13 Ocak 2014 Pazartesi

Hasoto


Biraz Yaşımın,  biraz da torunlarımın gereği olarak sık sık sağlık kurumlarına gider ve abone durumuna geldik. Aniden gelen sağlık problemleri nedeniyle, adına vesvese veya pimpiriklilik de denen kuşkular, hastanelere atar oldu benim yaş gurubumdakileri. Bereket versin, bu siyasi dönemin akla gelen ilk olumluluklarından birisi kabul edilen sağlık politikasının iyileştirilmesi neticesinde; bu kurumlarda itilip kakılmadan insani olarak kabul görmek, hatta muayene olmak hatta ciddi ameliyatlar bile geçirmek hayali olmaktan çıktı. Çok değil daha birkaç sene öncesinde bile özel sağlık sigortalarına sığınarak bir güvence aradığımız veya Avrupa’daki işçilerimizin anlattıklarına benzeyen sağlık programları, ülkemizde de uygulanır oldu. Herhangi bir eczaneden küçük katkılar ödeyerek, reçeteli ilaç almak ne kadar da ulaşılmaz görünürdü bizlere.

Faal çalışma hayatının sonuna gelerek emekliliğe hak kazanan bir kişinin ikinci beklentisi, dilediği bir sağlık kurumunun güvencesine sığınmaktı ki bu bile gerçekleşti. Taşradaki, yani büyük metropoller haricindeki yerleşimlerde pek de suiistimal edilmeyen uygulamalar neticesinde insanlar bir lale devri yaşamaya başladılar. Amaa, büyük kentlerimizdeki ÖZEL HASTANELERDE kocaman yazılarla resmi kurumların geçerli olduğuna dair reklâm ve uyarılar olsa dahi haftanın tatil günlerinde bu uygulamanın geçmediğini duymak da hayli enteresan değil mi? Düşününüz ki bir rahatsızlığınız dolayısıyla herhangi bir tatil günü veya gecenin bir yarısında kendinizi bir özel hastaneye attınız. O sırada görevli size sağlık güvencesinden istifade edemediğinizi hatırlatıyor ama başka bir çareniz olmadığını görerek mecburen kabul ediyorsunuz. Böyle yarım yamalak uygulama olur mu? Bir şey ya vardır ya da yoktur. İnsanların aciz hal ve durumlarından istifade etmek fırsatçılık değil de nedir Allah aşkına! Sağlık Bakanlığı veya Sosyal güvenlik bakanlığı bu aksak ve yarım yamalak uygulamaya, behemehal son vermelidir. İnsanların aciz, güçsüz ve hasta durumlarındayken geldikleri hastanede bir fırsatçılığa benzeyen bu uygulanmasına bir sistem veya standart getirmesi gerekmektedir.

Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesinde yatan bir yakınınız varsa ve günün herhangi bir saatinde görmek ve ziyarette bulunmak istiyorsanız size öncelikle Hz. Eyyüp sabrı gerekmektedir. Çünkü hastanenin ana kapılarından özel güvenlik kuvvetlerini aşarak geçmeniz mümkün değildir. Hastaneler tabii ki hijyene çok dikkat edilen kurumlardır ama bu kentte devlet hastaneleri kadar özel hastane de vardır hiçbirinde bu derece itilip kakılma ve kapılarında azap çekilmemektedir. Hastanelerin yoğun bakım servislerine girmenin riskini herkes çok iyi bilir ama normal bir servise girmenin cehennem azabına dönüşmesi herhalde idari bir zafiyettir. Ve maalesef bizim tıp fakültemizin bu durumu yıllardır aynı şekilde devam etmektedir. Sayın Rektör ve sonrasında Dekanımızın bu kadar basit ama önemli bir detayı, görmezden gelmesini anlamakta zorlanmaktayım.

Bir diğer konu ise özel hastanelerin statü ve müşteri kabulü ile ilgili standartlar ortaya konurken hayati sayılacak çalışma kriterlerine neden önem verilmemesidir? Kent merkezinde yataklı, hem de ameliyathaneli bir hastanenin kendi otoparkının olmaması kadar büyük bir kural hatası yapılabilir mi. Ameliyattan çıkan veya doğum yapan bir hastanın özel otomobile binmek veya hastaneden araçla çıkmak gibi bir hakkı yok mudur? Özel Hastane statüsüyle çalışan bu tip kurumlara bahsedilen bu özelliği olmaksızın, nasıl çalışma müsaadesi verilir veya bu eksiklik hangi formül ile görmezden gelinir! Bu tür yapıların, bu ihtiyacını görmezden gelmek veya yok saymak modern şehircilik icaplarıyla bile uyuşmamaktadır? Şark zihniyetinden kurtulmak ne kadar zor değil mi! İyi haftalar.
/Sacit ACAR
26.03.2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder