12 Ocak 2014 Pazar

Yazıktır!



Tam da seçim arifesinde gündem birdenbire değişti ve helikopter kazasına kilitlendik, bütün kanallarda bütün gazetelerde bütün ikili veya grup konuşmalarında aynı konu işlenir oldu. Devlet ricalinden tutunda, yazarı çizeri bu konudaki eksiklikleri ve aksamaları yazar konuşur oldu. Tabiidir ki şu anki gündem bu vahamete kilitlenebilir ama sorumluluğun ve kusurun neden kaynaklandığını hiç kimse konuşmuyor veya konuşuyor, yazılıyorsa dahi ben rastlamıyorum. Her neyse Türk insanının güncel tutma süresi 21 gün derler. Nasıl olsa bu da unutulacak gündeme başka konular girecek, başka şeylere üzülüp başka kişilere vah çekeceğiz. Hav hav olacak, tav tav olacak, giden gidecek, hiç günahı olmayanlar, Niyazi olacak yani.

Aklımın bir türlü almadığı ve anlamadığım konu şu;  Herhangi bir kişiye ait bir motorlu aracın fren lambası yanmasa veya sinyali çalışmasa araç trafiğe çıkamaz. Kişi trafik sigortasını ihmal etse, araç muayenesini geciktirse aracı bağlanır. Yani müdahalenin çok kolay yapılabildiği, denetimler daha kolay halledilebildiği için tam bir denetim hâkim yeryüzü trafiği için. Ama ne yazık ki hava trafiğini kullanan helikopter gibi bir aracın, nerede hangi yoldan ne şekilde bir rota takip ettiğini, bu yol üzerindeki mecburiyet ve zorunluluklarını belirleyen bir kurallar manzumesi tabiî ki vardır ama hiçbir işe yaramamıştır. Ama bu aracın yerini belirleyen, uçuşlarında irtibatlaşmayı temin eden bir cihaz bulundurma zorunluluğu yok mudur? Her aklına esen Türkiye semalarında dilediği gibi kontrolsüzce uçabilmekte midir? Kara yollarında tuzak kurarak sürücülere hız kontrolü yapan sistem, gökyüzüne neden müdahale edememektedir. Yoksa burası Türkiye değil de Patagonya Cumhuriyeti midir? İnsan hayatının bu kadar ucuz olduğu başka bir ülke var mıdır ben bilmiyorum! Şimdi ahlar ve vahlar içinde bir sürü beyanat verilerek insancıklar toprağa verilecek ve elimiz yüreğimizde yeni kazalar, yeni kayıplar, yeni sürprizler beklenecektir.

Aslında aklıselim şunu arzu ediyor. Her bir musibetten bir ders almak yerine bazı melekeleri önsezilerle, ön bulgularla ve irdeleyerek mükemmele erişmek varken, nedense bizi felaketler doğruya götürüyor. Tedbirleri ondan sonra alıyor, doğruyu mutlaka bir belâ sonrasında buluyoruz. Bu her konuda aynı tezahür ediyor. İlime, fenne ve de tecrübenin erdemine güvenmeden, nasıl olsa hallolur düşüncesiyle, alelacele karar veriyor, sonrasında hüsrana mağlup oluyoruz. Bütün hayatımız aynı kurgu üzerine ve aynı şekilde devam ediyor. Çok büyük trafik kazalarından sonra trafikle ilgili kanun ve yönetmeliklerimizi gözden geçiriyor, en çok rahatsızlık verenleri revize ediyor ve kanunlaştırıyoruz. Deprem ve sel gibi tabii afetleri yaşadıktan, büyük kayıplar verdikten sonra imarla ilgili kanunlarımıza ilaveler ve değişiklikler yapıyor, tedbirler alıyoruz. Şimdide bu kaza ve kayıp sonrasında hava taşımacılığı ile ilgili bazı zorunlulukların tedbiri alınacak, belki de hayatiyeti olan bazı avadanlıkların araçlara konma mecburiyeti sağlanacaktır. Bu aymazlıklar ve nemelazımcılıklar devam ettiği sürece daha çok insanımız telef olacak, birçok değerli insanımızı yıllar içinde kaybetmeye ve acı çekmeye devam edeceğiz.

Yazımın sonuna nasıl bir temenni koymam gerektiğini maalesef bilemiyorum. Çünkü son söylenmesi gerekeni başlığa koydum.

İyi haftalar.
/Sacit ACAR
04.04.2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder