Toprağını, çayını, fındığını satanın, eline bir miktar para geçirenin ortaya çıkardığı bir meslek olarak başladı piyasa müteahhitliği. Genellikle Karadeniz sahil insanının pratik zekâsıyla ortaya çıkan, uygun bir arsayı gözüne kestirip, araya konan eş dost tanıdık vasıtası ile arsa sahipleriyle bir samimiyet peydahlanan ve bazı görüşmelerin çarçabuk neticelendirilerek düz kâğıtlara dökülmesiyle, vaatlerin noterde bir evraka bağlandığı bir vakıadır yap sat hadisesi. Öncelikle en yakınında bu işleri yaptıran eşin dostun tavsiyesiyle bir mühendis veya bir mimarın keşfedilmesidir. Bulunan teknik adam, müşteri kaybetme endişesi ile hızlandırdığı tasarımlarını ücretsiz yaparak yapımcıya verir ve bekler. Bu müthiş kabiliyetli (!) yapımcının beğendirdiği ve plan proje durumuna getirdiği müthiş bir hızla ortaya koyduğu bu, az veya çok daireli yapı modellemelerinin gün yüzüne çıktığı bir meslek formatıdır, bahse konu olan müteahhitlik.
Şimdi hatırlayamadığım bir zaman öncesinde tanıdığım birisi, kızına talip olan işsiz bir genç için şöyle demişti;” Herhangi bir işe yerleştirebilirsek neyse, olmazsa eline veririz üçbeş kuruş müteahhitlik yapar”. Bu kadar basite indirgenerek tarif edilen, içinde insanların yaşayacağı mekânların yapımını bu kadar hafife alıyordu kayınpeder adayı. Belki de hayatında proje veya planı ilk defa gören, belediye ve bayındırlık müdürlükleriyle ilk defa tanışacak olan, ruhsat tabirinin ne manaya geldiğini dahi bilemeyen bu zat-ı muhteremin yapacağı bir yapının içinde hangi güvence garantisi bulunabilir ki.
Doğan Hasol’un Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğünde Müteahhitliğin “Yüklenici, üstenci” gibi bir açılımı var. Bahse konu müteahhit tanımlamasında ki kişi, neyi yüklenecek neyi üstlenecek anlaşılır gibi değil aslında. Yaşanan felaketlerin vuku bulmasından sonra yapılan takibatın, tutuklamaların neye faydası olup olmadığını yaşanan depremler veya yıkımlar sonrasında görmedik mi? Giden canların giden kıymetlerin geri dönmesine faydası oluyor mu acaba bu takibatın. İzmit de, Yalova da, Gölcükte yıkılan bina müteahhitlerinden hala tutuklu var mı dır acaba. Çok merak ediyorum!
Bu günkü formasyon bugünkü statü bugünkü realite; yeniden vuku bulması mukadder olan bir felaket sonrasında, aynı faciaların olmasına zemin hazırlamaktadır aslında. Vergi mükellefi olmasında hiçbir şekilde sakınca olmayan yüklenicinin bulduğu arsaya bir bina dikme düşüncesi normal bir süreç gibi görünmektedir. Yine aynı şahısın piyasada proje işleri yapan yani proje çizen bir teknik ekibi en ucuza en kolaya temini de çok mümkündür. Bu ekip yapılan bu tasarım faaliyetini yani projelendirmeyi bir büroda gerçekleştirmekte ve dosyasını yüklenicinin koltuğunun altına verip ruhsat almak için onu belediyeye veya bayındırlık müdürlüklerine göndermektedir. Yüklenici yine hiçbir denetime tabi olmaksızın ilgili kurumlarda bir sicil denetimine tabi olmaksızın belirli inşaat harçlarını ödeyerek ruhsatını almaktadır.
Bu süreçlerin fiilen aşılmasını müteakip inşaat başlar ve müşteri tedarikiyle ilgili tabelalar asılır bulunan nakit imkânlarıyla bina günden güne büyümeye ve yükselmeye devam eder. Neticede sevabıyla günahıyla inşaat biter, vaat edilen süre aşılmış, binaya şantiye suyu ve elektriği kullanımı ile ilk kullanıcılar gelmeye başlamıştır. Bu arada bazı yapı ihlalleri ve proje hataları biraz can sıkmasına rağmen yapılan yapının iskân ruhsatı veya diğer adıyla oturma müsaadesi alınması gerekmektedir. İlk şart bu binaya ait işçilik prim ödemelerinin ödenmiş ve temiz kâğıdının alınmış olmasıdır. Ama böyle bir sorumluluğun bilincinde olmak, bunu borç kabul etmek herkese göre değildir. Bu sebepledir ki birçok yeni bitirilmiş inşaatın prim borcu bulunmakta yıllar sonra bile bu evde oturanlar bu neviden borçları ödemek mecburiyetinde kalmaktadırlar. Ama yapının yüklenicisinin yeni bir başka işe başlamak için böyle bir ödemeyi yapmak zarureti de yoktur ki!
Ayrıca biten yapının teknik ekibi de inşaatın adresini dahi bilmemektedir. Zira o kadar ucuz o kadar tenzilatlı proje hazırlanmıştır ki tahsil edilen o paralarla proje ve inşaat denetim yapılması da hiç mümkün değildir. Ama ne bu neviden işlerin sonu gelmekte, ne de bu türden yükleniciler piyasadan eksilmektedir.
Velhasıl-ı kelam, piyasamızda denetimi olmayan bir iş koludur yap-sat müteahhitliği.
Bayındırlık Bakanlığında, müteahhitlik tanımlamasına dair çalışmalar olduğuna dair duyumlar var. Bir an önce bu meslek dalı tariflenmeli, buna dair siciller tutulmalı boş gezene uygun olan bu çalışma alanına bir statü giydirilmelidir. Oyalanacak zaman kalmadığı gibi toprak hareketlenmeye başlamıştır. Depremlerin ayak sesleri artık çok yakından duyuluyor. İyi haftalar.
/Sacit ACAR
11.05.2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder