13 Ocak 2014 Pazartesi

İhtiras Tramvayı


Bütün insanlık âleminde aynı mıdır? Bilmiyorum. İdare edenlerimizin çok büyük bir kısmında müthiş bir egoizm hâkim. Bu kategorizasyona devletin en üst ricalini oturtunuz, kademelenmeyi en aşağılara, hatta en küçücük bir derneğe veya sivil toplum örgütüne kadar indirgeyiniz, karşılaşılan manzara hep aynıdır, işleyiş aynı. Örnek olarak ta -pek tabiidir ki- ülkemizi ve idare edenlerimize bakmamız yeterli. Makama gelen, idareyi elinde tutan, kesinlikle elde ettiklerinden ne taviz veriyor, ne de başkasına söz hakkı tanıyor. Hep benim bildiklerim, dediklerim doğru, benim odunum kalın. Dışarıdakiler bu işi bilmez, bu işten anlamaz, anlarsam bir tek ben anlarım. Ama düşünülmelidir ki, idarecilerin yaptığı herhangi bir hatanın bedeli, gelecekteki insanlara ve yaşayanlara kötü bir miras olarak kalıyor, bu hizip’in bedelini gelecek kuşaklar bile ödemeye devam ediyor.

İlk paragrafta bir genelleme yaparak, genel durumun tüm toplum kademelerinde de aynı olduğunu, yaşadıkça tüm örneklerin birbirine benzediğini anlatmaya çalışıyorum. Yaşamın insana ve kente indirgenmesiyle, fazla değişen bir durum olmadığını da yaşananlar pekâlâ çok net olarak ortaya koyuyor zaten. Şimdi üzerinde fırtınalar koparılan Samsun Sahilinin gelecek yıllar içinde ne şekilde bir görüntü vereceğini herkesten çok ben merak etmekteyim. Zira güzelim sahilimiz üzerindeki yapıların bazılarının, mahkemelerin yapılamaz ve yapılaşamaz kararına rağmen inatla ve ısrarla yapılaşması da üstte bahsedilen egoizmin bir neticesi olsa gerek. Şu anda da kıyı kenar çizgisinden medet umulması ne kadar hazin değil mi?

Aslında Mimarlar Odasının o günlerdeki yönetim kurulu başkanı olarak Büyükşehir Belediyesini ikna etmekte ne denli zorlandığımı hatırlıyorum. Ama inandırmak konusunda muvaffak olduğumuz pek söylenemez. Zira sonuç ve gelinen nokta barizen görünüyor. İşte idareci olmanın dayanılmaz cazibesi ve cesaretiyle, verilen plan kararlarının gelecekte nelere mal olacağının mutlaka yaşanılarak görülmesi gerekiyor. Şimdi nasıl bir çözüm, nasıl bir gelecek bekliyor sahilimizi?  Şayet anlayan veya anlatacak olan biri varsa gelsin, bize izah etsin!

Bugün trafiğin çözümsüzlüğüne dair de bir sürü şey yazılıp çiziliyor. Araçlar, tüm insani ortamlarda kentlerdeki yaşamın ta ortalarına kadar girmiş vaziyette. Bu nedenledir ki toplumun hareket kabiliyeti o kadar azalmış ki, hatta bitmiş bile denebilir. Araçlarla ne meydanlara, ne de ana arterlere girilemediği gibi merkezden uzaklaştıkça bile trafiğin rahatlaması hissedilemez olmuş. İnsanlar zaruri ihtiyaçları için bile Kent Merkezlerini kullanamaz olmuşlar. Ticaret veya gıda satış merkezlerinin indir bindirleri bile gecelerin en kuytu ve sakin saatleri takip edilerek yapılabilir olmuşsa sıkıntı var ve acilen çözüm bekliyor manasına gelmez mi? Ama Kent idarecileri zaman içinde ele geçen fırsatları bile o kadar rahat harcıyorlar ki söylenecek söz kalmıyor.   Örnek mi? Hemen Büyük Caminin yanında bulunan ve şu anda banka olarak kullanılan yapı bir zamanlar Kent planında katlı otopark olarak işliyken bozdurularak ticaret merkezi yapılmış, bir aklıselim kişi de “durun burası Samsuna çok lazım, gelecekte böyle yerleri çok ararız” dememişti. Ve o günlerdeki oda başkanı olan ben, elimdeki mahkeme kararını bozdurmak için Ankara ya Danıştay’a temyize bile gitmiştim. Ama iş işten çoktan geçti. Büyük Caminin yanı yöresi artık yapılaştı ve oraya artık araç otoparkı adına tek çivi çakılma ihtimali bile kalmadı. Ne vahim değil mi?

Dilerim ki aynı çözüm veya çözümsüzlük, Raylı Sistemin sıkıntı veren güzergâhı ile birlikte netleşemez, çözmek adına bir gayret gösterilemez ise; o zaman karşımıza yazının tam da başlığına uyan bir ulaşım panoraması çıkar ki, bunu Marlon Brando’nun İhtiras Tramvayı filmi gibi daha uzun yıllar başka bir olumsuzlukla anar ve hatırlarız. İyi haftalar.
/Sacit ACAR
21.12.2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder