13 Ocak 2014 Pazartesi

Estetik Ve Yumurtalar


Geçen hafta İstanbul’da Karacaahmet Mezarlığı’nın ana giriş kapısının yanına inşa edilen Şakirin Camiini gezme fırsatını buldum. Geçtiğimiz mayıs ayında ibadete açılan, basında uzun uzun yapımıyla ilgili detaylar verilen cami, biraz masraflı ve oldukça da görkemli bir eser.  Caminin bütün kullanım mahalleri çok çok titizlenilerek yapılmış, malzeme seçimine aşırı hassasiyet gösterilmiş, hiçbir köşe dikkatten kaçırılmamış. Ama buna rağmen, yapılan tüm imalatlar kesinlikle abartılmamış. Gerçi ana yapının mimarı Hüsrev Tayla, biraz şikâyetçi olarak projesinin değişikliğe uğradığını iddia ediyor ama proje son dönem dini yapılara örnek teşkil edecek kalitede ve estetik olarak çok da iddialı. İç mimar Zeynep Fadıllıoğlu,  cami dekorasyonu ve tezyinatında bulunan bir bayan olarak meslek yaşamının zirvesine ulaşmış olmalı. Bunu pek de inkâr etmiyor.

Hele cami avlusuna alışılagelmişin dışına çıkan bir şadırvan planlanmış ki, tüm meslektaşlarımın tasarım muhayyilelerini zorlayacak nitelikte. Parlak bir metalden yapılmış bir yarım kürenin tam da tepesinden dökülen su, kürenin dış yüzünü yalayarak alt havuza dökülürken hem bir serinlik ve huzur hissi veriyor, hem de bir bereketi ifade ediyor. Daha da enteresan olanı ise, bu parlak yarım küre üzerine caminin küçülerek bir silueti aksediyor. Aynı düşünce zenginliği içinde bunun benzeri olarak girişe yapılan su çeşmesi, görülmeye değer. Bizim sokaklarımıza bir dönem bir belediye başkanımız tarafından özenilerek yapılan sokak çeşmelerine hiç de benzemiyor.

Birkaç yazı önce, aşırı derecede büyük olarak Çatalçam’da inşa edilen ve bence biraz da gereksiz ihtişamlı yapılmaya çalışılan caminin detaysal özelliklerinden söz etmiştim. İki yapıda da bir özen ve ihtimam söz konusu ama yaratıcılık söz konusu olunca akılda kalanlar çok değişik izler bırakabiliyor.

İstanbul’da bulunduğum günlerde kent gelişmelerini yerel basından internet vasıtasıyla takip etmeye özen gösteriyorum. Ama eş dost ne olup bittiğini paylaşmak adına, telefon ile pek de rahat bırakmıyorlar beni. Hele hele sevgili genel yayın yönetmenimiz ateşe düşmüşçesine telefona sarılarak,” anıt çevresine yapılanları gördünüz mü?” diyerek, hem düşüncelerini hem de yapılanları nakletti bana. Müthiş bir merak duydum. Büyükşehir Belediyesini de arayarak, yapılanların özelliklerini detaylarını ve de muhteviyatını öğrenmeye çalıştım, ama merakımı tatmine yetmedi bunlar. Samsun’a gelir gelmez, ilk iş olarak fotoğraf makinemi de alarak doğruca Atatürk anıtına koştum. Muhtelif noktalardan fotoğraflar çektim, seyrettim, yüksekçe bir platforma çıktım oradan gözledim. Kendimi zorlayarak, yapılan heykel kaide maketlerini ana heykel altıyla bütünleştirmeye çalıştım ama olmadı. Çevre düzenlenmesi adına yapılan çalışma, heykelimizle hiç bütünleşmemişti. Düzenlemeye, gerek malzeme, gerek planlama olarak çok gayret gösterildiği aşikârdı ama bazı emekler yerini bulamamış, oturmamıştı.

Büyükşehir Belediyemiz, anıt etrafına yapılmasını düşündüğü bu takdire şayan fikri, bir ulusal Proje yarışmasına dönüştürmeliydi. Herhalde ortaya daha manalı, daha etkileyici ve daha akılda kalıcı bir çevre modeli çıkar, tarihi ve övünülen heykelimiz bir yumurta çiftliğinin ortasına konmuş hissini vermezdi.

Çünkü estetik, doğrudan güzele yönelme olarak tariflenir. Sanat Eseri ise doğada bulunmayan, insan yaratıcılığının ürünü olmalıdır. Bu yol ile gidilince Sanat Eseri tek ve biricik olmalı, öz ile biçim arasında bir uyum olmalıdır.

İyi haftalar.
/Sacit ACAR
09.11.2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder