14 Ocak 2014 Salı

Okulda dayak, Samsun'da Trafik


Olay Çarşamba'da geçmiş. "Öğretmene okulda dayak" başlığı ile basına aksetmiş. Bir lisede, kılık kıyafetleri düzgün olmadığı için nöbetçi öğretmen tarafından uyarılan öğrenciler, öğretmenleri ile tartışmışlar; bilahare velileri ile birlikte gelerek öğretmeni tabanca kabzasıyla darb edip, ölümle tehdit etmişler. Ardından da kaçmışlar. Öğretmen de bir haftalık rapor almış. Zanlılar yakalanmış ve tutuklanmışlar.

Samsun İl Millî Eğitim Müdürü Hülya Ertürk Koç, Çarşamba İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü'nce gerekli incelemelerin yapıldığını söylemiş. Olayın adli sürecinin devam ettiğini hatırlatarak, "Kişinin can güvenliği tehlikede ise cumhuriyet savcılığına dilekçe verir. Konuyla ilgili talepte bulunur. Millî Eğitim müfettişleri inceleme yapar. Özür grubunda değerlendirilirse görev yeri değiştirilir. Her tehdit edilenin görev yerinin değişmesi olmaz" demiş.

Açıklama metninin tamamı elimizde olmadığından tam bir yorum yapamayız. Ancak bir idareci olarak söylemesi gerekenleri söylediğini anlıyoruz. Gönlümüz ise mağdur olan öğretmeni savunması gerektiğini söylüyor. Nitekim kendisi ile yaptığımız telefon görüşmesinde, "Öğretmen arkadaşımız da, öğrencilerimizde bizim. Olay çok yanlış ve üzücü. Öğrenciler hakkındaki disiplin soruşturması sürüyor. Öğretmene yapılan hareketi kabul etmemiz mümkün değil. Zaten olayı açıdan savcılık ta inceliyor." ifadesini kullandı.

Olayın esas tartışılması gereken yönü, eğitim sistemimize bakışımız ve veliler olarak değişen anlayış-davranışlarımızdır.

Her şeye rağmen –ve dahi, benim aynı kanaati muhafaza etmeme rağmen-, öğrenci-öğretmen ilişkisi açısından "eti senin kemiği benim" görüşünü savunmayacağım.
1970'lerden beri öğretmen yetişmesinde sorunların olduğu bilinen bir gerçek. Bu sorunlara rağmen, gençliğimizi yetiştirenlerin öncelikli olarak ilk ve orta öğretimdeki öğretmenler olduğu da başka bir gerçek.

Bir diğer gerçek ise, öğrencilerimizin kalite ve yetiştirilmelerinde sorunlar yaşadığımız.

Artık çocuklarımız, hayatımızın bir parçası değil, merkezi oldular. Olağanüstü kıymete bindiler veya öyle hissettirildiler. Anna-babadan başlayan şımartılma, öğretmene karşı umursamazlık ve itiraz-mücadele ortamını doğurdu. Kulağı çekilen öğrencinin sahibi öğretmenden şikayetçi oluyor. Kimse çocuğunun okulda en ufak şekilde cezalandırılmasını istemiyor.

Yaka bağır dağılmış; küstahlık, argo, sıgara-alkol ve hatta uyuşturucu kullanımı yaygınlaşmış bir gençlik yetiştiriyoruz.

Ve Çarşamba'da öyle yetiştirilmiş iki genç, öğretmenleri ile tartışıyor; yetmiyor, velileri de olaya katılıyor; tabanca ile öğretmene vuruyor ve ölümle tehdit ediyorlar.

Olay sadece Çarşamba'ya mı has? Hayır her yerde aynı sorun var.

Durum açık: "Öyle veliye, böyle öğrenci".

Bu öğretmenin ayıbı değildir. Bu milli eğitimin de ayıbı değildir. Ayıp Çarşamba eşrafınındır. Çarşamba'nındır.

Şüphesiz ki birkaç kişinin yaptığı terbiyesizlik, tüm ilçeye mal edilemez. Ancak Çarşamba'lılar bu davranışı tasvip etmediklerini göstermelidirler. Her türlü siyasi ve kişisel hesabın ötesinde, herkes darp edilen öğretmene sahip çıkmalı; suçluların hak ettikleri cezaya çarptırılması için gayret göstermelidirler.

Çarşamba'ya yakışan budur.
          …

İddia ediyorum: Ankara ve İstanbul'da dahil olmak üzere Türkiye'nin hiçbir yerinde Samsun'daki kadar trafik karmaşası yoktur.

Hayır! Plansız, programsız yapılan kazılardan, kapatılan yollardan bahsetmiyorum. Sinop, Ordu, Amasya ve Ankara'ya uzanan şehirlerarası yollardaki bitirilemeyen yapım-onarım çalışmalarından da bahsetmiyorum. Şehrin içinden bahsediyorum.

Slalom yapan münibüsçülere alışkınız. Bayan şoförlerin sıkıştırılması vaka-yı adiyeden oldu. Artık dört çeker arabalara binen hanım şoförler bodoslama üzerimize geliyorlar.

Çiftlik caddesinde araba yumruklayan gençlere diyecek bir şey yok. Demeye kalkarsan muşta-bıçak –kurşun-ölme-öldürme… Hepsine hazır olman gerekir.
Her yıkılan binanın arsası özel teşebbüsün saatlik otopark işletmesi oldu. Ona da sözümüz yok. Hiç olmazsa bir ihtiyaç karşılanıyor.

Her dükkanın önünde portatif bir "park edilmez" tabelası. Dükkan sahibinin arabası geldiğinde kaldırılıp park ediliyor. Başka zaman sürekli yasak mevcut. Ne belediyeler, ne emniyet ağzını açıp bir şey demiyor; yapmıyor.

Başka birinin park etmesi mi?

100. yıl Bulvarı, Çiftlik Caddesi ve diğer ana arterlerdeki park yasakları başlı başına komedi.

Üçerden altı şerit halindeki 100. yıl Bulvarı'nda, her iki tarafta birer sıra, park eden otolara ayrılmış. Hadi onu kabul edelim. Onların yanında ikinci sıra park eden arabalarla yol tek şerite düşmüş. O tek şeritte de bir araba durmuş; ya yolcu-yük indirip-bindiriyor veya birisi ile sohbet ediyor. Arkada biriken ve beyefendinin keyfinin olmasını bekleyen bir süre araç ve şoförü.

Polis mi?
          …
Birkaç yıl önceydi. Girmem gereken bir sokağın uygunsuz park eden bir araçla kapatıldığını görmüş ve sahibini bulamamıştım. (Şoförü park edip gitmişti) Tesadüfen oralarda buluna polise şikayetimi bildirdim. Aldığım cevabın üzerinde ayrı bir uzun yazı-yorum yapabilirim: "Ya bana bir şey yaparlarsa?"
          …
Meraktayım; Endişedeyim.
Ya Rab! Bize ne oldu?

/Kenan ERZURUMLU
24.10.2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder