10 Eylül 2014 Çarşamba

Bu Araba Çiftlikten Geçer Mi?

Samsun’a geldiğim Yakakent Belediyesi Halk Otobüsünden iner inmez otobüs durağına attım kendimi. Bekle ki otobüs gelecek. Geç de olsa geldi bir otobüs ve bindim. Hedef Öğretmenevi çevresi. Otobüs yol alırken inenler ve binenler oldu. Bu arada bir konu dikkatimi çekti. Bir vatandaş şoföre sordu: Bu otobüs Çiftlik Caddesi’nden geçer mi?

Ramazan ayından önce başlanmıştı Cadde AVM’nin yapımına. Ramazan Bayramı’nda bitirilecekti. Yılmaz bu konuda verdiği sözü tutamadı ve halen de bitmiş değil ve o zamandan beri oradan halk otobüsleri geçmiyor. Sahi Çiftlik Caddesi’ne gidecek olan vatandaş hangi otobüsle nereden geçmek zorunda. Çiftlik Caddesi’ne en yakın nokta neresi, nerede inecek otobüsten vatandaş. Belediyelerin görevi kentlerinde yaşayan vatandaşların hayatlarını kolaylaştırmaktır. Zorlaştırmak değil.

Ancak gelin görün ki Samsun Büyükşehir Belediyesi insanların hayatlarını kolaylaştıracağı yerde zorlaştırıyor anlaşılan… Ey vatandaş, halk otobüsleri Çiftlik Caddesi’nden (İstiklal Caddesi) geçmez. Sen başının çaresine bakacaksın. Ya Çiftlik Caddesi’ne gelmeyeceksin ya da… Sahi oradaki esnaf arkadaşlar çıkıp anlatsalar ya dertlerini… O yolun yapılmaya başlamasından bu yana işlerinde azalma mı oldu, artma mı? Kaç dükkan el değiştirdi orada??? Samsun’un ekonomisi uçuyor ya…


Atakum Kültür Merkezi Hastane Mi Olacak?

Metin Burma döneminde Atakum’da Kültür Merkezi yapımı içim çalışmalar başlatıldı. İnşaat hızla sürerken seçim geldi çattı ve Atakum Belediyesi’nde koltuğun sahibi değişti. Şimdi duyuyorum ki bu Kültür Merkezi bir özel hastaneye satılacak veya kiralanacakmış. Vatandaş öyle söylüyor. Bu söylentinin doğru olup olmadığını anlamak Atakum Belediye Başkanı İshak Taşçı’nın yapacağı açıklamayla kesinlik kazanacak. Ya evet ya da hayır diyecek… Hiçbir cevap vermezse ne olacak? Sükût ikrardan sayılır deyip geçip gitmeyeceğiz elbet.


Atakum Belediyesi Ve Tazminatlar

Atakum Belediyesi’nden söz açılmışken bugün devam edelim. Başkan İshak Taşçı “kimseyi işten çıkarmadığını” açıklamış ve biz de burada bunun böyle olmadığına dikkat çekmiştik. İshak Taşçı “tazminatlar da ödendi” ifadesini kullanmıştı. Hem işten çıkarmadım kimseyi diyeceksin hem de tazminatların ödendiğini açıklayacaksın. Belki öyle bilgilendirilmiştir kendisi. Buradan yine seslenelim kendisine: Tazminatını ödemediğiniz bir işçi var. Kim olduğunu kendiniz arayıp bulun… Belediye işçisi mi yoksa belediyenin şirketlerinden birisindeki işçi mi araştırınca zaten bulur İshak Taşçı…

Metin Burma da her denilene inanmış mıydı acaba? Sonunda kaybetti. İshak Taşçı’nın önünde uzun seneler var ancak çabuk geçerler. Araştırmadan konuşursa hataya düşmez aksi durumda beş yıl sonra vatandaş verilen ve gerçekleşmeyen sözlerin hesabını soruverir vallahi…

/İsmail BAŞARAN
10 Eylül 2014

Samsun Nasıl Görünüyor?

Kısa bir süre önce Sinop’taydım. Turizmdeki aşamasına tanık olmuştum. Bu köşeden de kıyaslamada bulunmuştum. Bu pazar Amasya’ya gittim. Bir dostumun düğününe katılmak için. Amasya, turizmde hak ettiği patlamayı yapmış. Gündüzleri bir başka, geceleri ise apayrı bir güzellikte. Gezilecek, cezbedecek çok şey var bu tarihi kentte.

Elele verilmiş, güzellikler ortaya çıkarılmış. Tanıtım yapılarak, yerli ve yabancı turistlerin gelişi sağlanmış. Kısacası Amasyalı becermiş. Samsun gibi hayallerle dem vurulmuyor. Amasya’daki dostlarla sohbet ettik. Samsun ile olan bağlarından söz ettik.Çoğu o bağların koptuğunu iddia etti.
Nasıl yani, diye sorduk. Cevapları ilginçti:

Samsun’a gelmemize neden kalmadı. Eskiden kimimiz ticaret için geliyordu. Artık Samsunlu Amasya’ya geliyor. Zira ülkenin önde gelen firmalarının bölge ana depoları Amasya’da. Kimimiz yazları deniz için Samsun’a gidiyordu. Samsun’da deniz de kalmadı. Deniz için günübirlik Sinop’a gidenler var. Ya da Ege ve Akdeniz’e tatile gidenler.

Eskiden Samsun’un fuarı vardı. O nedenle gidiliyordu. Artık yok. Kısacası Samsun bizi cezbetmekten uzaklaştı. Amasyalı böyle diyor. Haksız mı?

Bana sorarsanız yerden göğe kadar haklı. Söyler misiniz Allah aşkına Samsun’da nereye gidelim? Amisos tepeyi mi tercih edersiniz? Yoksa Amasya’da Kartal Yuvası gibi tepeden müthiş görüntüye mi tabiri caizse tav olursunuz? Her ikisi güzel, diyebilirsiniz. Sıra tercihe gelince Amasya’yı tek geçersiniz.

Kısacası, Samsun var olandan da yoksun bırakıldı. Böyle bir durumda turizmden söz etmek. Hele hele turisti çekebilmek kolay olmasa gerek. Biz nerede yanlış yaptık, diye düşünmenin tam zamanı. Şüphesiz önlem almanın da. Bizden sadece hatırlatması.

/Avni DEMİR
10.09.2014


9 Eylül 2014 Salı

Hayali Değil, Gerçek Turizmin Yeni Yıldızı Sinop -2

Denize girilebilen tek sahili olan Atakum-Taflan arasında ki dünyanın en güzel kumlarından birisine sahip sahili kayalarla doldurularak katledilen Samsunlular için Sinop artık denize girebilmek için gidilebilecek en büyük alternatif olacaktır. Nitekim bu yıl Sinop’u yeni haliyle keşfeden çok sayıda dostumdan en çok duyduğum söz, ”Burnumuzun dibinde Sinop gibi bir tatil beldesi varken, artık Bodrum ve Marmaris’e gitmek hiç de akıl işi değil” Oldu. Son gidişimden sonra bende bu sözlere aynen katılıyorum. Zaten bildiğim birçok aile, hafta sonlarını artık Sinop’ta geçirmeye başladı.

Sinop’un tarihi güzellikleri de görmeye değer. Yıllar önce gezdiğim, geçmişinde acı bir tarih barındıran ve bir çok ünlünün özgürlüklerinin ellerinden alındığı, bugün müze haline getirilmiş ünlü Sinop Cezaevi mutlaka görülmelidir. Orada yatan ünlülerin anıları yaşanmalıdır diye düşünüyorum. Sinop Kalesi, Hamsiloz Koyu ve Akliman da görülmeli, tekne turları ile Sinop’un güzelliği denizden de seyredilmelidir. Bunlar Sinop’un güzellikleriydi. Eksikleri yok mu? Tabii ki var. Dikkatimi çeken şey neredeyse çoğu ilin yaşadığı trafik karmaşası ve trafik lambalarının eksikliği ile ana kavşaklarda ve cadde girişlerinde cadde isimlerini ve önemli adresleri gösteren tabelaların olmamasıydı.
   
Samsun’a dönükten sonra cazibe merkezi Sinop’a kısa sürede önemli katkılar yapan Belediye Başkanı Sayın Baki Ergül’ü aradım ve kendisini öncelikle kutladım. Bilindiği gibi Sayın Baki Ergül yıllarca Samsun DSİ 7. Bölge Müdürlüğünde çalışmış ve daha sonra da DSİ 7. Bölge Müdürlüğü yaparak DSİ’ nin önemli yatırım planlarına imza atmış bir mühendistir. Samsun’da görev yaptığı yıllardan tanıdığım, dürüstlük ve çalışkanlığı ile tanınan bu dostum, 2009 Belediye Seçimlerinde CHP’ den Sinop Belediye Başkanlığı seçimlerine katılmış ve yapılan itirazlar ve birkaç kez sayılan oylar sonrası, bir oy farkla seçimi kazanmıştı.
  
Bu yıl yapılan Belediye seçimlerini de daha farklı bir sonuçla kazanan Sayın Ergül’ü, Samsun dönüşü aradığımda gördüğüm iki önemli eksiği kendisiyle de paylaştım. Her türlü eleştiriye açık olduğunu ve özelliklede eksik yönlerini öğrenmek istediği mesajını tüm dostlarıma da iletmemi istedi. Trafik lambaları konusunda, “Daha önce denediklerini ama dar sokaklarda trafiğin daha da içinden çıkılmaz hale geldiğini ve Sinopluların karşılıklı saygısı ile trafiğin daha düzenli aktığını ve bu konunun üzerinde çalıştıklarını” söyledi..

Cadde ve kavşak tabelalarının ise hazırlanmakta olduğu bilgisini aldım. Kendileri de benden bir istekte bulundular. Elçiye zeval olmaz diyerek sizlerle de paylaşıyorum. Temizliğe çok dikkat ettiklerini, ekiplerin sürekli çalıştıklarını ve (Ki, bu da zaten çıplak gözle de görülüyor) Sinopluların kurallara uyduğunu ve kesinlikle yerlere çöp atmadıklarını, bu nedenle özellikle kent dışından gelen konuklardan da bu konuda aynı hassasiyeti göstermelerini beklediklerini ilettiler.

Son dört ay içerisinde bir kez daha gidip gezme şansını bulduğum Sinop, Eskişehir, Amasra ve Ayvalık’ta ki çağdaş yaşam ve kentsel değişim ile güzelleşme beni etkiledi. Hepsinde de konuştuğum hemen herkesin başkanlarının dürüst, çalışkan olduklarını ve hepsinden de öteye belediye başkanlarının halk ve sivil toplum kuruluşları ile kent sorunlarını paylaştığını söylemesiydi. Sanırım bu yaklaşım, bu kentlerde ki değişimin nedenini anlatmaya yetiyordu. Çarpıcı olan şey, bu dört belediye başkanının da CHP’ li olmaları ve paranın her şey demek olmadığını göstermeleriydi. Bu dört il ve ilçenin hem belediye başkanlarını, hem de halkını kutluyorum.
   
Sinoplular adına en çok üzüldüğüm şey, bu güzel turizm beldesine “Nükleer Santral” Yapılacak olmasıydı. Gerçi Sinoplular bu santrali yaptırmamaya kesin kararlı ama mevcut iktidarın da, verdikleri kararlardan kolay kolay geri adım atmadıklarını bilen birisi olarak içim yanıyor. Hadi, bu yazımı tatsız bir espri ile noktalayayım. Ölüm kusacak “Mobil Santrali” davet eden bir belediye başkanına, bu kenti enerji koridoru yapacağız diye halkı yanıltan ve başta kömürle çalışacak termik santraller birbiri ardına gelmeye başlayınca ayaklanan Termeliler karşısında susan milletvekillerine sahip Samsun, zaten bu gidişle bir süre sonra yaşanmaz hale gelecektir. Gelin bu “Nükleer Santrali de” Samsun’a yapın ve hiç olmazsa Sinop’a bir güzellik yaparak onları bu beladan kurtarın. Ne dersiniz? Uyar mı bilmem?

/Sadi SUBAŞI
9 Eylül 2014

8 Eylül 2014 Pazartesi

Hayali Değil, Gerçek Turizmin Yeni Yıldızı Sinop -1

Sinop, yıllardır Samsunluların kafa dinlemek için sık sık kaçtığı bir komşu ilimiz olarak bilinirdi.  Özellikle de Karadeniz’in hırçın ve can alan dalgalarından kaçan Samsunluların hafta sonların da denizden korkusuzca faydalanabilmek için tercih ettikleri bir yerdi. Tanrı’nın cömertçe sunduğu coğrafi konumu ve sahip olduğu doğal liman yapısı ile Karadeniz’in en hırçın günlerinde dahi, korkusuzca denize girilebilen bir cennettir Sinop.

Sinop’ta sanayi yoktur. Sinop’u yıllarca iyi kötü orada ki Şişe ve Cam Fabrikası ayakta tutmuştu. Onun da kapanması ile Sinop, ciddi ekonomik sıkıntılar yaşayan bir kent haline gelmişti. Ancak yukarıda özellikle altını çizdiğim coğrafi özellikleri ile yaz aylarında, çoğunluğunu Samsunluların oluşturduğu yerli turistler tarafından tanınırdı.

 Bu doğal güzelliği zaman zaman kitap ve dergilerle yazılı ve görsel basında yer alsa da, Sinop’a ulaşımın zor olması nedeniyle turizm açısından çok fazla tercih edilen bir yer değildi. Kabul etmek gerekirse, mevcut iktidarın on iki yılda yaptığı belki de en yararlı iş olan, “Duble yollardan” Sinop’ta payını aldı. Samsun Sinop yolunun tünel ve deniz dolgusu ile yapılan duble yollarla kısalması ve can sıkıcı virajlardan kurtulması ile Sinop’un turizmden aldığı pay ciddi boyutta artmaya başlamıştır.

Küresel ısınma ile Ege ve Akdeniz Bölgelerinin önemli tatil beldelerinde ki nüfus yoğunluğunun aşırı artması ile o bölgelerde ki çirkin yapılaşma ve doğanın hızla taş yığınlarına dönmesi sonucu, turizmciler gözlerini Karadeniz Bölgesine çevirmeye başlamıştır. Zaten yıllardır henüz yeterli seviyede olmasa da, Doğu Karadeniz Bölgesi sahip olduğu yaylalar ve Sumela Manastırı ile turist çekmeye başlamıştı. Ancak Doğu Karadeniz Bölgesi’nin deniz turizmi açısından şansı yoktu. İşte oralarda olmayan deniz turizmi şansını Sinop yakalamış, daha doğrusu Sinop’u yöneten kent iradesi bunu görmüş ve gereğini yapmaya başlamıştır.

Kent yönetimi ile birlikte Sinoplular da bu gerçeği görmüş ve Sinop’a gelenlerin mutlu dönmesini sağlayacak işleri yapmayı başarmışlardır. Sinop halkının gelen konuklara olan tavırları ve yaklaşımları, son derece sevecen ve yardımsever bir konumda. Caddeler tertemiz. Her tarafta çöp kutuları var ama Samsun’da ki gibi laf olsun diye konmamış, insanlar en ufak çöpünü dahi yerlere değil bunlara atıyor. Yerlerde sigara izmariti ve çöp görmek mümkün değil.

İnsanlar çağdaş giyimli, Samsun’da ki gibi son dönemin yaygınlaşan giyimleri, henüz Sinopluları etkilememiş. Deniz kıyıları yapılaşmadan korunmuş, sahilde çok sayıda kafe ve çay bahçesi var. Önlerinde ki kumsala ise, denize girenler için şemsiye ve şerlonglar serpiştirilmiş. Sahil bandında bir Aşıklar Caddesi var. Bu cadde halkın tur attığı ve aradığı her şeyi bulabileceği gece gündüz canlı bir cadde. Ön tarafı yukarıda anlattığım güzellikte, halka açık ama orada kimsenin aklına denize taş doldurayım da, iki yönlü araçlar gezip seyir keyif yapsın gibi bir garabeti yaratmamış. Hemen arkasından geçen Aşıklar Caddesi’nin bu görevi yaptığını göz ardı ederek böyle bir yanlışa kalkışmamış.

Aşıklar Caddesin de gezerken, insan kendini henüz bugünkü kadar yoğunlaşmamış eski dönemlerin Marmaris veya Bodrum Caddelerinde sanıyor. Bu cadde de çok kaliteli lokantalar, barlar, dondurmacı ve pizzacılar, Sütaş gibi marka pastaneler, içerisinde yöresel hediyelikler satılan küçük parklar, çocuk oyun parkları bulunuyor. Sinop Yelken Kulübü de bu güzel sahilde kendisine yer bulmuş. Bütün sahiİ kumsal ve halka açık.

 “Yenge’nin”, “Hala’nın”, “Teyze’nin Yeri” Gibi isimlerle açılmış Mantıcılar var. Emin olun, buralarda yiyeceğiniz çok farklı sunumlarda ki “Mantıyı” başka hiçbir yerde yememişsinizdir. Kentin diğer sahilinde ise, deniz üzerinde yüzen balık lokantaları Sinop’un diğer güzel yüzünü gösteriyor.

Otel sayısı da artmış ama gözüken o ki, artık özellikle sahilde ki bu oteller Sinop’a yetmeyecek. On gün önceden aradığımız halde hiçbir otelde yer bulamadık. Sorduğumuz tarihte hemen her otelden aldığımız cevap, “01 Eylül’e kadar yerimiz yok” oldu. Ancak bir arkadaşımın özel dostu ve çabası ile yer ayırtabildik. Kaldığımız Otel sahilde ve çok güzel planlanmıştı. Önünde ki kumsalda denize girme olanağı var. Hemen önünde ki zemin kısmında kafeteryası ve denizi seyrederek yemek yeme şansı veren lokantası ile tam bir tatil oteli. Buna benzer, hatta daha güzel oteller mevcut.

Özet olarak söylemek gerekirse, kısalan ve kolaylaşan ulaşımı ile Sinop Samsunluların yeni cazibe merkezi olmuş. Eğer Sinop’u İstanbul’a bağlayacak sahil yolu yapılırsa, Sinop’ta kısa sürede Marmaris ve Bodrum gibi bir turizm cenneti olur.

Güzel bir hafta dileğiyle..
/Sadi SUBAŞI
8 Eylül 2014

Yaylaya Horonlu Tanıtım

Yakakent'te sağlıklı bir yaşam ve temiz bir çevreye dikkat çekmek için "Uzunkız Yaylası Doğa Yürüyüşü" düzenlendi. Samsun Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü ve Yakakent Belediyesi işbirliğiyle düzenlenen "Uzunkız Yaylası Doğa Yürüyüşü" için Samsun'dan otobüslerle çok sayıda doğa ve çevreci Yakakent'e geldi. Samsun İl Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü ile Yakakent Belediyesi birlikte düzenledi etkinliği.

Samsun’dan gelen konuklar Yakakent’te sabahın erken saatlerinde toplandı ve ardından Uzunkız Yaylası’na doğru hareket başladı. Es geçmeyelim… Hareketten önce katılımcılar Doğal ürünler satan bayanlardan alışveriş yaptı. Bu kadınların Cumartesi sabahı ne işi vardı peki orada? İlgililer “kadınlara geçtiğimiz Çarşamba günü “Aman ha konuklar gelecek alışveriş yaparlar ihmal etmeyin ve gelin” talimatı vermişler, bu talimat doğrultusunda oradaydı kadınlar. Yoksa sadece Pazartesi ve Çarşamba günleri kuruluyor küçük çaplı organik pazar ilçede… Bu alışverişin ardından otobüsler yola koyuldu. Çünkü yayla İlçe merkezine otuz kilometre uzaklıktaydı.

Nedir ki 30 kilometre demeyin sakın. Yolun büyük bölümü kullanılabilir nitelikte ancak bir bölümü kullanılabilir duruma getirilmek üzere, anlarsınız ya… Kimse yanlış anlamasın. Amacım yapılan bu etkinliği küçük düşürmek veya küçük görmek değil. Aksine sonuna kadar destekliyorum. Samsun’un turizm ilçesi Yakakent… İddialara göre kent merkezinde denize girilen noktalardaki duşların “Sular boşa akmasın parasız veremeyiz” diye SASKİ’nin Belediyeye dayattığı ve o nedenle kesildiği iddiaları var, buna rağmen dedik ya Turizm cenneti adeta.

Turizm denilince sadece deniz akla gelmemeli. Yakakent Belediyesi de bu bilinçle hareket edip etkinlikler düzenlemiş yaylalar için. İlki, Uzunkız Yaylası. Kız uzun muydu değil miydi bilemiyorum da, katılımcıların mahallenin içine neden sokulmadığını çözemedim henüz. Ancak araştırmacı gazetecilikten örnekler sunup bulacağım o nedeni de… Uzatmayalım malum yoldan vardık yaylaya…

Önce, Samsun İl Kültür ve Turizm İl Müdürü Yüksel Ünal ile Yakakent Belediye Başkanı Hüseyin Kıyma'nında aralarına girdiği halk oyunları ekibi sahne aldı. Sonrasında Yakakent Belediye Başkanı Hüseyin Kıyma bir konuşma yaptı. Kıyma “Samsun’un Samsun 'un batı yakasının Serhat ilçesi Yakakent 'in ve mahallerinin tanıtımına büyük önem veriyoruz. Uzunkız Yaylasında doğa yürüyüşüyle ilk tanıtım mesajını verdik. 13 Eylül 2014 cumartesi günüde Çamgölü Alanı içerisinde büyük bir doğa yürüyüşü düzenleyeceğiz” dedi.

'1. Uzunkız Yaylası Doğa Yürüyüşüne Yakakent Belediye Başkanı Hüseyin Kıyma , Kültür ve Turizm İl Müdürü Yüksel Ünal , ADD, SAMFAD, Focus , SASAD , Samsun Yerel Tarih Eğitim Derneği , Samsun Kültür Sanat Platformu üyeleri ve Yakakentliler katıldı. Belediye Başkanı Hüseyin Kıyma yürüyüşe katılan tüm konuklarla tek tek ilgilendi.

Belediye Başkanı Kıyma sanırım bu etkinlikleri yaparken önceden duyuruda bulunması gerekiyor. Yakakent’teki sevil toplum kuruluşlarıyla bilgi alışverişinde bulunmak işin başında gelmeli. Yoksa sadece ilçenin ses yayın cihatlarından “Bugün yürüyüş var buyurun” demekle olmayacak gibi… Hatırlatmak istedim… Bir çift söz de benden: Amaç üzüm yemek olmalı bağcıyı dövmek değil…


Polis Vatandaşa Tuzak Kurar Mı?

Bu sorunun cevabı elbette hayır olmalıdır. Olmalıdır da Türkiye’de bu gerçekten böyle midir? Geçen haftanın son mesai günü… Cuma günü Bafra’dan Samsun yönüne doğru bir araç gitmektedir. Sürücü tüm trafik kurallarına uyan aklı başında birisidir. Saat 11.00 sıralarında İkiztepe’den inmekte olan aracın sürücüsü yolda trafik polisinin radar aracını görür. Biraz ileride bazı araçları durduran polis kendisini durdurmadan vatandaş orada durur, arabasından iner ve polisle arasında şu söyleşi geçer.

Vatandaş: Polis vatandaşa tuzak kurar mı? Rampa aşağıya inen araç kendiliğinden biraz hızlanacaktır, siz de aracı oraya koymuşsunuz ceza uyguluyorsunuz olur mu böyle bir iş?

Polis: Biz görevimizi yapıyoruz.

Vatandaş: Görevinin gizli gizli tuzak gibi görev yapmak mıdır? Radarla hız kontrolü yaptığını belirten bir levhayı oraya neden koymuyorsunuz. Yasa öyle demiyor mu?

Polis: Değişti o yasalar…

Vatandaş: Hayır değişmedi, siz vatandaşa tuzak kuruyorsunuz…

Ve vatandaş aracına yeniden binip oradan uzaklaşır… Şimdi bir soru soralım burada ve cevabını bekleyelim ilgililerden. -Bu yasa gerçekten değişti mi? Polis artık “Burada radarla hız kontrolü yapılmaktadır” levhasını koymak zorunda değil mi? -Yasa eğer değişmemişse, vatandaşa tuzak kurar nitelikte hız kontrolü yapan polisler hakkında idari bir işlem yapılacak mı, en azından kendileri uyarılacak mı?

/İsmail BAŞARAN
08 Eylül 2014

5 Eylül 2014 Cuma

Osmanlı Döneminde İmam-Hatip Okulları Ve Toplumu Yanıltmak

Geçenlerde yüz binler satan bir gazetenin yazarını okurken; dilimi ısırmamak için kendimi zor tuttum. Zira yazar, Osmanlı döneminde “böyle bir kurumun olmadığından” söz ediyordu. Bu konuda yazarımız bu kadar cahil olamazdı. Peki, yazarımız bunu biliyordu da okuyucusunu şartlandırmak , İmam-Hatiplileri aşağılamak ve bu okullara olan ilgiyi azaltmak için mi  yazıyordu?

Halkın İmam-Hatip ve vaiz ihtiyacını karşılamak amacıyla Osmanlı Devleti’nde de İmam-Hatip okullarına benzer okullar(medreseler) açılmıştır. Örneğin; 1913 yılında kurulan “Medresetüleimme velhuteba(İmamve Hatip Medresesi/okulu), Medresetülirşad ve Medresetülmütehassisin bunların başında yer alan medreselerdir.

Söz konusu medreselerin programları günün şartlarına göre fevkalade idi. Temel eğitimi aldıktan sonra girilebilen Medresetüleimme velhuteba’nın imamlar ve hatipler bölümünde, “Kur’an-ı Kerim’in yanında malumat-ı kanuniye, ilmi kelam, dönemin medeni kanunu, Arapça ve Türkçe hitabet, Arapça” gibi dersler okutulmaktaydı.Örneğin, müezzinlik bölümünde ayrıca müzik ve ilahi dersleri de okutulmaktaydı.

Bütün bunlara rağmen bu tarihi gerçekleri tersyüz etmek dürüstlükle bağdaşmıyor. İmam-Hatip okulları bu milletin ihtiyacından doğmuş ve yine bu milletin fedakarlıklarıyla varlıklarını sürdürmektedirler. Bazı liboşların komünizm tehlikesine karşı Amerika’nın Yeşil Kuşak Projesi uygulandığında sesleri çıkmıyordu.

Şimdi de ne oluyor? Bizler, hiç kendimiz olamayacak mıyız? Selam ve sevgi ile…

/Mustafa GENÇ
05.09.2014

4 Eylül 2014 Perşembe

Ulaşım Zammı Ve Öğrenciler

Samsun Büyükşehir Belediyesinin ulaşıma yaptığı zam dilden dile dolaşıyordu ki işleme girince öğrenmeyen kalmadı. Hem de ne zam. Konu gazete sayfalarına düştü. Siz bakmayın bazı ajansların bu konuyu haber yapmadıklarına. Vardır bir hikmeti haber yapılmamasının. Sanki insanlar öğrenmeyecekler zammı. Parayı veren öğreniyor hâlbuki… Amaç tabi medyanın yazmasıyla diğer illerden duyulmasını önlemek değilse… Bu madalyonun bir tarafı… Bir de madalyonun diğer tarafı var.

Diğer tarafında görülen ise gerçekten düşündürücü… Efendim Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin bilmem hangi Genel Müdürlüğü bu konuda karar almışmış da. Bu karar daha önce alınmışmış da… Karar Eylül ayı başından itibaren yürürlüğe girmek koşuluyla alınmışmış da o nedenle Eylül ayı başında uygulamaya girmişmiş de… Yapılan zammın yüzdesi değil önemli olan, bu konudaki uygulama zihniyeti.

Eylül ayı başında öğretmenler görevlerine başlıyor. Eylül ortalarında da öğrenciler okullara gitmeye başlıyor. Zamma bakın ki direkt olarak öğretmen ve öğrencileri ilgilendiriyor. Hangi mantık öğretmen ve öğrencilerin ulaşım bilet ücretlerine zam yapılmasını öngörür de başka kullanıcılara zam yapmaz. Ayıptır, ayıp… Daha da ayıbı öğretmen derneklerinin ve Samsun’daki muhalefet partileri yöneticilerinin bu konuyu yeterince eleştirmemiş olmasıdır…


Meclis’e Terlikle Girilir Mi?

Samsun’da neler neler oluyor, kiminin haberi oluyor kimilerin ise olmuyor. Haberi olmayanlardan birisi de bendim. Öğrendim, siz de öğrenin. Mesela, bir meclis üyesi varmış Samsun’da. O meclis üyesi toplantıya terlikle gidiyormuş. Bana bunu anlatanlar “Meclise nelerin gelip gelmeyeceğini öğrensinler sonra eleştirsinler” diyor… Her neyse sanırım bundan sonra meclis üyeleri derslerine iyi çalışır. Belki de meclise terlikle girilmeyeceğini öğrenirler ve en azından ayakkabıyla girerler. Tabi böyle birisi veya birileri varsa…


Öğrenciyi Neye Alıştırıyorlar?

Atakum Belediyesi Başkanı İshak Taşçı öğrencilere seslenmiş ve “Gelin Atakum’a nüfusunuzu buraya alın” demiş. Öğrencilere adeta “kıyakçılığı” şimdiden öğretir duruma düşmüş İshak Taşçı. Atakum’a gelin nüfusunuzu getirin çaylar şirketten demeye getirmiş işi… Öğrenci Türkiye’nin bilmem hangi yöresinden daha Samsun’a ilk geldiğinde “Bu ilde işler böyle yürüyor” diye düşünmez mi? Daha da kötüsü ya bu durum öğrencide alışkanlık yaratırsa…

Ya öğrenci bu alışkanlığını mesleki hayatına da yansıtırsa… Oysa yapılması gereken nedir biliyor musunuz? Yapacağınız hizmetlerle Atakum’u daha da yaşanılır ilçe durumuna getirirsiniz bu yolla tercih edilirsiniz. O zaman da nüfusunu Atakum’a getirmek isteyenlere “karşılık” ödemezsiniz… Anlarsınız ya...
(…)

/İsmail BAŞARAN
4 Eylül 2014

Yine İmam-Hatip Okulları

Her öğretim yılı başında İmam-Hatip  Fobisi hastalığı nükseder. Dünyada İslam fobicilerin Türkiye versiyonları İmam-Hatip fobicilerdir. Batının hesabına çalışan bu kişiler, her zaman İmam-Hatip konusunu ısıtıp ısıtıp temcit pilavı gibi servis yapar. İçlerinden bir kısmı cidden kaygı taşıyabilir. Belirtelim ki kaygı duyulacak hiçbir şey yoktur.

Bu okulların ders kitapları, derslerin müfredat programları, memurları, öğretmenleri, müdürleri ve denetmenleri hepsi devlet tarafından tayin edilir. Orada okutulmakta olan İslami ilimlerin programları, hatta bilgiler dahi devlet kontrolündedir. O halde burada sorun nerededir? Sorun, devlet kontrolünde olsa dahi bu okullarda okutulmakta olan dini ilimlerde midir?

Cevabımız evet ise, o zaman şu soruyu birlikte ve samimi bir şekilde cevaplandırmamız gerekir:
Bu ülkede yaşayan insanlar, İslam dinini nerede, nasıl öğreneceklerdir? Kur’an-ı Kerim’de 6666( başka bir ekole göre 6238) Ayet-i Kerime vardır. Kuvvetlilik dereceleri hesap edilmeksizin yüz binlerce Hadis-i Şeriften söz edilmektedir. Ayrıca Sahabi sözleri, İslam tarihi ve içtihatları vardır. İslamda diğer dinlerde olduğu gibi ruhbanlık yoktur. Bu Kur’an herkese, herkes için indirilmiştir. Bunca Hadis-i Şerif, bu ümmetin her biri için söylenmiştir.

Artık içtihatlardan ve İslam tarihinden söz etmiyoruz. Allah aşkına, siz bunların nerede ve nasıl öğrenileceğini söyler misiniz? Bu din hacının, hocanın değil herkesin (doktor, müh. Avukat, hakim, savcı, marangoz, çöpçü vs) dinidir.

Bunun için diyoruz ki, Türkiye’de din eğitimi- öğretimi eksiktir, İmam-Hatipler yetersizdir. Zorunlu olmamak kaydıyla din eğitimi daha kapsamlı fakat, daha ciddi bir şekilde ele alınıp okul öncesinden üniversite son sınıfına kadar verilmelidir. Bu konuyu ısıtıp ısıtıp olumsuz yönüyle gündeme taşıyanların samimi olmadıklarını düşünüyoruz. Selam ve sevgi ile…

/Mustafa GENÇ
04.09.2014

3 Eylül 2014 Çarşamba

Dünyada İslam, Türkiye’’de İmam-Hatip Fobisi

Fobi, belirli durum ve nesneler karşısında olağandışı gösterilen tepkinin ya da korkunun adıdır. Kubbealtı Lugatında fobi, “Bazı kimselerin belirli durumlar karşısında duydukları hastalık durumundaki mantık dışı korku” şeklinde tanımlanmıştır.

Dünyada şer güçler bir İslam fobisi ortaya atarak kanaatlerince İslamın yayılışını önlemeye çalışmaktadır. Bu konuda ne kadar kötü örnek varsa ortaya atılmaktadır. Şayet kötü örnek yoksa üretmeye çalışırlar. Çünkü bunların alternatifleri yoktur. Bir başka ifade ile İslamın doldurduğu boş gönüllere kendilerinin koyacak alternatif inanç sistemleri yoktur.

Küresel egemen güçlerin yerel uzantıları ve gayriresmi temsilcileri de Türkiye’de , “İmam-Hatip Fobisi” üretmeye ve yaygınlaştırmaya çalışmaktadırlar. Bunun en önemli nedeni ise açıkça DİN düşmanlığı yapacak cesaretlerinin olmayışıdır.

Türkiye’de din eğitimi- öğretimi yeterince verilmemektedir. İslam dini, okullarımızda öğretilmezse nerede öğretilecektir? Mustafa Kemal Atatürk, “ herkes dinini öğrenecektir, burası da mekteptir-okuldur” derken yanlış mı söylemiştir? Yaz aylarında 4-5 hafta camilerimizde verilen derslerle İslam öğretilebilir mi? Aynı şekilde bir matematiği, bir fiziği ya da bir tarihi öğretebilir miyiz? Samimi herhangi bir din mensubu için dininin eğitimi-öğretimi bir matematik eğitim ve öğretiminden asla önemsiz değildir.

Altı binden fazla Ayet-i Kerime ve yüz binlerle ifade edilen Hadisler ile bunlardan çıkarılan hükümler insanların ihtiyaçlarını karşılamak içindir. Bunların temel esaslarını öğretmeyen bir sistem eksik demektir. Bunun için diyoruz ki, İmam-Hatip okulları yetersizdir.

İmam-Hatip fobisini yayanlar asla samimi değildir. Kaçak güreşmelerine ve İslama olan düşmanlıklarına İmam-Hatip kılıfını uydurmalarına gerek yoktur. Bu ülkede herkesin bu özgürlüğü vardır ve güvence altındadır. Selam ve sevgi ile…

/Mustafa GENÇ
03.09.2014

2 Eylül 2014 Salı

Biz de adettir.. Sıkıntısız iş olmaz..

Samsun'un yıllardır yaşadığı bir çiledir aslında bu.. Alternatif üretmeden iş üretilir, projeler hazırlanır.. Bakın başınızın çaresine denilir.. Yayalara araçlar çarpar ölürler, yaralanırlar.. Sonra tedbir alınır.. Önce bir trafik polisi konulur noktaya.. Baktılar ki olmadı, bu kez iki polis konulur bir karşıya, bir diğer tarafa.. 12 yıl içinde dere ıslahlarını yapmayanlar 14 kişi canından olunca hemen harekete geçtiler.. Baktılar ki 'sel suları vatandaşı yutuyor', aynı anda tüm bölgelere girdiler..

Selden kurtulduk ama trafik canavarı devreye girdi.. Çünkü ne geçilecek yer belliydi ne de yaya geçitleri.. Vatandaş araçların arasında dans etti.. Bazıları dansı bitiremedi.. Hak'kın rahmetine kavuştu..  

Neyse ki bir kaç ölümlü kazayla atlattık Atakum'daki dere ıslahı çalışmalarını.. Trafik kargaşasından söz etmiyorum bile.. Bir yola giren nereden çıkacağını bulamıyordu.. Neyse ki o sırada herhalde Atakum Belediyesi devreye girdi de bazı ok işaretleri koydu.. Şimdi bir iki turda yolu bulabiliyorsun..

Ama bakın 5'i bir yerde olmasa da ardı ardına viyadüklerimiz geliyor şimdi.. Hiç bir yol alternatifin yok.. Sıraya gir saatlerce bekle ancak Samsun'dan Tekkeköy tarafına gidebiliyorsun.. Ya da ters istikametten aynı şekilde gelebiliyorsun.. Artık insanlar randevu saatlerini ona göre ayarlıyor.. 16.00'dan önce hayat duruyor o tarafta.. Sonraya kalan evine sekizde gelirse şanslı..

Neden mi?. Viyadük çalışmaları başladı da ondan.. Biz yaptık oldu.. Tek şerit neyinize yetmiyor deliler, vatandaşların araçlarını ardı ardına dizdiler.. Aman dikkat eski model araçların arkasında kalmayın.. Hararet yapar veya yakıtı biterse koy üzerine koy bir yarım saat daha..

SAMSEV Başkanı Rüştü Araboğlu diyor ki.. 'Araştırdık, bu viyadüklerden geçecek transit araç yüzde yirmilik kısım. Yani trafiğe kalıcı çözüm değil, geçici çözüm'.. Ama burası Samsun elbette.. Trabzon, Rize olmasını beklemeyin.. Burada illaki şehir içinden trafik geçecek.. Kaos yaşanacak.. Görüntü kirliliği hat safhada olacak.. Doğu Çevre Yolu açılırsa, olmaz..  Zamanımızı alır.. Başbakanın en yakın hedefi 2023 ama bizim hedefimiz bir iki yılla sınırlı.. Yap, çöz sonra ne olursa olsun.. Akıl karı değil ama başlamışlar bile.. Proje Karayolları'nın aslında.. Yani sonuçta Ulaştırma Bakanlığının..

Ama coğrafyası Samsun olunca, "Geçiştirelim olsun bitsin olmuş'.. Doğu Çevre Yolu'na başlasalar, 10 yıl sürermiş.. İyi de bizim yöneticilerimiz hani geleceğin Samsun'unu planlıyordu.. Neyse ki iyi bir haber var.. 

KTÜ'lü İsmail Kılıç'ın hayatını kaybettiği Yavuz Sultan Selim Viyadük'ünün bulunduğu yere yaya üst geçidi yapılacakmış.. Çok şükür.. Kılıç'ı geri getirmeyecek ama 'başka canların gitmesine de engel olacak'..  Diyorum ki.. Bir de can vermeden 'şu işleri çözebilsek'.. Daha iyi olmaz mı acaba.. Ama sıkıntı çekmek bu kentin kaderi anlaşılan.. Hele hele siyasileri 'bu kadar sessiz olan bir il olunca', yaşadıklarımız az bile.. Ama asla tesadüf değil.. Bu kentin yaşam ve gelişme şekli..

/A.Yener CABBAR
2 Eylül 2014