23 Ekim 2014 Perşembe

Samsun’da Eğitimin Hal-İ Pür Melali

TUİK, yani devletin istatistik kurumu Samsun’un yaşanabilir şehirlerarasında 46. sıra olduğunu belirtiyor. Sosyo-ekonomik gelişmişlikte ise 33 sırada olan şehrimizin eğitim durumu ise içler acısı. Eğitimde 51. sıradaymışız. Bizim eğitimcilerimiz az biraz daha işi serseler var ya son sıralara gerileyecekmişiz. ‘Atatürk’ün şehriyiz’ diye övünüyoruz. Bu mudur bize yakışan. Niye bu hale geldik?
Bu sorunun cevabı basit aslında!

Birkaç gün önce Kamu Sen’e bağlı Türk Eğitim-Sen Samsun Temsilcisi Levent Kuruoğlu, bir okula müdür olmak için sınava giren öğretmene “2007 yılında Cannes film festivaline birinci olan filmin senaristinin kim?” diye sorulduğunu iddia etmişti. Müdür adayı o öğretmen, sınav komisyonu üyeleri ile aynı dünya görüşünü paylaşmıyor olsa gerek. O öğretmeni müdür yapmamak için teşbihte hata olmaz ama hani nasıl söylenir ‘bin dereden su taşı öyle gel’ demek gibi bir durum oluşmuş.

Bunu duyduktan sonra fazla söze gerek var mı bilmiyorum ama İstatistiklerde Samsun’da eğitim durumunun 81 vilayettin bulunduğu ülkemizde 51. sırada olmasını tek bir cümleyle anlatmak mümkündür. Eğitimcilerimiz işini yaparken gereken özeni göstermiyorlar. Eğitim Sendikalarının temsilcilerinin bir birlerine söylediklerini gazeteden okuyorsunuz. Orada yapılan tartışmaya bakınca bu sorunun cevabını da bulmak mümkün gibi görünüyor. Yazılanlardan anladığımız kadarıyla Memur Sen’e bağlı Eğitim Bir-Sen iktidara verdiği desteğin meyvelerini toplamış gibi görünüyor. Bütün köşe başlarını onlar tutmuş.  Okul yönetimlerinde onlar var. Milli Eğitim Müdürlüklerinin yönetimini de onlar ele almış.

Köşe başlarını tutmak için harcanan gayretin birazını eğitimin standartlarını arttırmak için harcasalar inanın daha iyi duruma geliriz. Yazık değil mi çocuklarımıza. Bu kısır çekişmelerle aslında çocuklarımızın geleceği karartılıyor farkında değiliz. Yeni Valimiz İbrahim Şahin’in Samsun’un eğitim durumu ile ilgili bir açıklamasını henüz okumadık ama Diyarbakır’a atanan Valimiz Hüseyin Aksoy, Samsun’un eğitimde makus talihini yenebilmesi için çok gayret sarf etmişti. Hüseyin Aksoy’un milli eğitim müdürlerine hitaben söylediği şu sözümü hiç unutmam. “Benim duyduğum heyecanın aynısını duymayanlarla çalışmam”

Ben yeni Valimiz İbrahim Şahin’in de en az eski Valimiz Hüseyin Aksoy kadar aynı heyecanı taşıdığına inanıyorum. Bu mevcut durum için “İşimiz Alah’a kaldı” demek istemem ama son söz olarak şu temennide bulunabilirim ancak: “İyi olur inşallah”

/Ragıp GÖKER
23 Ekim 2014

21 Ekim 2014 Salı

Musluklarımız Ölüm Vanaları

Bir okurumuz kendisinin kimya profesörü olduğunu, musluktan akan suyun böcek öldürücü olarak kullanılan DDT koktuğunu söyledi. Musluklarımız ölüm vanalarına döndü. Hayat veren su beceriksiz yöneticilerimizden dolayı hayatımızı tehdit ediyor. Yokluğuna iki hafta dayanılamayan suyun, sel olup hayatları söndürdüğü gibi musluklarımızdan akan kirli suyu içmek bir tarafa, bu suyla banyo yapmak, başta kanser olmak üzere birçok ölümcül hastalığın sebebi oluyor. Sonuçlara gözyaşı dökmek kaybedilen canları geri getirmiyor. Sebepler değişmeden sonuçlar değişmez. Gübre-, Bakır Sanayi, Termik santraller, tarım ilaçları v.b. gibi kirli yatırımlar,  çevre ve su kaynaklarını kirleterek, yiyeceklerin çoğunun alkali özelliğini kaybetmesine, asitli hale gelmesine sebep olmaktadır.


Ozonlama Pahalı

Mikrobiyal kirlilikten korumak ve çeşitli salgın hastalıklara neden olan mikroorganizmaları önlemek amacıyla uygulanan KLOR ‘lama işlemi, batıda uygulanan Ozonlama’dan ekonomik olarak daha uygun olması nedeniyle yaygın olarak kullanılmaktadır. Belediyeler herhangi bir salgın hastalığa neden olma ve  kanalizasyonlardan bulaşma endişesi  nedeniyle olması gereken litrede 5-20 mg seviyesinden çok daha fazla klor kullanmaktadırlar. Musluk sularının pH değeri genellikle pH 7 ‘den düşük yani asidiktir.


Klor Banyoda Da Ölüm Saçıyor.

Klorlu suyu vücudumuza sadece içerek değil banyo yaparak da alırız. Yapılan araştırmalara göre duş suyu sıcaklığı 42 dereceye ulaştığında son derece toksik olan KLOROFORM’un  ve TRİCHLORETİLEN (TCH)’in %80’i buharlaşmakta ve buharlaşan klor, TCE ve benzen solunum ve deri yoluyla dolaşımımıza geçmektedir. İçtiğimiz su kadar hatta daha da tehlikeli olan duş ve yıkanma sırasında alınan kanserojen klor ve klor türevleridir ve bu atıklar vücudumuzda birikmektedir.

Yediğimiz ve içtiğimiz asidik maddeler vücudumuza girince yapıyı bozuyor. Bu nedenle yediğimiz içtiğimiz gıdaların alkali özellik taşımasına dikkat etmeliyiz. Alkali su karaciğer ve bağırsakları temizlediğini, hücrelerin yıpranmasını geciktirmekte vücudun asiditeyi nötürleme çabasına destek olmaktadır, kansere karşı vücudun direncini artırmaktadır. İşlenmiş tüm gıda ürünlerinin ise asitlenmektedir.  Sudaki mikro organizmaları öldürmek için suya katılan ölçüsüz klor mikro organizmalarla birlikte su tüketicilerini de öldürüyor.

ABD Jimmy Carter (1980) döneminde ölçülü de olsa klorlamadan vazgeçildi. Özellikle çocuklardaki kan kanserinin en belirgin sebebini, ölçüsüz klor kullanımı oluşturuyor.


Değersiz Rapor

Samsun Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) Genel Müdürlüğü Laboratuvar Sorumlusu Su Ürünleri Mühendisi Yaşar Özaltın, alınan içme suyu numunelerinin 15-20 saniye ile 3 dakika arasında analiz edildiğini ve suyun temiz olduğunu açıkladı. Ancak suyun PH değeri ve bir litre sudaki klorun miligram değerinden, barajdaki suyun boşaltılmasından, suyun dibine çöken zararlı kimyasalların miktarından ve suyun DDT kokup kokmadığından, ne koktuğundan bahsetmedi.
Bu raporun dünyayı tehdit eden Ebola virüsünün göründüğü kadar kötü olmadığını söyleyen THY Müdürü Koti'in, "Tabii ki Allah göstermesin bulaşınca öldürüyor" demesinden farkı yok.

/Mehmet AKSOY
21 Ekim 2014

Termikçiler Yalnız Mı…!

Birkaç gün önce Terme’de ‘Termik Santral’ kurmak için ilk başvuruyu yapan ‘Tim Avrasya’ firmasının sahibi Pamir Tuğlu’yu aradım. Terme halkının ilçelerine termik santral yapılmasını engellemek için birleştiğini belirterek, “Size santral yaptırmayacaklar, ne düşünüyorsunuz?” diye sordum. “Ben kararlıyım, o santrali yapacağım” diyor Pamir Bey. “Nasıl yani?” diye sordum bu defa. “Termelilerin aklını çevreciler çeliyor” diyor Pamir Tuğlu.

Yakında Terme’ye gelerek önce çevrecilerle, daha sonra da halktan temsilcilerle konuşacağını da söyleyen Tim Avrasya’nın sahibi Pamir Tuğlu, çevrecileri ve halkı ikna edeceğine inandığını belirtiyor. Dünya’nın en güvenli santralini kuracağını da iddia ediyor Pamir Tuğlu. Türkiye’nin enerjiye ihtiyacı olduğunu ve enerji üretmeden gelişemeyeceğini de belirten Pamir Tuğlu, başta Almanya olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinin ülkemizin kalkınarak büyümesini istemediğini iddia ediyor.

“Termik Santrale karşı çıkanların arkasında Almanya ve diğer bazı Avrupa ülkeleri var” demek istiyor yani. Terme direniyor. TERÇEP, halkı bilinçlendirme görevini başarıyla sürdürüyor, Ben TERÇEP’in çok önemli mesafe kat ettiğine inanıyorum. Kendilerini kutlarım. Direnç o kadar güçlü ki, ilk sonuç alınmış gibi görünüyor. AK Parti İl Başkanı Fuat Köktaş, baştan beri termik santrale karşı olduğunu belirtiyordu ama ilk defa geçen hafta güçlü bir şekilde tepki verdi. Fuat Köktaş İthal kömürle termik santral kurulmasını hükümetin de istemediğini söyledi. Ama bu işin boyutu çok büyük. Şöyle söyleyeyim.

Tim Avrasya firmasının kuracağı santralin öngörülen maliyeti 960 milyon lira. Ki, yatırımın gerçekleşmesi halinde maliyetin bir milyar lirayı aşacağını tahmin ediyorum. “Bir milyar lira” deyince rakamı küçümsemeyin diye söylüyorum bu miktar eski parayla bir katrilyon lira. Evet yanlış okumadınız. BİR KATRİLYON LİRA….

Terme’ye santral kurmak isteyen firma Tim Avrasya ile sınırlı değil üstelik. Başka firmaların da lisans almak istedikleri de biliniyor. Pamir Tuğlu’yu tanıdığımı söyleyemem. Ancak kendi ifadesine dayanarak yazıyorum, Pamir Bey bir bürokrat emeklisidir. “Para ile imanın kimde olduğu bilinmez” diye söylemiş büyüklerimiz. Belki Pamir Tuğlu da o kadar paranın sahibidir bilinmez, dilerseniz beni önyargılı olmakla suçlayın ama ben Pamir Bey’de bu kadar paranın olamayacağı şüphesiyle kendisine sordum: “Bir ortağınız var mı?” diye.

Zira bu günlerde Samsun’daki fısıltı gazetelerinde, Tim Avrasya Ltd Şirketinin yalnız hareket etmediği, bu firmanın Samsun’dan ortakları olduğu ileri sürülüyor. “Elçiye zeval olmaz” derler ya, Pamir Tuğlu ortağı olmadığını, özellikle Samsun’dan bir ortağının bulunmadığını söyledi bana. Bir kere daha yazıyorum. Terme halkı direnmeye devam etmelidir. Hani nasıl söylenir.  Pabuç halen çok pahalıdır, ona göre yani.

/ Ragıp GÖKER
21 Ekim 2014

16 Ekim 2014 Perşembe

Samsun'a Bakın Şimdi Neyi Tartışıyor..

Bu kentte aslında 'tartışmadan bir şey olmasını temenni ediyoruz' ama ne mümkün.. Allah'tan Samsun'un coğrafik konumu, stratejik önemi ve yeryüzü yapısı  ve tarihten gelen misyonu büyümeye, gelişmeye kendiliğinden açık.. Yani ürettiğin zaman çok şey yapılmasının mümkün olduğu bir il.. Gelişmekte kısırlık yaşabilecek bir coğrafyaya hakim olsaydı, sıkışıp kalan bir il konumunda olurduk.. Son günlerdeki tartışmaya dikkat çekmek istiyorum..

Samsun'a ikinci devlet üniversitesi gelecek ama tartışmalar nereye kadar uzadı.. Büyükşehir Meclisi Komisyonu'nda Canik'in önerisi ret edilince, Canik Belediyesi'nden 'zehir gibi açıklama geliyor'.. Dün de Büyükşehir Meclis Başkanvekili Turan Çakır'ın açıklamaları var.. Bakın neyi tartışıyoruz. Yurt alanıydı, ticaret ve konut alınıydı bir tarafa bırakın arada 'ikinci üniversite kaynıyor'.. Oturup konuşup, bir araya gelemiyor aynı partinin siyasileri ve 'kaybeden Samsun oluyor'..

Yani şu yapılamıyor.. İkinci üniversite için 'ne gerekirse yapalım. Bu kente katkı verelim' gibi bir yaklaşım yok.. Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz ile Canik Belediye Başkanı Osman Genç'in 'Büyükşehir için adaylık yarışı' nedeniyle bu tartışmalar yaşanıyorsa 'yazık bu kente'.. Yok bu değilse, ne o zaman..

Cemaat karşıtlığı ya da cemaat yandaşlığı yaklaşımları noktasındaysa bu tartışmalar yine 'Samsun'un suçu ne'.. Nedir paylaşılamayan?.. Şu an bilgi kirliliği 'karşılıklı açıklamalarla' havalarda uçuşuyor.. İkinci üniversite için oturalım masaya diyen yok.. Bakın eğitimcilerin görüşlerini aldı dün arkadaşlarımız..

Bugün de gazetenin manşeti.. 'Bırakın farklı hesaplaşmaları. Samsun'a üçüncü üniversiteyi konuşalım diyorlar'.. Meclisteki o eller '2. üniversite için kalkmazsa vebal altında kalınır' diyor bir eğitimci temsilcisi.. Yani siz neyi tartışırsanız tartışın, neyin hesabını yapıyorsanız yapın.. Bize ne, Samsunluya ne?..

Siz ikinci üniversiteyi nasıl kazandıracaksınız onu tartışın.. ‘Neden olmuyor’ değil, nasıl yaparız onu anlatın Samsunlu'ya.. Çözüm merkezi siz olduğunuza göre 'sorun merkezi olmayı bırakın'.. Ve Büyükşehir Meclis Üyeleri'ne de bu konuda  çok önemli görev düşüyor.. AK Partili, CHP'li ve MHP'li hepsine.. Yeni bir devlet üniversitesinin kurulmasının siyaseti olmaz.. Bu kente yatırım için 'eller kalkmalı'.. Belki birileri aralarında hesap görecektir ama Samsun buna alet olmamalıdır..  Bu dönem için koyulacak her taşta, o meclisin imzası olacaktır.. Samsunluya ne 'sizin kavganızdan'.. Bize ikinci hatta üçüncü devlet üniversitemizi verin..

/A.Yener CABBAR
16 Ekim 2014

Şu Bafra'nın evleri


Artık hiçbir komşunun çalınacak meyve ağaçları yoktu. Sarmaşık gülleri, hanımelileri, sümbülleri, aslanağzı çiçeklerini çocuklara Google`den bulup göstereceğiz. Bafra Belediyesi 1868 yılında kurulduğunda, Samsun`da belediye teşkilatı kurulmamış ancak takip eden 1869 yılında, şimdi vilayetimiz olan Samsun`da belediye teşkilatı kurulabilmiş. Belediyeler bir şehrin gelişip korunmasında her zaman gereklidir. Belediyesi olmayan bir şehrin düzenli gelişmesi mümkün değildir.

Osman Efendi Bafra`nın ilk belediye başkanı, Bafra`da düzenli gelişmenin de mimarı olmuştur. Onun zamanında Bafra`da kesme taştan yapılmış yollar, çeşmeler, düzenli bahçeler ve mezarlıklar oluşturulmuş. Sonra ki Belediye Başkanları da onun yolundan gitmişler. Bu durum Bafra`ya ilk su tesisatını döşetip evlere su getiren Bafra`nın efsanevi belediye başkanı Ali Kale`nin zamanına kadar da sürmüştür. Başkanın getirdiği su o kadar kaliteli olmuş ki; şişelenmiş suların yeni çıktığı dönemlerde Bafra halkı şişe suyunu tercih etmez, “Ne içersiniz” diye sorulduğunda “Ver bir Ali Kale suyu” derdi.

Unutulmaz Başkan 1955-1973 yılları arasında tam 18 yıl kesintisiz belediye başkanlığı yaparak Bafra`da kırılması mümkün olmayan bir rekora imza atmıştı. Ben şanslıydım onun belediye başkanlığını en iyi yaşayanlardan biriydim. Başkanlığı bıraktığında 11 yaşındaydım. Deniz kenarında olmayan Bafra`ya ta o yıllarda yüzme havuzlu turistik tesisleri kazandırmıştı. Bugün bile hayal edilemeyen bu duruma o zamanların modern Bafra halkı çok kısa sürede adapte olmuştu. Gençler gündüz tramplenli havuzda yüzüyor, akşamları ise havuz kenarında ya çaylarını içiyor ya da aileleriyle birlikte yemeklerini yiyorlardı. Tesislerde nişan ve düğünlerde yapılıyor, dışarıdan gelen misafirler motel odalarında konaklayabiliyorlardı.

Büyük başkan çok girişimci olmasına rağmen kaçak yapılaşmaya ve apartman yapımına asla izin vermiyordu. Bunun güzelim Bafra`yı bitireceğini ta o günlerden görmüş, kaçak binaların yapılması durumunda elektrik ve suyu kesinlikle bağlatmayacağını her defasında söylemişti. Vatandaşın biri bu uyarıları dikkate almamış kaçak olarak yaptırdığı eve yıllarca elektrik ve su bağlatamamıştı.

Başkan neden bu kadar ısrarlıydı? Onu ancak bugünkü taş yığınları arasında yaşayan Bafralılar bilebilir. O dönemde bir İtalyan şehrinden hiç farkı olmayan Bafra`da öyle güzel bahçeli evler vardı ki, korunabilseydi ikinci değil birinci Safranbolu bile olabilirdi.

Benim çocukluğuma denk gelen yıllarda Bafra`da hiç apartman yoktu. Evler 4 sitilde yapılmıştı. En görkemli olanları pişmiş tuğladan üzeri sıvalı iki katlı olanlardı. Bu evlerin içi o kadar kullanışlıydı ki yatak odalarında gömme banyo, duvarlarında havalandırma delikleri, kendine özgü hamamı, evlerin altında çok kullanışlı odunluk, geniş bir mutfak, ikinci kata çıkmak için tırabzanlı merdiven, yüksek sayılabilecek çok güzel boyanmış kapılar, ahşap kaplı tavan, çok kullanışlı ferforjeli pencereler ve olmazsa olmaz rengârenk çiçekler ve meyve ağaçlarıyla dolu bakımlı bahçe. Bu evlerin konuşlandığı mahalleler ise, İsmetpaşa, Hacınabi, Gazipaşa, Büyükcami ve Gazipaşa Mahalleleriydi.

Bir diğer ev modeli ise tamamen ahşaptan yapılmış olanlardı. Bugün onlardan sadece bir tanesi duruyor. Herkesin bildiği gibi Hacıbaşların Konağı bu örneklerden bir tanesidir. Bugün yaşadığımız evler birkaç yılda dökülüyordu da onlar, nasıl neredeyse yüzyıl ayakta kalabiliyor anlamak mümkün değil. O ahşap ev sanki dün yapılmış gibi görkemli bir şekilde ayakta duruyor.

Bir başka ev sitili de Bağdadiye denilen evlerdi. Evlerin duvarları son derece dar ve uzun çıtaların birbirine çakılıp arada boşluk bırakılması ve bunların içine harç doldurulmasıyla yapılır. Dışı da yine sıva ile sıvanırdı. Bu evlerin en büyük özelliği ise kışın sıcak yazın serin olmasıydı.

Yine aynı özellikleri taşıyan kerpiç evlerde Bafra`da oldukça yoğun şekilde bulunan evlerdi. Balçık ve samanın karıştırılmasıyla kalıplara dökülen tuğlalar kuruması için güneşe bırakılır. Evlerin duvarları da bununla örülürdü. Tüm bu evlerin çatıları ise oluklu pişmiş tuğladan yapılan kiremitlerle kapatılırdı.

Daha sonraki yıllarda düz ve şekil olarak desenli ve çok gösterişli Marsilya kiremitleri de çatılarda kullanılacaktı. O zamanlar ülkemizde bu tip kiremitler imal edilemediğinden bu kiremitler Fransa`dan ithal ediliyordu. İşyerlerinin mimarisi biraz daha farklıydı. Binalar yine iki katlıydı ama pencerelerin dışında kare şeklinde Ünye taşından bir çerçeve olurdu. Bu binaların mimarisi gerçekten çok güzeldi.

Ali Kale`nin belediye başkanlığı 1973 yılında bitiyor Bafra`da apartmanlar devri başlıyordu. İlk apartman eski tütün tüccarlarından Himmet Karaçocuk tarafından 5 katlı olarak Gazipaşa Mahallesindeki Hükümet Caddesi`ne yapılacaktı.

Bu ev Bafra`da hala Himmet`in Apartmanı olarak anılmaktadır. İkinci apartman ise onun tam karşısına babam tarafından 1974 yılında yapılacaktı. Süreç hızlanacak o güzelim çiçekli bahçeleri olan evler birer birer yıkılacak. Katliam başlayacaktı. Artık ne bahçe ne de çocukların oyun oynayabileceği yerler olmayacaktı. Ağaçlarda katliamdan nasibini alacak o günlerde sıkça bulunan tropikal palmiye ağaçları tümüyle yok olacaktı. Bazı tropikal ağaçlar o kadar farklıydı ki gövdeleri sanki siyah tülle kaplıydı. Biz o tülleri koparıp kendimize takma bıyık yapardık.

Artık hiçbir komşunun çalınacak meyve ağaçları yoktu. Sarmaşık gülleri, hanımelileri, sümbülleri, aslanağzı çiçeklerini çocuklara Google`den bulup göstereceğiz. Hepinize kolay gelsin hoşça kalın.

/Recep Yılmaz
16.10.2014

15 Ekim 2014 Çarşamba

Aslında Müftü Bey De 'Cımbızı İyi Kullanmış'..

Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk "18 yaşındakinin zinasına karşı çıkamıyorsanız, 17 aylık bebeğe tecavüze karşı çıkmak timsahın gözyaşlarıdır" sözleriyle Türkiye'de gündeme oturdu.. Müftünün açıklamasının içeriğine bakınca, Türkiye'deki yozlaşma ve ahlaksal çöküş noktasına dikkat çektiği görülüyor. Yaptığı konuşmayı bir bütün olarak ele alırsanız da, kastını da anlamak mümkün.. Ancak;
Müftü Hayrettin Öztürk'ü Ankara'ya çağırtan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın inceleme başlattığı o cümleyi konuşma metninin içine seçen de Müftü'nün kendisidir..

Yani 'cımbızla çekmişler, bu ihanettir' diyen Müftü de bana göre bir çok noktası yapıcı eleştirilerle dolu o konuşmasının içine 'en vurucu cümleyi yerleştirerek' cımbızla çekme işlemini kendisi de uygulamıştır.. Tek fark, 'Onun yaptığı, kendisinin dediği gibi ihanet değil, dikkat çekmek için kullanmıştır.. O cümle konuşma metnin içinde olmasa bugün Müftü Öztürk ne Ankara'ya çağrılacaktı, ne de yazısına inceleme başlatılacaktı..

Çünkü Müftü Öztürk'ün o cümleyi kullanması 'bir dini bilgiyi vermekten, gençliği, kamuoyunu aydınlatmaktan çıkmış', timsah gözyaşları yorumuyla 'birilerini de itham noktasına gelmiştir'.. Bu kanun koyucular da olabilir, hükümette.. O sözü nereye 'söylediğinin açıklamasını yine kendisi yapacaktır Sayın Öztürk'.. Öztürk, inceleme başlatılmasının ardından dünkü yaptığı açılamada "Bunu söylerken asla 17 aylık bebeğe tecavüz edenle 18 yaşındaki bir gencin zinasını eşit görmüyorum" diyerek bir düzeltme yapmıştır ama bu açıklama da 'ilk konuşmasının içinde olsa, tamamlayıcı olacaktı'..

Yapılan açıklamayı dün de ben tekrar ham haliyle okudum.. Arkadaşlarımızla yorum da yaptık.. Ve Müftü Öztürk'ün ilk yaptığı açıklamada cımbızla çekip, yazısının içine oturttuğu o cümlelerin adeta 'cımbızla alın dercesine' yalın ve yorumsuz bırakıldığını' söyleyebilirim.. Yani ihanet noktasına katılmıyorum..

Müftünün sözlerinin kastı aştığını düşünüyorum.. Ancak; Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk'ün, Türkiye'deki bir çok müftünün ve din görevlesinin yanında 'fikirlerini daha açık, daha net söylediğini' bu nedenle de 'kamuoyunda tartışılacak' ortam oluşturmasını 'olumlu bulanlardanım'.. Çünkü 'kamuoyunu aydınlatmayan, makam masasında hiç bir şey yapmadan, fikir bile üretmeden' onlarca bürokratın yanında 'Bir müftü olarak oldukça göz önünde olan bir isimdir'.. 'Konuşan, konuşturan, düşündüren, beyin fırtınasına yol açan, bir din adamı olarakta' farklı buluyorum..

Kendisinin de daha önceden açıkladığı gibi 'Basını pek sevmese de', basında da yer almadan edemiyor.. Ama hocam, 'basına hem malzeme verip, hem de ihanet demeni' kabul etmiyorum.. Çünkü burada tek cımbız yok.. Cımbızla koymuşsunuz, gazeteci de cımbızla almış.. Olay budur..

/A.Yener CABBAR
15 Ekim 2014

Samsun Ve Kamu Binaları

Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından Kamu binalarının toplanacağı bir alan oluşturuluyor sanırım. Bu nedenle Büyükşehir Belediyesi’nin afişlerini görüyorum her yerde. Büyükşehir Belediye Binası dahil kamu binaları aynı noktaya taşınacakmış. Taşınsın, bir sakıncası yok. Taşınılacak yere ulaşımın nasıl olacağı da bu günden düşünülüyordur umarım. İnsanlar oraya nasıl gidecekler nasıl ayrılacaklar? Girip ayrılırken kaç lira dolmuş veya otobüs ücreti ödeyecekler? Bugün ödediklerinden fazla mı olacak bu ödeyecekleri yoksa az mı olacak?

Ekonomisi günden güne gelişmekte olan(!) Samsun’da yaşayanların bu yükü kaldırıp kaldıramayacakları düşünülüyor mu? Ha, bir de şu konu var. Hani o kamu binalarının toplanacağı alanın çevresinde yenilecek oturulacak mekanlar da olacak muhakkak. Çünkü gidenler orada belli bir zaman geçireceklerdir. O alanların yapılacağı yerlerde yani kamu alanının çevresinde toprak hareketliliği başladı mı veya sonuçlandı mı? Kimler orada arazi sahibi oldu? Var mı böyle bir hareketlilik?


Samsun İl Müftüsü Ne Demek İstedi?

Yrd. Doç. Dr. Hayrettin Öztürk bana garip gelen bazı çıkışlarıyla Türkiye’de ün salmış durumda.
Kendileri ilk saflarda yer almanın yolunu böyle buldu sanırım. Bir zanlar insanların rahatsızlıklarını dikkate almadan sandalyede namaz olmayacağını, camilerde taburelerin olmaması gerektiğini söylemişti. Sonrasında geçenlerde horon oynayanlara dil uzatmış kadın ve erkeklerin aynı safta oyun oynayamayacağından dem vurmuştu. Oysa Hoca’nın bağlı bulunduğu Diyanet İşleri Başkanlığı bir zamanlar cenaze namazlarında bile kadın ve erkeklerin birlikte saf tutabileceğini açıklamış ve bunun uygulamaları yaşanmıştı Türkiye’de.

Şimdi de “Allah’a bağlı bir nesil istediklerini” dile getirmiş. Getirmiş de Allah’a bağlılığın hangi yolla olacağını ya söylememiş ya da eksik intikal etmiş. Hoca Efendi hakikaten nasıl olacak bu iş? “Gençler sadece Allah’ın huzurunda eğilecekler” derken acaba ne demek istemiş Müftü Efendi… Bu gençler bu günlere kulların önünde de eğiliyor demeye mi getirmiş? Eğer öyleyse kimdir bu kullar? Müftü Efendi’nin diğer söylediklerini burada yazmak bile hoşuma gitmiyor. Dikkat çekmek için söylendiğine inanıyorum sadece…


Yağmur Yağınca Dikkat

Çiftlik Caddesi’ndeki “Cadde AVM” uygulaması bitti gibi. Son rötuşları kalmış. Cadde baştan soba granitlerle döşenmiş. Yağ gibi kayıyorlar mübarek. Hele de yağmur yağdığında daha çok kayıyorlar. Ya yarın kar yağdığında ne olacak? Büyükşehir Belediyesinin elemanları o AVM’nin granitlerini ellerinde süpürge sürekli süpürmez ve buz tutmasına engel olmazlarsa çok kalçalar o granitlerin üzeriyle buluşacak sanırım.

Yağmurda bile “Aman kaymasın” diye geçilen yerde, kar yağdığında ve buz olduğunda nelerin olabileceğini düşünmek bile istemiyorum. Ortopedistlere ve kırık çıkıkçılara gün doğar herhalde…

/İsmail BAŞARAN
15 Ekim 2014

14 Ekim 2014 Salı

Samsun İşte Bundan Gelişmiyor...

İlçelerde belediye başkanlarının ilk altı aylık performanslarıyla ilgili yazı dizimize başladık.. Dizimizi takip edenler, ilçelerde ilçe başkanlarının çalışmalarını ve halkın memnuniyetini öğrenecekleri gibi; 'Hangi  sorunların ön plana çıktığını da görecekler'.. Büyükşehir 'gerçekten ilçelerde adeta yok'.. Başarısızlık oranı, koordinesizliğiyle birleşince 'üst noktalarda'..

Ama ilçe belediyelerinin en büyük sorunlarından biri de ne biliyor musunuz?.. Proje üretemeyen belediye başkanları.. Para yok, bütçenin çoğu Büyükşehir Belediyesi'ne gidiyor diyerek, 'kulağının üzerine yatmış bir çoğu'.. Ağlama duvarına dönmüş belediyeler.. Var olan parayı harcamaya çalışıyorlar.. Yeni imar uygulamaları, proje üretme, arazilerin değerlendirilmesi, konut ve ticaret alanları açmak gibi bir gaye yok çoğunda.. Ne kadar para gelir, nereye harcarız, maaşları verdik mi durumu kurtarırız dönemi hakim nereye baksan..

Borç edebiyatı yapanlar bir adım öteye gidemeyecektir bu belli oldu da.. Çalışan, proje üretenlerin önü niye açılmaz, onu anlamak zor.. İlkadım Belediyesi'nin bir kaç projesinin bekletildiğini, gündeme alınmadığını biliyorum da; dün sıcak bir gelişme oldu.. Canik Belediyesi'nin kendi meclisinde kabul edilen 6 maddesi Büyükşehir Meclisi'nde red edildi.. Ama benim dikkatimi çeken 6 madde değil..

O maddelerin içindeki yeni konut ve ticaret alanlarının üretilmesine rağmen 'ret' edilmesi. Yani Üniversite, lise yapılmasına izin var ama ticaret ve konut alanı üretilmesine yok.. Nasıl bir mantık değil mi?.. Nasıl gelişecek o zaman ilçeler..

Ya da Belediye Başkanları sadece gelen paraları nasıl tüketiriz onunla mı uğraşacak.. İlçesinde yeni alanlar oluşmayacaksa, yeni cazibe merkezleri olmayacaksa, ne yapacaklar.. Niye oturuyorlar orada.. O zaman gerçekten bir ara Bafra Belediye Başkanı'nın dediği gibi belediyelerin anahtarlarını Büyükşehir'e teslim etsinler, bürokratlar karar versin..

'Belediye başkanlarına da sen düşünme bizim dediklerimizi yap desinler sadece'.. Büyükşehir Belediye Meclisleri'ndeki üyeler 'sadece parmak kaldırıp indireceklerse' bir ilçenin gelişmesi için çaba harcamayacaklarsa' ne gerek var değil mi?.. Geçtiğimiz günlerde bir belediye meclis üyesi; 'O kadar madde var ki ne zaman okuyacağız da fikir beyan edeceğiz. O nedenle gurup kararına uyuyoruz' diyor.. Yani olay bu kadar basit..

Sonra da işte mecliste bu tartışmalar yaşanıyor.. Meclis Başkanvekili Turan Çakır diyor ki; 'Ticaret ve konut alanlarını çıkarın gelin. Biz böyle uygun görüyoruz'.. Samsun'da zaten uygun görüldüğü yaşıyor.. İlçelerle ilgili yazı dizimizi takip edin sevgili okurlarımız; Vatandaş 'Bütünşehir olduk ama Büyükşehir nerede' diye soruyorlar.. Bu arada SASKİ'nin hakkını yemeyelim.. Harıl harıl abone çalışması yapıyor..

/A.Yener CABBAR
14 Ekim 2014

Büyük Cami Avlusu Ve Elgelliler

Samsun’da Büyük Cami’yi bilmeyen yoktur. İçine girip girmeyenleri saymıyorum da avlusuna mutlaka her Samsunlunun en azından dörtte biri uğramıştır. Neden? Çünkü milletin eşi dostu oradan uğurlanıyor da… Uğrayanlar arasında engelli yurttaşlarımız da vardır.

Aslına bakarsanız var olduğunu da biliyorum ve kendilerine gerçekten acıyorum. Engelli oldukları için değil, engelleri hiçe sayıldığı için üzülüyorum. Yusuf Ziya Yılmaz’ın Belediye Başkanı seçilmesinin ardından ele aldığı ilk projelerden birisiydi Büyük Cami önündeki kapalı otopark ve alt geçit. O otoparkın yapımı sırasında çakılan fore kazıklar ve de kazıkların başına gelenler değil bu günkü konu.
Hatırlar mısınız bilmem alt geçit öyle bir gafla kullanıma açılmıştı ki, sormayın.

Deniz yönünden gelen engelliler alt geçitten geçince cami tarafından çıkış yapamıyorlardı. Çünkü orada çıkış yapmayı unutmuştu birileri. Bunu haber yapan gazeteci Gökhan Çetin arkadaşımız da haber dalında yılın ödülünü kazanmıştı. O gaf sonrasında aşıldı, engelliler şimdi alt geçitten geçince asansörle yukarıya çıkabiliyorlar. Peki, çıkıyorlar da Caminin avlusuna gelebiliyorlar mı? Hayır!!!

Çünkü Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin gafları bir türlü bitmiyor ki… Cami önünü sözüm ona düzenleyenler engellilerin cami avlusuna girmesi için bir yol yapmışlar. Siz önce bunu görüyorsunuz ve “Helal olsun engellileri düşünmüşler” diyorsunuz. Sonrasında biraz ilerleyince o engelli yolunun önünde bir duvar olduğunu görüyorsunuz.

O zaman da içinizden şöyle demek geçiyor: “Ayıptır, ayıp. Kimin ne zaman engelli olup da böyle bir yola ihtiyacı olabileceği belli olur mu hiç?” Umarın en kısa zamanda o yolun önüne örülen duvar kaldırılır da Samsun engelsiz bir kent olma yolunda adım atar…


Cadde Avm Ve Motor Terörü

Samsun’da AVM kültürü gün geçtikçe gelişiyor. Siz bakmayın bu AVM’lerden bazılarının bu kenti terk etme hazırlığında olduklarının söylenmesine… Çiftlik Ca ddesi’nin “Cadde AVM’ye” dönüştürülmesinin ardından iş yerlerindeki müşteri sayısı arttı mı bilemem de orada gezen insan sayısı arttı. Gözlemim o yönde. İnsan sayısı artan ve de trafiğe kapalı olan bu AVM’de servis motosikletlerinin işi ne? Efendim bazıları elektrikliymiş… Ne yapalım yani, elektrikli olması süratli gidiş ve vatandaşlar arasında feyk atarak tehlike yaratmalarını engelliyor mu? Hayır…

O zaman yapılacak olan ne? Trafiğe kapalı olan bu bölgede motosiklet sürülmesinin de önüne geçmek. Bakalım ne zaman olacak bu? İlle de, bu motosikletlerin yol açacağı kaza sonucu yaralama veya ölüme yol açılmadan önlem alınır İhşallahhhh!!!!


Cadde Avm Dedim De

Hani bir dolu ağaç söküldü de yerlerine şimdi saksılarda ağaççıklar dikildi ve bazı saksılara çiçekler ekildi ya… O saksıların sadece güzellik getirmediğini duyar gibi oluyorum. Polis gözetimindeymiş o saksılar. Neden?

O saksılardaki çiçekler arasına bazıları “otlar” bırakıyormuş. Toprağa görüyormuş o atları… Böyle bir duyum değerlendirilmiş polis tarafından. Duyduğuma göre de o saksıları amaç dışı kullanmak isteyenler yakalanmışlar. Ancak bu işin sonu gelir mi? Bilmem de polis sanırım bu konunun üzerinde ve de teyakkuzda o bölgede. Galiba en tehlikelisi burası ve okul önleri…

/İsmail BAŞARAN
14 Ekim 2014

9 Ekim 2014 Perşembe

İçme Suyumuz İle İlgili Söylentiler Korkutuyor…

Samsunda çeşmelerimizden akan suların son günlerde koktuğu söylentileri iyice yayıldı. Her konuda olduğu gibi, bu çeşme sularındaki koku konusunda da, belediye yetkilileri gibi Samsunlular da sessiz kalmayı seçtiler.  Bu sessizlik panik yaratmamak için mi yoksa ilgisizlik mi orasını incelemek lazım.

Bu konuda Büyükşehir Belediyesinden dişe dokunur bir açıklama, insanları rahatlatacak bir açıklama gelmedi. Acaba böyle bir açıklama yapıldı da biz mi duymadık. Büyükşehir Çözüm merkezini aradım, İlk adım belediyesi çözüm merkezini aradım, her ikisi de korkulacak bir durumun olmadığını söylediler. Ama çeşmelerden akan su kokuyor. Bu kokunun bir sebebi olmalı, bu kokunun sebebi de, Samsunlulara açıkça anlatılmalı diye düşünüyorum.

Dostlarımız ile bu su meselesini konuşuyorduk. Arkadaşın birisi, damacana suyu içtiğini ve işi sağlama almak için sizlerde damacana suyu için, tavsiye ederim dedi. Kısaca belediyemizin çeşme suyu yoksa damacana suyu var deyip, işi çözdüğünü sanan arkadaşımız ile damacana suyu alamayacak durumda olanları konuştuk, sohbeti biraz uzattık. Damacana suyunun nasıl alınacağını anlatan yok, sadece tavsiye ediyorlar diyerek aramızdaki sohbeti koyulaştırdık.

O zaman aklıma geldi, hangi kraliçe olduğunu bilemiyorum, galiba Fransız devriminden önce, Fransız saraylarında zevki sefa içerisinde yaşanırken, halkın dertlerinin dinlendiği bir halk gününde, açlıktan kıvranan bir adamın, “ ne olur yardım edin, çok açım, günlerdir bir şey yemedim “ feryadı kraliçe hanıma ulaştırılıyor. Kraliçe hanım halktan o kadar kopuk ve lüks içerisinde yaşıyor ki, ülkede yaşanan yoksulluktan haberi yok. Vatandaşın bu feryadına, “ Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler”  diye cevap vermiş. Tıpkı Fransız kraliçenin, “ ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” dediği gibi, bizde Samsunlulara, çeşme suyu kokuyorsa damacana suyunu tavsiye ediyoruz.

/Tekin AKIN
9 Ekim 2014
http://www.hedefhalk.com/icme-suyumuz-ile-ilgili-soylentiler-korkutuyor-602103yy.htm