21 Mayıs 2015 Perşembe

Ücretsiz Sağlık / Satılık Sağlık

Sabah  nöbete geliyorum. Aklımda  dün okuduğum  ‘’Kapitalist  Sağlık’’  adlı  kitabının  satırları var. Yol boyunca  sağlık alanına  ait  reklamlar  yolumuzu kesiyor. Sağlık üzerinden  bir korku toplumu oluşturulduğu kesin.  Sağlık alanını  kullanarak  reel  bir  politika  oluşturulduğu kesin.

Siyasi reklamlar  Sağlık üzerine.. ‘’26 ilde  34  Dev  Şehir  Hastanesi’’

Şimdi soruyorum:
Sağlık hizmetleri ücretsiz midir?
Sağlık hizmetleri eşit midir?
Sağlık hizmetleri kamusal mıdır?
Sağlık hizmetleri  sağlığı koruyucu mudur?
Sağlık hizmetleri sağlığı geliştirici midir?
Sağlık hizmetleri köylere, mahallere yayılmış mıdır?
Sağlık hizmetleri nitelikli midir?
Sağlıkta devrim hastanelerinde  poliklinik hizmeti alırken  100. Hasta olmak ister misiniz?
3  dakikada  bir  ultrasonografi çektirmek ister misiniz?
%200  özel hastane katkı payı ödüyor musunuz?
Her yıl Diabet, kalp hastalığı, hipertansiyon hastalarının ve  ölümlerin  sayısı hızla niçin artıyor.
Kanser  gerçeğinin neresinde duruyoruz.
TTB  son broşüründe  sorduğu gibi :  Memnun musunuz Gerçekten?
“Sağlık Reformu yapıyoruz… Herkesin sağlık sigortası olacak… Hastalandığında istediği hastaneye gidecek, istediği hizmeti alacak… Eskisinden fazla, ek hiçbir para ödemesi de gerekmeyecek.” demişlerdi.

Peki ne oldu?
Hele bir hastaneye gitmeyelim:
“Katılım payı” diyorlar, alıyorlar…
“İlave ücret” diyorlar, alıyorlar…
“Reçete bedeli” diyorlar, alıyorlar…
“On gün içinde ikinci defa geldin” diyorlar, alıyorlar…
“Yatak ücreti” diyorlar, alıyorlar…
“Eşdeğer ilaç farkı” diyorlar, alıyorlar…

Alıyorlar da alıyorlar. Biz vermekten bıktık usandık, onlar almaya doymuyorlar. İtiraz edene de; “Vatandaş çok memnun!” diyorlar. Gerçek apaçık ortada: Bize yalan söylediler! Sağlık Sistemini $oygun Sistemine Dönüştürdüler!
***

Melih Cevdet Anday ile bitirelim:
Tanıdığım bir ağaç var/ Etlik bağlarına yakın/ Saadetin adını bile duymamış/ Tanrının işine bakın
Geceyi gündüzü biliyor/ Dört mevsimi, rüzgarı, karı /Ay ışığına bayılıyor/ Ama kötülemiyor karanlığı
Ona bir kitap vereceğim/ Rahatını kaçırmak için/ Bir öğrene görsün aşkı/ Ağacı o vakit seyredin.

/Cem ŞAHAN
21.05.2015

19 Mayıs 2015 Salı

Tüyap Samsun Kitap Fuarı

Yıllardır  kent kimliği açısından eksikliğini çektiğimiz bir etkinlikti  Samsun Kitap Fuarı. Kısmen Çarşamba Kitap  Fuarı ile  doldurmaya çalışsak ta, bu kentin bu çaplı bir  fuara ihtiyacı vardı. Türkiye’de kitap  okuma  oranlarımız  çok düşük söylemi yıllardır  yapılır. Temel ihtiyaçlarını karşılamada  zorlanan insanımızın, kitaba  ayıracağı  parasının olmadığı söylenir. Kitap okuma  üzerine Türkiye  İstatistiklerini merak ettim. İlgili   Raporları okudum. Bazı verileri not aldım.

Bu veriler:
*Dünyada en fazla kitap okuyan ülkelerin başında yüzde 21 oranıyla İngiltere ve Fransa yer alırken, bu ülkeleri sırasıyla Japonya yüzde 14, Amerika yüzde 12 ve İspanya yüzde 9 ile takip etti. Türkiye, yüzde 0,1 okuma oranı ile ile listenin son sıralarında yer buldu.

*Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), kitap okuma araştırması utandıran bir gerçeği gözler önüne serdi. Günde 6 saat televizyon izleyip, 3 saat internete giren Türk insanı, kitap okumaya sadece 1 dakika ayırıyor.

*Toplam nüfusu sadece 7 milyon olan Azerbaycan'da kitaplar ortalama 100.000 tirajla basılırken, Türkiye'de bu rakam 2000 - 3000 civarında basılmaktadır.

*Gelişmiş ülkelerde kişi başına düşen yıllık kitap alımı, ortalama 100 ABD doları, Türkiye'de ise bu rakam 10 ABD dolarının altındadır.

*Türkiye'de her 100 kişiden sadece 4,5 kişi kitap okuyor.

*Japonya'da yılda 4 milyar 200 milyon kitap basılıyor. Türkiye'de sadece 23 milyon.

*Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu'nda, kitap okuma oranında Türkiye, Malezya, Libya ve Ermenistan gibi ülkelerin bulunduğu 173 ülke arasında 86. sırada.

*Japonya'da kişi başına düşen kitap sayısı yılda 25, Fransa'da 7. Türkiye'de ise yılda 12 bin 89 kişiye 1 kitap düşüyor.

*Türkiye'de yüksek öğrenim görenlerin oranı 1965'e göre 14 kat arttı. Ama Yüksek Öğrenim mezunlarının kitap okuma oranı 1965'in de altında kaldı.

Neden Halk Kütüphaneleri kullanılmıyor konusunda yapılan geniş kapsamlı bir çalışmada:

*Kütüphane kullanma alışkanlığım yok (% 43.5)
*Okumayı sevmiyorum (% 16.2)
*Bilgi ihtiyacımı internetten karşılıyorum (% 12.1)
*Kütüphaneyi sevmiyorum (% 9.4)
*Diğer kütüphanelerden yararlanıyorum (% 6.2)
*Zamanım yok (% 4.1)
*Kütüphane uzak/Yerini bilmiyorum/ Kütüphane yok (% 4.6)
***

TÜYAP ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile hazırlanan Karadeniz Kitap Fuarı 2015, açıldı. Samsun  için  bu  fuar  çok  önelidir  diye  düşünüyorum.  Kentsel  kimlik, kentin  kültürel kimliği, kültürel gelişim  açılarından  bu  fuarın  sürekli  kılınması  gerekiyor. Bu  açıdan  kenttin ve  kent  yöneticilerinin de bu konuda  desteklerini  sunmaları  temel  şart..18-24  Mayıs  tarihlerinde  Samsun’da  100.000  öğrencinin  bu  fuarı  gezmesi  için  Başta  Milli  Eğitim  ve  Belediyeler  olmak  üzere  bir  planlama  içinde  olmalarını  temenni  ediyorum.Vezirköprü, Ladik, Yakakent’teki  köy  çocukları da  kitabın  kokusunu  almalı.

/Cem ŞAHAN
19.05.2015

12 Mayıs 2015 Salı

Kavak Şeyh Hamza Türbesi


Emine YILMAZ -Arkeolog/Sanat Tarihçisi- Samsun Müze Müdürlüğü–2015 KAVAK İLÇESİNDE BULUNAN AKŞEMSEDDİN'İN BABASI ŞEYH HAMZA TÜRBESİ

Akşemsettin' in Babası olan Şeyh Hamza 1383 yılında Şam'dan Anadolu'ya gelip Kavak' da Medresede Müderrislik yapmış ve burada ikamet etmiştir.  12 tane oğlu olduğu sanılmaktadır. Aslen Şam'lı olup Soyu Hz. Ebu Bekir'e kadar gitmektedir. Asıl adı Hamza Şami bin Mehmet'dir. Amasya İl merkezinde 15. yüzyılda baldaken tarzda dört adet kare ayak üzerine tek kubbeli olarak inşa edilen türbedeki mezarın Fatih Sultan Mehmet'in hocası Akşemseddin'in babası Hamza Şami bin Mehmet'e ait olduğu inancı da yaygındır. Ancak bunu kanıtlayacak resmi birbilgi/kitabe bulunmamaktadır.

Şeyh Hamza için kullanılagelen Kurtboğan ismi ölümünden sonra yaşanan bir olaya dayanır. Rivayete göre Şeyh Hamza vefat edip defin edildiği gece bir kurt gelip cenazeyi mezarından çıkararak parçalamak istemiş ancak kabirden uzanan bir kolu kurdu boğarak öldürmüştür.

Göynüklü Emir Hüseyin Enisi’nin 16.yy. da kaleme aldığı ''Menakıb-ı Akşemsü'd-din'' (Metin ÇELİK; Akşemseddin Hazretleri veYakın Çevresi) adlı eserinde Akşemseddin'in babası Şeyh Hamza'nın kabrinin ( ölümü H.861-M.1456/57) Amasya'nın Kavak nahiyesinde olduğu yazmakta olup, 15–16.yy.daki Kavak nahiyesi günümüzde Samsunİline bağlı bir İlçe konumundadır.

Samsun'un Kavak İlçesi Soğuksu Mahallesi, ada 2, parsel 14de 73,00 m2lik bir alan tapu kayıtlarında mezarlık olarak görülmektedir. Aynı alan üzerinde Şeyh Hamza adıyla anılan bir mezar da mevcuttur (3 defin mevcut). Genel kanı Şeyh Hamza'nın asıl kabrinin burada olduğu ve 16.-17.yy. Celali isyanları ile Suhte (medreseli öğrenci) olayları sırasında türbenin tahrip edildiğidir. İlçe merkezinde bu kadar küçük bir alanın mezarlık olarak kullanılma olasılığı mümkün olmayıp günümüze ulaşamamış bir türbe alanı olması ihtimali daha olası görülmektedir.

Havza, Lâdik, Vezirköprü ve Kavak çevresinin bu olaylar sırasında çok zarar gördüğü tüm arşiv ve kaynaklardan bilinmektedir. Kavak İlçesi Şeyh Resul Köyündeki külliye (medrese), Havza İlçesi Şeyh Safi Köyündeki son Selçuklu Şehzadesi Sultan Altunbaş'ın/Gazi Çelebi türbesi ile Atabeyi Şeyh Savcı türbesi, Vezirköprü Tatarkalesi Köyündeki son Selçuklu Sultanı Mesut'un türbesi ile Göl Beldesindeki (Zeytin Emirliği) türbeler bu olayların tahrip boyutunu gösteren en belirgin örnekler olarak gösterilebilir. Maddi ve manevi değeri olan bu kadar tarihi yapının tahrip edilmiş olduğu göz önünde bulundurulduğunda Kavak İlçesindeki Şeyh Hamza adıyla anılan ve Akşemseddin'in babasına atfedilen mezarın gerçek defin adresi olma ihtimali güçlüdür. Aynı mezar için bir şehit mezarı olduğunu ifade edenlerde mevcuttur. Kişisel sosyal olgu manevi şahsiyetlerin yakınına defnedilme eğilimi taşıdığından Şeyh Hamza Mezarı çevresinde başka definlerinde olması normal bir uygulama olarak görülebilir. Nitekim alanda birden fazla definin bulunması konuyu destekler niteliktedir.

Amasya'daki Kurt Boğan Şeyh Hamza Türbesi baldaken Tarzıbir mimari üslüp göstermekte olup mimari plan olarak çok yakın benzeri Kavak İlçesine yakın mesafedeki Havza İmaret Türbesi ile Lâdik-Ahmetsaray köyü Seyyid Zeynel Abidin Rufai Türbesidir. Lâdik’teki türbenin de adı geçen olaylarda zarar görmekle birlikte orijinal planına sadık kalınarak baldaken Tarzı bir mimari üslupla yeniden inşa edildiği bilinmektedir. Halk arasında "Seyyid ZeynelAbidin Rufai" şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmamakta ancak Lâdik ilçe merkezinde türbesi bulunan Seyyid Ahmet-i Kebir ile kardeş olduğu inancı ve türbedeki mezar taşlarının Samsun Seyyid Kutbiddin mezarlığındaki mezar taşları ile çağdaş olması göz önüne alındığında 1300'lüyıllarda yapıldığı önerilebilir. Kavak İlçesinde ''Şeyh Hamza Türbesi'' yapılması düşünüldüğünde, Amasya Kurtboğan türbesi ile de benzer özellikler sergilemesi de göz önünde bulundurularak Havza İlçesi İmaret Türbesi ya da Lâdik İlçesi Ahmetsaray Köyündeki Seyyid Zeynel Abidin Rufai Türbesine benzer özellikte olmalı ve baldaken tarzı mimari uslupta inşa edilmelidir.

Baldaken tarzı türbelerin Beylikler ve Osmanlı döneminde çok sayıda örneği görülmekte olup geç dönemlere kadar sevilerek uygulandığı bilinmektedir. Plan ve form özellikleri yönünden zengin bir çeşitliliğe sahip olan Baldeken Türbelerde genel olarak kare, dikdörtgen, altıgen ve sekizgen plan tipleri mevcuttur. Bu örnekler içerisinde dört cephesi açık olanlara rastlandığı gibi iki cephesi kapalı olan türbelere de rastlamak mümkündür. Mevcut Baldeken tarzı türbelerin çoğunda örgü tekniğinde almaşık sistemin tercih edildiği görülmektedir. Genel uygulama üç sıra tuğla ve bir sıra kesme taş şeklinde olup kubbede çoğunlukla tuğla tercih edilmektedir. Amasya Merkez Yörgüç Paşa, Halkalı Dede, Suluova-Yolpınar Mahallesi Seyyid Yahya, Aksaray Hırkalı Sultan, Konya-AkşehirNasrettin Hoca, Yozgat Akdağmadeni-Çalışkan Mahallesi Ali ve Mahmut Çelebi Türbeleri, Bursa Umur Bey, Kocaeli Gebze Malkoçoğlu Mehmet Bey, İznik SaruSaltuk ve Yakup Çelebi İmaret Türbesi en çok tanınmış Baldeken tarzı Türbe örnekleridir. Türbelerin tamamında defin olmayıp  ''Makam Türbesi'' olarak kullanılanlarda mevcuttur. Amasya Kurtboğan Şeyh Hamza, Havza İmaret, İznik Sarı Saltuk Türbeleri Makam Türbeleri özelliği göstermektedir.

Kaynak:
—Metin ÇELİK; Akşemseddin Hazretleri ve Yakın Çevresi (Menakıb-ıAkşemsü'd-din-Göynüklü Emir Hüseyin Enisi)
—Metin ÇELİK;  Makamat-ı Evliya Akşemseddin (Mehmetbin Hamza)

/Emine YILMAZ
12.05.2015

Vatandaşın Sağlık Seçim Rehberi -3

Yine  hastaneler siyasi gösteri  alanına  döndü.  Seçim  dönemleri  politikacıların  hastanelere  medya  eşliğinde  gelip, hastalara  çiçek verip,  daha sonrada  ‘’Sağlıkta  Devrim’’  yaptık  açıklamalarında  bulunmaları bir  rituel haline  geldi. Ama artık kimse inanmıyor. Sağlık alanında medya aracılığıyla oluşturulmaya çalışılan yalanlara karşı, Türk Tabipleri Birliğinin sunduğu gerçekleri okuyun  diye öneri veriyorum soranlara..

12. Yalan: Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Yasası’nı sağlıkta ve sosyal güvenlikte norm ve standart birliği sağlamak için çıkarttık.

Gerçek: SSGS Yasası İMF ve Dünya Bankası’nın direktifleriyle çıkarıldı. Norm ve standart birliği sağlanmadı ama emekli maaşı oranları % 23-% 33 düşürüldü, emeklilik yaşı 65’e, prim gün sayısı 7.200’e çıkarıldı. Emeklilik gerçekti, hayal oldu.

13. Yalan: SSK hastanelerini sağlıkta tek çatı oluşturmak için Sağlık Bakanlığı’na devrettik.

Gerçek: SSK hastaneleri “tek çatı altında topluyoruz” bahanesiyle özelleştirilmek için Sağlık Bakanlığı’na devredildi, tasfiye edildi. Özel  sektöre  yeni pazarlar açıldı.

14. Yalan: Aile hekimliği hizmetini başlattık. Aile hekimleri aile fotoğrafında yer alacak, evlere gidecek, yedi gün yirmi dört saat hizmet verecek. Bütün sağlık sorunlarınızı aile hekiminiz takip edecek.

Gerçek: Aile hekimleri sadece mesai saatleri içerisinde hizmet verir. Mesai dışında çalışmaz, eve gelmez. Aile hekimliği başlayalı on  yıldan fazla geçti. Ancak sevk zinciri nedense bir türlü kurulamadı. Aile Hekiminin kendisine bağlı vatandaşların bütün sağlık sorunlarını takip edebilmesi mümkün değil.

15. Yalan: Aile hekiminiz sizi doğumdan ölüme kadar izleyecek.

Gerçek: Aile hekimlerinin iş güvencesi yok. Sözleşmesi her an için feshedilebilir, siz de kendinize yeni bir aile hekimi bulmak zorunda kalabilirsiniz.

16. Yalan: Aile hekimliğine geçilince sağlık ocaklarındaki gibi yığılma olmayacak.

Gerçek: Dünyanın diğer ülkelerinde bir aile hekimine bin beş yüz, iki bin nüfus bağlı iken Türkiye’de üç bin beş yüz, dört bin nüfus bağlı. Aile hekimleri bütün gün yoğun bir şekilde hasta bakıyorlar.

 17. Yalan: Vatandaşların sağlık hizmetine ücretsiz ulaşabilmesi için tam gün yasasını çıkardık, kamuda çalışan hekimlerin muayenehanelerini kapattırdık.

Gerçek: Son yedi yılda kamuda çalışan doktorların büyük çoğunluğu muayenehanelerin kapattı. Bugün yüzde doksan ikisi zaten tam gün çalışıyor. Ancak vatandaşların sağlık için ceplerinden yaptıkları harcamalar azalmak bir yana üç kat arttı.

19. Yalan: Doktorlar on yedi bin lira maaş alıyor.

Gerçek: Kamuda çalışıp o kadar maaş alan tek doktor olsa olsa Sağlık Bakanı’dır.

20. Yalan: Sendikaya üye olmak anayasal bir haktır.

Gerçek: Türkiye’de yaklaşık beş yüz özel hastane var. Sendikanın girebildiği özel hastane sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Sendikaya üye olan işten atılıyor.

21. Yalan: Biz gerekli düzenlemeleri yaptık ama doktorlar hastalara ilgi göstermiyor, yeterli süre ayırmıyor.

Gerçek: Telefonla randevu sisteminde hastaya ayrılan süre on dakikayı bile bulmuyor. Randevusuz hastalar da eklenince hasta başına düşen toplam süre beş dakikaya kadar iniyor.

 22. Yalan: İlaca erişim kolaylaştı. İstediğim hastaneden ilacımı alıyorum.

Gerçek: Sosyal Güvenlik Kurumu’nun bilgisayar sistemi doğru düzgün çalışmadığı için ilacını almak isteyen hastalar eczane eczane dolaşmak zorunda kalıyor. Üstelik, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) birçok ilacı ödeme listesinden çıkarttı. Bu ilaçların parasının tamamını vatandaşlar ceplerinden ödüyor. Dahası, SGK hesaplama yaparken benzer, eşdeğer ilaçların en ucuzunu esas alıyor. O ilaç eczanelerde bulunmasa bile reçetede yazılı olanla en ucuz ilaç arasındaki fark da hastaların cebinden çıkıyor.

23. Yalan: Sağlık çalışanları hallerinden memnun. Bu nedenle sağduyulu sağlıkçılar örgütlerinin eylem çağrısına katılmıyor, eylemleri marjinal gruplar yapıyor.

Gerçek: Hekimi, hemşiresi, diş hekimi, laborantı, ebesi, eczacısı, radyoloji teknisyeni, taşeron işçisi, bütün sağlıkçılar hallerinden şikâyetçi. Bu nedenle sağduyulusu, sol duyulusu tekmil sağlıkçı sınıfı eylemlerde.

Devam edeceğiz…

/Cem ŞAHAN
12.05.2015

Yenilenebilir Enerji Ve Samsun

Yenilenebilir enerji (kaynakları), sürekli devam eden doğal süreçlerdeki var olan enerji akışından elde edilen enerjidir. Bu kaynaklar güneş ışığı, rüzgâr, akan su (hidrolik güç), biyolojik süreçler ve jeotermal olarak sıralanabilir.

En genel olarak, yenilenebilir enerji kaynağı; enerji kaynağından alınan enerjiye eşit oranda veya kaynağın tükenme hızından daha çabuk bir şekilde kendini yenileyebilmesi ile tanımlanır. Örneğin, güneşten elde edilen enerji ile çalışan bir teknoloji bu enerjiyi tüketir, fakat tüketilen enerji toplam güneş enerjisinin yanında çok küçük kalır. En genel yenilenebilir enerji şekli güneşten gelendir. Bazı formlar güneş enerjisini ve rüzgâr gücünü depolar.

Yenilenebilir enerjinin; tesisler, hayvanlar ve insanlar tarafından kalıcı olarak tüketilmesi mümkün değildir. Fosil yakıtlar, çok uzun bir zaman çizelgesi göz önüne alındığında teorik olarak yenilenebilir iken, istismar edilerek kullanılması sonucu yakın gelecekte tamamen tükenme tehlikesi ile karşı karşıyadır

Yenilenebilir enerji kaynakları doğrudan kullanılabilir veya enerjinin başka bir şekline dönüştürülebilir. Direkt kullanım örnekleri, güneş enerjisi ile çalışan aletler, jeotermal ısıtma ve su veya rüzgâr değirmenleridir. En direkt kullanıma örnek olarak ise, elektrik üretiminde kullanılan rüzgâr türbinileri veya fotovoltaj pilleri verilebilir.

Yenilenebilir enerjinin gelişimi, yenilenebilir enerji kaynaklarının insanlar tarafından kullanımı ile ilgilidir. Yenilenebilir enerjinin gelişimine olan ilgi, fosil yakıtların çevreye verdiği atık gazlar,fosil yakıtlar ve nükleer enerjinin kullanımının riskleri ile doğrudan ilişkilidir.

Samsun’da yenilenebilir enerji meselesi OKA’nın proje çağrısı ile hız kazandı. Bu kapsamda Samsun da harekete geçmeye başladı.  Resman A.Ş’nin bu kapsamda yenilenebilir enerjiden faydalanarak kurmuş olduğu tesis ile kendi enerjisini üretiyor olması hakikaten gurur verici bir gelişme. İnşallah Resman’ın bu davranışı diğer şirketlere de örnek olur ve gelecek nesillere daha yaşanılabilir dünya bırakırız.

/Yetkin BULUT
12 Mayıs 2015

11 Mayıs 2015 Pazartesi

Lütfen! Samsun’un Onur Anıtı’na Bakar Mısınız?

Kentler sahip oldukları tarihi geçmişlerini yansıtan bir olay veya o kentle anılan bir yapıtla tanınırlar.

Samsun ise, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması ve son vatan toprağı Anadolu’nun da işgal edilmesi sonrasında başlatılan Milli Mücadele’nin ilk adımının atıldığı “19 Mayıs Kenti” Olarak tanınır. Bu Milli Mücadele’nin ateşini yakan lider ise, Mustafa Kemal’dir.

Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919 sabahı bu ateşi yakmak üzere onsekiz silah arkadaşı ile Samsun’a çıkıyordu.

Türk Ulusunun esaret altında yaşayamayacağına inanan Mustafa Kemal, Samsun’dan yola çıkarak her tarafı işgal edilerek Anadolu’nun ortasına sıkıştırılmış, elinde silahı olmayan, ayağına giyecek çarığı dahi bulamayan yoksul ve umutlarını yitirmiş çaresizlik içerisinde ki Anadolu Halkını, kurtuluş ve özgürlüğe inandırarak bir imkânsızı gerçekleştiriyordu.

Samsunlular da, sonu zaferle bitecek bu mücadelenin ilk adımının atıldığı kent olma onurunu kendisine bahşeden Atasına, saygı ve şükranlarının bir ifadesi olarak Türkiye’de ki en güzel Atatürk Anıtını yaptırma kararını alıyordu.

Samsun Halkı aralarında topladıkları parayla Atasına yakışacak güzel bir heykel yaptırmak üzere, 1928 yılında Avusturyalı ünlü Heykeltıraş Heinrich Krippel’e sipariş veriyordu. 1931 yılı sonlarında tamamlanan heykel bir denizcilik firması tarafından ücret alınmadan Samsun’a getiriliyor ve 15 Ocak 1932 yılında yapılan muhteşem bir törenle açılıyordu.

Açılışa katılamayan Mustafa Kemal Atatürk, Samsunlulara teşekkürlerini şu satırlarla iletiyordu.

 “Muhterem Samsun halkının şahsıma karşı besledikleri asil duyguların kıymetli bir tezahürünü bildiren telgrafınızdan pek mütehassis oldum. Teşekkür, muhabbet ve selamlarımın muhterem halka arzını rica ederim"  Mustafa Kemal Atatürk

 Kaidesinin dört yüzünde Milli Mücadele’den figürlerin de yer aldığı bu muhteşem Onur Anıtı’nı, o dönemin zor şartlarında yaptırma başarısını gösteren Samsunluların çocukları olarak, bu anıta yeterince sahip çıkamadığımızı üzülerek görüyorum.

Samsun’a gelen ziyaretçilerin ilk görmeye gittiği ve önünde anı fotoğrafları çektirdiği Onur Anıtı’nın bakımsız hali, cılız ışıklandırması ve özensiz çevre görüntüsü Samsunumuza yakışmıyor.

Her milli bayram da tüm protokolün katılımı ile bu Onur Anıtı’nın önünde tören yapılıyor olmasına rağmen, bu bakımsızlığa göz yumulmasını anlamakta sıkıntı çekiyorum.

Hatırladığım kadarıyla, bu Anıt en son 2000 yılı başlarında SAM-SEV’İN başlattığı çağrı üzerine o dönemin Valisi Sayın Muammer Güler ve Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Yusuf Ziya Yılmaz’ın çabaları ile temizlenmiş ve heykelin boyası koruyucu bir ilaçla temizlenmişti.

Samsun Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın, ana bulvarlarda ki refüjleri ve kavşaklarda ki göbekleri rengârenk çiçeklerle bezeyerek kente çağdaş bir görüntü kazandırmasını büyük bir beğeni ile izliyoruz.

Şimdi sormak istiyorum, bu heykel çevresinin peyzajının yeniden düzenlenerek göze hoş gelen bir çiçeklendirme neden yapılmıyor?

LED ışıklandırma teknolojisi ile özel binaların dahi görüntüsünün değiştirilebildiği bir ortamda, Onur Anıtımızı eski tip birkaç zayıf ışıklı spota mahkûm etmek nasıl bir iştir? 

Samsun’un turizm konusunda da iddialı bir kent olarak ilan edilmesiyle, turistik bir önem kazanan bu Anıtımızın şu an ki görüntüsü hiç bağdaşıyor mu?

Bu köşeden, Samsun Valimiz İbrahim Şahin’e ve Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Yusuf Ziya Yılmaz’a bir Samsunlu olarak çağrı yapıyorum

Onur Anıtımızın bakımının ve temizliği ile ışıklandırmasının ve çevre düzenlemesinin yenilenerek, Atamıza ve Samsun’a yakışır hale getirilmesi için gerekli çalışmanın başlatılmasını diliyorum?

Güzel ve sağlıklı bir hafta dileğiyle..

/Sadi SUBAŞI
11.05.2015

5 Mayıs 2015 Salı

Vatandaşın Sağlık Seçim Rehberi -2

Sağlık alanında  yaşananları  yorumlamaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Şimdi  her ne kadar medya  üzerinden  Sağlıktaki  yapılanları farklı  kılmaya çalışsalar da, artık bu masal bitmiştir.Eski Sağlık Bakanımızın zaman zaman kullandığı: Herkese ücretsiz sağlık hizmeti! Ütopyası sona  ermiştir.
***

AKP Sağlıkta Dönüşüm Programı'yla herkesin özeller de dahil olmak üzere bütün sağlık kuruluşlarından hizmet alabileceğini açıklamıştı. Bir şartla! Artık devletin hastanesinde dahi tedavi parayla! Devletin eli hastanın cebinde! Asgari ücret net 949 TL Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 1 bin 307 TL  Yoksulluk sınırı 4 bin 259 TL. Peki sağlık kaç para?

1. Ayakta tedavide hekim ve diş hekimi muayenesi katılım payı.
İkinci ve üçüncü basamak resmi sağlık hizmeti sunucularında 8 TL. Özel sağlık hizmeti sunucularında ise 15 TL. Kurumdan gelir ve aylık alanlar ile bakmakla yükümlü oldukları kişiler için gelir ve aylıklarından, diğer kişiler için eczanelerde kişilerden tahsil ediliyor.

2. Ayakta tedavide sağlanan ilaçlar ve reçeteler için katılım payı
Her bir reçete için üç kutuya kadar temin edilen ilaçlar için 3 TL, üç kutuya ilave temin edilen her bir kutu ilaç için 1 TL. Enjektabl formlar ile serum, beslenme ürünleri ve majistraller için kutu sayısına bakılmaksızın her bir kalem 1 kutu olarak değerlendiriliyor. Kurumca bedeli karşılanan ilaçlar için, kurumdan gelir ve aylık alanlar ile bakmakla yükümlü oldukları kişilerden yüzde 10, diğer kişilerden yüzde 20 oranında katılım payı alınıyor.

3. On gün içerisinde başvurularda ilave ücret
Birinci basamak sağlık kuruluşları muayeneleri, kurumca belirlenen kronik hastalıklar ve acil haller hariç olmak üzere 10 gün içerisinde aynı uzmanlık dalında farklı sağlık hizmeti sunucusuna yapılan başvurularda, muayene katılım payı tutarları 5 TL artırılarak tahsil ediliyor. Artırılan 5 TL'lik tutar, kurumdan gelir ve aylık alanlar ile bakmakla yükümlü oldukları kişiler için gelir ve aylıklarından, diğer kişiler için ise eczanelerde tahsil ediliyor.

4. Tıbbi malzemede katılım payı
Vücut dışı protez ve ortezlerden, görmeye yardımcı tıbbi malzemelerden, ağız protezlerinden, sağlık raporunda hayati öneme haiz olduğu belirtilmeyen diğer protezler ve ortezlerden katılım payı alınıyor.

5. Yardımcı üreme yöntemi katılım payları
Yardımcı üreme yöntemi tedavilerinde birinci denemede yüzde 30, ikinci denemede yüzde 25 oranında, üçüncü denemede yüzde 20 oranında olmak üzere bu tedaviler için belirlenen bedeller üzerinden katılım payı alınıyor. Tedavinin sağlandığı sağlık hizmeti sunucusu tarafından kişilerden tahsil ediliyor.

6. İstisnai sağlık hizmetlerinde ilave ücret uygulanması
SUT listelerinde yer alan işlem bedellerinin 3 katını geçmemek üzere ilave ücret alınabiliyor. SUT tarifesine göre 25 kalemde istisnai sağlık hizmeti uygulanıyor. Buna göre sözleşmeli veya protokol imzalamış sağlık kuruluşlarında 100 TL ila 7 bin 500 TL ve üzerinde ilave ücret alınabiliyor.

/Cem ŞAHAN
05.05.2015

3 Mayıs 2015 Pazar

Vatandaşın Sağlık Seçim Rehberi -1

Ladik köylerinde  dost ziyaretleri yapıyorum geçenlerde. Kahvede televizyon açık.. Ağıt ve  tekerlemeler  üzerine foklorik çalışmalar var aklımda. Ama her  zaman ki gibi sağlığa ve politikaya geliyor konu..  Sağlık alanını bir film şeridi ile akıtıyorlar televizyonlardan. Gerçek olmayan bilgileri, halkın rızasını almak için kullanmaya çalışıyorlar. Sağlık alnında temel çıktının halkın sağlığının iyiye gitmediği olduğu gerçeğini örtmek istiyorlar. Sağlıkta kamusal alanın çöktüğüne, özel sermayeye ayrılan payın 21 kat arttığına dair hiç bir bilgi görünmüyor spotlarından..

S. Hall’un da belirttiği gibi medya kuruluşları sadece fikir birliğini üreten ve destekleyen kurumlar olarak değil, rızayı üreten kurumlar olarak da öne çıkmaktadır. Dolayısıyla Hall’a göre medyanın “anlam”ı inşa etme sürecinde yaptığı şey, seçmeci bir şekilde toplumsal bilgiyi dolaşıma sokmasıdır; bu da “yeğlenen” ve “dışlanan” anlamların neler olduğuna daha dikkatli bakmamızı gerektirir. Hall söz konusu toplumsal ilişkilerin sınıflandırılması ve bağlamlarının oluşturulmasının bir “ideolojik iş” alanı olduğunu belirtir.

Gündemdeki sorunlara karşı rıza sağlanması için ana akım medyanın toplumu yapılabilecek alternatif bir çözüm olmadığına inandırması halkın daha kolayca durumu kabullenip itaat etmesini sağlamaktadır. Çünkü itaat edilecek durumlara karşı çözümler çoğaldıkça toplumların rıza gösterip, itaat etmesi de güçleşmektedir. Sorunlar ya da problemler sıklıkla gündeme getirildiğinde toplum tarafından olağan kabul edilmektedir.

Kapitalist toplumlarda iletişim, medya ve kültür alanı da diğer endüstri dalları gibi kapitalizmin yasalarına göre örgütlenmiştir. Chomsky’e göre kapitalist ülkelerdeki medyanın amacı halka 24 saat propaganda yaparak egemen değerleri topluma aşılamaktır. Çünkü var olan düzenin kendini yeniden üretmesinde ve sürdürmesinde medyanın amacı geniş kitlelerin rızasını üretmektir.
***

Köylü dostlarım soruyor. 4 yılda  bir  köyümüze gelen adaylara sağlık alanı  ile ilgili ne soralım diye: Ben de Sağlık alanında medya aracılığıyla oluşturulmaya çalışılan yalanlara karşı, Türk Tabipleri Birliğinin sunduğu gerçekleri sorun diye öneri veriyorum onlara..

1. Yalan: İstediğim hastanede tedavi oluyorum.
Gerçek: Sağlık sigortalı hastalar eskiden öncelikle devlet ve üniversite hastanelerinde, sevk almak koşuluyla da sözleşmeli özel hastanelerde tedavi olabiliyorlardı. Evet, şimdilerde hepsinde değil ama Sosyal Güvenlik Kurumu’yla sözleşme imzalayan özel sağlık kurumlarında tedavi olabiliyorlar. Yalnız küçük bir sorun var; taburcu olurken önlerine konulan milyarlarca liralık faturayı ödeyebilmeleri gerekiyor!

2. Yalan: Hastanelerde rehin kalma ayıbına son verdik.
Gerçek: Evet, hastaneler faturayı ödeyemeyen hastaları artık rehin almıyor. Hastaya senet imzalatılıyor, sonra icra memurları geliyor. Ödeyemeyenlere de hapishane yolu görünüyor.

3. Yalan: Genel Sağlık Sigortası Yasası çıkardık. Artık herkesin sağlık sigortası var.
Gerçek: İşsizlik sigortasından yararlanamayan işsizler, kayıtdışı sektörde çalışanlar, primini ödeyemeyen esnaf ve sanatkârlar, primini ödeyemeyen çiftçiler, 18 yaşını dolduran ve çalışmayan kız çocukları genel sağlık sigortasından yararlanamıyor.

 4. Yalan: Genel Sağlık Sigortası primini ödeyemeyen vatandaşların primlerini devlet ödeyecek.
Gerçek: Yasaya göre aylık geliri asgari ücretin üçte birinden fazla olan her vatandaş prim ödemek zorunda. 1 Ocak 2012’den itibaren fakirlik testinden geçemeyen milyonlarca vatandaşın yeşil kartı iptal edildi. Samsun’un  köylerinde  sağlık  hizmeti alamayan  binlerce  vatandaş var.

/Cem ŞAHAN
03.05.2015

1 Mayıs 2015 Cuma

Bir Mahalle Analizi: Kökçüoğlu

Samsun’un en eski mahallelerinden biri olan Kökçüoğlu Mahallesi aslında herkesin en az bir kere gelip gittiği veya yolunun düştüğü bir mekandır. Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinin yakınında ve Askeriye yolu üzerinde olması bilinmesinde etkendir. Toraman Tepenin eteklerinden başlayan ve denize doğru inen güzel bir alan üzerine kurulmuş olan bu mahallede, daha düne kadar apartmanlar bulunmamakta idi. Çoğunluğu bir veya iki katlı, kiremit veya teneke kaplı çatılı evlerin bulunduğu, kendi halinde insanların yaşadığı bir mahalle idi. Çok şükür şimdi toplu konutlar, kentsel dönüşüm alanları vs gibi uygulamalar çıktı, bu ilkel görüntüler tarih oluyor!

İnsanların mutlu olduğu, komşuluk ilişkilerinin mükemmel geliştiği, eski ama temiz giysileri içerisinde güler yüzlü ve neşeli insanların hayat saçtığı, aç çocukların sevinç çığlıkları içerisinde oynaştığı sokaklar temizlenecek. Yerlerine kalıptan çıkmış gibi binalar, duvarlar ve güzel yollar olacak. Büyük marketler, son model arabalar ve belki de modern giyimli insanlar olacak. Ama eski canlılık, insanlık, kardeşlik, mutluluk ne olacak! Eski yaşantıda evinde pişirdiği yemekten komşusuna bir tabak vermeyi erdem kabul eden insanlar, birlikte çelik-çomak oynayan çocuklar gidecek. Yerlerine apartman hayatı yaşayan, çatısı en ufak bir yağmurda damlamayan, evinde pişirdiği yemeği komşusuna vermeyen ve bozulunca çöpe döken, bilgisayarda tek başında sanal alemde oynayan çocuklar ve anne-babalar gelecek.

Düşünebiliyor musunuz? Ey Kökçüoğlu Mahallesi sakinleri! Ey Hastanebaşı Mahallesi sakinleri! Ey Zeytinlik Mahallesi sakinleri! Ey Samsun’un Yüzüncüyıl Bulvarı üzerinde kalan mahallelerin sakinleri. Bugün yaşamakta olduğunuz, insani erdemlerin hala etkili olduğu bu yaşam tarzı ve yaşam alanları, yakında modern dünya ve modern ilişkilere yenik düşecek. Siz de modern insanlar olacaksınız! Soba yakma derdinden, çatı akması derdinden, toz-toprak derdinden vs kurtulacaksınız. Keşke sadece bunlardan kurtulsanız! Bunların yanında belki de sizi siz yapan, yardımlaşma, diğerkamlık, merhamet gibi pek çok insani erdemlerden de kurtulacaksınız! Ve bir gün gelecek, geriye bakarak “keşke” diyeceksiniz. Ama iş işten geçmiş olacak. Çünkü sizler “toprağını verip İncil sahibi” olan Afrikalılar gibi olacaksınız. Belki çağın gereği bu. Maalesef yaşadığımız çağ daha fazlasını almadan hiçbir şey vermiyor. Ve aldıkları da genelde hep iyi şeyler oluyor.

Her geçen gün özelliğini yitiren, insan yapısı sürekli değişen Kökçüoğlu Mahallesi Samsun’un en eski mahallelerinden olup kaynaklara göre ilk kurulduğunda Samsun’a göç eden insanların yerleştiği yer olması nedeniyle Göçoğulları olarak adlandırılmakta idi. Ancak zamanla bugünkü adını almıştır. Kemal Vehbi GÜL’ün başkanlığı döneminde belediye hizmetlerinin yerine getirilmesi ile birlikte gelişmeye başlamış ve bugünkü halini almıştır. Eski Mezarlık ile içerisinde bulunan Seyyid Kutbittin Türbesi ve Cami mahalleye ayrı bir anlam katmaktadır. Şehirlerin ölümü hatırlatan ve ölüm olgusunu canlı tutan, bu dünyaya bağlanmayı bir nebze olsun engelleme işlevi gören Eski Mezarlık bugün hala aynı ihtişamı ile görevine devam etmektedir.

Kökçüoğlu Mahallesinde oturan ailelerin çocuklarının belki de tamamı Emrullah Efendi İlkokulunda öğrenim hayatına başlamışlardır. Bugün o okul yıkılarak yerine Adnan Ölmez İlköğretim Okulu yapılmıştır. Emrullah Efendi İlkokulunu bitirenler ise o zamanki adı Devrim olan ortaokula kayıt yaptırabiliyorlardı. Bu okulların eğitim düzeyinin oldukça düşük olması ve kayıt yaptıranların özgürlüğüne aşırı düşkün olması başarı düzeyini de olumsuz etkiliyordu.

Emrullah Efendi İlkokulunun karşısında Varol Bakkaliyesi vardı ve tüm öğrenciler orada satılan leblebi tozu, keçi boynuzu, kızamık şekeri gibi o zamanların popüler ürünlerinden alıp yerlerdi. Hele okulun hemen önünde seyyar satıcılar tarafından satılan macun, elma şekeri, dondurma ve şam tatlısının tadı hala damaklardadır. O zamanki tekniklere ve bilinç düzeyine göre bir promosyon tekniği olarak, şam tatlısının içerisine gizlenmiş bakır 10 kuruşu veya üzerinde mermi taşıyan kadın olan 25 kuruşu bulmak büyük bir heyecandı. Mezarlıkta bulunan ve çok güzel kokan yeşil tomurcukları olan kokulu bitkiden bulmak ve defterler arasına koyarak saklamak ayrı bir zevkti. Yıllarca da dursa kokusunu saklayan bu bitkinin önemini artık kimse bilmemektedir.

Emrullah Efendi İlkokulundan yukarı doğru dar ama canlı sokaklardan çıkarken tam ortada bir çeşme bulunmakta idi. Meydanda bulunduğu için Meydan Çeşmesi olarak anılan ve hala da herkes tarafından o adla bilinen bu çeşme suların sıklıkla kesildiği dönemlerde halkın sıraya girip bidonlarını doldurduğu, hatta su kavgalarının yaşandığı dönemde anılara mekan olmuştur.

Şimdiki su deposunun olduğu yerin yukarısında boş bir alan bulunmakta idi ve herkes orayı İspirlinin Yeri olarak bilirdi. O dönemde Kökçüoğlu Mahallesinde yaşayıp da “orada futbol oynamadım” diyen kimse bulunamaz. Hatta mahallemizden yetişen ve İsmail Dayı diye tanınan kişinin oğulları olan, Samsunspor, Gaziantepspor, Beşiktaş ve Fenerbahçe kulüplerinde oynayan futbolculardan Hayri ve Ercan KOL kardeşler buna en güzel örnektir. İspirlinin Yerinin hemen üst kısmında dedem Ali Dayıya ait bir bahçe bulunmakta idi ve futbol oynayanların topu her bahçeye kaçtığında dedemin yaptığı küfürler bile onlar için eğlence kaynağı idi. Kimse kırılmazdı ve gücenmezdi bu küfürlere. Ayrıca bu yer mahallenin gençlerinin denizden topladıkları midyeleri bir sac üzerinde pişirip büyük bir iştahla yedikleri yerdi. Yine bu yerde, toprağa açılan küçük bir çukur içerisindeki suya bir karpit parçası atılarak çıkan gazların birikmesi amacıyla üzerine bir teneke ters çevrilerek kapatılırdı. Tenekenin üst kısmında açılan deliğe bir sopanın üzerine takılan gazete kağıdı yakılarak uzatılır ve tenekenin metrelerce yükseğe büyük bir gürültü ile fırlaması seyredilirdi. Çok tehlikeli olan bu olay o zaman çok eğlenceli idi. Hele o dar sokaklarda futbol oynarken, sanki olimpiyat stadı gibi büyük alanlarda oynuyor gibiydik. Evlerin bahçelerinden veya duvarlarından atlayarak, ara sokaklarda saklanarak oynadığımız saklambaç ve özellikle de “komen” diye nitelediğimiz bugünkü paintball oyununun atasının zevki bambaşka idi.

Kökçüoğlu Mahallesinin ilk camisi Oruçbey Caddesi üzerinde bulunan, şu anda yıkılma tehlikesi olduğu için kullanılmayan ve yakında yıkılacak olan Kökçüoğlu Camidir. Caminin yeri Gazilerin Recep diye tanınan kişi tarafından bağışlanmıştır. Caminin bugünlere gelmesinde ise rahmetli Mehmet ÇELİK’in çok katkısı olmuştur. Hatta caminin döşeme işini babam yaparken yanında bulunduğumu dün gibi hatırlıyorum. Cami derken şunu da unutmamak gerekir. Mahallede yaz tatillerinde açılan Kuran Kurslarına orada giderdik. Üst katta bulunan kısımda ilk Kuran eğitimlerimizi almıştık. Şimdi daha modern ve büyük şekilde yapılan caminin, eskiyi bilen bizler açısından fazla bir önemi olmadığını söylememizin bilenler nezdinde değeri büyüktür.

Oruçbey Caddesi, Kökçüoğlu Mahallesinin en büyük ve hareketli caddesi olup en merkezi yeridir. Hatta bir zamanlar belediye otobüs seferlerinden olan 6 Numaralı Hat, aynı zamanda Oruçbey Caddesi diye bilinirdi. Bu hattın en önemli özelliklerinden birisi ise otobüsün çok yolcu dolu olması ve Hastanebaşı durağında yolcuların yarıdan fazlasının boşalması idi. Hatta bazen öyle dolardı ki otobüs Hastanebaşı yokuşunu çıkamaz, yolcular araçtan inerek ve yürüyerek yokuşu çıkarlardı.

Oruçbey Caddesinin Kökçüoğlu başlangıcında kahvehanelerin yoğun olduğu bir kısım vardı. Özellikle Ali ÇELİK’in sahibi olduğu kıraathane en eskisi idi. Şimdiki neslin çoğu kahvehaneye niye kıraathane dendiğini de anlayamaz, ama o zamanki ifade bu idi. Yine aynı yerde Şahin Dondurma adı altında bir dükkan vardı. Burası öyle mükemmel dondurma yapıp halkın gönlünde yer edindi ki bir müddet sonra referans noktası olmaya başladı. Hatta şu anda dahi bu alışkanlık devam etmektedir.

Hatta şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. O dönemlerde mahallemizde bulunan evler dahi İğneci Temel’in Evi, Tahsildar Ahmet’in Evi, Ayakkabıcı Hüseyin’in Evi, Recep Ustanın Evi, Kaptan Dayının Evi, Muharrem Abinin Evi diye anılmakta idi. Evin kendisinin değeri ancak sahibi ile bilinirdi. Tıpkı Osmanlı dönemlerinde olduğu gibi. Zira evlerin bir değeri yoktur, onun değerini sahibi belirler. Oysa şimdi öyle mi. Artık evler değerli. İçindekiler ise maalesef sadece kendine göre değerli. Bu da modern dünyanın bize sunduğu en olumsuz yönlerden biri. Herkes bireyselleşmiştir, ancak bu bireyin de değeri kalmamıştır. Günümüzde öyle bir noktaya geldik ki evin yaşlısı vefat ettikçe o ev de bir çökme eğilimine girmekte ve bir zamanlar mahallenin belirleyicisi olan kişiler hayattan ayrıldıkça mahallenin kendisi de tarihe karışmaktadır. Yeni yetişen neslin hayatın hoyrat dişlileri arasında yaşam mücadelesi vermesi, mahallede var olan eski havanın yaşanmasına engel oluşturmakta ve orta nesil üzüntü ile karışık bir nostaljik serüven yaşamaktadır.

Yaşanacak değişimlerle köşe başlarında saatlerce, gece yarılarına kadar şu veya bu gerekçe ile insanların oturup sohbet ettiği, hatta zaman zaman kavga ettiği ortamlar tarih olacak. Tarih olmasa bile eski tadı hiçbir zaman vermeyecek. Hele Ramazan gecelerinde teravih namazı sonrası sahura kadar kapı önü sohbetlerinin tadını sadece yaşayan bilir. Ayçekirdeği eşliğinde yapılan ve kaldırım taşlarına oturarak devam eden sohbetlerin tadı bir başkadır. Özellikle darbe dönemlerinde emniyet yetkililerince kapıda oturmaya karşı çıkıldığı dönemlerde dahi, yetkililer uzaklaşınca tekrar dışarı çıkılıp oturulurdu.

Mahalle hayatının yaşandığı yerlerdeki en önemli olaylardan biri de cenaze olduğu zaman yaşanır. Şimdiki modern yaşantının hüküm sürdüğü yerlerde hayal dahi edilemeyen veya para ile birlikte değerlendirilen bir olgu vardır. Cenaze evine mahalle halkı tarafından yemek hazırlanıp gönderilmesi. Cenaze evindeki telaşın azaltılması, acısı yanında bir de yemek sıkıntısı yaşanmaması veya uzak yerlerden gelenlerin aç kalmaması için komşular yemek hazırlayarak gönderirler. Kökçüoğlu Mahallesinde bu olay hala yerine getirilmektedir. Hatta Rahmetli Sinan’ın nenemin cenazesinin olduğu gün kıymalı pide yaptırarak göndermesi hala gözümün önündedir. Tıpkı Armstrong’un uzaya çıkışında söylediği gibi “benim için küçük bir adım, ama insanlık için büyük bir adım” dediği türden.

Modern yaşamın gereği olarak kentleşme sürecinin her geçen gün hız kazanması, Kökçüoğlu Mahallesi ve onun durumunda olan tüm yerleşim birimlerinde hissedilmektedir. Bugün olmasa bile yakın bir gelecekte tüm çevremiz ve yaşadığımız birimler değişecek ve bugünleri arıyor olacağız. Bugün çevremizde bulunan ve az bir kazançla hayatını sürdürmeye devam eden küçük işyerleri kapanıp yerlerine büyük işyerleri açıldığında ve onların da hayatta kalabilmek için mücadeleye girdiğinde anlayacağız bazı şeylerin değerini. Önceden saatlerce oturup bir bardak çay içtiğimiz ve gazete okuduğumuz, arkadaşlarımızla hoşça vakitler geçirdiğimiz mekanlar gidince anlayacağız neleri kaybettiğimizi. Bir zamanlar arkadaş olarak oturup sohbet ettiğimiz ve az bir bedel karşılığında hizmetinden yararlandığımız yerlere artık müşteri olacağız ve paramız kadar değerimiz olacak. Bu kaçınılmaz süreç gelmeden önce yaşayabildiğiniz kadar yaşayın, kırgınları ve dargınlıkları unutun, bir araya gelmenin sebeplerini unutmadan dünyevi bir takım nedenlerle kimse birbirini kırmasın. Zira yarınki süreçte buraları ve buradaki insanları ve dostlukları çok arayacaksınız ve kesinlikle bulamayacaksınız. Zira dışarıda veya yakınınızda olup da henüz başınıza gelmemiş dünya, sadece güçlü olanın ayakta durduğu bir dünya olacaktır.

/Ali KORKMAZ

Galip Öztürk Samsun’a Örnek Olabilecek Mi?

Hasan Karakaya’nın ‘Paralel’le mücadele mi, dostlar alışverişte görsün mü’ başlıklı yazısını okudunuz mu Yeni Akit Gazetesi’nde. Diyor ki, “Şöyle bir bakıyorum da; Gerek "dershane tartışmaları" esnasında, gerek "Hükümeti devirme" amaçlı "Kirli 17-25 Aralık operasyonları süreci"nde ve gerekse "30 Mart seçimleri" öncesinde "gık"larını çıkarmayanlar, son günlerde tam "arazi" oldular!.. Ne "ses"leri çıkıyor, Ne "gövde"leri görünüyor! "Ekran"lardan uzaklar, "mikrofon"lardan uzaklar... "Paralel Yapı" ile ilgili bir şey söylemeleri için "telefon" açıldığında da; ya "telefona çıkmıyorlar" ya da "Beni bu işlere bulaştırmayın" deyip, yan çiziyorlar!..”

Bunları okurken Galip Öztürk’ün Başbakan’ın Samsun’daki miting gününe denk gelen Sabah Gazetesi röportajını ve ardından geçtiğimiz gece A Haber’deki açıklamalarını düşünüyorum.. Diyor ki, “25 Mart’ta Başbakan Samsun’a gidemeyecek, 25 Mart’ı göremeyecek ülkeyi terk edecek, şeklinde haberler çıkmaya başladığında Sabah’tan Şaban Aslan’ı çağırıp ben konuşmak istiyorum, ‘Bu olay bir memleket meselesi haline geldi’ dedim.” Peki bu süreçte Başbakan’ı yalnız bırakanlara ne demeli.. Hatırlarsınız; Başbakan televizyon ekranlarında "bunlardan yakınmış" ve "Bazı bakanlarımdan, bazı milletvekillerimden ben de şikâyetçiyim" demişti!.. Sadece "bazı bakanlar" ve "bazı milletvekilleri" mi?.. Aralarında "AK Parti kurmayları" da vardı, "belediye başkanları" da vardı... Elbette, "AK Partili il ve ilçe başkanları" da, bu süreçte "Başbakan'ı yalnız bıraktılar!" Başbakan’ın ‘Paralel Mücadelede’ yalnız bırakıldığını Samsun’da da görüyorsunuz çok açık bir şekilde. Başbakan’a yakınlığıyla tanınan Millletvekil(ler)i bile ne yazık ki Galip Öztürk gibi açık yüreklilikle yaşadıklarını, bildiklerini, gördüklerini açıkla(ya)mıyorlar..

Karakaya’dan devam ediyorum: “….. Seçimler, gerçekten "Belediye Başkanlığı seçimi" olsaydı, çok çok iyi biliyorum ki; kimi aday "icraat"larından, kimi aday "halkla diyalog kurma özürlü ve halka tepeden bakıcı" olduğundan kesinlikle seçilemez, dolayısıyla AK Parti de "yüzde 46 oy" alamazdı!.. Böyle bir oy alındıysa, başkanlar bunu Başbakan Erdoğan'a ve onun "Paralel'le amansız mücadele sözü"ne borçludurlar!.. Bunu, hiç kimse "kendi becerisi" sanmasın!.. Oylar, Erdoğan'a verilmiştir... Çünkü; adına ister "Fetullah Gülen örgütü" deyin, ister "Gülen Cemaati" veya "Paralel Yapı" deyin, millet bunlardan çok çekti!.. Yargı'da çekti, Emniyet'te çekti, Maliye'de çekti, TÜBİTAK'ta çekti, Milli Eğitim'de çekti... Hasılı kelâm, "bürokrasi"nin bütün kademelerinde çekti!.. Çünkü, bunlar; girdikleri "devlet daireleri"ne bir-iki kişi değil, "çekirge sürüsü" gibi üşüştüler ve içeride kim varsa dışarı attılar!.. İçeride, "sadece onlara biat edenler" kaldı... Bütün masalara kendileri oturdu, herkesi dışarı attılar!.. "Zulüm" gören, "mobing"e maruz kalan, "taciz" edilen insanlar, "Erdoğan'ın tavrı"nı görünce, onu bir "kurtuluş" olarak gördüler ve "İnlerine gireceğiz" sözünü bir "senet" kabul edip, oylarını AK Parti'ye verdiler. Tekrar edelim; Seçimin galibi Erdoğan'dır!.. Ve Erdoğan; "Yalnız  bırakılmasına" rağmen, "Paralel'le mücadele"sini kararlılıkla sürdürmüş ama bazıları "sinmiş, korkmuş, pısmış" ve adeta "buhar" olup, ortadan kaybolmuştur!.. Ortadan kaybolanlardan bazıları, "yüzde 46'dan sonra" saklandıkları "mevzi"lerden çıkıp "kelle göstermeye" başlamıştır ama, geçmişler ola!..

Bunları bir kenara koyalım ve gelelim "bukalemun"lara taş çıkartacak derecede "deri değiştiren"lere!.. Bence "en tehlikeli" yaratıklar; zamana ve zemine göre deri değiştirip, "araziye uyan" bu insanlardır!.. Hani, bir "evin tavuğu" vardır da, evin sahibi tarafından beslenir ama, gider "komşunun folluğu"na yumurtlar ya, bunlar da böyle tiplerdir!.. AK Parti iktidarı tarafından bir "görev"e getirilirler, "maaş"larını alırlar, "hava"larını atarlar ama giderler "Paralel Yapı"ya "Hizmet" ederler, onlara "Himmet" öderler, kadrolarına "onların adamları"nı alırlar!.. Görüntüde "AK Partili"dirler, "AK Parti'nin kaynağı"ndan su içmişlerdir ama asla "renk" vermezler!.. Niye?.. Çünkü efendim; şu anda "mücadeleyi  kaybetmiş" görünen Paralel örgüt yarın yine "devlete egemen" olursa, "yerimi sağlama alayım" diye!.. Ne olur, ne olmaz!.. Eğer AK Parti güç kaybederse, "ben koltuğumda oturmaya devam edeyim!" diye düşünen, bunun hesabını-kitabını yapan ve dolayısıyla "Paralel'le ilişkisini sürdüren" o kadar çok "bükokrat" var ki!.. Renksiz!.. Kişiliksiz!.. Fikirsiz!.. Dertsiz!.. Çilesiz!.. Hayatta tek hedefleri var: "Makamlarını korumak!" "Yaşamak" denilen kavramdan tek anladıkları şey; "ağız-mide-anüs" üçgenini muhafazadan ibaret!.. Yesin, içsin, midesini doldursun, sonra da "def-i hacet"ini yapsın!.. Başka "kırmızı çizgi"si yok!.. Başbakan Tayyip Erdoğan hançeresi yırtılırcasına bağırıyormuş, "sesini kaybetme" pahasına haykırıyormuş, kimin umurunda?.. Salla başı, al maaşı!.. Adamın tek yaptığı "AK Partililere şirin görünmek" ama bu arada "Paralel'e de mavi boncuk dağıtmak!" "Fikir"miş, "mücadele" imiş, "vefa" imiş, "sadakat"miş!.. Geç onları bir kalem!.. "Görkemli bir oda, konforlu bir masa, yumuşak bir koltuk" varsa, diğerlerinin önemi yok!.. Ha AK Parti'nin egemenliği devam etmiş, ha Paralel Yapı'nın!.. İşte o adamlar, "Seyyar Kıbleli" adamlardır!.. Kim "güçlü" ise, onların önünde eğilirler!.. Kısacası, "her devrin adamı"dırlar!.. Bunlardan ne köy olur, ne kasaba!.. Bunlarla, yola da çıkılmaz!..”

Samsun’da Paralel Mücadele’de henüz saflar yeterince sıklaşmadı.. Bakan da dahil olmak üzere, Milletvekilleri, AK Parti Samsun teşkilatının bütün kademeleri, İl Başkanı, İl Yönetimi, Belediye Başkanları, Belediye Meclis Üyeleri, İl Genel Meclis Üyeleri, İşadamları, Sivil Toplum Kuruluşları, Kısaca kendisi sorumlu hisseden herkes.. Mücadelesinde Başbakan’a sahip çıktıklarını çok yüksek bir şekilde seslerini duyurarak göstermelidirler… Bunu yapanlara çok açıktan destek vermelidirler.. Bu savaş kaybedilirse altında sadece ‘Başbakan’ kalmayacak.. Göreceksiniz.. İşte size Galip Öztürk örneği… Korkmayın, cesur olun… Başbakan’ı Galip Öztürk’ten çok daha fazla sevdiğini düşünenler… Çıkın anlatın, gerçekler bir bir ortaya çıksın..

/Ali KORKMAZ