Kim nerede söylemiş bilmiyorum ama kulağımda şöyle
bir laf kalmış: "Nerede çok toplantı varsa bilin ki orada çok sorun
vardır". Söyleyen ünlü bir filozof, hatırı sayılır bir akademisyen olmasa,
bildiğiniz halk deyişi bile olsa(ki kimi zaman en az ünlü bir filozofun sözü
kadar önemli olur halk deyişleri), çok yerinde bir söz.
Şöyle bir bakın etrafınıza, bir göz atın gazete
sayfalarına, televizyon programlarına, kamu kurum ve kuruluşlarına, derneklere,
vakıflara... Mutlaka Türkiye'de 'kadın'ın durumunu iyileştirmek, sorunlarını
çözmek için yığınla toplantı, sempozyum, panel, konferans düzenlenip, ha bire
yasa tasarıları, son yıllarda ülkemizde pek rağbet gören projeler hazırlanıyor,
tebliğler sunulup makaleler yazılıyor. Ama ne yazık ki yasalardaki eşitliğe
rağmen kadının durumu erkeklerle kıyaslandığında bir türlü düzelmiyor.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kadının
Statüsü Genel Müdürlüğü'nün 2012 yılında hazırladığı "Türkiye'de Kadının
Durumu" başlıklı rapora göre; kanunlardaki eşitlikçe yapıya rağmen bugün
okuma yazma bilmeyen her 10 kişiden 8'i kadın. Yaşamda var olmanın koşulu
sayılan çalışma hayatına katılım oranı ise ne yazık ki yıldan yıla artma değil
azalma gösteriyor. 1990'da % 34.1 olan bu oran, 2011 yılında % 28.8'e
gerilemiş, kadın istihdam oranı ise % %25.6 olarak belirlenmiş. Tarım alanında
ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların oranına baktığınızda ise oran birden
yükseliyor. Bu alanda, yani tabir-i caizse boşa çalışanların % 80.5'ini
kadınlar oluşturuyor. Kadınların geleceğini garanti altına almak için Sosyal
Güvenlik Kurumu'nun tanıdığı "isteğe bağlı sigortalılık" da ne yazık
ki primlerin yüksekliği nedeniyle sınırlı kalıyor.
Kadınların siyasal yaşama katılımına gelince ise
tablo ciddi anlamda olumsuz. 2009 yılı yerel seçimlerinde belediye başkanı,
muhtar, belediye meclis üyesi... toplamında seçilen erkek sayısı 301.759 iken
bu sayı kadınlar için sadece 3.709.
2011 yılı genel seçim itibarıyla parlamentoda
temsil oranı ise % 14.4 gibi son derece düşük bir oran.
Verdiğimiz rakamlar az gibi görünse de çalışma
hayatı ve siyasal katılım gibi toplum hayatında varlık göstermenin önemli
göstergeleri. 2011 yılında gerçekleştirilen Samsun Sempozyumu'nda Prof.Dr.Hacer
Tor ile Remzi Aydın'ın, Samsun'da yaşayan kadınların durumlarına ilişkin
sunduğu çalışma da ortaya koyuyor ki, Samsun'da da kadının durumu Türkiye
ortalaması ile paralellik gösteriyor. Hatta bazı alanlarda Türkiye
ortalamasının da altında olduğumuza dikkat çekiyor.
Eğitimde kadın oranında Samsun az da olsa artış
gösterirken, iş gücüne katılma oranında 1985-2000 döneminde azalma gözlenmiş.
1985 yılında işgücüne katılma oranı erkeklerde %36.30 iken 2000 yılında
%31.20'ye düşerken; kadınlarda %29.94 olan oran % 23.64 olarak belirlenmiş.
İşgücüne dahil olmayan nüfus oranı ise 2000 yılında erkeklerde %14.4 kadınlarda
ise %27.22 olarak tespit edilmiş.
Samsun'a ilişkin enteresan bir veri de kadınların
suç oranına ilişkin. Son yıllarda Türkiye'de kadın suç oranında görülen artış
oranına paralel olarak Samsun'da da kadın suçlu oranında artış saptanmış.
Örneğin 2007 yılında meydana gelen toplam 14.661 suç olayında olaya karışan
kadın sayısı 3.150, şüpheli 1.116, mağdur 2.034 iken 2010 yılında toplam olay
sayısı 23.120, olaya karışan kadın sayısı 12.902, şüpheli kadın 3.576, mağdur
kadın sayısı ise 9.326 olarak belirlenmiş.
Samsun'da kadınların siyasal yaşama katılımında ise
tablo gerçekten olumsuz. Hafızam beni yanıltmıyorsa 1990'lı yıllarda Tekkeköy
ilçesine bağlı Büyüklü beldesinde iki dönem bağımsız belediye başkanı seçilen
Aysel Şenel ile AK Parti'den seçilip parlamentoya giden Binnur Şahinoğlu ve
Prof.Dr.Tülay Bakır'dan başka isim yok.
Rakamlar gösteriyor ki durum ciddi! Eğer hem
ülkemizde hem kentimizde kadının statüsünün değişmesini, iyileşmesini
istiyorsak kadının mutlaka siyasal karar mekanizmalarında temsil edilmesini
sağlamalıyız. Zira kadının yer almadığı bu mekanizmalarda kadın sorunlarına duyarlılık
ve çözüm beklemek hayal olur...
/İlknur YAMAK
13.01.2014
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder