31 Ağustos 2016 Çarşamba

Hatıralarımızı Yok Ediyorsun Samsun!


Hatıralarım bu şehirdedir. Sevdiklerim, Ölmüşlerimin mezarları... diyor Orhan Veli bir şiirinde. İnsanın sevdikleri birer birer terk edince ölüp öte dünyaya göçerek ya da terk-i diyar edince başka diyarlara, elinde kalan sadece hatıralarıdır ki illa terk etmek de gerekmiyor bir şehirdeki hatıraları korumak, hatıralara sahip çıkmak için...

Ünlü kentbilimci Lewis Mumford, "Kent, bir topluluğun kültürünün ve erkinin yoğunlaştığı yer, zamanın bir ürünü, birikimidir" diyor, 'Kentlerin Kültürü' adlı yapıtında. Oysa biz bu şehirde yaşayanlar nicedir zamanın birikimini görmek bir yana, zaman içinde giderek daha hızlı, daha hoyratça yitiriyoruz bu şehirde biriktirdiklerimizi ve giderek daha az tanır oluyoruz bağrından çıktığımız, bir vakitler sığınağımız olan bu şehri...

Zaman içinde artan nüfus, çoğalan, değişen ihtiyaçlar ve modern bir kent yaratma fikriyle yaşadığımız şehirlere müdahaleler yapılması elbette kaçınılmazdır. Ancak burada önemli olan, bütün bunları şehirlerin de tıpkı insanlar gibi hafızaları olduğu gerçeğini göz ardı etmeden, şehri geçmişinden koparmadan, kültürel mirasını yok etmeden, kimliğine zarar vermeden yapmaktır.

Kültür bir birikimdir; kent kültürü de tarihin ve doğanın kente bıraktığı, kentin ortak hafızasında korunan ögelerdir. Hızlı bir kentleşme sürecine giren Samsun ne yazık ki şehrin ihtiyaçlarına cevap verirken geçmişle bağları koparmama konusunda başarılı bir kent olamadı. Bir değişim, dönüşüm safsatası içinde koca bir şantiyeye dönen şehirde ne rengiyle, kokusuyla bizi çocukluğumuzda aneannelerimizin pişirdiği reçellere götürecek incir ağaçları ne yazın denizden esen meltemle evlerimizin içinde hissettiğimiz manolyalar var artık ne de o ağaçların sıralandığı sokaklarda Prof.Dr.Sami Gülgöz'ün deyişiyle sokak hayvanlarını besleyen esnafımız... Her yerden üzerimize karabasan gibi çöken, siluetiyle denizimize bile gölge düşüren, estetikten uzak, çirkin betonlar yükseliyor; her yere tek bir çimen bile bırakmamacasına kara kara asfaltlar döşeniyor uzunca bir zamandır... Şehirde yaşayanların hafızasına işlenen tek bir yapı kalmadı neredeyse! Hiçbirimiz çocuklarımıza ya da kente gelen misafirlerimize şehri, "Şurası eskiden şöyleydi, burası eskiden böyleydi" diye 'geçmiş zaman' kullanmadan anlatıp tanıtamıyoruz; tıpkı annelerimizin, babalarımızın da bize anlatamadığı, ancak eldeki birkaç siyah-beyaz fotoğraftan gösterebildiği gibi... Çünkü şehir, hiçbir şeyini bir sonraki nesle aktaramadan değişip dönüşüyor, hem de hızla...

Oysa kent yaşamı; o kültürel kimlik, kültürel miras için devamlılık ister. Yaşayanlarının ortak hafızasında yer etmek, insanının kendine ait olduğunu hissettirmek güdüsüyle geçmişinden koparılıp uzaklaştırılmamak arzusunu taşır. Tıpkı biz yaşayanları gibi...

Bizim de isteğimiz, arzumuz o değil mi?

Ortak hafızamızda kentimize ait ögeler bulunsun, kentimiz geçmişimizle bugünümüz arasında bir duygusal köprü olsun, bizi ne birbirimizden ne de kendisinden uzaklaştırsın...

xxx

Samsun bir bir hatıralarımızı yok ediyor. Ortak hafızamızda yer eden, bizi birbirimize tutkallayan sembollerin neredeyse hiçbiri yok artık! Hatırlayamadıklarımız daha çoksa da hatırladıklarımızdan girişinde o dizili bayrakları, aslanlı kuğulu havuzu, Yosun'u, Kısmet'i, Hacivat'ı-Karagöz'ü, gazozuyla fuarımız, sandallarımız, yazlık sinemalarımız, kışlık sinemalarımız, konaklarımız, nikah dairemiz, doğumevimiz, Tekel'imiz, hastanemiz, kitapçılarımız, kırtasiyelerimiz, bakkallarımız, köftecilerimiz, Arnavut kaldırımlarımız, Matasyon'umuz, kamplarımız, plajlarımız...ve daha nice hatıralarımız... hiç biri yok artık. Üzücü olansa tarihin izlerini taşıyan tüm bu yapılar bir bir yıkılıp yok olurken ya da gereklilikten yenilenirken yok olan sadece fiziki yapıları olmadı. Bizi bu kentle birleştiren, bu kente ait hissettiren ortak değerlerimiz, hatıralarımız da yok oldu; hem kente hem de birbirimize yabancılaştık...

Bu yılın başında bu şehrin senbollerinden Konak Sineması kapandı. Birkaç gün önce de benim de mezun olduğum Samsun'un en eski okullarından Mithatpaşa Lisesi, İmam Hatip Ortaokuluna dönüştürüldü. Derdim okulun eğitim şeklinin aldığı yeni şekil değil. İhtiyaç var mıydı, yok muydu, imam hatip ortaokulu lisenin taşınacağı yerde açılamaz mıydı, bunlar ayrı konular. Bir Fransız düşünürüne göre kültür, her şey unutulduğu zaman belleklerde ne kalıyorsa, ona verilen isimmiş. İşte benim mezunu olduğum 'Mithatpaşa' ile ilgili derdim tam da bu! Zihinlerimizdeki algısı, hafızalarımızdaki hatırası!

Hatıralarımız bir bir yok oluyor...

xxx

"Türkiye’deki hiçbir kentimiz artık eskisi gibi değil. Kendi kültürümüzle ilgili konulara özenmiyoruz ve hayatımızı garip bir yere sürüklüyoruz.” diyor Prof. Dr. Sami Gülgöz, Koç Üniversitesi'nin yayını Kule dergisine verdiği bir röportajda.  Bu kent de eskisi gibi değil ve hayatımızı garip bir yere sürüklüyor...

/İlknur YAMAK
31 Ağustos 2016

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder