Tahminen beş altı yıl kadar önceydi. Mimarlar Odası yönetim kurulu başkanlığı yaptığım günlerin birinde, Sadi Subaşı Halk gazetesindeki köşesinde kent planlamasında ve yaşantısında Mimarların ve mühendislerin rolü, kentsel etkileri konusunda ağır ve eleştirel bir yazı yazmış, olabildiğince tenkit oklarını bizim camiaya çevirmişti. Yazı bizlerde adeta soğuk duş etkisi yaratmıştı. Yönetim Kurulumuzun o haftaki toplantısında bu yazı tek gündem konusu olmuş gerçekten bir suçlu aranıyorsa bunun müsebbibi gerçekten Mimarlar ve İnşaat Mühendisleri midir diye sormuştuk birbirimize. Toplantı sonrasında, Subaşı’na bir yazı yazılmasına karar verilmiş ve yazılacak yazının sert bir üslupla yazılması daha doğrusu ağzının payının verilmesi gibi manasız bir görüş çıkmıştı toplantıdan.
Tabii ki cevabi yazımızı yazdık ve Sadi beye gönderip ne şekilde bir sonuç vereceğini, ne şekilde bir tahribat yapacağını merak eder olmuştuk. Nerede nasıl karşılaşacağımızı ve ne tavırla karşılaşacağımı düşünürken Büyük Otelde bir toplantı öncesinde karşılaştık. Ama kesinlikle bir olumsuzluk ve kırgınlık yaşanmadığı gibi’’ yazımızı aynen yayınlayıp nedenlerini ve açılımlarını da açıklayacağını’’ söyleyip beni rahatlattı. Hakikaten yazı aynen yayınlandığı gibi Sivil toplum beraberliğinin önemini de anlatan çok hoş ve gönül alıcı bir yazı olmuştu. Daha sonraki süreçlerde Çevre Birlikteliği toplantılarında ve SAM SEV’in tertiplediği ve davet gönderdiği diğer toplantılarında beraber olduk. Sivil toplum hareketinin gücünün gösterilmesi gereken zamanlarda ve gücün hissedilmesi istenen her gruplaşmada Sadi Subaşı mevcuttu ve kesinlikle emek ve özveri konusunda kapris yapmıyordu. Hatta gerek kariyer gerekse mesleki konumlarda ve hele hele söz konusu olan Samsun’un teknik gelişimi ve yapılanması ise durumu ilgilisine ulaştırıp olayın dışında tevazu ile beklemeyi daha uygun buluyordu. Çünkü Samsun ve Samsun menfaatleri için söylenecek her söz O’nun için çok önemliydi ve söyleyen de tabii ki birinci sınıftı.
Bu yüzden ulusal basının Samsun’u konu edeceği ve dillendireceği durumlarda Subaşı, kesinlikle bir egoizm içine girmeden medyasal sunumu ilgilisine pas etmekten son derece zevk alan bir kişiliğe de sahipti. Ki bundandır, Karadeniz Sahil yolunun bölgemize neler kazandırdığı ve kaybettirdiği konulu mesleki ve yaşamsal açılımları, NTV de anlatma fırsatını O’nun yönlendirmesiyle yakalamıştık. Dolayısıyla Sivil Toplum konusundaki varlığı bizim için hep bir Rezerv güç olmuştur. Aradığımızda hemen bulabildiğimiz, düşüncelerimizi anlatmaya çalıştığımız, oda etkinliklerimizi de takip eden ve gazetesindeki köşesine taşıyan bir yönetim adamıydı Subaşı.
Ama zordur bir Sivil toplum örgütünde yönetici olmak. Taşın altına soktuğun elinin ezildiğini hissetmek zordur. Zaman zaman yalnız kaldığını hissetmek, mücadelenin devamından yana olanları bile zaman içinde yanında bulamamak zordur. Bu yüzdendir inşallah şu an ki yöneticilik dönemine ara verdiği bu günlerde buruk ve kırgın değildir. Sam Sev gibi önemli bir vakfın yönetimine, yöneticiliğine ve alışkanlıklarına ara vermenin burukluğundan söz etmiyorum tabii ki. Bu burukluk bir süre canını acıtacaktır O’nun. Ama bölgenin yazı ailesinden oluşu önemli bir tatmin vesilesi olacak ve sevdalısı olduğu Samsuna yazılarıyla uyarılarda bulunmaya devam edecektir herhalde. Hoşça kal ve yazmaya devam et sevgili dostum. Zira böylesi daha tatminkâr oluyor. İyi haftalar.
/Sacit ACAR
18.04.2009
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder