Geçenlerde, arabamla Atatürk Bulvarı üzerinde seyrederken önümde ailesiyle birlikte sanayi istikametinde giden bir minibüs dikkatimi çekti. Önce aracın arka camlarından birisi açılarak buruşturulmuş bir kâğıt parçası yola atıldı, birkaç dakika sonra bir ayran bardağı fırlatıldı caddeye, ardından bir müddet sonra minibüsün ön, şoför camı açılarak buruşturulmuş bir sigara paketi yola savrulunca, dayanamayıp aracın plakasını bir kenara not ettim. Unutmadan, ceza tutanağına aracın özelliklerini yazıp bir kenara koydum.
Kentte yaşamak, trafiğe çıkmak, araçla şehir trafiği içinde bulunmak bile medeniyet göstergesi olamıyor. Adam aracıyla trafikte son derece maharetli ve dikkatli oluyor ama aynı kişi, dikkat ve hassasiyetini Kentinin temizlik ve düzeninde gösteremiyor. Aracını pırıl pırıl temiz tutuyor ama aracının içinde yediği bir yiyeceğin kabuklarını ve boş sigara paketini dışarı atarken bundan hiç de rahatsız olmuyor. Kendi aracını kısa süreli yola park ediyor ama yanından bir aracın geçip geçemeyeceğine kesinlikle dikkat etmiyor. Ne dörtlü flâşörlerini yakıyor nede yeterli park mesafelerine uyuyor. Araç o’nun, yol o’nun trafik o’nun bilcümle üstünlükler o’na ait. Kaldırıma park eden araç sahibinin otomobilinin sağından solundan yeterli yaya geçişi bırakıp bırakmayışına ne demeli! Sanki o’nun aracı özellikle korunmaya alınmış. Özel bir muafiyet ve dokunulmazlığı var. Adamın apartman veya işyerinin kapısına o derece yakın park ediliyor ki evine veya işyerine girebilene aşk olsun. Herhalde bunun adına bencillikten başka bir şey denemez.
Araç üzerindeki sürücülerin, sanki sabır katsayısı düşüyor. Trafik ışıklarında bekleyen, arkadaki araç sürücüleri, yeşil ışığın yanmasıyla hareketlenerek öndekine, birden bip, dıt, ışık. Ne oldu ne kadar acelen var nereye yetişeceksin, aracında kalp krizi geçiren birisi mi var yoksa. Özveri göstererek yolu açar geçmesine müsaade edersin, yanından geçerken öyle bir bakış atar ki sana, elin ayağına dolaşır, donar kalırsın. Hele toplu taşıma yapan, hat araçlarıyla cenkleşirsen vay haline. Hani son yıllarda sıkça duyduğumuz İT DALAŞI tabiri var ya tam da ona uyan, uygunlukta bir sürtüşme yaşanacağı mukadderdir. Veya o araçlardan birisiyle hafif bir trafik olumsuzluğu yaşıyorsan haksız olan hatalı olan mutlaka sensin dir. Bunu peşinen kabul etmen gerekir. Normal seyreden trafikte, el kaldıran bir yolcu için aniden önüne durmak, Başka bir aracın tam dönüş yapacağı bir kavşaktaki köşede, yolcu indirmek bindirmek o’nlar için, o kadar normal sayılabilen hareketlerdir ki kesinlikle eleştiremez, kural kaide yorumunu yapamazsınız. Her yol ve her trafik kuralı sanki bu ayrıcalıklı zümre için vardır ve sadece o’nlar için geçerlidir.
Türkiye’nin her köşesinde olduğu gibi kentimizde de ticari olarak kota doldurmaya çalışan, zamanı süratli ve tasarruflu kullanmak isteyen, ivecen, çalıştıkça da trafiğe türlü sıkıntılar veren, satış mümessillerinin acelesi de hoş görülemez. Trafik seyri sırasında ensenizde biten devamlı yol isteyen vızır vızır vızıldayan bu tür araçların bir düstura ihtiyaçlarının olduğu kesindir. Ayrıca bu rahatsızlık ilk defa benim tarafımdan da dile getirilmemektedir. Birçok duyarlı yazar, bu konuda defalarca yazıp çizmişlerdir.
Özel hat otobüslerinin durumunu zaman zaman yazıyoruz. Vapur dumanına benzeyen oldukça koyu gri ve pis kokan egzoz gazlarını havaya savura savura gidişlerinden tutun, boyaları eskimiş rengi ruhsarı kaçmış, durak harici aklına gelen her yerden yolcu alabilen bu araçların denetlenmesi kime aittir, kim kontrol eder bilmiyorum.
Trafikteki seyir sırasında yaşanan olumsuzlukları, saymaya kalksak zaten tam manasıyla bir terbiye kitabı ortaya çıkar ki ne bunu tekrarlamanın bir manası var, ne de bu konunun düzeltilmesine bir faydası dokunur.
Uzun yıllardır Fahri Trafik Müfettişi olarak görev yaparım. Ancak sudan bir sebeple, sabrımın son kertesine gelmeden ceza tutanağı kullanmak gibi bir müeyyideyi yapmamaya çalışıyorum. Ancak toplum huzurunu kaçıranlara, insanları hiçe sayanlara ve çevre kirliliği konusunda müsamahakâr olamıyorum. Hiçbir araç ve sürücüsü, kıymet-i harbiyesi ne olursa olsun, kimseye bir muafiyet tanıtamaz. Can ve mal ziyanına sebep olacak bir vukuat yoksa, trafikte öncelik hakkı kimselere verilmemiştir ve verilemez. İnsanlar bir arada yaşamak mecburiyetinde oldukları için birbirlerine saygı göstermeye de mecburdurlar
Peki, tüm bu sorunların çaresi nedir? Çare kesinlikle toplu taşımadır, çare şehrin belirli bölgelerini araçtan arındırmak ve yayalaştırmaktır. Bugün büyük kentlerimizdeki Metro, Raylı Sistem, Deniz ulaşım sistemleri hatta yeni gündeme gelen hava ulaşım sistemleri güncel hayatımıza girmezler ise şehirler büyüyemez, güdük kalır. Kent İnsanları sinir stresten, travma geçirirler, dert sahibi olurlar.
Allah muhafaza. İyi haftalar
/Sacit ACAR
19.04.2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder