Rusya’nın siyasi çöküşünün ardından, Rus vatandaşlara giydirilen bir gömlek vardır. Siyasi kargaşa sonrası Rus vatandaşa “şu andaki konumunuzdan memnun musunuz?” şeklinde bir soru yöneltilir. Rus vatandaş “eskiden cebimde para yoktu, her türlü ihtiyacımı devlet karşılıyordu ve vitrinlerde de hiç mal yoktu, şimdi ise vitrinlerde mal çok. Ancak cebimde ihtiyaçlarımı giderebilecek para yok” şeklinde bir cevap verir. Belki kominizmi savunanlar ile kapitalizmi savunanların kendilerince geliştirdikleri bir söylemdir. Ancak vitrinlerin lüks ürünler ile süslenmesi, insanların ekonomik gücünü veya o ülke ve kentteki refahın bir göstergesi değildir.
Son birkaç yıldan bu yana Samsun’daki fiziki yapılanmada olağanüstü değişikliklerin yaşandığı bir gerçektir. Samsun’u denizine kavuşturan Sahil Bandı başta olmak üzere özellikle kentin bazı bölgelerindeki gecekondulaşmanın yerini TOKİ konutlarının alması, sosyal tesislere ağırlık verilerek çeşitli tesisler, park ve bahçeler ile alışveriş merkezlerine her geçen gün yenilerin eklenmesi, 5 yıldızlı otel projelerinin gündeme getirilmesi, Fuar ve Kongre Merkezi projesi, Hafif Raylı Sistem gibi hizmetler, özellikle Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz’a ve Osman Genç’in yeniden belediye başkanı seçilmelerine neden olmuştur.
Samsun’lular gerektiğince kadirşinaslığını göstermiş ve kente hizmet sunanları bir nevi ödüllendirmiştir. İlkadım ve Atakum Belediye başkanlığı seçimlerinde ise bilindiği üzere iktidar partisi hiç beklemediği bir sonuç ile karşılaşmış ve belediye başkanlıkları muhalefet partilerinin uhdesinde kalmıştır.
Samsun’lular olarak kimin hangi partiden veya hangi görüşten seçime girdiği ve kazandığı elbette siyasi mantık ile önemlidir. Ancak seçimlerde kullanılan her oy sahibinin beklentisi, gösterişli parklar ve bahçeler, renkli kaldırımlar ve bu kaldırımlar üzerine sıralanan papatyalar, alt ve üst geçitler, Hafif Raylı Sistem, 5 yıldızlı oteller vs. gibi yatırımların niteliği değildir.
Yapılacak yatırımlar ile mutfakların direk olarak ilişkisi olmalıdır. Yani bu tür sosyal hizmet alanlarının üretilmesinin yanı sıra, üretim alanları da ivedilikle gündeme getirilmeli ve tesis edilmelidir. Ayrıca kayıt dışı istihdamı körükleyen vergi mevzuatlarında da radikal kararlar alınarak iyileştirici tedbirler alınmalı ve üretim kaynaklarının harekete geçilmesine zemin hazırlanmalıdır.
Mevcut vergi düzenlemeleri ile küçük işletmelerin kafalarını kaldırmaları kesinlikle mümkün değildir. Bir iş yeri kurmaya kalktığınızda, daha işyerinizi açmadan vergi dilimleri ile karşı karşıya kalarak silkelenirsiniz. Oysa bazı gelişmiş ülkelerde dahi, yeni iş yeri açan kişiler belirli bir süre hiçbir vergiye tabi tutulmazlar ve çeşitli muafiyetlerden istifade ederler. Dolaysıyla vergi dilimleri arasında sıkışıp kalan kişiler yeni bir iş yeri açtıklarında kayıt dışı ekonominin enstrümanları haline gelirler. Kayıt dışılığın sivil bir itaatsizlik kurumu olduğu hiçbir zaman göz önünde tutulmaz. Çünkü sivil itaatsizliği doğuran sonuçları tetikleyen bizzat devletin kendisidir.
Belediyelerimizin uygulamaya koymadığı veya yandaş partililerine sunduğu imkânların başında, belediyelere ait arazi veya menkullerin yatırımcıların hizmetine verilmemesidir. Bugün kendi arsanız üzerinde dahi bir işyeri inşaatına başladığınızda karşınıza çıkacak olan mevzuat hazretlerini aşabilmek aylarınızı alabilir.
Atıl duran hazine arazilerinin de teşvik bölgeleri dışında yatırımcılara tahsis edilebilmesi mümkün değildir. Samsun’da bu profile uygun arazilerin sayısı oldukça fazladır. Çeşitli imar değişikliklerinden istifade edilerek yaratılan rantlardan sadece belirli kişiler istifade edebilmekte ve dolaysıyla kent ekonomisine hiçbir şey kazandırılamadığı gibi, yatırımcıların da geri atmasına neden olunmaktadır.
Tüm bunların yanı sıra kent ve kentli olmak bilincinin yeterince yerleşmemesi, güçlü sanayi kuruluşlarının egemenliğini sürdürmesine neden olmaktadır. Örneğin her ne kadar problemler oluştursa da, çevreye zarar verecek ve çevre kirliliği yaratacak eylemleri önleyebilmek adına ISO 14001 olarak anılan uluslar arası standartlar mevcuttur. Ancak bu standartların gerekliliklerini kenti yönetenler hiçbir şekilde yerine getirmezler. Siyasi baskılar veya çeşitli gerekçeler ile, bu tür yatırımlar önleyici tedbirler almak bir yana teşvik edilir. Hatta o kadar umursamazlık içine girilir ki “kirleten öder” prensibi ile oluşan yaptırımlar dahi sümenaltı edilir.
Kirli yatırımlara kapı aralamanın gerekçeleri bildik ve malum gerekçelerdir. İstihdam alanları yaratıldığı ve böylece kentin ekonomik kazanımlar elde edeceğinden dem vurulur. Evet, belki birkaç kişi bu tesislerde istihdam edilecektir, ancak ortaya çıkacak sağlık ve çevresel sorunların telafisi ve tedavisi hiçbir zaman mümkün olamayacaktır.
Kenti yönetenler, bakan ve milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız, Samsun’un vitrinini doldurabilirsiniz. Yaptığınız park ve bahçeler ile alt ve üst geçitler ile, çeşitli toplu ulaşım araçları ile, turizm ve çeşitli sosyal hizmet alanları ile süsleyebilirsiniz. Ancak akşam olunca insanların ellerine gıda paketlerini tutuşturabilecek imkânları yaratamaz iseniz, vitrinleri doldurmanız, yani kenti hizmet araçları ile donatmanız hiçbir işe yaramayacaktır. Bu nedenle öncelik üretim ve istihdam yaratacak alanları yaratmak olmalıdır. Aksi takdirde Rusya’da yaşayan vatandaşların ifade ettiği gibi, cebimizde para olmadan dolu vitrinleri izlemenin ne sizlere ne de kentte yaşayanlara hiçbir katkısı olmayacaktır.
/Süleyman SALUR
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder