Kent içi kısa mesafeli yürüyüşleri çok seviyorum. Hem sağlık, daha da önemlisi etrafı gözlemlemek, çevreyi takip etmek açısından iyi oluyor. Zaten, biraz da duyarlılık içinde olup biteni takip gibi bir hassasiyetiniz varsa, devamlı olarak sağı solu tarayarak dolaşıyorsunuz. Hani bakıp da görmemek gibi bir durumdan bahsetmiyorum da, etrafa kendini vermek, durumdan vazife çıkarmak benimkisi. Aslında, çok da gerekli midir, bunu da bilmiyorum.
1,5 yıl kadar önce By Pass ameliyatım sonrasında ziyaretime gelen bir komşum; “Öyle yoldan çöp toplamayı bırakın. Çöp konteynerinin üstüne, yanına bırakılan çöp poşetini alıp da içine atmak size mi düştü, Allah korusun mikrop kaparsınız” demişti. Duyarlılık mıdır, gereklilik midir, üstüme vazife midir, hala da karar veremem buna. Ama ağzı bağlanmamış bir poşet, kapağı arkaya kadar açık bir çöp bidonu beni neden rahatsız eder bilemem. Ama bunun bir vatandaşlık ve insanlık gereği olduğuna inanıyorum. Belki de bu, ailevi bir görgü de olabilir. Annem “yolda bir taş parçası varsa kaldır da kenara koy, sadaka yerine geçer” diye tembihler durur hala.
1999 depremi yeni yaşanmış ve insanlar o kadar büyük şaşkınlık içindeydiler ki. Duyarlı olanlar ellerindeki nakdi imkânlarını, giyilecek esvaplarını, hatta kullanmadıkları eşyalarını deprem bölgesine gönderebilmek için yol ve yöntem araştırıyorlardı. Bazı televizyon kanalları yardım topluyor, yurt içindeki-dışındaki insanların duygularını ekranlara taşıyorlardı. Çok duyarlı olduğunu düşündüğüm bir gurbetçimizden gelen bir telefon çok duygulandırmıştı beni. Umutsuzluğu sesinden de belli olan bu kişi yurda gelememenin çaresizliğiyle; “ah orada olsam da insanlarımızın ölüsüne dirisine bir faydam dokunsa, yaralılarımızı taşısam, memleketimin çöplerini ellerimle atsam diye,” adeta feryat ediyordu. Memleketimin ve insanlarının çöplerini ellerimle atsam deyişi ne de çok etkilemişti beni. Demek insanlar için genelde tiksindirici olan, iğrenç olan, dayanılmaz olan bile bir an geliyor ki katlanır olabiliyordu. Hassasiyetimizi elimizde ve önümüzde fırsat varken gösterebilsek daha doğru olmaz mı? Adam, balkonundan, evinin penceresinden, arabasının camından sigarasını dışarı atarken nasıl bir kirliliğe sebep olduğunun farkında neden olamıyor. Neden diğer insanlara saygısızlık ettiğini hissedemiyor. Aslında kent yönetimleri, trafik birimleri bunu bir zaptı rapta almayı kendilerine şiar edinmişler. Bazı uyarılarla çevreyi korumaya aldıklarını zabıta tedbirleriyle takip ediyorlar. Mesela hafriyat taşıyan bir kamyon yolları kirleterek döke saça gidemiyor ayrıca taşıdığı hafriyatının bile üstünü örtmek zorunda kalıyor.
Ama bu kolaylıkla takibe alınabilecek çevre önlemlerinin yanı sıra kalıcı müeyyidelere aynı özen gösterilmiyor. Müteahhit bey yaptığı yapıyı istediği renge boyayabiliyor. İstediği kaplamayla kaplayabiliyor. Hatta yapının bir köşesine adını sanını yazıp yıllarca bedava tarafından reklâmını bile yapabiliyor. Sanki yaptığı bina ebediyen kendisine ait olacakmış gibi.
Büyükşehir Belediye Yönetmeliğine, yapılan yapıların dış cephelerinde kullanılacak malzeme, doku, renk konusunun projelere işlendiği şekilde tatbik olunmasını denetleyecek bir maddenin konmasını sağlayacak bir değişiklik behemehal yapılmalı ve uygulanmalıdır. Ayrıca yapıların dış cephesindeki kalıcı reklâm ve yazı türündeki keyfi hiçbir uygulamaya müsaade edilmemelidir. Yıllar sonra bile kent sokaklarındaki bina cephelerinde, a firması veya b şahsına ait isimsel ve reklâmsal türdeki imgeleri kimse zorunlu olarak seyre mecbur kalmasın.
Bazı sevindirici gelişmelerde oluyor aslında. 07 Nisan 2010 tarihli bir yerel gazetedeki haber oldukça önemliydi benim gibi düşünenler açısından. Canik Belediyesi kendi bölgelerindeki eskiyen bina cephelerini yenilemek için vatandaşlara önderlik edeceğini duyurdu. Bölge sakinlerine maddi katkıda sağlanarak hayata geçecek bu proje, inşallah diğer kent bölgelerine de özenti vesilesi olur. Bilhassa Turizm Bölgesi olması için pilot kabul edilen Atakum, hem başkanı hem de yapılanması itibariyle keşke bu türden uygulamalara lokomotif olabilseydi. Şimdi bu bölgenin yaşı genç, yapıları da çok yeni denebilir ama turizm kenti olmak da biraz özen ve program gerektirmektedir. Çünkü un var yağ var hatta şeker bile var ama helvadan hala haber yok. Borç tabelası asmak çalışma hayatına pek mazeret olmamalı değil mi? İyi haftalar.
/Sacit ACAR
18.05.2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder