10 Ocak 2014 Cuma

Nasıl Bir Samsun


Düşünüyorum da, seçim atmosferine girildiği günlerden itibaren, Kent ve Kentlilikle ilgili bir sürü düşünce ortalarda dolaşmaya, programlar konuşulmaya, ütopyalardan gerçekmiş gibi bahsedilmeye adaylık konusunda içinde küçücük bir umut olanlar bile arkadan itecek birisini aramaya koyuldu. Ne gariptir ki şefaati sadece birilerinde görenler dahi yazıp çizmeye, olmazsa olmaz olarak gördüklerini de bir kurtarıcı, bir sihirli değnek sahibi gibi takdim etmeyi şiar edindiler.  Ama süreç bu şekilde devam edip adaylar programlarını kısım kısım açıklayıp birbirlerinin üzerlerine çıkmaya çalışsalar, mantı günleri yapsalar, halk günleri tertipleseler dahi adayların programlarına yardımcı olacak onları kent konusunda şekillendirecek bir TEDRİSAT’I kimse anmıyor, konuşmuyor, belirgin bir tavır ortaya koymuyor.

Bence bu süreç bu şekilde gelişmemeliydi. Bu şehirde yaşayan belirli sorumlulukları olan ve kent konusunda daha sonra ahkâm kesmeye devam edecek olan ve hatta beklide bazı olumsuzlukları yargı yoluyla çözmeyi deneyecek olan kurumların bir programla veya bir raporla sürece ışık tutması ve yıllar sonra söylediklerinin hangi ölçüde tatbik olunduğunu izlemesi bakımından bir yol haritasını ellerinde bulundurması gerekirdi diye düşünüyorum. Tabiidir ki yıllar sonra ortaya konan programın aynen kabul gördüğüne dair kurumsal kararlılığın, değişmemesi kaydı şartı ile. Bugün kü Kent Panoramasını etkileyen bir plan kararının gelecekte değişime uğraması kurum güvenilirliğinde bir soru işareti ortaya koyacaksa o zaman ne program düşünülmeli ne de düşünce üretilmelidir. Bu zaman kaybı olur, laf-ü güzaf olmaktan öte geçemez.  

Bu şehrin yaşamsal konularında kendini sorumlu hisseden, hatta kamu yararını işin besmelesi kabul eden kişi ve kurumların yerel seçimleri bu derece ilgisiz ve hazırlıksız karşılamaması gerekirdi. Öncelikle Meslek Odalarından bahsetmek istiyorum. Seçim dönemlerinin yoğunluğu içinde kaybolacağı kaygısı olsa dahi, hazırlanan programlar Odalar tarafından deklere edilmeli, adayların görüşleri ne katılmalıydı. Şu anda pas geçilse bile bu programlar daha sonra ben söylemiştim haklılığını ortaya koymak bakımından işe yarayacak ve kazanan adaylara belki de rehber olabilecekti.

İkinci görevin Basın Yayın organlarında olduğunu düşünüyorum. Yaz aylarında yayınlanmış bir ulusal gazetenin ESKİŞEHİR KENT ekinde, Başkan Büyükerşen, hem Eskişehir ile alakalı programını anlatmış hem de Kentini bu derece popüler ve yaşanılır yapan özelliklerini sıralamıştı. Bu programın sunumu sırasında Tarihi ve kültürel Mirasa verilen önemi ve Eskişehir’in Odun pazarı bölgesinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ve bununla ilgili eski yapılaşmayı kurtarmayı amaçladıklarını ifade ediyordu Başkan. Tarihi Mirasa saygı her yerde söylenir durur ama maalesef 100.yıl Bulvarı kenarındaki iki tanecik Samsun evinin restorasyonu bir türlü bitmek bilmez. Zaten sayıları son derece azalmış olan bu türden sivil mimari yapılarını kurtarma hassasiyeti gösterilemez bir türlü. Tarihine önem vermeyenlerin gelecekten bir şey beklemeye hakları olabilir mi?

Gönül istiyor ki, aday olarak ortaya çıkmış olanlar programlarını, düşüncelerini ortaya koysunlar, inandırıcı olmayı, geleceğin kentini hayal edebilmeyi anlatabilsinler ve inandırabilsinler. Ama ne mümkün. Depremin üzerinden daha on yıl geçti ama bizim hayatımızı hiç etkilememiş, bu ülke depremi hiç yaşamamış gibi, aday programlarında dahi yer almıyor. Hiçbir Belediyemiz kendi bölgelerinde bulunan risk oluşturan yapıların tespitini yapamadı. Bu yapılara ait envanter dökümleri vatandaşa intikal ettirilmedi. Yenidoğan da, Fatih mahallesinde, Fevzi Çakmak ta, Hastanebaşında, Kuyu Sokak ta yaşayanlar ne gibi bir risk altında olduğunun farkında bile değiller. Olası bir sarsıntının tahribatını kimse düşünmek istemiyor.

Ama bunun yanında Belediyelerin asli görevleri arasında pekte sayılamayan meslek edindirme kurslarının, yüzme havuzlarının boy boy reklamları yapılmakta. Bunların gereksizliğinden söz etmiyorum ama öncelik sırasının değiştirilmesi ve olmazsa olmazlarımızın neler olduğuna vurgu yapıyorum. Kent idaresine talip olanların büyük düşünmek ve sıradan yaşayanlara göre farklı olmak mecburiyetleri olduğundan söz ediyorum. Yoksa zaman geçer, geçer. İyi Haftalar.
 /Sacit ACAR
28.02.2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder