13 Ocak 2014 Pazartesi

Marka Ve Vizyon


Her iki kelimeye de o kadar çok alıştık ve duyar olduk ki son dönemde. Nedendir bilinmez bir yafta ihtiyacıyla yanıp tutuşuyoruz sanki. Hayali ve olmayan bir şeyi varmış gibi anıyor ve her fırsatta ortaya koyuyoruz. Hayalci olmak belki bazı durumlarda gerekli olabilir ama temcit pilavı gibi “marka şehir olacağız”, “vizyonumuz dışarıdan hissedilecek” diye çırpınıp duruyor idarecilerimiz. Taşradaki bilinen, akla gelen yerleşimler, kendileriyle ilgilenilmesinin hazzını duymaktan mutlu olabilirler, ama buna dair çalışmanın alt yapısını oluşturmak, programı hazırlamak, yine onların sorumluluğundadır. Lakin “ben idareciyim, kentime vizyon kazandıracağım, marka şehir yapacağım” demekle olmaz, böyle bir etiket de madalyon gibi hemencecik boyna asılamaz.

Bursa’ya 9 km. mesafede Ankara yolunun hemen kenarında Cumalıkızık denilen bir Osmanlı köyü vardır. Tarihi geçmişi 700 yılı aşkın olarak yaşayan bu tarihi mekân öncelikle köy halkının duyarlılığı, Çekül Vakfı, Mimarlar Odası ve Bursa Valiliğinin dikkati sayesinde belki de hiçbir zaman ulaşamayacağı bir popülariteye ulaşmış, turizm haritamızdaki yerini almıştır. Ama köyün bu derece yaygın bir üne kavuşmasının sebebi öncelikle önemli filmlere plato olmasından kaynaklanmaktadır. Yapımcı Ziya Öztan gizemini fark ederek Kurtuluş adlı televizyon filmini burada çekmiş, daha sonra yine televizyonların izlenme reytingini müthiş artıran Kınalı Kar dizisini rahmetli Osman Yağmurdereli Cumalıkızık’ta hazırlamıştır. Bu derece güncel olan köye ilgi bu filmlerle artmış, giden gelen sayısı günden güne çoğalmıştır.  Köyün yerli mahsulleri, tarhanası, , eriştesi, reçeli köy meydanında kapan kapış satılmaya başlanmış, bazı evler pansiyona dönüşmüş ve bazı tur firmaları köye seferler düzenlemeye başlamışlar. Hatta Kınalı Kar adı o derece benimsenmiştir ki, Cumalıkızık tan daha çok kullanılmaya başlanmış, hatta önüne geçmiştir.

Tarihini çok iyi hatırlayamıyorum ama İstanbul Boğazının Anadolu yakasında, Kuzguncuk’ta ve Çengelköy’de çevrilen iki televizyon dizisi de unutulmazlar arasına girerken, çekildiği yerleri adeta bir Açıkhava müzesine dönüştürmüş, bu semtlerdeki kıyı kahvelerinin müşterileri bile çoğalmıştır. Bu örnekler oldukça çok ve şaşırtıcıdır ki TV ve medya sayesinde tanıtılan yörelerin adı ve sanı bu şekilde yayılmakta ve vizyonu da genişlemektedir.

Ama “vizyon ve marka” yolculuğunu sadece medyanın, basının sihirli dünyasından nasiplendirmek yetmemekte, gayreti biraz da ilimle, fenle desteklemek gerekmektedir. Bunun için gerekli zamanlarda gerekli fırsatları kullanmayı beceren idareciler öne çıkmakta da mahir olmaktadırlar. İşin bu kısmında, kendimde kent yöneticilerimize biraz sitem etme hakkını görmekteyim. 2007 yılında Mimarlar Odası olarak ulusal bir kongre yaptık Samsun’da. Tüm Türkiye mimarları, Samsun’da buluştu. Büyük Otel’in her an kapanma riskine rağmen, Mimarlar Odası genel başkanı da dahil olmak üzere Samsun’a gelen mimarları ve şehircilik uzmanlarını Büyük Otel’de konuk ettik. Kongremizi Kültür Sarayımız’da yapacağımızı duyurmamıza rağmen, soğuk bir havaya denk gelen toplantı sırasında maalesef salonun kaloriferlerini yaktıramadık, çünkü arızalıydı. Üstelik İlkadım Belediyesi’nin sorumluluğunda olan Kültür Sarayını ücreti mukabili kiralamıştık. Karadeniz kentlerinin ve Samsun’un ulaşım sorunlarının tartışıldığı kongrenin yapıldığı salona idareci olarak asaleten hiçbir kent yöneticisi ilgi duymamış ve katılmamıştı. Ne yazıktır ki, kent idarecileri arasında mimar meslektaşlarımızın bulunması, ayrıca işin ajite edilecek diğer tarafıydı. Bu kongreyi dar bütçesiyle bir çuval para harcayarak yapan Mimarlar Odası, kendi söylemiş kendi dinlemiş, kent sorunlarını kendi içinde dillendirmiş ve sadece ilgi duyan basın sayesinde kamuoyuna duyurabilmişti.

Tüm mimarları, kongrenin ikinci ve son günü Amasya’ya bir kent gezisi için götürmeyi planlamıştık. Mimarlar Odası Amasya Temsilciliğimiz, gurubun geleceğini valiliğe ve belediyeye duyurunca, kentte adeta bir karnaval hazırlığı başlamış, otobüslerimiz kent girişinde karşılanmıştı. Amasya Valisi ve Belediye Başkanı toplantının finalini tam da bir Anadolu konukseverliği içinde yapmış, ikramlarıyla da bizleri çok onurlandırmışlardı. Bu arada Kentlerinin sorunlarını ayaklarına kadar gelenlerle paylaşabildiler.

İşte bahse konu olan, zamanı geldiğinde fırsatı değerlendirmekten kasıt budur. Türkiye’nin tüm mimarlarının bir araya getirildiği bilimsel bir kongre çalışmasında bulunmak, idarecilerimize o anda çok manasız ve gereksiz gelmiş olabilir ama bu bir fırsattı ve kaçtı.  Samsun, ulaşım sorunu olmayan bir kent olarak mı görüldü acaba? Veya kent idarecilerimizin hangisi SONUÇ BİLDİRGESİNİ okudu ve çözüm önerilerinin hangi faslından faydalandı?

Çok merak ediyorum. Marka avcılığına çıkmak, Vizyon araştırması yapmak bu kadar kolay mı? Güldürmeyin! İyi haftalar.
/Sacit ACAR
05.02.2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder