4 Temmuz 2015 Cumartesi

Bir Kent Sorunu: Dilencilik ve Samsun...

"Bu zanaat bunun üzerine kurulmuştur. İste, kim olursa olsun iste! Nerede olursan ol iste!...Kovul iste! Sövsünler, dövsünler yine iste!"/Bir Dilencinin Hatıraları.

Yukarıdaki cümleler, Sedat Simavi'nin sahibi olduğu, Ahmet Cemal'in müdürlüğünü yaptığı haftalık Arkadaş dergisinde dört sayı(Eylül 1928) yayınlanan, kaleme alan gazetecinin de anlatan dilencinin de kimliğinin bilinmediği, "Bir Dilencinin Hatıraları"ndan alıntıdır.(*)

Dünyanın en eski mesleklerinden olan ve bu cümlelerde de anlatıldığı gibi insanların duygularını sömürerek "istemek" zanaatı üzerine kurulu olan dilencilik, günümüzde kentlerin öyle önemli bir sorunu haline geldi ki; artık "Bir Kent Sorunu" olarak hakkında sempozyumlar düzenlenip çözümler aranmaya başlandı. Ankara Ticaret Odası'nın bir araştırmasına göre; trilyonlarca liranın döndüğü ve böylesine karlı bir işe uygun insanların bulunması için akla hayale gelmedik yöntemlerin uygulandığı bir sektör dilencilik. En çok getiri sağlayan obje olarak çocuklarla yaşlıların kullanıldığı dilencilikte uydurma raporlarla lösemi ya da sara hastası gibi görünmek, kalabalık kavşaklarda araba camı silmek, kalem, kağıt mendil, yara bandı gibi şeyler satmak... dilenciliğin türlü halleri.

Eminim siz de gözlemliyorsunuzdur, Samsun'da da son zamanlarda hızlı bir artış kaydetti bu sorun...

Kentin iki ana caddesi olan Çiftlik(İstiklal) ve Mecidiye, alt geçitler, ara sokaklar, cami önleri, lokanta, market girişleri, çay bahçeleri, kafeteryalar... her yer dilenci dolu. Önceki yıllarda pek de rastlamadığımız, o, kavşaklarda arabaların camlarından içeri el uzatma, cam silme manzaralarına kadar her yöntemi deneyen, el açmakla yetinmeyip oturdukları yerden gelip geçenlerin eteklerine paçalarına yapışan dilencilerle kaynıyor şehrimiz...

Ve üzülerek görüyoruz ki; çeşitli nedenlerle ülkelerinden kaçıp buralara kadar gelen mülteciler de bu sorunun büyümesinde rol oynuyorlar. Çünkü işsiz, güçsüz, parasız kaldıkları bu yabancı ülkede (geçerli bir bahane midir, kesinlikle hayır ama...) dilenmek tek çözüm gibi görünüyor gözlerine...

Peki bu sorunun esas çözümü gibi görünen zabıta ve polis ekipleri ne yapıyor, hiçbir şey. Çünkü mevzuat ve yasalar onların sorunu çözmesinde yetersiz. Tek yapabildikleri dilencileri toplayıp 89 TL gibi çok cüzi bir para cezası vermek, o anda ellerinde bulunan parayı alıp kamuya aktarmak ve sonra da salıvermek! Sonrası, aynı kısırdöngü...

Nedir bu konudaki mevzuat ve yasa derseniz; onu da Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fatih Birtek'in "Dilencilik Suçu" ile ilgili makalesinden alıntılayalım:

"Dilenme eylemi (bireysel, doğrudan dilencilik) Kabahatler Kanunu'nun 33. maddesinde kabahat olarak düzenlenmiş, Türk Ceza Kanunu’nun 229. maddesinde ise 'dilendirme' olarak tanımlayabileceğimiz eylem, suç olarak kabul edilmiştir".

Yani özeti: Dilenmek kabahat, dilendirmek ise Asliye Ceza Mahkemesi'nin görevine giren bir suç.

xxx

Fatih Birtek Hocanın adı geçen makalesinde de dediği gibi dilencilik toplumsal bir vakıa ve ciddi bir ahlaki sorun olmanın ötesinde bir suç olmasına karşın, bu suçla etkin bir biçimde mücadele edilememektedir. Bu sorunun mutlaka dini, sosyolojik, kültürel ve eğitim olmak üzere çeşitli boyutları vardır ve hatta dilenmenin bu kadar olağan ve sıradan kabul edilmesinin toplumsal psikoloji açısından da irdelenmesi gerekmektedir. Ancak bizim bu yazıyla altını çizmek istediğimiz şey, Samsun Valiliği'nin bir ivedilikle bu konuya eğilmesi, yapabileceği her şeyi yapması ve daha da yaygınlaşmaması için dilencilikle mücadele başlatmasıdır.

Hele ki yasa suç olarak da kabul etmişken...
xxxx

(*)Doç.Dr.Mevlüt Çelebi(Cumhuriyetin İlk Yıllardında İstanbul'da Dilencilik/ Dilencilik Sempozyumu- Sorunlar ve Çözüm Yolları Tebliğler Kitabı, İstanbul 2008)

/İlknur YAMAK
04.07.2015
http://www.samsunhaberhatti.com/makale/bir-kent-sorunu-dilencilik-ve-samsun/395

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder