10 Ocak 2014 Cuma

Seçim Hezeyanları


Çok severim seçim dönemlerini. Bana her bakımdan olumlu ve doygun gelir nedense. Her kime ulaşmak istersem ulaşır, ne söylemek istiyorsam söyler, dikkate alınmasa da vaat edilir, seçim sonrasında bütün arzu ettiklerimizin olacağına dair umutları alır mali hülya içinde sürecin dolmasını bekler dururum. Ne güzel şeydir ummak, bir çocuk saflığıyla vaat edilenleri beklemek. O gülen, aynı duyguları paylaştığını zannettiğin idarecilerinle aynı hissiyatı paylaşmak ve ve zaman geçince de kopmak ve bir daha hiç görememek. Görmek ve bir arzuhalini söylemek ve bildirmek istediğinde de değil yüzünü görmek engellerin aşılamayacağının farkına varmak. Özel kalem müdürlerinin başkanım toplantıda ve veya başkanım seyahatte cevaplarına muhatap olmak.

Bir döneme sempati ve hoşgörüyü katan rahmetli Muzaffer Önder sonrasında onu hatırlayıp yad edenlerce Muzaffer ağabey olarak hatırlanmakta ve Büyükşehir Belediyesine gidenlerce de Başkanın çayını içtim diye gururlanma vesilesi olmaktadır. Belki başkana söylediği arzuhali kabul görmese bile hiç önemli değildir ziyaretçi için. O içtiği çayının gururunu etrafıyla paylaşmakta ve belki de yıllarca bunu anlatmaktadır.

Belediyelerde yıllardır alışkanlık haline gelen HALK GÜNLERİ son dönemlerde zaman kaybı ve sadece iş talebi olduğu gerekçesiyle bazı Belediyelerden kaldırıldı. Hatalı bir uygulama. Zira Vatandaşın Başkanıyla tek buluşma vesilesi Halk Günleriydi. Biraz da lüzumunu aşan ve kişiselliğe bürünen Halk günleri vatandaş ve Belediye arasındaki tek bağlantının da bitmesi manasına geliyor.

Büyükşehir veya tali Belediyelerde meclisler Vatandaşa açık olarak yapılıyor dense de sadece lafta kalan ve uygulaması hiçbir şekilde pratiğe dönüşmeyen bir uygulama. Bırakın sade vatandaşın cesaret göstererek meclis toplantılarını takip etmesini, ilgisi olan meslek odalarına bile ne program gider ne de ilgisine binaen konular hakkında bilgi verilir. Sadece meclis üyesi olan meslektaşların ilgili konuyu odalarına duyurmasıyla çok nadir olarak meclis toplantıları dışarıdan takip edilebilir.

Yani seçime kadar ne derece yakınlaşabiliyorsan o kadar iç içe olursun belde idaresiyle. Seçimden sonra öküz ölür ortaklık bozulur. Seçilen, kendi taifesiyle, kendi programıyla, kendi becerisiyle kendi dünyasına çekilir, dış dünyaya kapar kapılarını ve beş yıllık fanus hayatı böylece başlamış olur. Bu kesinlikle bir eleştiri değildir, bir alışkanlıktır bir varsayımdır.

Nasıl olmalıdır diye sorulabilir. Bu beş yıllık süreç belirli periyotlarla açılarak halk katılımı sağlanabilir. Önemli kent projelerine meslek odaları, mahalle muhtarları ve vatandaş katılımının sağlanması temin edilmelidir. Bu şekilde olgunlaştırılacak planlama altyapısına sonradan söylenecek pek söz kalmaz. Şu anda yapımı Büyükşehir Belediyesi ve Atakum Belediyesinin ortaklaşa yürüttükleri Sahil Rekreasyon çalışmaları bu sistemle birlikte gündeme gelmiştir. Arkasında söylenecek söz yok mudur, tabiî ki vardır ama hiç olmazsa Dava konusu olmamıştır. Çünkü projenin olgunlaştırılması sırasında meslek odasının görüşleri alınmıştır, çalışmalar birlikte yürütülmüştür.

Belediyelere, meslek odalarınca şu ana kadar açılmış davaların ne şekilde sonuçlanacağını, sonuçlananların ne şekilde çözüm bulacağını bütün kamuoyu merak etmektedir. Bu büyük bir ihtimalle zaman kaybı, kronik nakit kaybıdır. Tamamen kişisel kararların vermiş olduğu zafiyettir. Ama yazıktır, PLANLAMA yıllara sâri yapılmak durumundadır ve verilmiş emeğin, insan gücünün boşa gitme lüksü yoktur ülkemizde. Her düşünce mayalanma sürecini olumlu yaşamak ve imbiklenme sürecini geçirmek mecburiyetindedir. Yap Boz; zaman israfıdır ve idarecilik nosyonuyla hiçbir şekilde uyuşmamaktadır. Sadece çok çalışıyor imajını vermek adına her akla gelene paldır küldür dalmak, düşüncesizce hareket etmek kendini kandırmaktır. Çünkü yaptığınız çalışmanın bir kalıcı tarafı vardır ve geleceğe sizin isminizle kalacak ve olumsuzluğu sadece sizin kullanımınızla değil halkın kullanımıyla devam ede gelecektir.

İşte bu fikirsel çırpıntılarla yeni bir döneme girmek üzereyiz. Sonucunu görmek için zamanı yaşamaya pek gerek yok. Çünkü geçen zaman geleceğin ne şekilde tezahür edeceğini gösteriyor. Bu düşüncelerle umutlu olmaya, geleceğe pembe bakmaya gayret ediyorum ama olmuyor. Dilerim yanılırım, karamsarlıklar bana umutlar size kalır. İyi haftalar.
 /Sacit ACAR
24.02.2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder