7 Haziran 2016 Salı

Konak Sineması! Son Kale...

Öyle kentin ruhunu yansıtan geleneksel mimarimizin bir sembolü filan değildi Konak Sineması! (ki ne kentimizin bir ruhu ne de geleneksel mimarimizden bir eser yok zaten artık Şehr-i Samsun'da!) Ama onca neslin yaşamının bir parçası ve o manada kentin ruhunu yansıtmasa da ruhunu taşıyan bir sembolü idi! Elle tutulamayan, gözle görülemeyen ama sanki bütün bir kenti sarıp sarmalayan, her bir zerresine nüfuz eden, adeta kentle bir bütün olan ruhun sembolü bir isim. Konak Sineması!

Öyle şimdikiler gibi kalabalıklar içinde birbirine yabancılaşan ruhsuz günümüz insanına yaraşır, hani neredeyse cebinize sığan küçüklükte değildi eskiden sinemalar. Ailecek çoluk çocuk gidilen, ev halinin dışına çıkılıp sosyalleşilen, en yakın arkadaşınızdan en uzak akrabanıza dek pek çok tanışınızı görebildiğiniz koca salonlar, tek olduğundan da çok önemsenen eğlence merkezleriydi eskiden sinemalar. "Bu hafta hangi film var?" sorusu daha haftanın başında müdavimlere sorulur, olmadı afişlere bakılıp akşam haberleşilir, biletler önceden alınır ve daha haftanın başında sonunun programı yapılırdı. Günü, saati gelince de giyinip kuşanılıp vaktinden önce, öyle şimdiki gibi insanların üstüne çıka çıka, ayaklarına, dizlerine basa basa değil, edebince adabınca, ışıkların sönmesini koltuklarda bekleyecek bir zamanda kurulunurdu koltuklara...

6 matinesi meşhurdu Konak Sineması'nın. Hatırlıyorum annem kuaföre gider, saçlarını yaptırır, babamla kol kola giderdi o tek gösterimli seanslara. Çocuk kesinlikle yasaktı ama kardeşlerime göre yaşım daha müsait olduğundan arada bir ben de tadardım o lüksü! Mahallemizde (hem annemin akrabası da olan) İsmet teyzemiz vardı. Kocasının sinemayla arası pek olmadığından mıdır nedir, mahallenin kızlarını toplar toplar tutardı Konak'ın yolunu. Cumartesi'leri saat 2'ye sözümüz hep Konak'laydı. Saat 2'de iki film üst üste! Gazozlar, (doğrusu mısır var mıydı pek hatırlamıyorum ama sinema salonlarının olmazsa olmazı gazozdu)
öyle film seyrederken değil, film arasında içilirdi. Koltuklara bacaklarını uzatmak, çıt çıt çekirdek yemek, evinin salonunda, mutfağındaymışsın gibi pervasızca oturup konuşmak yasaktı. Teşrifatçılar belirli aralıklarla el fenerini gezdiriverirlerdi sinemanın içinde. Duvarda asılı olan o koca tabeladaki "Kabuklu Yemiş Yemek Yasaktır" yazısı belki de en haklı, en yerinde yasaktı...

Cumartesileri saat 2'ye sözleştiğimiz, koltuklarında nice filmin peşine takılıp nice hayallere daldığımız, kahkahalarımızla duvarlarını çınlatıp, gözyaşlarımızla hüznümüzü bıraktığımız Konak Sineması, sözleşip buluştuğumuz bir tasdikli buluşma noktasıydı da aynı zamanda. Mecidiye'ye alışverişe mi gideceğiz, bir doktor randevusu mu var ya da meydandan otobüse binip Matasyon'a mı rota? "Konak'ın önünde buluşalım", "Konak'ın önünden al beni"... Sonraki zamanlarda protestonuz mu var, basına bir şey mi açıklayacaksınız ya da küçük çaplı bir eylem, bir gösteri? Kolluk kuvvetlerinin bile bildiği, tanıdığı, uygun gördüğü yer, Konak!... Ve son 4 yıldır Samsun Haber Hattı'nı tarif edip adres verirken bizim başvurduğumuz yol: Konak'ın karşısı! Çünkü Konak, bütün bir kenti sarıp sarmalayan, her bir zerresine nüfuz eden, adeta kentle bir bütün olan ruhun sembolü bir isim!

Küresel kültürün kentlerde yükselmesine daha fazla direnemedi, dün kapandı Konak Sineması. Kim bilir yerine ne yapılacak? Şehirlerin onları yönetenlerin ruhunu taşıdığı savından yola çıkarsak muhtemelen bir AVM yapılır. Yeşil alanları yok edilen Samsun uzun zamandır nefes alamadığı için acı çekiyor zaten. Ama galiba artık biz belli yaşın üstündekiler de yavaş yavaş nefes alamıyor ve acı çekiyoruz bu şehirde.

Ataol Behramoğlu'nun dediği gibi;

Uzaklaşan seslerini dinliyorum,
Uzaklaşan seslerini hayatımın...

xxx

Kim bilir, belki de vakit gitme vakti...

/İlknur YAMAK
07.06.2016

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder