında da, o zamânın kutbu, en büyük velîsi olan ev sâhibi çıktı. Öncekiler onu görünce hürmet göstererek selâm verdiler. Ev sâhibi diğerlerine niçin geldiklerini sorunca; – Falan evliyâ arkadaşımız vefât etti. Onun yerine kimi tâyin edeceğiz? Size arzetmek istedik, dediler.

Atların sâhibi olan zât; – Onun yerine, at hırsızını tayin ettik, dedi.

Soran iki zât da evliyâ olup ricâl-ül-gayb denilen velîlerden idiler. At hırsızlığı yapmaya gelen kimsenin, gübreler arasına gömülüp saklandığını biliyorlardı. Hemen yanına varıp, onu gübreler arasından çıkardılar, gönlünü alıp, tebrik ederek kucakladılar. Atların sâhibi ve zamânın kutbu evliyâ zâtın da yanına gelip, elini öptüler. Sonra hep birlikte vefât eden arkadaşlarının cenâzesini kaldırmaya gittiler.

Abdullah-ı İlâhî, sohbetinde bulunanlara bunu anlattıktan sonra şöyle dedi:

“Şimdi at hırsızlığı yapmaya giden kimse, nasıl bir çalışma yaptı da ricâl-ül-gayb denilen evliya arasına girdi? diye bir sûal hâtıra gelmesin. Çünkü o zavallının gübreler arasında mahcûbiyetinden ne kadar zorluk ve ne kadar pişmanlık çektiği bellidir. Kurtuluş yolu kalmadığını kesinlikle anlayınca, at çalmak üzere harama yönelişinden dolayı bütün kalbiyle pişmân olup, o zamana kadar yaptığı işlere öyle bir tövbe etti ki, işlediği kötü işlerden gönlü temizleniverdi. Allahü teâlâya yönelip riyâzet çeken kimseler, onun o anda yaptığı tövbeyi nice seneler yapamaz.”

(…)

Yıllar Önceki Yılmaz

Ragıp Göker dünkü yazısında Yusuf Ziya Yılmaz’ın bir fotoğrafı üzerinden “Keşke dememek için” ne yapmak gerektiğini yazmış. Yılmaz’ın, Kenan Şara’nın ölümü sonrası bir fotoğrafına takmış. Yılmaz çömelmiş düşünüyor…

Ragıp kardeşime bir anımı hatırlatayım. Yıllar öncesine Yılmaz 19 Mayıs Üniversitesi’ne kalp ağrıları için apar topar getirilmişti. Burada hemen anjiyo yapılmıştı kendisine. Kaç damarı tıkalıydı kaçı açılmıştı, açıklarsa kendisi açıklar elbet.

Bendeniz de “aleyhinde yazılar yazmak başka sağlık sorunu yaşaması başka” diye düşünüp o hastane odasına geçmiş olsun demeye gidenlerdendim. Yüzünde hiç de “melekleri görmüş ve nadim olmuş” bir insan edası yoktu. Gördüğüm yine “içinden pazarlıklı” bir yüz ifadesiydi.

Kısaca orada bile oynuyordu. Ragıp Göker, fotoğraf anlatıyor şimdi bana. “Keşke” dememek için diye de devam ediyor. İt izinin at izine karıştırıldığı bu ülkede artık kime rahmet okuyacağımızı bile şaşırdık vallahi…

/İsmail BAŞARAN
16 Aralık 2014

İsimler Hususunda Belediyeye Teklif

Terme; yalnızca Amazon efsanesi, pirinç, pide, kavak ve güreşçilerle anılmamalı. Terme; edebiyat, sanat, ilim alanında kıymetli eserler vermiş değerli kültür, sanat ve bilim adamlarıyla da bilinip ilgi çekmeli ve sevilmeli. Çünkü bir şehir, kendisinin yetiştirdiği şair, yazar, sanatçı, ilim ve fikir adamı oranında güçlü ve zengindir.

Termelilerle çok kıymetli şahsiyetler arasında bir ünsiyet, bir aynileşme gerçekleşmeli. Yazar, şair, sanatçı ve ilim adamlarımız yeni nesillere ilham kaynağı olmalı; empatiyle birlikte kültür, edebiyat ve ilim sahasında bir sinerji, bir özgüven meydana gelmeli.

Terme’de yaşamış Hababam Sınıfı roman ve filminin yazarı Rıfat Ilgaz, Cumhuriyet döneminin en önemli şairlerinden Turgut Uyar ve Hilmi Yavuz ile Termeli Rahmi Özen, Senai Demirci, Ziya Behlül (Servetifünun dergisi şair ve yazarı) ve Metin Kökten gibi tanınmış çok kıymetli yazar ve şairlerimize, ünlü sinema sanatçımız Mehmet Aslantuğ ile devlet sanatçısı müzisyenimiz Ertuğrul Sevindik’e; Prof Dr. Seyfullah Çevik, Prof. Dr. Mehmet Beşirli, Prof. Dr. Ömer Aydın, Prof. Dr. Halil Başar, Prof. Dr. Muharrem Dinçer gibi Termeli birçok değerli ilim adamına, şehitlerimize bir vefa örneği olarak Samsun ve Terme Belediyesi tarafından sokak, cadde, park, köprü, üstgeçit, kültür merkezi ve okul gibi yerlere isimlerinin verilmesini teklif ediyorum.

Gazetemizin çok kıymetli yazarlarından Yazar-Şair Zeki Ordu Hocam, bu konu hakkında köşesinde çok önemli bir yazı yazmıştı: “O kadar köprü varsa ve onlara bir isim verilmesi isabetli olmaz mı? Şöyle Terme’ye has bir isim. Her yanıyla Teme kokan bir isim. Yer ismi mi olur, kişi ismi mi olur bilmem. Ancak her köprünün bir ismi olursa her adres tarifinde Terme’nin bir tarafı daha söylenir. (…) Mesela “Ziya Behlül Köprüsü” nasıl olur. Terme’nin kanaat önderlerinden birinin ismi olabilir. Turgut Uyar, Hilmi Yavuz ve daha nice kültür ve sanat ehlinin isimleri olabilir. Hatta “Cüneydi Bağdadi” köprüsü dahi olabilir. Mesele anlamlandırmak. Bir yönüyle Terme kültürünü halka yaymak. Yoksa orada duruyorlar kendi başlarına ve kimseye de bir zararı yok.” (Bilgi Gazetesi, 25 Haziran 2014)

90 yıl önce Terme’de ilkokulu bitirmiş olan Hababam Sınıfı roman ve filminin yazarı Rıfat Ilgaz’ın ismi, “Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi” olarak yaşatılabilir.(Babasının mezarı, Yeni Camii’nin altında kaldığı için o taraflarda bir köprü veya sokağa da ismi verilebilir.)

Dünyaca ünlü Şair-Yazar Turgut Uyar, bir dönem Terme Askerlik Şubesi’nde subay olarak görev yaptığı için orada bulunan parka “Turgut Uyar Parkı”, yahut Terme’nin en eski köprüsüyle ilgili şiiri olduğu için “Turgut Uyar Köprüsü” ismi çok münasip olur. Ünlü şair-yazar-gazeteci Hilmi Yavuz, Terme Cumhuriyet Meydanındaki saat kulesinin yerinde bulunan Terme İlkokulundan mezun olduğu için saat kulesine veya meydana “Hilmi Yavuz” isminin verilmesi çok şık olur. (Terme Halk Kütüphanesi’ne de ismi verilebilir.)

Ahmetbey Köyü’ne adını veren kişinin oğlu olan ve o köyde doğan (mezarı Ünye’de bulunan) Servetifünun Dergisi şair-yazarı Ziya Behlül’ün adının oradaki bir okul, cadde ve sokağa veya Terme Lisesi’nin arkasındaki köprüye verilmesi, güzel bir vefa örneği olur.

Altmıştan fazla esere imza atan, Çanakkale, Hekimoğlu Efsanesi, Debreli Hasan eserleriyle bilinen meşhur yazarımız Baha Rahmi Özen’in ismi, bir yere yaşarken verilmelidir. Onlarca esere imza atan, televizyon programcısı Dr. Senai Demirci ile sinema sanatçımız Mehmet Aslantuğ’un ismi, mezun olduğu Terme Ortaokulu veya Terme Lisesi’nin yanında bir yerde (en azından bir kütüphanede) olmalıdır. Terme’de doğup 5 yaşına kadar burada yaşayan Ozan Arif’in ismi Fiskobirlik Caddesinde bir sokağa verilebilir.

Terme’de karayolu üzerinde yapılan üstgeçitlere de Ordu ve Giresun’da örnek bir şekilde olduğu gibi, isimleri bir yere verilmemiş Termeli şehitlerimizin veya evliyaların adlarının verilmesi, çok hayırlı ve takdire şayan bir davranış olur. Mehmet Nuri Yardım’ın da ifade ettiği gibi “Şair ve yazarlarımızın isimlerinin caddelere, sokaklara, kültür merkezlerine ve okullara verilmesi hem bir vefa borcu hem de doğru ve gerekli bir davranıştır. Çocuklarımız, gençlerimiz edebiyatçılarımızı böylece daha yakından tanıyabilir.”

“Amazon”, “Fenk” gibi yabancı kültürleri çağrıştıran isimlerle değil; kıymetli şair, yazar, sanatçı ve akademisyenlerimizle şehitlerimize vereceğimiz büyük değer sayesinde yeni nesillerde bir “şehir bilinci” ve ruhu; doğduğu veya yaşadığı coğrafyaya daha fazla değer verme, doğup büyüdüğü yerle ilgili “aidiyet duygusu” oluşturma, “coğrafyadan vatana” ulaşma şuuru oluşacaktır. Kültür, vefa ve şuurla kalın.

/Ahmet SEZGİN
16.12.2014

15 Aralık 2014 Pazartesi

Sahipsizlik Kaderi Olan Samsun Ve Çaresizliğe Terk Edilen Samsunlular.

Yeter artık… Susmayın… Çünkü susmaya hakkınız yok... İster yapılan yanlışlara karşı çıkarak halkınızın yanında yer alın. İsterseniz de, yapılanların yanlış olmadığını savunun… Yeter ki, konuşun… Nerede durduğunuzu bilelim.. Çünkü sizler susup seyrederken, Anayasal bir hak olan sağlıklı yaşam, bu kentin insanlarının elinden alınıyor. Bu kentin insanlarının sağlığı ve geleceği üzerinde kumar oynanıyor.

İşin asıl acı olan yanı, sağlığımıza-doğamıza-çocuklarımızın ve ülkemiz insanlarının geleceğine karşı işlenen bu ihanetin, ülkemizi ve Samsunumuzu çok daha iyi yaşam koşullarına taşısın diye oy vererek seçtiğimiz Ankara’da ki ve Samsun’da ki yöneticiler tarafından işleniyor olmasıdır. Sözünü ettiğim insanlık suçu, yaşayan insanlarımızın sağlığı çalınırken, adım adım yaklaşan küresel ısınmanın sonucu olarak yaşanacak kuraklık ve açlık sorununa çözüm olacak ovalarımızın da yok edilmesidir. Bu ovaların ortasına birbiri ardına kurulan ve kurulmakta olan ve de bir kısmı kömürle çalışacak TERMİK SANTRALLER, çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğini de yok edecektir.

Bu santrallerin Samsun’u ve ilçelerini nasıl olumsuz etkileyeceğini, solunum hastalıkları başta olmak üzere kanser vakalarının nasıl yaygınlaşacağını sizlere anlatmayacağım. Onun yerine, bu santrallerden sadece bir tanesinin yıllardır çalıştığı Muğla’nın Yatağan İlçesinde nelerin yaşandığını öğrenmenizi öneriyorum. Yatağan’da yaşayanların ne gibi sağlık sorunları yaşadığını? Tarım alanlarının ne hale geldiğini? Öğrenmeniz için interneti açıp, Google’da sadece “Yatağan” Yazmanız yeterli olacaktır. Okuyunuz ve yazımı bu bilgiler ışığında değerlendiriniz. Lütfen, sonra da yanlış şeyler söylüyorsam bana yazınız. Haksızsam, bu satırlarda suçladığım herkesten özür dileyeceğim..

İsyanım, konuşunca bu kentin çağ atladığının söylenmesine ve “Yapılan her şey sizin için” İlanları ile bu kentin insanlarına müjdeler verilmesinedir. İsyanım, 2000 yılı başında birçok kentin iline ve ilçesine sokmadığı altı numaralı fueloil ile çalışacak ve adı kanser santrali olarak anılan “Mobil Santrali”, Samsun’a davet edenlerin bugün de susmasınadır.

İsyanım, muhalefetteyken Mobil Santralin bu kente getirilmesini eleştiren ve “Çevre Birlikteliğinin” Düzenlediği Tekkeköy Mitinginde kürsüde aslan kesilen milletvekillerimizin çoğunun bugün iktidar milletvekiliyken sus pus olmasınadır. Bu ülkeyi ve Samsun’u seven birisi olarak tabii ki, ülkemizin enerji açığını kapatacak projelere karşı olmam düşünülemez. İsyanım, bu eksik giderilirken onca kıraç arazisi olan bir ülkede, yatırımcısı çok daha kolay yapabilsin ve daha çok kazanç sağlasın diye yer seçim hataları yapılmasına ve geleceğimiz olan ovalarımızın katledilmesine göz yumulmasınadır.

Olay, artık Türkiye’nin enerji açığını çözmenin ötesine geçmiş akıl almaz bir yanlıştır. Aşırı para kazanma hırsı ülke çıkarlarının önüne geçmiş yatırımcılarla kol kola giren siyasetçilere, dur denilememesi düşündürücüdür. Bu ülkeye bundan daha büyük bir kötülük yapılamazdı. Yapılan odur..

Sayın milletvekillerimiz, Sizler, hangi ilin milletvekilisiniz? Siz, Samsun Büyükşehir, Çarşamba, Tekkeköy, Canik, İlkadım, Atakum Belediye Başkanları, kentinizin bu beladan nasıl etkileneceğini görmüyor musunuz? Sizler, seçilirken oyunu aldığınız insanlara yanlarında olacağınızı söylemediniz mi? Siz, bu kentte siyaset yapan il ve ilçe başkanları, siyaset yapmayı susmak, görmemek ve duymamak olarak mı algılıyorsunuz? Siz, halkın sözcüsü olmak durumunda olan sivil toplum kuruluşları, nasıl duyarsız kalabiliyorsunuz?

EĞER BU SORULARA VERİLECEK BİR CEVABINIZ YOKSA VEYA SUSUYORSANIZ, KUSURA BAKMAYIN AMA SİZLER BU KENTİ HAK ETMİYORSUNUZ.

Ancak, bu arada Terme İlçemizi ve Terme’nin Belediye Başkanı Sayın Şenol Kul’u ayrı tuttuğumu söylemeliyim. Sayın Şenol Kul’un daha önce ki Kozluca Belediye Başkanlığı döneminde, Kozluca’da OMV tarafından kurulan termik santral olayında edindiği deneyimle, bugün Terme’de yapılacak aynı yanlışa direniyor. Üstelik de bir iktidar belediye başkanı olarak bu cesur çıkışı yapıyorsa ve bunu sürdürebilirse, O’na ancak teşekkür edilir.. Üzülerek söylemek gerekirse, Samsun’un sahipsizliğe mahkûm edilişi bu sorun ile de sınırlı değildir.

Sizler, 2004 de, tüm Karadeniz Bölgesin de “Teşvik Yasası” dışında bırakılan tek il olarak Samsun’un ekonomik geleceğine darbe vurulurken de sustunuz.. Sizler, Samsun’a can veren onlarca bölge müdürlüğü kaçırılırcasına Samsun’dan götürülürken de sessiz kaldınız. Samsunspor yerlerde sürünür ve kent imajı darbe yerken de susuyorsunuz…Destek veren verenlere de yardımcı olmuyorsunuz.. Eğitim de, ekonomik kalkınmışlık düzeyinde Türkiye ortalamalarının gerilerine düşmüş bir ilde siyaset yapanlar olarak başarılı olduğunuzu nasıl söyleyebiliyorsunuz? Her yeni uygulamanın ilk denendiği pilot il yapılışının nedenlerini ve sonuçlarını hiç sorguladınız mı?

Bu kenti istediğiniz kadar görsel olarak güzelleştirin. Eğer yarın bu kentte yaşayan insanlar can derdine düşerek bu güzelliklerle ilgilenemeyecekse, güzel bir kent yaratmanın kime ne yararı olacaktır?


Bugün Susar Ve Susmayı Sürdürürseniz, Biliniz Ki,

Yukarıda söz ettiğimiz insanlar olarak Samsun’un geleceğinde isimleriniz, bu kenti kansere mahkûm edecek bu santrallerle anılacaktır. Samsun tarihine bu kentin sağlığının ve geleceğinin çalınmasına çanak tutmuş yöneticiler olarak geçeceksiniz.. Samsun’u neden bir sağlık üssü yaptığınızı da çok iyi açıklamış olacaksınız. Bundan tam çeyrek asır önce 1988 de kuruluşuna öncülük ettiğim SAM-SEV’İN kuruluş amaçlarından birisi, Samsun’un sahipsiz bir kent olduğu vurgusuydu.

Başkan olarak yıllarca bu gerçeği her platformda haykırdım ama hiçbir yöneticinin itiraz edebildiğini görmedim. Aradan 26 yıl geçti. Bugün siyasetçisinden yazılı ve görsel basın temsilcileri ile bazı sivil toplum kuruluş yöneticilerine kadar herkes “Samsun’un sahipsiz kent” olduğu sözlerini tekrarlıyor. kent, Samsun’un sahipsiz olduğu konusunda birleşmişse ve sorumluluğu olan hiç kimse bu olguyu yıkmak için parmağını oynatmıyorsa, bu kentin geleceğinden nasıl umutlu olacağız?

Samsun ve ilçelerinde yaşayan Samsunlulara sesleniyorum. Lütfen Samsun’a bir de bu pencereden bakınız ve durumu kendi açınızdan değerlendiriniz. Aksi halde, bu soruna duyarsız kalmayı sürdüren tüm Samsunlular olarak, hep birlikte bu suçun en büyük ortağı olacağız. Ben yanılıyorsam, özür dilemeye hazırım.. Ya, sizler? Yanılmış olmam dileğiyle.. İyi haftalar..

/Sadi SUBAŞI
15 Aralık 2014

14 Aralık 2014 Pazar

Buruk Sevinç

Osmanlıspor’un en başarılı oyuncusu, savunmanın yılmaz bekçisi Barış Şimşek’di… FİFA Kokartını sanırım Oflu bakkal İsmail efendiden satın almış… Ani gelişen Samsunspor ataklarında akıl almaz bahaneler uydurarak aleyhte kararlar verdi… Son adam konumundaki Mbılla’ya Görkem tarafından yapılan faulü kırmızı kart yerine sarı ile geçiştirdi…

Bir başka pozisyonda kaleci Ahmet’in Musa’ya yaptığı galiz ve de bariz faulü görmemezlikten gelip kaptanın haklı itirazına sarı kart gösterdi… Serdar’ın, Recep’e geçirdiği dirsekte körleri oynadı… Ülke futbolunun dibe vurmasının kazmacıları bu tiplerdir ve de her zaman her mevsim bir yerlerden biterler…

Mehter takımı da olmasa maç inanın Çin işkencesine dönecek…  Ankara’nın bozkırındaki bu stada kimse gelmiyor… Bu takım süper lige çıksa değişen bir şey olmaz… Ama şu para yok mu? Dini imanı yok bu meretin…

Gökçek başkanın yaptığını Samsun’dakiler niye yapmaz? Bu sorunun cevabını verecek bir bilim adamı yetişmedi daha! Ordu’da, Manisa da olduğu gibi Ankara’da da fazlacaydı Samsunspor taraftarı… Geçen hafta boş kaleye gol attığı için göklere çıkarılan Recep Niyaz’da azıcık yetenek olsa, yakaladığı pozisyonda topu dürtmez, golü yapar takımını öne geçirirdi… Ama vermeyince Mabut, neylesin Mahmut…

Futbolcu olunmuyor, futbolcu olarak doğmayınca… Yetenek işi bu… TFF istatistik tutsa adam “en çok top kaybeden” plaketiyle onurlandırılacak! Gaz teli değil, el freni mübarek! Ev sahibi ekip beyin devreleri yanmış robot gibiydi… O beyin sarı kart cezalısı Muhammet Reis…

Samsunspor cesur yürek gibi oynadı, rakibinin ne isminden, ne de konumundan etkilendi… Zaman zaman garip işler yapmadı değil… Anlamsız bir şekilde geri çekilerek, rakibin üzerine gelmesine fırsat tanıyarak… Uzun ve kontra toplarla Mbılla’yı pozisyona sokmak istedi… Sakatlanıp çıkana kadar Görkem’in prangasından kurtulamadı…

İkinci yarıda sahip olduğu topları tutmakta ve isabetli kullanmakta acemi işler yapılınca rakibine çok tehlikeli atak şansı verdi Samsunspor… Tısdell, Mehmet Yıldız ve sonradan oyuna giren Serdar’ın net gol fırsatlarından yararlanamayışı kırmızı beyazlılar için büyük şanstı… Liderden alınan bir puana sevindik, sevinmesine de bunun bedeli biraz ağır oldu… Uzatma dakikalarında Mbılla’nın üst üste gördüğü anlamsız kartlarla oyundan atılması hiç de iyi olmadı…

/Resul AKÇAY
14 Aralık 2014

Samsun Kitap Fuarı

Samsun Kültür hayatına dair önemli toplantılar, paneller, sanat gösterileri, şiir dinletileri, sinema festivalleri sürekli yapılır oldu.  Ama bunların halka duyurulamasın da önemli sorunlar devam ediyor.  Geçen hafta sonu Samsun’da birçok etkinlik yapıldı.  Ama meraklı vatandaş için bile bunların varlığına ulaşmak zordu. Avrupa şehirlerinde gördüğümüz aylık küçük rehberlerin hazırlanması, tramvay gazetesi gibi duyuru gazetelerinin basılması etkin olabilir.  Samsun Life tarzı bir küçük kitapçık her ay hazırlanabilir.

Beni asıl heyecanlandıran 18-24 Mayıs 2015 tarihlerinde Samsun’da Kitap Fuarı açılacağı haberini almam oldu.  Gerçi başta Çarşamba olmak üzere küçük çapta kitap fuarları oldu ama TÜYAP’ın Samsun’da kitap fuarı açması kent için çok önemlidir. Üniversite yılarımızda İstanbul Tepebaşında açılmaya başlamıştı Tüyap Kitap Fuarları. Yazarları gördüğümüz, panellere katıldığımız, kitabı kokladığımız yerlerdi.  Öğrencilere ücretsizdi. 9 günlük fuar boyunca, her gün gitmeye çalışırdım.  Konferanslara katılır, imza kuyruklarında beklerdim.  İçimize kitap ateşi çok uzun yıllar önce düşmüştü gerçi.  Ama bu fuarlar bunu gür bir aleve dönüştürmüştü. Onlarca anı biriktirdim bu fuarlarda. Bugün kütüphanemin bir bölümünde bu fuarlardan alınan yüzlerce kitap var.

Samsun için bu fuar çok önelidir diye düşünüyorum.  Kentsel kimlik, kentin kültürel kimliği, kültürel gelişim açılarından bu fuarın sürekli kılınması gerekiyor. Açıdan kenttin ve kent yöneticilerinin de bu konuda desteklerini sunmaları temel şart. 18-24 Mayıs tarihlerinde Samsun’da 100.000 öğrencinin bu fuarı gezmesi için Başta Milli Eğitim ve Belediyeler olmak üzere bir planlama içinde olmalarını temenni ediyorum. Vezirköprü, Lâdik, Yakakent’teki köy çocukları da kitabın kokusunu almalı. OMÜ umarım bu fuara iştirak eder. Sendikalar okuma günlerine katılır. Sivil Toplum örgütleri destek olur. Kent bu fuarı yaşar.

Medyada desteğini esirgemez. Çünkü bu kenttin okumaya, bilgiye, gerçeğe çok ihtiyacı var.

/Cem ŞAHAN
14 Aralık 2014
http://www.hedefhalk.com/samsun-kitap-fuari-602434yy.htm

12 Aralık 2014 Cuma

Kamu Hastaneleri Gerçeği

Dün Sayıştay Kamu Hastaneleri Raporunu açıkladı. Hemen ardından Türk Tabipleri Birliği ‘’Sayıştay Raporlarına Göre Devlet Hastaneleri Nasıl Yönetiliyor? Paralar CEO'lara, artan iş yükü sağlık çalışanlarına! ‘’  başlıklı bir açıklama yaptı: Kamu Hastanelerini vurgun yerine dönüştüren bu yönetim anlayışına göre Sayıştay Raporlarına Göre Devlet Hastaneleri Nasıl Yönetiliyor? Başlıklı açıklamayı inceleme dikkate değer: Paralar CEO'lara, artan iş yükü sağlık çalışanlarına! Sayıştay raporları devlet hastanelerinin nasıl yönetildiğini ortaya koydu.

Performans sistemiyle sağlık çalışanları baskıya alınırken, hastaların sağlık hizmeti alma biçimi dönüştürülürken, devlet hastanelerinin yönetiminde pek çok usulsüzlük olduğu, paralarda aslan payının sözleşmeli yöneticilere gittiği ortaya çıktı.

663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Sağlık Bakanlığı, performans, verimlilik, gelirin artırılması, giderin azaltılması yaklaşımı esas alınarak yeniden yapılandırıldı. Bu kapsamda, Sağlık Bakanı; müsteşarı, müsteşar;  müsteşar yardımcılarını, kurum başkanlarını, Sağlık Politikaları Kurulu üyelerini, müstakil birim amirleri ve il müdürlerini, başkan ve genel müdürler; başkan yardımcısı, genel müdür yardımcısı, genel sekreter ve halk sağlığı müdürünü, diğer yöneticiler hiyerarşik olarak kendilerine bağlı bir alt kademedeki personeli verimlilik ve performans açısından denetlemekle yükümlü. Sağlık Bakanı ise Başbakana karşı sorumlu.

Sağlık Bakanlığı performans ölçütlerini belirliyor. Denetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü, performans denetimini yapıyor. Strateji Geliştirme Başkanlığı döner sermaye kaynaklarının etkili ve verimli kullanılmasından sorumlu. Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu’nun taşra teşkilatı olan Kamu Hastane Birliklerinin (KHB) sözleşmeli yöneticileri de bu zincirin içinde.

KHB Genel Sekreterleri ve hastane yöneticileri “performans programına göre hareket etmek”, “Birlik gelir ve alacaklarını takip ve tahsil ile yükümlü. Eğer bir KHB denetimden geçemezse, gruptan düşerse, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu tarafından genel sekreterin işine son veriliyor. Eğer başarısızlık hastane ölçeğinde ise genel sekreterce hastane yöneticisinin görevine son veriliyor. Yapılan değerlendirmeler sonucu belirlenen Birliklerin ağırlıklı ortalaması, Kurum Başkanının performansının ölçülmesinde esas alınıyor.

Sayıştay: Devlet Hastanelerinin Yönetiminde "Belirsiz" İlişkiler

Sayıştay Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumuna Bağlı Döner Sermaye İşletmelerinin mali rapor ve tablolarının doğru ve güvenilir bilgi içermediğini söylüyor. Raporda sağlık tesislerindeki yöneticiler ile bankalar arasında "belirsiz" ilişkiler kurularak döner sermaye kaynaklarındaki giderler ve gelirlerin denetim dışına çıkarıldığı belirtiliyor. Yöneticilerin bankada tutulan kamuya ait ödenekler için faiz almadığı, temin edilen diğer menfaatlerin ise bütçeye gelir kaydedilmediği belirtiliyor.

Raporda;

•Sağlık tesislerinin içinde ve çevresindeki ticari alanların kiralarının tam tahsil edilmediği, kiracıların belirlenen alanların dışına çıkarak kamu alanlarını işgal ettikleri, elektrik, su vb. borçlarını ödemedikleri,

•Kahramanmaraş, Aydın, Adıyaman, İstanbul, Mardin illerinde tayini çıkan, ücretsiz izne ayrılan, askere giden ya da istifa eden personelin ilişkisinin HBYS üzerinden kesilmeyerek bir iki ay daha hastanede çalışmış gibi göstermek suretiyle kendilerine ek ödeme tahakkuku yapılıp ödeme aşamasında banka listesi değiştirilerek bu tutarların mutemetlerin şahsi hesabına aktarıldığı, tahakkuk eden sabit ve sabit dışı performans tutarlarının banka listesinde mutemet tarafından değişiklik yapılarak her bir personelin alacağı meblağdan hissedilmeyecek kadar küçük bedeller kesilerek mutemetlerin şahsi hesabına aktarıldığı,

•Sağlık tesislerinin ekseriyetinde satın alma, tahakkuk, faturalandırma ve yaklaşık maliyet hazırlama birimi gibi kamu hizmetleri açısından kritik sayılabilecek birimlerde firma elamanlarının istihdam edildiği,

•Yaklaşık maliyetin üzerindeki teklifler değerlendirilirken ihale komisyonlarınca Tebliğdeki şartların göz önünde bulundurulmadığı, bu kapsamdaki komisyon kararlarının gerekçelendirilmediği ve kamu yararı gerekliliğinin net olarak ortaya konulmadığı,

Tespitleri yer alıyor. Tespitler bir arada incelendiğinde 663 sayılı KHK ile konulan performans ölçütlerine açıkça aykırı davranıldığı belli.

Rapora göre Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu döner sermayeden 20,5 milyar TL gelir elde etmiş. Sözleşmeli yöneticiye ayda ortalama 13 780 TL düşerken sağlık çalışanlarına aylık ortalama 1895 TL döner sermaye geliri düşüyor. Sözde verimlilikten söz ediliyor, "işletme" gelirinin %6'sı sadece yüksek maaşlı yöneticilere gidiyor! Sayıştay raporlarının gereği yapıldı mı? Şimdi bu yöneticilerin sözleşmeleri yenileniyor. Kaç hastane yöneticisi, kaç birlik genel sekreteri hakkında işlem yapıldı?

TKHK Başkanı, Denetim Hizmetleri Başkanı, Strateji Geliştirme Başkanı, Yönetim Hizmetleri Genel Müdürünün sorumluluklarına dair bir işlem yapıldı mı? Başbakana bağlı olan Sağlık Bakanı hakkında, başarısız olduğuna dair başbakan açıklaması var mı? Yok! Peki, ne var? Sağlık çalışanlarını köleleri sanarak, hürmetsiz bir yaklaşımla yönetmek, kendi tayin ettikleri yöneticilere de bolca para dağıtmak var.

/Cem ŞAHAN
12 Aralık 2014