2 Eylül 2014 Salı

Samsun İçin Birlik

Yener Cabbar ve gazetenin ekibiyle birlikte geçen hafta Samsun’un 14 ilçesini gezdik. Perşembe günüydü Ayvacık’tan dönerken Kirazlık’ta yoğun trafiğe yakalandık. Yaklaşık 500 metre kadar olan bir mesafeyi 40 dakika gibi bir sürede aldık. İşkence gibi bir şeydi. Şimdi oraya Belediye Evleri’nin önündeki o ucubenin devamına 5 adet katlı yol yani İndi-Çıktı yapacaklar. İnşaat ne kadar sürer bilemem. Yani bu çile daha ne kadar sürecek o da belli değil. Bu çile bir tarafa ama ortaya çıkan görüntü daha beter bir durum.

Bunu anlayabilmek için Belediye Evleri’nin önündeki o ‘Ucubeyi’ düşünün. O size yetecektir. Dün gazeteye SAM-SEV Başkanı Rüştü Arabaoğlu ile birlikte Mimar Ali İhsan Aka geldi. Konu o ucubenin devamında yapılacak 5 adet İndi–Çıktı ile ilgiliydi. Terme’ye yapılmak istenen santraller konusu da konuşuldu o ziyarette. Samsun halkının şehre yapılmak istenenler karşısında takındığı vurdumduymaz tavır da konuşulanlar arasındaydı.

Yener Cabbar, Rüştü Araboğlu’na o ucubenin devamında yapılmak istenenlerle ilgili karar alınırken SAM-SEV olarak bir şey yapıp yapmadıklarını sordu. O süreçte bütün meclis üyelerini aramışlar ki; biliyorsunuz, 5 indi çıktı yapılabilmesi için Belediye Meclisinde karar alınmıştı. ‘’Yapmayın, bunu kabul etmeyin, Samsun’a bu kötülüğün yapılmasına izin vermeyin’’ demişler. MHP’li üyelerin tamamı o kararın görüşüldüğü oturuma katılmışlar ve firesiz olarak ‘HAYIR’ oyu vermişler. Ama CHP’li bazı üyeler bütün çağrılara rağmen o oturuma katılmamışlar. Katılmış olsalar ‘HAYIR’ demek zorunda kalacakları için bir anlamda AK Parti’li Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz’a karşı çıkmamak için o karara ‘EVET’ demişler.

Şimdi o CHP’li meclis üyeleri ‘’Biz kabul oyu vermedik‘’ diyebilirler ama onu benim külahıma anlatsınlar. Meclise gidip ‘HAYIR’ oyu vermiş olsalardı o kararın alınmayacağını onlarda çok iyi biliyor olmalılar. O karar niye kabul edildi? Bu soruyu sormadan, cevabını doğru anlamak mümkün değil. Biliyor olmalısınız, Samsun’da transit geçiş için bir kısmı yapılmış olan çevre yolunun devamı olan Doğu Çevre Yolu ile ilgili bir projeden söz ediliyor.

Proje üç aşağı beş yukarı şöyle: Çevre yolunun belediye evlerine dönen o bölümden itibaren Canik’in sırtlarını takip ederek birkaç tünel marifetiyle birlikte Tekkeköy Kavşağına bağlanacak. Böylece transit geçişte Belediye Evleri ve dolayısıyla Kirazlık falan pas geçilmiş olacak. Pahalı olacağı gerekçesiyle projeyi bu şekilde yapmak bakanlığın işine gelmiyor. Onun yerine Belediye evlerinin önündeki o ucubeyi ve Kirazlık’taki devamını yapmak tercih ediliyor. Bu durum Samsun’a niye dayatılıyor? Ve bizim belediye meclisimiz neden bunu kabul etmek zorunda kalıyor?

Bu durum, Türkiye’nin siyasi yapısıyla doğrudan ilgilidir aslında. Şöyle ki: Bizim Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Meclis üyeleri gücünü halktan almıyor.  Ya kimden alıyor. Parti yönetiminden. Hal böyle olunca bir daha seçilme arzusu nedeniyle siyasi ikbal düşüncesi Samsun’un genel menfaatlerinin önüne geçmiş oluyor. Bizim Başkan gücünü liderden değil de halktan almış olsaydı Samsun o ucubeyle ve onun devamında meydana gelecek görüntüyle muhatap olur muydu sorusu hakla gelmiyor değil.

Bence gücünü halktan alan Yusuf Ziya Yılmaz, Samsun’a bu kötülüğün yapılmasına izin vermezdi. O, izin vermeyince bakanlık doğu çevre yolunu şimdiye kadar yaptırmış olurdu. Yener Cabbar, Rüştü Araboğlu ve Ali İhsan Aka’ya son olarak şunu sordu: ‘’Şimdi ne olacak?’’ Şehrin bu yapısıyla, yani bu vurdumduymaz halimizle devam ettiğimiz sürece onlarda bir şey olmayacağını biliyorlar. Terme’de de o kirli yatırımlar başlatılacak. Bütün bunların önüne geçmenin tek bir yolu var. Bir olmak. Birlik olmak. Aslolan kişiler değil, gelecek kuşaklara miras olarak bırakacağımız Samsun’un gelecekte nasıl bir şehir olacağıdır.

/ Ragıp GÖKER
02 Eylül 2014

Tütüne Dönüş…

Bir zamanlar en önemli ihraç ürünümüzdü. Gelir kaynağımızdı. Yuva kuracakların umudu. Köylünün, kentlinin paraya dönüşünü beklediği üründü. Kısacası milyonlarca insanın tek geçim kaynağı idi. Özal iktidarı ile birlikte yabancı sigara ithalatı serbest bırakıldı.

İthal ettiğimiz sigaraların içimi için vazgeçilmez olan şark tipi dediğimiz tütünün de sonu hazırlandı. Para etmez oldu. Üretici üretemez oldu. Göz göre göre en önemli ihraç ürünümüz yok edildi. Kaybeden sadece üretici değil, onu işleyen işçi, gelirinden nasiplenen esnaf ve tüccar da oldu. Daha doğrusu Türkiye kaybetti.

Şark tipi tütüne ihtiyacı olan ithal ettiğimiz sigaranın üreticileri de zora girdi. Türkiye’de tütünün yok edilmesiyle zora düşen yabancılar, fiyat artırımı zorunda kaldı. Türk üreticisinin tütüne dönüşü için kesenin ağzını açtı. Böylece tütün yeniden umut oldu. Ürettiğimiz tütün yabancıların yüzde 8-12 oranında kullanma zorunluluğu bu günlere getirdi. Stokların tükenmesi buna zemin hazırladı.

Türkiye’de en kaliteli tütün Samsun bölgesinde yetişir. Maden, Canik, Evkaf türü tütün dünyanın en kaliteli şark tütünü bulunuyor. Üretimi zor. 14 ay emek ister. Günün koşullarında, teknolojinin gelişmesiyle zorluklar hafifletildi. İyi fiyatla tütüne dönüş yolu açıldı.

Geçmişte sadece Samsun bölgesinde 30 bin tonun üzerinde üretim yapılıyordu. Üç bin tona kadar düşmüştü. Son yıllarda serbest piyasada talep arttı. Haliyle fiyat da. Bugün rekolte 8-10 bin tona kadar yükseldi. Bu talebi karşılamaktan uzak. Bu nedenle tütünde rekolte artışı her geçen yıl artacağa benziyor.

Tütün rekoltesi arttıkça geliri de artacak. Ülkeye döviz girdisi sağlanacak. Hem de tümü kendi üretimimiz olarak. Bilindiği gibi ihraç ürünlerimizin çoğu ithal ürün kaynaklı. Yüzde 85’inde ithal ürünler kullanılıyor. Ülkemizin kazancı yüzde 15’ler seviyesinde. Tütünde ise tümü bizim öz kaynağımız. Yani kazancımız. Ders alır mıyız bilemem.

Bilebildiğim hata üstüne hatalar yapıyoruz. Farkına varınca da dönüyoruz. Sonuçta zararın neresinden dönersek kardır mantığı ile bakıyoruz. Olmaz böyle şey.

/Avni DEMİR
02.09.2014

1 Eylül 2014 Pazartesi

Termik Santraller Geliyor. Samsun’u Yönetenler Seyrediyor. Vah!

Yazımın içeriğine girmeden, bilinen ama Türkiye’de tersine uygulanan bir kuraldan söz etmek istiyorum. Bir yatırımın uygulanabilir olması için yatırımın, “önce ülke çıkarlarına, sonra yöre halkının çıkarlarına, en son da yatırımcının çıkarlarına uygun olması” Gerekir. Bu kural, Türkiye’de önce yatırımcının ve ona işi verenlerin çıkarlarına uygun olacak şekilde uygulanır hale gelmiştir.  Samsun’un son yıllarda başına bela olan mobil ve termik santraller, işte bu tersine işleyen kurallara göre kentimize peş peşe gelmeye başlamıştır.
   
ÇED raporları alınmadan veya bu raporun kurallarından olan çevre halkını bilgilendirme toplantıları halka ve sivil toplum kuruluşlarına yeterince duyurulmadan, kitabına uydurulmakta ve Çevre il Müdürlüğü’nün adeta himayesinde geçiştirilmektedir. Bir yatırımcının fiziki ve coğrafi şartların uygunluğu kadar kendisini zorlamayacak ve yerel baskıların oluşmayacağı yerleri seçmesi en doğal hakkıdır. Üzülerek söylemek gerekirse, fiziki ve coğrafi şartlardan çok, Samsun Halkının sahipsizliği ve güçlü bir kent iradesinin olmaması, Samsun’u doğa katili kirli ve kanser santrallerinin yapımı için en kolay il haline getirmiştir. İşte Samsun’un bu yalnızlığı, Yatağan’ın başına gelenleri gören hiçbir kentin kabul etmediği mobil ve termik santral yapımcılarını Samsun’a doluşturmuştur.. Yıllar önce siyasetçilerimiz, “Samsun enerji merkezi olacak” Diye nutuklar attığında, Samsun’a yatırım gelecek diye alkışlayan Samsunlular, bugün nasıl kandırıldıklarını acı bir şekilde anladılar.

2000’li yılların başında dünyanın terk ettiği altı numaralı Fueloil ile çalışacak “Mobil Santral”, çok güçlü bir Sivil Toplum Kuruluşu dayanışması ve direnişi ile engellenmişti. Ne yazık ki, bugün o günkü güç ve direnişe sahip Sivil Toplum Kuruluşları da yok. Her zaman ki gibi kenti yönetenler de yine ortalarda yok.
   
Samsun’u savunacak siyasetçimiz zaten hiçbir zaman olmadı. Samsun’a dayatılan her yanlışta direnen bir iki köşe yazarı, dava adamı Müşfik Veysel Erdoğan gibi sayısı ikiyi geçmeyen Mimarlar Odası ile İnşaat Mühendisleri Odası dışında ciddi bir şekilde tavır sergileyen kuruluş da yok. Bir iki sivil toplum kuruluşunun cılız sesi de arada kaynayıp gidiyor. Samsun’u ilgilendiren her sorunda olduğu gibi bu sorunu da sürekli gündemde tutan ve her yönüyle sorgulayan, benim de köşe yazısı yazdığım Hedef Halk Gazetesi, Samsun’un sesi olmayı sürdürerek alkışı hak etmektedir. 
  
Geçmişte Mobil Santralin kapatılmasın da çok önemli görev üstlenen ve “Çevre Birlikteliği” içerisinde yer alarak yasal mücadele sonrası Danıştay kararı ile santrali kapattıran Samsun Barosu’ da, bugün suskunların en önünde yer alıyor. Terme Kozlu’da OWM firmasına ait ilk Termik Santralin yapımı sırasında tepki koyan ama sonrasında siyasi baskı ve Kozlu’ya okul yapılması karşılığı susan o zamanın Kozlu Belediye Başkanı Şenol Kul’da, son yerel seçimlerde Terme Belediye Başkanı seçildi.
  
Şimdi Terme’de yapılması gündeme gelen kömürle çalışacak Termik Santral için “Haberim yoktu. Ben burada olduğum sürece bu santrali yapamazlar” Diye demeçler veriyor. İktidarın Samsun İl Başkanı da, benzer sözler söylüyor. Küçük bir ilçede adamlar doğayı, çevreyi ve canlı yaşamını öldürecek dev bir yatırım için izin almışlar, ÇED toplantısı yapıyorlar Sayın Kul çıkmış, “Haberim yoktu” diyor. Bu adamlar lisans aldığına ve ÇED toplantısı yaptığına göre, dönümlerce araziyi de almış olmalılar. O ilçeyi yöneten olarak, “Haberim yoktu” Diyorsa, bu çok inandırıcı olamaz.
  
Yok, hala “Haberim yoktu” Diye ısrar ediyorsa da, o zaman adama “Sen nerenin belediye başkanısın” diye sormazlar mı? Samsun’a ilk santrali (Mobil Santral) davet eden de, bir kent yöneticisi değil miydi? Lafı hiç uzatmadan Samsun halkı adına bu kenti yöneten ve temsil edenlerin bazı soruları cevaplaması gerekir diye düşünüyorum.
  
Valilerin artık Devlet valisi olmaktan çıkarılarak hükümetin valisi konumuna getirildiği ve iktidarın arkasında olduğu hiçbir projeye etkin müdahalesi olamadığı için Sayın Valimizi üzülerek bu soruların dışında tutuyorum.

•  Bu kentin bir enerji merkezi olması yönünde siyasi bir karar var mı? Yok mu?
•  Sayın milletvekillerimiz, Sizler bu kent adına ne yaparsınız? Bu kentin vekilleri değil misiniz?
• Bu kenti yönetmek için Samsun Halkının oylarını alan siz Sayın Belediye Başkanlarımız, söyler misiniz? Park, bahçe, asfalt ve yol yapmaktan başka bir göreviniz yok mu?
• Sizleri bu kenti yönetin, bu kentte yaşayanların haklarını koruyun diye oy verenlere sahip çıkmamanızın nedeni nedir?
•    Bu kent her gün bir uzvunu kaybederken, vicdanen rahat mısınız?
•  Halkın sözcüsü konumunda ki siz Sivil Toplum Kuruluşları, Ne zaman konuşacaksınız? Var oluş nedenlerinizi inkâr etmeyi sürdürecek misiniz?
• Ve siz Samsun’da yaşayanlar, arazilerini üç beş kuruş uğruna bu santralcilere satanlar, bu santrallerin yarın ölüm kusmaya başladığında, kanserle boğuşmak zorunda kalacak çocuklarınızın ve onları besleyecek topraklarınızın yok olmasının vebalini ödeyebilecek misiniz?

Son bir soruda; Bu kenti yönetenlerle, bu kent adına seçilmiş milletvekillerimize; Lütfen samimi olarak cevaplayınız.
•    Bu tür santraller, Trabzon’a yapılabilir mi? Yapılamasa, neden yapılamaz?

Lütfen! Artık Bu Kenti Kandırmaktan Vaz Geçiniz…  Bu kentte yaşıyorsak ve yaşamaktan mutluysak, Samsunumuza her platformda sahip çıkalım ve bu konuda eksiği olanları sorgulamayı öğrenelim. İyi haftalar..

/Sadi SUBAŞI
1 Eylül 2014

Canik II. Yamaç Paraşütü Şenliği

Aslında bugün zalim ve mazlumu yazmak istiyordum. İnsanların kendilerine yapılan haksızlıkları zulüm olarak nitelendirirler de kendilerinin şahıslara ve devlete yaptıklarını görmezler. Ancak arkadaşlarla pazar günümüzü Gültepe Köyü’nde Canik Belediyesi tarafından cumartesi ve pazar günleri organize edilmiş II. Yamaç Paraşütü  şenliklerinde  değerlendirme kararını alınca ister istemez şenlik yerinde bu güzel etkinliği yazmak istedik.

Bazılarımız “Yamaç paraşütü de ne imiş” diyebilir. Buna paraşüt hobisi de diyebiliriz. Hobi de olsa bu tür etkinlikleri önemsiyoruz. Müslümanlar olarak bizler insanımızı yalnız manevi yönden (yalnız nefis terbiyesi açısından) eğitmeyiz. Maddi yönden de eğitmek zorundayız. Örneğin; yüzme, ok atma, at biniciliği ve güreş  gibi sporlar Efendimiz(sav) tarafından tavsiye edilmiştir.

Yamaç paraşütünü, havacılığı sevdiren ve geliştiren bir spor dalı olarak değerlendiriyoruz. Başta Canik Belediye Başkanı Sayın Osman Genç Bey olmak üzere bayanlar dahil uçan insanlarımızın çocuklarımıza güzel örnek olduklarını düşünüyoruz. Havacılık, yüz yılımızın sporları arasındadır. Bunun yanında tüm belediyelerimiz tarafından tarihi sporlarımıza da gerekli ağırlığın verilmesini arzu ediyoruz.

Tüm ilçe belediyelerimiz biraraya gelerek her birerlerinin  imkanları oranında birer spor dalına sahip çıkmalarını arzu ediyoruz. Birbirlerinden değerli gördüğümüz sayın başkanlarımızın tarihimize karşı da sorumluluklarının olduğuna inanıyoruz. Bu fırsatlarının her zaman ellerinde olmayacaklarının hesabını yapmalarının gereğine inanıyoruz.

Yarın çok geç kalınabilir. Geç kalmada ve “eyvah” demeden hemen işe koyulmak gerekir. Canik Belediye Başkanı’nı  ve  emeği geçen paraşütçüleri  kutluyor, şükranlarımızı arz ediyoruz. Selam ve sevgi ile… 

/Mustafa GENÇ
01.09.2014

31 Ağustos 2014 Pazar

Köylü Biz ne Yaptık Diyor; Ama Geçmiş Olsun...

Ben ilk günden itibaren karşı olanlardandım.. Bu yeni yapılanmanın kırsal ile ilçe merkezleri arasındaki rekabeti yok edeceğinden emindim.. Ve 'Bütün Samsun'a tek bir başın vereceği kararların yeterli olmayacağını savundum.. İşler yürümez, Samsun merkezli bir yapı kırsala kadar uzanamaz, önceliğini belirleyemez diye ısrar ettik.. Elbette kendi çapımızda öngörümüzü ortaya koyduk.. Merkezi sisteme dönmenin sakıncalarını 'görmek gerekir'..

İl Özel İdarelerin olmasını savunmuşumdur hep. Vali'nin, Kaymakam'ın elinin kolunun, hükümet politikaları açısından 'oy kaygısı olmadan' her yere uzanmalı diye düşünürüm... Geldik ve çattık o günlere.. Şimdi ilçelerdeki durum şu.. 'Bütünşehir olacaksınız, Büyükşehir sizlere de hizmet getirecek dediler' ama biz hiç bir şey görmedik, Büyükşehir Belediyesi'ni hissetmedik.. Seçim öncesi göründüler, hep böyle gider dedik, seçim bitti çekildiler.. İlçelerde bir iki noktada çalışma var, ama nereye yeter diyen de 'Bizim burada yokmuş ama şurada varmış' diyor.. Yani gören yok, söylentisi var..

Asarcık, Alaçam ve Terme'de bir kaç çalışmaya rastladım söylemesem olmaz.. Şimdi ilçelerde su sıkıntısı var diyorlar.. Neden acaba.. Çünkü o ilçelere su getirmekle sorumlu olan İl Özel İdare kapatıldı, İlçe Belediye Başkanı ise 'ben değil SASKİ adres' diyor.. Şimdi ilçelerdeki susuzluk yığıldı ve ili tehdit etmeye başladı.. Çünkü SASKİ su olmayan bölgeye girmedi bile, sıra gelmedi, sayaçlaşma yapıyor..

Su olan yani vatandaşın muhtar aracılığıyla kaynaklardan, dağlardan getirdiği suya 'sayaç takmakla meşgul'.. Merkezdeki SASKİ büroları kuyruktan geçilmiyor.. Tahsilat var.. Faturalar iki aydan bir aya düşmüş ama rakamlar katlanmış.. Sayaç abone fiyatları 500 liranın üzerinde söylendiği kadarıyla.. Hatta ilçe ilçe fark ediyor..

Samsun'da 250 lira dolayında.. Köylü şimdi ne diyor biliyor musunuz?.. Biz ne yaptık.. Bütünşehir Yasası'na dur deme şansı yoktu ve mevcut başkanı da seçmese 'yine sorun aynıydı'.. Yani sorun zaten Büyükşehir Belediyesi'nin tüm ilçe ve kırsalına yetememesi.. Ve yetemeyecek olması..

Ama köylüye, ilçedeki vatandaşa geçmiş olsun demekten öteye bir şey yapmak mümkün değil.. Çünkü Büyükşehirlerde durum böyle.. Büyükşehir Belediye Başkanı, İl Özel İdare, kaymakam, hatta Valinin de ödeneğini elinden alıp, her yere yatırım götürmesi ve takip etmesi gerekiyor. Devletin yani merkezi hükümetin yatırımlarını takip etme işi yine Vali ve kaymakamlarda ama 'vatandaşa yol, su, alt yapı noktasında' tüm hizmetleri Büyükşehir yetişebilirse yapacak.. Aslında ilçelere Büyükşehir gelince bazı alışkanlıklar da bitmiş.. Mesela eskiden evinde anahtarını unutan belediye başkanını ya da itfaiyeyi arayıp, kapısını açtırıyormuş.. Şimdi bakmıyor o işe belediye.. Haklı da.. O sırada bir yangın çıksa ne olacak.. O nedenle ilçelerde çilingirci ihtiyacı da ortaya çıkmış..

Yine eskiden köylerde muhtarın getirdiği suya katkı payı olarak yılda 200 lira veren vatandaş, aynı su sayaçtan geçtiği için şimdi ayda 50 lira vermek zorunda kalıyor.. 'Biz de o para yok ki' diyor ama yapacak bir şey yok.. Önce fatura, ödenmezse, ihbarname, yine ödenmezse 'sular sayaçtan kesik'.. Yani köylü yaşamında bir iyileştirme olmadan 'şehirli oluverdi'..

Bunun için de üstelik para veriyor.. Bunları konuştuktan sonra Büyükşehir'i hissettiniz mi diye sorunca yanıt net.. 'Evet hissettik'.. Neyi.. 'SASKİ'Yİ.' SASKİ ilçelerde en çok bilinen kurum.. İşin ilginç yanı.. Su yok ama 'sayaç çalışmaları tam gaz'.. Yani Büyükşehir'in ilçelerdeki su gelirleri maşallah.. Şimdilik sayaçtan..

Yağmur yağar da bir de sular şarıl şarıl akarsa, 'faturalar muhteşem olacak'.. Tek sorun su yok.. Onu da SASKİ halledecek, su arıyor.. Başkan Yılmaz öyle dedi.. Eeee 'Böyyükşehirli' olmanın bedeli var.. Taşova sınırında da otursan Köylü değil artık, Mahallelisin.. Yani geçmiş olsun..

/A.Yener CABBAR
31 Ağustos 2014

30 Ağustos 2014 Cumartesi

Tamam Yağmur Yok Su Az Ama 'Anca mı Anladınız'..

Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz'ın, bazen 'ön görüyle ilgili söylediği' sözleri eleştiriyorum.. Çünkü 'işler normal giderken' haklı gibi görülse de en küçük bir terslikte 'her şey alt üst oluyor'.. Büyük bir ihtimalle bizlere kırılıyorlardır.. Ama sonra haklı çıkmak istemiyorum.. Çünkü haklı çıkmamız demek Samsun'un zarar görmesi anlamına geliyor.. Çok örneği var..

Daha Belediye Başkanlığı'nın ilk yıllarında AKM'nin önüne yapılan alt geçit için 'Şehirler arası karayolunun altına alt geçit mi olur' diye eleştirmiştik.. Hem de deniz seviyesinin altında.. Kendisi karayolcu olduğu için 'Bize ondan daha mı iyi bileceksiniz' diye eleştiri yapanlar olmuştu.. Alt geçidi su bastı.. Astarı yüzünü geçti.. Hatta su basmayı bırakın, engelliler için giriş vardı, çıkışı yoktu, koca İstanbul medyasına kepaze olduk.. Komik geçit koydular adını.. Sonunda karayollarının müdürü de 'söyledi'. Karayolunun altına alt geçit olmaz..

Samsun'un alt yapısının zayıf olduğunu defalarca yazdık.. Aşırı bir yağmur yağarsa patlar bu dedik.. Defalarca patlamıştı zaten.. Dereler ıslah edilmiyordu, eleştirince de 'Büyük başkan o siz daha mı iyi bileceksiniz' diye eleştiri alıyorduk.. Yazık.. 14 can gitti Samsun'da..

Samsunlu tanınan bir iş adamı ve aynı zamanda Yusuf Ziya Yılmaz hayranı olan kişi "Sen öyle yazarken kızıyordum ama o sel olunca, hak verdim sana. Geleceği görememişler, ihmal etmişler" dedi.. İsmi bende saklı kalsın.. Sıkı fıkı dost sayılırlar.. Biliyorsunuz, Samsun'u geleceğe hazırlıyoruz diyorlardı ve hatta bunları seçim afişi bile yaptırmışlardı..

Samsun'da güzel olan şey yok mu elbette var.. İyi hizmetleri de var Samsun'da Başkan Yılmaz'ın.. Bana göre en büyük sorunu en çok övündüğü şey'.. 'Geleceği görememesi'.. Yani öngörü noksanlığı.. Çevre düzenlemesi, kentin gelişmesinde açılması gereken bulvarlar, görsel güzellikler, cafeler, sosyal alanlar konusunda 'sıkıntı yok'.. Ama gelecekle ilgili yaptığı hemen hemen her öngörü nedense patlıyor.. Ya da karşısına olumsuzluk olarak çıkıyor..

Şimdi bugünlerde susuzluktan söz etmeye başladı ya Başkan Yılmaz.. İşte yine bir öngörü eksikliği bu.. ESM Başkanı Müşfik Veysel Erdoğan, bu konuyu dile getirdiğinde Samsun'da su sorunu diye bir şey yoktu.. Barajlar boşalıyor, önlem alınmalı dedi.. Başkan Yılmaz'ın bakın o günlere tek açıklaması yok bu konuyla ilgili.. Köylerdeki su şebekelerinin kötülüğünden ya da hiç olmamasından yakınıyor.. Yani sanki su var da, şebeke yok ya da çok eski gibi anlatıyor.. Oysa Erdoğan, 'Su bitiyor' diyor.. Yılmaz, "Suyu nasıl getireceğiz' diye anlatıyor..

Mevsimsel bazı sorunlar var Vezirköprü'de biraz sıkıntı yaşanıyor diyor.. Taban tabana zıt bir durum.. Kim haklı çıktı, ESM Başkanı Erdoğan.. Su bitti, şebeke olsa ne yazar.. SASKİ ve DSİ o zaman su konusunda projeler üretse belki de bu günleri görmeyecektik..

Ama başkan Yılmaz, susuzluk kapıya dayanınca açıklamak gereğini duydu'.. Vatandaş belki de şimdi konuyu ciddiye alacak ve suyu daha dikkatli kullanacak.. Ama 'öngörü eksik olunca' son noktada açıklamalar geliyor ki; o da geç oluyor.. Yani insanın şimdi mi anladınız diyesi geliyor ama artık bunu yapmak geç.. Çünkü anlaşılan işimiz Allah'a kalmış.. Ne yapsak acaba.. Başkan Yılmaz'ın da katılacağı bir yağmur duasına mı çıksak.. Bu da sadece bir öngörü.. Benden değil, çaresizlikten..

/A.Yener CABBAR
30 Ağustos 2014

29 Ağustos 2014 Cuma

Termik Santral Felaketini Balkondan İzlemeyin

Tarım potansiyeli ile dünyanın önde gelen ülkeler, arasında yer alan ülkemiz bugün buğday ithal eder hale gelmiş, fındık tütün gibi ürünler ise bizzat devlet teşviki ile ekim alanları kısıtlandırılmıştır. Enerji ihtiyacı bahanesi ile HES ve Termik Santraller ile insan hayatı ve doğa katliamına yine devlet eli ile önemli teşvikler sağlanarak yatırımcılar teşvik edilmektedir. Tüm ülkeler yenilenemeyen enerji kaynaklarını terk ederken hatta mevcut tesislerin sökülmesi için yatırımcılara süreler verirken ülkemizde sistem tamamen tersine işletilmektedir. Güneşi dürbünle dahi göremeyen ülkeler güneş enerjisi sistemlerine yönelirken İspanya’dan sonra en çok güneş alan ülke olan ülkemizde ise güneş sadece plajlarda bronzlaşmak için kullanılmaktadır.

Rüzgâr ve jeotermal kaynaklarımızın devlet tarafından desteklenmesi çeşitli prosedürlere muhatap bırakılarak yatırımcıların bu sahalara girmesi engellenmektedir. Gerek ülke içinde gerekse yurt dışında çeşitli platformlarda görüş ve düşüncelerimiz ilk etapta tepkilerle karşılanmasına rağmen zaman ne yazık ki bizi haklı çıkarmaktadır. Örneğin binaların yalıtımında kullanılan petrol türevli polstren malzemelerin binalara zarar verdiğini yangın anında salgıladığı Karbon monoksit gazı nedeni ile 3 dakika içinde ölümlere yol açıyor. Bu malzemelerin yangınlarda benzin görevi göreceğini ifade etmemize rağmen kurum, hakkımızda tazminat davası açarak petrol türevi ürünlerin kullanımının önünü açmışlar ancak geçen hafta iddialarımızı haklı bulan bakanlık yüksek binalarda bu tür ürünlerin kullanılmamasına karar vermiştir. Aklın yolu birdir. Termik Santraller doğayı ve insan sağlığını tehdit eden zehir kusan bacalardır STÖ’lerin sesi cılız kalmakta ve etkili olabilecek ulusal meydanında ilgisini çekebilecek eylemler olay sadece balkonlardan izlenmektedir

/Süleyman SALUR
29 Ağustos 2014

28 Ağustos 2014 Perşembe

Santralciler, Terme’yi Gözüne Kestirmiş

CHP’nin Terme Belediye Başkan Adayı Salih Bora Mutlu bunu söylediğinde kimse onu dikkate almadı. Bora Bey, “Terme Termik Santral yapmak için bir üs seçildi” demişti. Ve 6 firmanın santral yapmak için lisans başvurusu yaptığını söylemişti. Terme Halkı Salih Bora Mutlu’ya inanmadı. “Olmaz öyle şey” diye düşünmüş olmalılar. Ama Tim Avrasya adlı firma kömürle çalıştırılacak termik santral kurmak için çalışmalara başladığında ve bunun için Kozluk’ta  Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED)  toplantısı yapmak istediğinde.

“At kaçtı, torba doldu” misali adeta kazan kaldırdılar. Halk, “İstemeyiz” dediği için o ÇED toplantısı yapılamadı. Santralciler toplantıyı yapamadan kaçar gibi uzaklaştılar Terme’den. Tepkilerden Terme Belediye Başkanı Şenol kul’da nasibini almıştı biliyorsunuz. Oysa “Haberim yok” diyordu Şenol Kul. “Ben, Belediye Başkanı olduğum süre boyunca Terme’de santral kuramazlar” demeyi de ihmal etmedi Şenol Bey.

Terme Halkı’nın Şenol Kul’a inandığını düşünüyorum. Ama bela bir değil. Belki iki de değil. Gazetede Tim Avrasya’nın Kozluk Santrali ile ilgili haberler çıkınca ve biz bu işin izini sürmeye başlayınca bir başka firma olan KOR’un Terme sahillerinde lisans kurmak için lisans başvurusu yaptığı haberi geldi. Geçen hafta sonuydu galiba.

Yener Cabbar elinde bir belge sallayarak geldi, “Abi bombaya bak” dediğinde önce dikkat kesildim. O KOR adlı firmanın EPDK’ya yaptığı lisans başvuru metninin bir fotokopisini gösterdiğinde ise bu duruma şaşırmadığımı itiraf etmeliyim. Çünkü ben bunun olmasını bekliyordum. Bu durumu önce Salih Bora Mutlu dillendirmişti çünkü. Sonra da Tim Avrasya’nın sahibi Pamir Tuğlu, kendisiyle yaptığım bir telefon konuşmasında Terme sahillerinin Termik Santral kurulması için ülkemizdeki en uygun yer olduğunu söylemişti.

Birileri Terme sahillerini gözüne kestirmiş anlayacağınız. Terme Sahillerinin en uygun yer olduğunu inananlar, “Santral kurmak isteyenler için şehir yöneticileri davet bile çıkarıyorlar. Şehirde gürültü patırtı çıkıyor ama sonunda santraller kurulup çalışabiliyor” diye de düşünmüş olabilirler pekala. Adamların önünde bizim mobil santral ile Kozluk’taki OMV gibi örnekler var zira. Bakın buradan yazıyorum.

Samsun ve özellikle Terme halkı bir ve birlik olmaz ise o santraller Terme sahillerine kurulacak. Terme Halkı en az Gerze halkı kadar mücadelede kararlı olmalıdırlar. Benden söylemesi. Son pişmanlık fayda etmiyor zira. Şehirden direnç görünce Gerze’de kurabildiler mi o santrali. Kuramadılar. Niye? Gerze halkı direndi. “İstemeyiz” dediler. Öyle laf olsun torba dolsun cinsinden diye değil, 7’den 70’e harbiden direndiler.

/ Ragıp GÖKER
28 Ağustos 2014

Çevre Ve Termik Santral

Samsun’da son zamanlardaki ilk birliktelik sanırım bu termik santral konusunda sağlandı. Etrafta çıkarılan yaygaraya bakarsanız kimse istemiyor bu santrali. Peki bunları buraya kim yaptırıyor, izinlerini kim veriyor? Bu soruları soran var mı? İş başındaki iktidarın iş başındaki hükümetleri vermedi mi bu santral izinlerini? Kaç yıldan beri söyleniyor bu izinlerin verildiği… İzinleri veren hükümetin bağlı olduğu siyasi parti bütün bu “istemezüklere” rağmen iktidara geliyor mu? O zaman bu neyin kavgası.

Siyasi iktidarın çalışmalarını beğeniyor ve oy veriyorsunuz, bu siyasi iktidar santral izinlerini veriyor. İcraatlarını beğendiğiniz için oy verdiğiniz siyasi iktidarın santral projelerine hayır diyorsunuz. Geçiniz bunları. Bu kayıkçı kavgasından başka bir şey değildir. Kimse çıkıp yaygara koparmasın. Soruyorum şimdi, bu santrallere karşı duran CHP ve MHP genel ve yerel seçimlerde Terme’de vatandaşa bunu kaç kez anlattı? Hiç gittiler mi oralara bunları anlatmaya??? Şimdi ahkâm kesiyorlar. Atı alan Üsküdar’ı çoktaaaannnn geçti, bundan sonra uyanmanın bir anlamı yok mışıl mışıl uyu Samsun…
(…)

Deneme Birader…
Yakakent, Samsun’un turizm merkezlerinden birisi… Samsun Valisi Hüseyin Aksoy da ilin turizmle kalkınacağını öne süren Samsun’un en üst düzey bürokratı. Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz da Yakakent’e özel önem verdiğini hissettiriyor. İşte böyle turizm merkezi bir ilçede Belediye’nin ses yayın cihazları var. İkide bir arıza mı yapıyor bilmiyorum da, “Deneme” yine sesler geliyor o yayın cihazlarından. “Deneme.. Deneme.. Deneme yapıyoruz…” Artık bıktırdı vallahi. İnsanlar artık şöyle konuşuyor: “Deneme birader…”

(…)

/İsmail BAŞARAN
28 Ağustos 2014

26 Ağustos 2014 Salı

Tecrübeler

“Zaman hızlı geçiyor, hepimiz yaşlanıyoruz.” diyor genellikle insanlar.Ben öyle demiyorum yaşlanmak tecrübe kazanmakla doğru orantılı. Onun için tecrübeleniyorum diyorum. Hayatta insanlar bildiklerini, öğrendiklerini başkalarına aktarabildikleri ölçüde önem kazanırlar. Kendilerini önemli hissederler. Bu tecrübeler gelecek nesillere yol gösterdikçe hayatta yaşamanın tadına varırlar.

 Dünyanın varoluşundan bu yana insanlar iletişimi hiç kesmediler. Çünkü insanoğlu beraber yaşamak üzere kodlanmıştır. İletişim birbirlerini anlama sanatı haline dönüştürmüşlerdir. Bunu insanoğlu günümüzde teknoloji sayesinde çok ileri seviyeye taşımış, artık internet sayesinde bilgiye anında ulaşma imkanı bulmuştur. Sürekli geliştirmeye de devam etmektedir.

Köşe yazıları da yazarların okuyucu ile paylaşmak istediği düşünceleri teknolojinin bu hızı karşısında önemli hale gelmiş. Böylece teknoloji yazar ile okur arasında anında iletişimi güçlendirmiş ve yazar anında olumlu olumsuz eleştirileri alma imkanı bulmuştur.

Benimde serüvenim teknoloji sayesinde başladı. Çok insan tanıdım teknoloji sayesinde. Düşüncelerimi beğenmiş olacak ki sevgili Haydar Abim, bana sende yaz dedi. Ne yazayım dedim ilk. Ne istersen onu yaz deyince aklıma hocam geldi. Aynısını yüksek lisans hocam demişti; “Hadi anlat?”

Öyle ki; “Sınıfa davet etti ilk bizi, gittik oturduk. Girizgâh yaptı hoca ilk olarak. Sonra aynen şu kelimeleri kullandı; “Arkadaşlar şimdi size birisini tanıştıracağım. Onun aslında birkaç kimliği var. İlk kimliği bir girişimci ruhu olan Ticari Kimliği, ikinci kimliği ise aktif siyasetin içinde olması nedeniyle Siyasi Kimliği ve en son, tez öğrencim olması nedeniyle beni de yakından ilgilendiren Öğrenci Kimliği. Bunların ötesinde bir aile babası olması da onun en büyük artısı” dedi. Biz birisi gelecek diye beklerken Muhammet gel de nasıl bir girişimciysen anlat demez mi?”.

Şaşkınlıkla başladım ama ora da elimizden geleni yaptık. Kendimi erken toparladım gayet iyi geçti. En azından hocam beni bir kaç sınıfa çağırmasından öyle düşündüm. Bu tecrübelerimi artık size aktarmaya buradan da devam edeceğim. Umarım beraber güzel konulara değineceğiz. Ticaretten, pazarlamadan, siyasetten, ekonomiden, öğrencilikten, girişimcilikten, güncel olaylardan, Samsun’dan, Türkiye’den, hükumetten, ana muhalefetten, müşteriden, sevgiden, özel günlerden ve benzeri bizimde bu konuda fikrimiz var dediğimiz her şeyden sizi sıkmadan ve çok uzun yazmadan dilimizin döndüğünce bu köşeyi değerlendireceğiz.

Olumlu olumsuz tüm eleştirilere açık olduğumu, hakaret olmadığı müddetçe herkesin görüşüne saygı duyduğumu, benim için insanı insan olduğu için sevmenin mutlak olduğunu, görüşler ayrı olsa da gönüllerin hep beraber olduğunu, beni eleştirilerin olgunlaştırdığını bilmenizi isterim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

/Muhammed ÇAKAR
26 Ağustos 2014