Mesleki bir toplantı için Konya’ya gitmiştim birkaç sene önce. Toplantı sırasında Konya’nın genel görüntüsü ile ilgili düşüncelerimizi sordular. Eski yıllardaki Konya’yı bilenler bilir, Alaattin Tepesi’nden bakıldığında Mevlana Müzesi’nin bulunduğu alan görünür, o camgöbeği simge bütün haşmetiyle hissedilir, ilk defa bu kente gelenler çok etkilenirdi. Fakat son yıllarda aynı açıdan seyran edenler böyle bir görüntüyü maalesef göremez, aynı duyguyu hissedemez oldular. Ne bu yapının yeri değişti, ne şehrin düz olan topografyasında bir değişiklik oldu. Ne de bu lineer aks üzerinde herhangi bir yapı yapılarak bu panoramanın açısı değişti. Sadece bilinçsiz yapılan peyzaj ve yeşillendirme çalışmaları farklı bir kent farklı bir ortam hissiyatı vermeye yetmişti. Düşüncelerimin bu yönde olduğu söylediğimde bu adam yeşile ve doğaya karşı çıkıyor gibi bir sonuca varılabilir ama tabiî ki söylemek istediklerim bunlar değildi
Yaşamda yeşilin, ağacın çiçeğin önemine dair uzun uzun yazacak değilim. Bu simgeler hayatiyetin belirleyicisi, yaşamın tabiî ki vazgeçilmezleridir ama olmadık yerde kullanmak bazen olumsuzluklara da sebep olmaktadır. Şehirlerarası karayolunun tam ortasındaki refüje, bir Akdeniz kasabasına geliyormuşçasına, dikilen palmiyelerin ne manaya geldiğini anlayamıyorum. Dikilirken aralarındaki mesafenin de tesadüfî olduğu bu ağaçların trafikteki seyir sırasında görüşü kesip kesmediğinin bir uzman tarafından kontrol edilmediğine kesinlikle eminim. Yolun sehim yaptığı ve görüşe ihtiyaç duyulan hatlardaki perdeleme bazı trafik olumsuzluklarına sebep oluyorsa bunun sebebini takip etmek gerekmez mi? Belirli aralıklarla dikilen ve aşırı büyümeyen, görüşü engellemeyen yeşile ve ağaca kimsenin söyleyeceği bir söz olamaz ki!
Şehir içindeki yerleşim ve yol arasındaki dar kaldırımlara dikilen ağaçların bakım ve budama işlemleri, zamanında yapılamaz ise bu kez de güvenlik ve kirlilik sıkıntılarına yol açmaktadır. Demek ki Belde ve Kent idaresinde kaş yapalım derken göz çıkarmak çok kolay olmaktadır. Her yapılan icraatın bir planlamaya ihtiyacı olduğu muhakkak. Şu anda hafif raylı sistem güzergâhının geçtiği bazı boşluklarda yeşillendirme ve ağaçlandırma çalışmaları yapılmakta. Pek tabiidir ki belirli bir hatta sabit olarak gidip gelecek olan vagon yolcularının etraftaki güzellikleri seyrederek seyahat etmeleri beklide ulaşımın kalitesini çok yükseltecek ve zevkli kılacaktır. Ama Büyükşehir Belediyesinin bu tartışılan gayretlerinde de zaman zaman üstünkörü acelecilikler kendini göstermekte. Geçen haftalarda Liman kavşağındaki viyadüğün altında da ağaçlandırma yapıldı. Ama öyle bir yerleştirdiler ki o iğne yapraklı sarıçam ağaçlarını. Sanki başka bir yere dikilmelerinde bir mahsur varmışçasına tamda köprünün altını ağaçlandırdılar. Sanki o ağaçlar hiç büyümeyecek büyüdükçe köprünün altına ulaşmayacak veya gün güneşe ihtiyaç duymayacaklar mı? Yapılan işlerin bir muhakemesini yapmak gerekmez mi?
Baharın iyiden iyiye hissedildiği bu günlerde çevre düzenlemelerinin kent yaşayanlarına ne kadar zevk verdiğini herkes hissediyor. Betonlaşmanın devasa boyutlara ulaştığı, yeşil alanların da günden güne azaldığı kentlerimizde, yeşili hissedebilmek artık çok önemli. Bu yüzdendir ki Şehircilik ilminde de bu bir formülasyona bile bağlanmış durumdadır. Kent Bilimciler kişi başına düşen yeşil alan miktarının bir matematik teoremi gibi unutulmaması gerektiğinin kuralını ortaya koymuşlar. Kentlerdeki Yeşil oranını düşürmenin insan fizyonomisindeki olumsuzluğunu önemle hatırlatıyorlar. Ailevi rahatsızlıklar veya kişisel bozukluklardan bunalan insanların, kendini parklara veya doğanın kucağına atmasının sebebi bu olsa gerekir değil mi?
İnsanın doğaya olan tutkusuna yapılan yatırım kesinlikle boşa gitmiyor. Refüjlere, yol ortası göbeklere dikilen o hercai menekşeler insanların ruhunda güzellikler uyandırmaya ve moral ve motivasyonu artırmaya devam ediyorsa harcanan paralar boşa gitmiyor demektir. Helal olsun! İyi haftalar.
/Sacit ACAR
02.04.2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder