10 Ocak 2014 Cuma

Dolce Vita


Kısa bir aradan sonra yazılmış olan ilk yazının başlığı biraz şımarıkça ve abartılı gelebilir ama yaşamsal fonksiyonları etkileyen bir rahatsızlık sürecinin arkasından insan geride kalan zamanın daha fazla farkına vararak yaşama yöntemleri konusunda kendine göre felsefi açılımlar getiriyor. Tabii ki; bu hayatı ciddiye almadan, insanı ve çevreyi etkileyen dinamikleri göz ardı etmeyi gerektirmiyor. Özellikle de benim gibi; pembe hayatın anlamını; sağlıklı düşünen bireylerle sağlıklı bir çevrede dostluk ve barış içinde yaşamakta arayan bir insan için, bu gibi süreçler, daha fazla düşünmenin ve düşünceleri eyleme dönüştürerek geride kalan zamanı daha anlamlı yaşamayı zorunlu kılıyor.

Kısa bir girizgah sonrasında vakit kaybetmeden içinde bulunduğumuz siyasi sürece değinmek istiyorum.

Yeni Dönem yerel seçimler sürecinin geçmiş seçim dönemlerinden farklı olan tarafı, seçim bölgelerinin birleştirilerek adayların daha fazla sorumluluk yükü ile, daha büyük bir coğrafyaya hükmetmeye talip olmasıdır.

Bu süreçte; Başkan adaylarının kendi bölgeleriyle ilgili programlarının ve vaatlerinin takipçisi olacak ve değerlendireceğiz. Bu değerlendirmelere; yanlış planlamalar ile tıkanmış ve düzeltilmesi çok zor olan Kent Merkezi ile değil, halen kent yaşayanlarına umut olan, kentin akciğerleri olarak gördüğümüz Atakum ve Tekkeköy Belediyeleri ile başlayacağız.

Tekkeköy; daha önce; mobil santral ile ulus gündemine de oturmuş olan bir beldemizdir. Bir konuda okuyucularımın dikkatini çekmek istiyorum. Mobil santralin; ülkemizin en verimli zirai alanının üzerine oturtulduğu süreçteki yönetim grupları ile bugünküler arasında çok fazla fark görememekteyiz. Bu da; toplumsal yapının ne kadar zayıf bir belleğe sahip olduğunun bir göstergesidir. Kentimizde ve ülkemizde o günden bugüne dengeler çok da fazla değişmemiştir. Dolayısıyla; toplumun seçim süreçlerini, propagandalar ile doldurulmuş birkaç aylık süreçle değerlendirmemelerini ve hafızalarını zorlayarak, nesiller sonrasına neyi miras bıraktıklarını sorgulamalarından sonra tercih yapacaklarını ümit ediyorum.

Tekkeköy; zirai olarak teşvik edilmesi gereken bir bölge iken, sanayileşmenin hızla arttığı bir bölgeye dönüşmektedir. Dünyanın herhangi bir modern kentinde; denizle bu kadar barışık bir bölgenin sanayileşmeye kurban edildiğini göremezsiniz. İnsanların; bölgedeki sanayi yatırımları ile ilgili olumlu fikirlere sahip olmaları, iş ve ekmek menşeili yaşamsal zorunlulukların bir ürünüdür. Dolayısıyla; bölgeyi tabi kaynaklar ile yapılacak üretimin teşvik edildiği bir yere dönüştürürseniz, bölge yaşayanları bundan memnuniyet duyacaklardır. Bu yerel değil ulusal bir sorundur. Bizler; ekonomik ve kültürel sorunlar gereği; aynı bölgede yaşamayı sürdüremiyor, dedelerimizin mesleklerini devam ettiremiyor ve belli bir süre sonra yaşadığımız bölgeden de koparak kültürel erozyona uğruyoruz.

Bir iş seyahati sırasında karşılaştığım bir yabancı, bana 700 yıldır aynı sokakta yaşadıklarını ve 20 nesildir aynı işle uğraştıklarını söylemişti. İşte kültür budur. Kültür; bu anlayışla bu biçimde yaşayan insanların bir arada yaşaması sonucu ortaya çıkan üründür. Dolayısıyla; aynı bölgede sermayesel çıkarları ön plana çıkarmak adına bölgenin doğal karakterini bozmak, insanlara sadece yaşayabilecek kadar imkân sunmak ve doğal hakkı olan her şeyi o insanın elinden almak kültür değil, kültürel yozlaşmadır.

Burada bize düşen; yaşadığımız sosyal ve doğal çevreyi bu esaslar çerçevesinde ele alabilecek düşünsel ufka sahip olan adaylar haricinde kalan herkesi elemine etmektir. Gerekirse hiç kimse kalmayana kadar ki bu da bir tepkidir, bu da doğruya gidilen yolda gelecek nesillere miras bırakılmış bir avuç deniz, bir avuç toprak, bir demet çiçektir.

Bunun yanında; kentin Batı Yakasındaki akciğeri Atakum ise; diğer tüm bölgelere nazaran şehirleşme anlayışının doğru temeller üzerine oturtulduğu, ev dışındaki yaşamın da zevkli ve modern bir çevrede sürdürülebileceği bir vitrindir.

Kent merkezindeki yoğunluğa ve sıkıcı atmosfere tahammülü kalmayan insanların yaşamayı seçtikleri bir belde Atakum..

Tekkeköy’ ün sanayi tehdidi altında bulunmasının karşısında; Atakum’ da dikey ve çarpık yapılaşma gibi bir tehlike ile karşı karşıyadır ki bu konuda bölge yaşayanlarına seçim sürecinde önemli görevler düşmektedir. Atakum’ da yaşayan bir bölge sakini olarak ben dahil olmak üzere, seçim sürecinden sonra çok fazla göremeyeceğimiz adaylardan, bölgenin doğal karakteristiğini bozmayacakları, sahil kısmında yapılaşmaya izin vermeden Bölgenin güneye doğru genişlemesini sağlayacak planlamalar üzerine çalışacakları, bölgeye yeni ilave olan köysel alanları rahatsız edecek ve üretim dengesini bozacak kararlar almayacakları konusunda taahhüt almalıyız.

Tüm seçim bölgelerinde; sürecin bireysel içtihatlar ile şekillenmesini engellemenin, bölge halklarının bir araya getirilerek yönlendirildiği, bilinçlendirildiği oluşumlar ile mümkün olabileceğine inanıyorum. Dolayısıyla bu süreçte sivil toplum örgütlerinin tamamını bu ilkeler çerçevesinde teşkilatlanarak seçim sürecine paralel bir propaganda sürecini sürdürmeye davet ediyorum. İyi Haftalar.   
 /Sacit ACAR
17.02.2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder