Sevgili Osman Kara Gazete 55 müjdesini verip ve gazetenin bir köşesinde yazmamı istediğinde acaba 33 yıllık Mimarlık geçmişim ve neredeyse onbeş küsur yılık oda birikiminin ne derece işime yarayacağını doğrusu düşünememiştim. Çünkü bir gazetede yazı yazmanın zorluğunu, okuyucu olarak takip ettiğim yazarların zaman zaman monotonlaşan veya aynı konuyu tekrarlayarak yazması durumunda hissettiklerimi bildiğimden, teklifi biraz sevinerek birazda tedirginlikle kabul etmiştim. Ancak yaşı, yarım asrı çoktan aşmış, eğitimin bütün kademelerini bu kentte yaşayarak geçirmiş, hayati bütün etkinliklerini bu şehirde yaşamış, heyecanlarını bu şehrin sokaklarıyla paylaşmış, kentin tekâmül edişini adım adım yaşamış birisi olarak, bu kente verilmesi gereken bir borcum olduğunu düşünerek, haftada bir gün bu köşeyi sizlerle paylaşmayı uygun buldum.
Fakat sadece nostalji yapmak her şeyi pembe görerek okuyucunun düşüncelerine uygun hareket etmenin ne yazar olarak bana nede okuyanlar olarak sizlere vereceği bir şey olmadığını bildiğimden kent tarihinin gelişmelerine biraz kişiselliği, biraz eleştiriyi, en önemlisi de belde idaresinin yaşanan olumsuzluklarını katmayı uygun bulmaktayım. İşte bu noktada yine dostum Osman Kara’nın dediği gibi “Söylesem fayda etmez, sussam gönül razı gelmez”. Zira yıllar boyunca beş veya altı tane Belediye Başkanı eskitmiş bir Samsunlu olarak, gerek tarihsel kimliğini yavaş yavaş kaybeden gerekse kasaba yapılanmasından(!) şehirleşme sürecine geçen bir kentli olarak bazı kritikleri yapma hakkım olduğunu düşünüyorum.
İşte daha önceki yazılarımın birinde Samsun’un kırk veya elli yıl önceki yaşantısından kesitler verirken değindiğim, eski rum evlerinin cumbalı, kuleli, sütunlu motiflerinin yok oluşunu ve yerini yoz bir yap sat modeline bırakışının tahassürünü nasıl unutabiliriz ki. Hele hele Zafer Sineması yokuşunu Şehir Kulübüne bağlayan Osmaniye Caddesinin köşesindeki Konak, kolay kolay unutulur mu? Geniş davetkâr merdivenlerden çıkılan yüksekçe kurulmuş zemin katlı ve üç katlı konağın bugünkü Samsunda bir eşini bulmak kabil değil ki! Hele bahçesindeki o bahçıvan marifetini, yeşilliğin özenini gül ve çiçek armonisine nasıl kıydığımızı zaman içinde kent kültürünü nasıl yok ettiğimizi bizler yaşayarak gördük ve izledik. Şimdi tarihe saygı, geçmişimize övgü derken bahsedilen budur. İşte Kentsel büyümeyi yönetenler bu hassasiyeti gösterebilseler, bu günkü ne idüğü belirsiz ismi ve cismine yakıştırma yapılamayan kent profili karşımıza çıkmazdı. Kent idaresine bugün bile hevesli olan bazı idarecilerin yoz bir Samsun yaratılmasında hiç mi sorumlulukları ve günahları yok acaba? İnsan hafızası her ne kadar unutmaya müsait olursa olsun hem faydası, hem de zararı dokunanı kolay kolay unutamıyor.
Mimarlar Odası yönetiminde bulunduğum günlerde, Samsunu Tarihi Kentler Birliğine aldırabilmek için epeyce uğraşmıştım. O günlerde Büyükşehir Belediyesi bu düşüncemize çok sıcak bakmadığından müracaat edilemedi. Daha sonra bunun öneminin farkına varmış olmalı ki giriş müracaatını yaptı ama yeteri kadar üye doygunluğuna ulaşmış olan Birlik, müracaat şartlarını ağırlaştırdı. Yine de zaman geçmiş değil. Turizmden, Ulusal Medyadan, Kentsel gelişmelerin entelektüel kesimle paylaşılmasından medet uman anlayışın bu düşünceyi mutlaka değerlendirmesi gerekiyor. Yeni dönemdeki Büyükşehir yönetiminin bunu mutlaka başarması lazım. Mağaralar ve Kara Samsun döneminden gelen tarihi geçmişini milli mücadele dönemiyle zenginleştiren Kentimizin, mutlaka Tarihi Kentler Birliğinin bir üyesi olması gerekmektedir. Bu anlayış çok gecikmiş olmakla birlikte umulanın çok üzerinde bir kent popülaritesi sağlayacak ve kentin gelişme ve turizm ufkunu açacaktır. Gerçi şu anda bir kasaba havasında olan Samsunun dışarıdan gelen konuklarını misafir edeceği bol yıldızlı bir oteli ve buna bağlı olarak kongre ve toplantı salonu olanaklarından yoksun bir görüntüsü var ama zaman içinde bununda çözüm bulacağını sadece ümit ediyoruz.
Şehrimizin, Kentler sıralamasındaki şu anki yerinden hep şikâyet ediyoruz ama bunun için gerekli uyarıyı kişiler ve kurumlar olarak yapamıyoruz. Maalesef görev, yaşayanlar olarak hepimize düşüyor ama farkında değiliz. Şu andaki gündem, oy oranlarındaki farkın bir rekor olması yönünde. Ne diyelim Allah bazılarımıza akıl fikir versin. İyi Haftalar.
/Sacit ACAR
04.03.2009
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder