12 Ocak 2014 Pazar

Kentsel Rüyalar


Bundan birkaç yıl önce bir etkinlik dolayısıyla Suriye’nin Halep şehrine gitmiştim. Şehri gezdiren rehberimiz kentin 600 yılı aşkın bir geçmişi olduğundan söz etmişti. Gerçektende kentin bazı bölgelerini gezerken türüm türüm tarih kokusunu hissediyorduk. Kale ve meşhur Halep çarşısı, kaldırımlarıyla, duvarlarıyla insanda müthiş bir duygu coşkusu yaşatıyordu.  Hele kalenin eğimli rampa yollarından çıkarken ayağınızın altındaki taşların adeta size bir şeyler söylediğini ve konuştuğunu hissediyordunuz. Yollarının uzunluğunun 10 Km. yi aştığı söylenen Halep Çarşısı hem tarihi hem alışveriş coşkunuza eşlik etmekte, gezenlerine tarihi bir rüya yaşatıyordu.

Kentin tarihi yerleşimi ile modern yerleşimi öyle ustaca birleştirilmiş ki farklı bir yerleşime geçtiğinizi fark edemiyorsunuz bile. Tarihi ve modern kentleşme birbirini tamamlıyor adeta. Bu planlama anlayışı bizim bazı yerleşimlerimizde de bu konsept ile sağlanmakta ya da yıkalım yeniden yapalım düşüncesi ile yenilenmektedir. Mesela Ankara kenti, Kale çevresi ve eteği ile yerleşimine başlamış, sonrasındaki kentleşme ise Samanpazarı, Ulus yerleşimleri ile modern yerleşime geçiş yapmıştır. Yine Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Mardin ili, eski yerleşiminin genişlemeye müsait olmayan yapılanmasını yeni ve modern bir Mardin’i farklı bir bölgede yeniden üreterek çözümlemişlerdir.

Tabiidir ki bu anlatımlardan şöyle bir noktaya gelmek istiyorum. Eski yerleşimlerin günümüzdeki devamlılığına, öncelikle planlama faktörü ve buna etki eden idari anlayışın çok büyük yaptırımları olduğundan söz ediyorum. İmar planlarının veya revizyon imar planlarının hazırlanmasında bu hassasiyete salt dikkat edilmiş olursa, Tarihi geçmişin bu günkü yerleşimlerle bağlantısı temin edilmiş olabilir di diyoruz. Şayet Samsun için 40 veya 50 yıllık yerel idari süreçler, imar bakımından kontrollü takip edilmiş olsa idi, bu günkü ne eski ne de yeni olarak tariflenecek bir Kent profili karşımıza çıkmayacaktı. Tarihi Sit olarak korunacak bölgelere kaçak ve çarpık yapılar yapıldıkça ortada ne Sit kaldı ne de Tarih. Bugün Kent merkezinde sadece Bedesten denilen Ticari yerleşimin haricinde bir örnek de bulmak mümkün değil. O yapının da sadece giriş portalları korunabilmiş etrafındaki yapılar olabildiğince değiştirilmiş olduğu için orijinaliteden hiç eser kalmamıştır.

Yine bahse konu olan süreçte, Kentin birçok bölgesine ve caddesine isim veren Hamamlar zaman içinde planlama dikkatsizliklerinden dolayı birer birer yok olmuşlardır. Çinili Hamam, Yeni Hamam, Millet Hamamı kıyıma uğrayan tarihi yapılarımızdan ilk akla gelenler. Şehrin muhtelif yerlerinde değişik isimlerle anılan Hanlar da aynı akıbete uğrayan tarihi değerlerimizden. Yılların eskitemediği yapıları bizim dikkatsiz ve vefasız anlayışımız maalesef bir bir yok etmiş.

Asırlık yapıların etrafını planlarken onların kutsiyetini hiçe sayan, tarihi özelliklerini önemsemeyen bir zihniyet de egemen olmuş. Yılların Kurşunlu Camisinin Minaresinin yükseltisinin çok da üzerindeki bir apartman, hemen yanı başına oturtulmuş. Ne yapıda tarihi bir özellik kalmış ne de saygınlık. Ticaret ve günümüzdeki kazanç, yapıyı gölgelemekle kalmamış Tarihimizi de gölgelemiş.

Şimdi moda olan bir tabir dikkatimi çekiyor.” Marka Şehir.”Ne demektir bir türlü anlamıyorum. Nasıl olunur, Kriterleri nedir, hangi özellikleri olana bu paye verilir, markalı olmak ne olmaktır. Birçok Avrupa şehrine bakıyorum şayet bir özelliği varsa bu tarihine verdiği önemle doğru orantılı olarak önem kazanıyor. Ama bizdeki anlayış ve marka tutkusunun değerlendirmesi herhalde başka türlü. Elimizdeki tarihi değerlerimizi bu kadar ucuza, bu kadar pervasızca harcadıkça Marka Şehir olmak hiç de kolay değil.

İyi Haftalar. 
/Sacit ACAR
15.03.2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder