14 Ocak 2014 Salı

Avm


Son yıllarda şehirlerarası yolculukları keyifli kılan bir sistem günümüzde çok sık uygulanır oldu. Akaryakıt almak amacıyla istasyonlarda duraklayan sürücüler ve aileleri hem bu ihtiyaçlarını gidermek, hem de dinlenirken yemek ihtiyaçlarını da gördükleri sırada işin içine alışveriş gibi bir zevkin de girmesiyle yeni bir form hâkim oldu karayolu üzerindeki yapılaşma türüne. Bilhassa batı bölgelerindeki ulaşım arterleri üzerinde şekillenen form, daha sonradan tüm yurt ağının önemli ve yoğun noktalarında da sıkça rastlanır oldu. Ama daha da hoşa gideni, şehirlerin giriş ve çıkış karayolu bağlantılarında tatbik olunandır ki hala da revaçta olup ve bilhassa hafta sonlarında ilgi duyulan, sevilen bir alışkanlık olarak sürdürülüyor.

İlk örneğini büyük yerleşimlerde, metropollerde gördüğümüz alışveriş merkezi yapılanmalarının en güzel örneklerindendi Bursa Özdilek Tesisleri. Dokuma Fabrikasının karayoluna cepheli olan yüzünde, Bursa ve İstanbul istikametine giden gelenlerin transit yol üzerinde mutlaka uğrayıp alış veriş ettikleri, dinlendikleri hoş bir mesireydi. Bu kapsamdaki yapı konseptinde, sonraki yıllarda eğlence ve dinlence faktörünün daha da ön plana çıkmasıyla cep sinemalarıyla zenginleştirilen alışkanlık çokça yaygınlaştı. Büyük kentlerde bloklaşmalar ve rezidans denilen formla daha da genişledi. Hatta arazinin yeterince verimini alabilmek ana düşüncesiyle gökdelenler türemeye, hatta çok da iddialı ve de yüksek inşa edilmeye başlandı. Tabiidir ki beraberinde başka çevre sorunlarını getiren bu yapılaşma türü kent merkezlerindeki şehir içi ulaşımını aşırı zorlaması ve kentin mevcut altyapı sistemine katılımının verdiği problemlerle başka cazibe alanlarının araştırılması zaruri oldu.  Hatta bu sebepledir ki bilhassa İstanbul’da Levent gibi trafiğin aşırı zorlandığı kesimlerinde yapılan Sapphire gibi, Metro City gibi özellikli Rezidansların şu andaki mevcut ulaşım karmaşası içinde kendilerine yeni yer bulma pratikleri pek de mümkün görülmemektedir. Peki, bundan sonraki sorunun halline dair gelişmeler ne safhadadır. Orasını büyük kafalar çözmeye uğraşıp türlü senaryolar üretilmeye ve kentsel mucize varsayımları konuşulmaya devam edecektir herhalde.

Kent merkezlerindeki ürkütücü yoğunlaşma ve bu tür alanların oldukça çok azalması yeni arayışlara itti sermaye sahiplerini. Hem merkeze yakın hem de göz önü alanların değerlendirilmesi söz konusu olunca İstanbul’da İstinye Park, Ümraniye Meydan, Kurtköy Viaport benzeri AVM türevleri, yer temininde şehrin farklı noktalarını seçerek, buraları da birer cazibe merkezleri durumuna getirdiler. Şehir merkezinin biraz dışındaki bu alanlara araçla gidiş gelişlerin ve park sorununun çözüme ulaşmış olmasıyla rağbet arttı. Tabiî ki arazinin teminindeki müşkülatlar kent merkezine göre de bir hayli minimize edilmiş olduğu için düşünülen potansiyel yer alternatifi aynı kapsamda düşünülmeye devam ediyor. Bu kentimiz için de aynı düşünceleri harekete geçirdiği için YEŞİLYURT ve MAKRO alışveriş merkezlerinin ortaya çıkışı da aynı sebepledir. Ama her türlü uyarıya ve karşı duruşa rağmen bilhassa YEŞİLYURT AVM, devamlı sorun olarak büyümekte olan, gelecekteki otopark ve araç problemini ne şekilde çözebilecektir, şimdilik muamma olan ve en çok merak edilen de budur.

Son günlerin en popüler şehircilik haberi ise, İstanbul’daki tarihi Emek Sinemasının şeytani bir buluş ve düşünce, yapısal ve işlevsel bir transformasyon ile AVM şekline dönüşmesi fikridir. Dış duvarları yıkmadan, dış kontur aynı kalmak düşüncesi ile içerdeki Sinema fonksiyonunu 20 küsur metre yukarı kaldırmaktan söz edilen ilginç bir mimari proje. Alttaki tüm alan kazanımlarının bir kısmı ticari, bir kısmını kültürel olarak kullanmayı düşünen bir anlatımla sunulmaya çalışılıyor. Aslında, Proje muhtemelen Anıtlar ve Yenileme Kurullarına sunularak hem görüş hem de olur alınmış olmasına rağmen türlü spekülasyona açık bir şekilde dillenmeye devam ediyor. Pek tabiidir ki zamanında estetiği, işlevselliği ve popülaritesine söylenecek bir söz bırakmayan Emek Sineması bundan sonraki kentsel hayatına Emek AVM olarak devam etmek isteyecektir. Tamamen tarihe mal olmaktan veya otopark benzeri bir kimliğe yönelmektense bu türden bir ticari seçim ehven-i şer dir. Ama Sinema türü bir faaliyetin yerini başka sanatsal bir ögeye mal etmek becerisini gösterebilmek ise mucizevî bir düşüncedir. Hele hele yapıyı özgün haliyle korumak ise muhteşem bir programdır ama yılların acımasızlığı, bu tip yapılara karşı çok belirgin ve bildiğimiz türden olmaktadır. Ayrıca kent hayatında yıkım ve değişim adına vahim örnekler sayılamayacak kadar çoktur.

Kentimizde de sanatsal dikkat o derece zayıflamıştır ki, bu gün Zafer Sineması,  Sümer Sineması,  Renkli Sinema zamana karşı mağlup olmuşlar yerlerinde iş hanları veya benzer yapılar arz-ı endam etmiştir.  Hiç olmazsa bu yapılar,  isimlerini hatırlatan nostaljik bir figürle geleceğe taşınabilir ve hatırlanmaya devam edilebilirlerdi. Tanrı Konak Sinemasını kem gözlerden korusun. İyi haftalar.
 /Sacit ACAR
26.04.2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder