29 Ocak 2015 Perşembe

Hasbi Dayım

Dedemin tek erkek çocuğu idi hasbi dayım, bebekliğinden itibaren el bebek, gül bebek büyütülmüş, düşmeden eğilmemiş, giyimi, kuşamı, davranışları ile tipik bir şapsığ aristokratıydı. Bekardır hiç evlenmemiştir. Gençliğini düğünden düğüne, kaşen-şeşen sarkacında geçirmiş ve dedemin hatırı sayılır servetini bu yolda "ezmiş" nev’i şahsına münhasır" bir yiğit adem.

Çarşamba’da ve köylerinde hatır sahibi, sözü dinlenir selamı banka kredisinden daha sağlam sayılan bir mirasyedidir. Koca bir serveti yemiş, şimdi yoksul duruma düşmüş ama hala kuyruğu dik tutar, kimseye eyvallah etmez. İlçenin pazar kurulan çarşamba günlerini hiç aksatmaz, elinde kalan tek serveti can yoldaşı Kabertey atını tımar eder, babadan miras gümüş işlemeli koşumlarıyla donatır. Anneme bir gün önceden ütülettiği haki renkli "külot" pantolonunu, lacivert ceketini, yeleğini ve kolalı beyaz gömleğini giyer, körüklü çörçil aciskalarını kuşanıp akşamdan közde yaktığı çakıldak fındığın yağı ile boyadığı kaytan bıyıklarını, arkasında horoz resmi bulunan cep aynasına bakarak düzeltir, kokulu kâşif namı ile maruf esansçıdan alınmış hacı yağı parfümünü sürer serkisof marka (bozuk ve tamiri na mümkün) gümüş köstekli cep saatini yeleğinin cebine iliştirir, avlunun ortasındaki binek taşına basarak atına biner bir heykel gibi dik mağrur ilçeye yollanırdı. Bu hazırlanmalar ve yolculuk yıllarca aynı özen ve titizlikle devam etmiştir ölümüne kadar. Nereye gider, kimlerle oturur, hep merak etmişimdir, anneanneme sorardım çekinerek "dayım nereye gidiyor her Çarşamba nenej" diye?" ve her seferinde de nenejim aynı öfkeli tavırla" cehennemin dibine" derdi. Cehennem çocuk belleğimde süslenip gezilecek bir mekân olarak kalmıştır.

Yıllar sonra komşu Çerkes köylerinden Emiryusuf’a bir cenazeye arabamla giderken yolda durmam için el kaldıran bir yaşlı amcayı aldım, selam-aleyküm selam faslından sonra yaşlı amca "hangi köydensin yeğenim?" diye sordu, "Kızılot köyündenim" deyince ,"Hasbi ağanın köyü, tanır mıydın hasbi ağayı?" diye sordu,"Dayımdır" dedim,"Allah rahmet eylesin büyük adamdı çok ekmeğini yedim, çok çayını kahvesini içtim "dedi. "Her Çarşamba uzun çarşıdaki beyler kıraathanesine gelirdi" deyince çocukluğumdaki nenejimin "cehennemin dibi sözünü anımsadım çocukluk merakımı giderecek kişiyi yıllar sonra bulmuştum arabanın vitesini küçülttüm amacım yol arkadaşımı konuşturup dayımın Çarşamba yolculukların hakkında bilgi edinecektim. "Nasıl yani, tanır mıydın dayımı?" diye sordum, yaşlı adam derin bir nefes alıp anlatmaya başladı." Tanımayan Var mı ki adige Hasbi ağayı, bu ovada, ruhuna rahmet çok adı gibi Hasbi bir adamdı, ekmekliydi verdiğini doyurur, vurduğunu da öldürürdü mert, sözü senet bir muteberdi" ben cenazeye varmadan Çarşamba ziyaretlerini öğrenmenin acelesiyle, "her Çarşamba çarşıya giderdi süslenip "diyecek oldum duymadı bile anlatmaya devam etti." Çok zengindi koca bir serveti yedi, ama har vurup harman savurmadı diğer çerkes mirasyedileri gibi. Kapısına kim gitti ise boş dönmemiştir, hökümet gibiydi rahmetli" diye devam etti bu övgüler benim merakımın cevabı değildi içimden" geç bunları hacı dayı geç sadede gel" diyordum ama amca beni hiç umursamıyordu anlatmaya devam etti" her çarşamba giyinir kuşanır dillere destan kabertey atıyla çarşambaya gelir, hancı Osman’ın hanına atını teslim eder suyunun arpasının ve han masrafını bahşişiyle peşinen öder, oradan berbere gider sinekkaydı traşını olur (hâlbuki akşamdan muhakkak sakal traşı olurdu) dükkânda traş olmak için sıra bekleyenlerin de traş parasını öder, berber çırağına da yüklü bir bahşiş bırakır, sonra belediye meydanından beşik pazarına doğru vakur adımlarla yürüyüp şehir kulübüne giderdi" Olayın büyüsünü bozmamak için sessizce dinlemeyi sürdürüyordum nasıl olsa işin sonunda tüm çocukluk merakım olan "cehennemin dibi"ni öğrenecektim. Şehir kulübü dediğin yer öyle herkesin girebildiği bir yer değil, hökümet erkânı, Çerkez, gürcü ve birkaç tane de Türk ağanın, ancak sualsiz girebildiği bir yer. Hasbi ağa bu kulübün el üstünde tutulan müdavimlerindendi, eli bol sofrası zengindi bulunduğu masada kimse elini cebine atmaz, atamazdı hasbi ağa masasında hesap ödenmesini hakaret sayardı, garsonlarda haftalıklarından çok bahşiş aldıklarından hasbi ağanın masasının etrafında pervane olurlardı. İkindi sonrası Hasbi ağa şehir kulübünden çıkar uzun çarşıdaki kıraathaneye gelir, kendisini davet edenlerin hiç birinin masasına oturmaz, boş bir masaya geçer Emirhan suyu ile şekersiz kahvesini içer. Yine vakur, ağır bir edayla hanın yolunu tutardı." Cenaze evine gelmiştik dayımın yaşamına dair merak ettiğim şeylerin birçoğunu öğrenmiştim...  Umarım bir başka cenazede alacağım yol arkadaşımdan da kalanları öğrenirim.

/Cemil BİÇER
29.01.2015

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder