14 Ekim 2014 Salı

Samsun İşte Bundan Gelişmiyor...

İlçelerde belediye başkanlarının ilk altı aylık performanslarıyla ilgili yazı dizimize başladık.. Dizimizi takip edenler, ilçelerde ilçe başkanlarının çalışmalarını ve halkın memnuniyetini öğrenecekleri gibi; 'Hangi  sorunların ön plana çıktığını da görecekler'.. Büyükşehir 'gerçekten ilçelerde adeta yok'.. Başarısızlık oranı, koordinesizliğiyle birleşince 'üst noktalarda'..

Ama ilçe belediyelerinin en büyük sorunlarından biri de ne biliyor musunuz?.. Proje üretemeyen belediye başkanları.. Para yok, bütçenin çoğu Büyükşehir Belediyesi'ne gidiyor diyerek, 'kulağının üzerine yatmış bir çoğu'.. Ağlama duvarına dönmüş belediyeler.. Var olan parayı harcamaya çalışıyorlar.. Yeni imar uygulamaları, proje üretme, arazilerin değerlendirilmesi, konut ve ticaret alanları açmak gibi bir gaye yok çoğunda.. Ne kadar para gelir, nereye harcarız, maaşları verdik mi durumu kurtarırız dönemi hakim nereye baksan..

Borç edebiyatı yapanlar bir adım öteye gidemeyecektir bu belli oldu da.. Çalışan, proje üretenlerin önü niye açılmaz, onu anlamak zor.. İlkadım Belediyesi'nin bir kaç projesinin bekletildiğini, gündeme alınmadığını biliyorum da; dün sıcak bir gelişme oldu.. Canik Belediyesi'nin kendi meclisinde kabul edilen 6 maddesi Büyükşehir Meclisi'nde red edildi.. Ama benim dikkatimi çeken 6 madde değil..

O maddelerin içindeki yeni konut ve ticaret alanlarının üretilmesine rağmen 'ret' edilmesi. Yani Üniversite, lise yapılmasına izin var ama ticaret ve konut alanı üretilmesine yok.. Nasıl bir mantık değil mi?.. Nasıl gelişecek o zaman ilçeler..

Ya da Belediye Başkanları sadece gelen paraları nasıl tüketiriz onunla mı uğraşacak.. İlçesinde yeni alanlar oluşmayacaksa, yeni cazibe merkezleri olmayacaksa, ne yapacaklar.. Niye oturuyorlar orada.. O zaman gerçekten bir ara Bafra Belediye Başkanı'nın dediği gibi belediyelerin anahtarlarını Büyükşehir'e teslim etsinler, bürokratlar karar versin..

'Belediye başkanlarına da sen düşünme bizim dediklerimizi yap desinler sadece'.. Büyükşehir Belediye Meclisleri'ndeki üyeler 'sadece parmak kaldırıp indireceklerse' bir ilçenin gelişmesi için çaba harcamayacaklarsa' ne gerek var değil mi?.. Geçtiğimiz günlerde bir belediye meclis üyesi; 'O kadar madde var ki ne zaman okuyacağız da fikir beyan edeceğiz. O nedenle gurup kararına uyuyoruz' diyor.. Yani olay bu kadar basit..

Sonra da işte mecliste bu tartışmalar yaşanıyor.. Meclis Başkanvekili Turan Çakır diyor ki; 'Ticaret ve konut alanlarını çıkarın gelin. Biz böyle uygun görüyoruz'.. Samsun'da zaten uygun görüldüğü yaşıyor.. İlçelerle ilgili yazı dizimizi takip edin sevgili okurlarımız; Vatandaş 'Bütünşehir olduk ama Büyükşehir nerede' diye soruyorlar.. Bu arada SASKİ'nin hakkını yemeyelim.. Harıl harıl abone çalışması yapıyor..

/A.Yener CABBAR
14 Ekim 2014

Büyük Cami Avlusu Ve Elgelliler

Samsun’da Büyük Cami’yi bilmeyen yoktur. İçine girip girmeyenleri saymıyorum da avlusuna mutlaka her Samsunlunun en azından dörtte biri uğramıştır. Neden? Çünkü milletin eşi dostu oradan uğurlanıyor da… Uğrayanlar arasında engelli yurttaşlarımız da vardır.

Aslına bakarsanız var olduğunu da biliyorum ve kendilerine gerçekten acıyorum. Engelli oldukları için değil, engelleri hiçe sayıldığı için üzülüyorum. Yusuf Ziya Yılmaz’ın Belediye Başkanı seçilmesinin ardından ele aldığı ilk projelerden birisiydi Büyük Cami önündeki kapalı otopark ve alt geçit. O otoparkın yapımı sırasında çakılan fore kazıklar ve de kazıkların başına gelenler değil bu günkü konu.
Hatırlar mısınız bilmem alt geçit öyle bir gafla kullanıma açılmıştı ki, sormayın.

Deniz yönünden gelen engelliler alt geçitten geçince cami tarafından çıkış yapamıyorlardı. Çünkü orada çıkış yapmayı unutmuştu birileri. Bunu haber yapan gazeteci Gökhan Çetin arkadaşımız da haber dalında yılın ödülünü kazanmıştı. O gaf sonrasında aşıldı, engelliler şimdi alt geçitten geçince asansörle yukarıya çıkabiliyorlar. Peki, çıkıyorlar da Caminin avlusuna gelebiliyorlar mı? Hayır!!!

Çünkü Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin gafları bir türlü bitmiyor ki… Cami önünü sözüm ona düzenleyenler engellilerin cami avlusuna girmesi için bir yol yapmışlar. Siz önce bunu görüyorsunuz ve “Helal olsun engellileri düşünmüşler” diyorsunuz. Sonrasında biraz ilerleyince o engelli yolunun önünde bir duvar olduğunu görüyorsunuz.

O zaman da içinizden şöyle demek geçiyor: “Ayıptır, ayıp. Kimin ne zaman engelli olup da böyle bir yola ihtiyacı olabileceği belli olur mu hiç?” Umarın en kısa zamanda o yolun önüne örülen duvar kaldırılır da Samsun engelsiz bir kent olma yolunda adım atar…


Cadde Avm Ve Motor Terörü

Samsun’da AVM kültürü gün geçtikçe gelişiyor. Siz bakmayın bu AVM’lerden bazılarının bu kenti terk etme hazırlığında olduklarının söylenmesine… Çiftlik Ca ddesi’nin “Cadde AVM’ye” dönüştürülmesinin ardından iş yerlerindeki müşteri sayısı arttı mı bilemem de orada gezen insan sayısı arttı. Gözlemim o yönde. İnsan sayısı artan ve de trafiğe kapalı olan bu AVM’de servis motosikletlerinin işi ne? Efendim bazıları elektrikliymiş… Ne yapalım yani, elektrikli olması süratli gidiş ve vatandaşlar arasında feyk atarak tehlike yaratmalarını engelliyor mu? Hayır…

O zaman yapılacak olan ne? Trafiğe kapalı olan bu bölgede motosiklet sürülmesinin de önüne geçmek. Bakalım ne zaman olacak bu? İlle de, bu motosikletlerin yol açacağı kaza sonucu yaralama veya ölüme yol açılmadan önlem alınır İhşallahhhh!!!!


Cadde Avm Dedim De

Hani bir dolu ağaç söküldü de yerlerine şimdi saksılarda ağaççıklar dikildi ve bazı saksılara çiçekler ekildi ya… O saksıların sadece güzellik getirmediğini duyar gibi oluyorum. Polis gözetimindeymiş o saksılar. Neden?

O saksılardaki çiçekler arasına bazıları “otlar” bırakıyormuş. Toprağa görüyormuş o atları… Böyle bir duyum değerlendirilmiş polis tarafından. Duyduğuma göre de o saksıları amaç dışı kullanmak isteyenler yakalanmışlar. Ancak bu işin sonu gelir mi? Bilmem de polis sanırım bu konunun üzerinde ve de teyakkuzda o bölgede. Galiba en tehlikelisi burası ve okul önleri…

/İsmail BAŞARAN
14 Ekim 2014

9 Ekim 2014 Perşembe

İçme Suyumuz İle İlgili Söylentiler Korkutuyor…

Samsunda çeşmelerimizden akan suların son günlerde koktuğu söylentileri iyice yayıldı. Her konuda olduğu gibi, bu çeşme sularındaki koku konusunda da, belediye yetkilileri gibi Samsunlular da sessiz kalmayı seçtiler.  Bu sessizlik panik yaratmamak için mi yoksa ilgisizlik mi orasını incelemek lazım.

Bu konuda Büyükşehir Belediyesinden dişe dokunur bir açıklama, insanları rahatlatacak bir açıklama gelmedi. Acaba böyle bir açıklama yapıldı da biz mi duymadık. Büyükşehir Çözüm merkezini aradım, İlk adım belediyesi çözüm merkezini aradım, her ikisi de korkulacak bir durumun olmadığını söylediler. Ama çeşmelerden akan su kokuyor. Bu kokunun bir sebebi olmalı, bu kokunun sebebi de, Samsunlulara açıkça anlatılmalı diye düşünüyorum.

Dostlarımız ile bu su meselesini konuşuyorduk. Arkadaşın birisi, damacana suyu içtiğini ve işi sağlama almak için sizlerde damacana suyu için, tavsiye ederim dedi. Kısaca belediyemizin çeşme suyu yoksa damacana suyu var deyip, işi çözdüğünü sanan arkadaşımız ile damacana suyu alamayacak durumda olanları konuştuk, sohbeti biraz uzattık. Damacana suyunun nasıl alınacağını anlatan yok, sadece tavsiye ediyorlar diyerek aramızdaki sohbeti koyulaştırdık.

O zaman aklıma geldi, hangi kraliçe olduğunu bilemiyorum, galiba Fransız devriminden önce, Fransız saraylarında zevki sefa içerisinde yaşanırken, halkın dertlerinin dinlendiği bir halk gününde, açlıktan kıvranan bir adamın, “ ne olur yardım edin, çok açım, günlerdir bir şey yemedim “ feryadı kraliçe hanıma ulaştırılıyor. Kraliçe hanım halktan o kadar kopuk ve lüks içerisinde yaşıyor ki, ülkede yaşanan yoksulluktan haberi yok. Vatandaşın bu feryadına, “ Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler”  diye cevap vermiş. Tıpkı Fransız kraliçenin, “ ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” dediği gibi, bizde Samsunlulara, çeşme suyu kokuyorsa damacana suyunu tavsiye ediyoruz.

/Tekin AKIN
9 Ekim 2014
http://www.hedefhalk.com/icme-suyumuz-ile-ilgili-soylentiler-korkutuyor-602103yy.htm

Veda…

Sevgili Alptekin Ahıshalıoğlu abimizin enfes Bafra anılarını çok sık okur oldum son günlerde. Geçmişle özlem yoğunlaşması belki yaşlanma belirtisi ama o da kabulüm. Kendisinin “Bafra…Ah Bafra…” kitabını büyük bir keyifle defalarca okuyanlar daha iyi anlarlar. İnanıyorum. İçinde yaşanmışların izini taşıyan, anılarında Bafra ilgili bölümleri geçen yıllara rağmen tozlanmamış kişiler daha çok özlem duyar. Ki kendileri veda edenlerdir. Adına yaşam telaşı denilen bir büyük kavganın peşinde sürüklendikleri yerlerde, unutmayan ama unutulan yüreklerin Bafra özlemi. Ve inanın o yürekler daha çok düşünür Bafra’yı dert edinir. Kim bilir kaç “keşke”leri vardır Bafra’ya dair.

Geçtiğimiz günlerde coşkulu bir merasimle açılışı gerçekleştirilen Şevket Aşcı Turizm Fakültesi çarpıcı birçok kareyi gözler önüne serdi. O kutlu güne şahitlik etmek için alanı dolduranların çoğu Bafra dışında yaşayan Bafralılardı. Bir vedanın ardından, duyulan sorumluluk ve hemşehrilik bilinci yol aldırdı onlara gurbetten sılaya. Bafra’da yaşayanlardan çok onların alanı doldurmasının başka bir açıklaması yok. İyi ki geldiler. Evet yeniden gittiler. Zorundaydılar.

Gelecekler yeniden, kavuşacaklar adına Bafra denilen sevdaya. Çünkü; dönüşü olmayan bir vedaya yelken açamaz bakışları. Öyle ki; Verilmiş hükmün yavaşlatılmış sancısını yaşamanın adıdır veda. Mutluluklar gözyaşlarına boğmak, sahte oyunların provalarını yapmaktır. İdam ilmiğini geçirmek gülüşlere, kıyısından geçilen sevgileri acı içinde öldürmektir.

İçi bulanık bir hayatın gölgesinin saflığını, hıçkırıklarının masumluğunu unutmaktır veda... Bile bile dikene katlanmak, kapatılmış çarelerin çaresizliğine ağlamaktır. Gözünden düşmesidir hayatın, bin parça özlemin her parçasıdır veda... Veda; dipsiz gecelerin kör serzenişi, tatminsiz yüreklerin beklenmedik aksidir. Çirkef gülüşlerin bedduasıdır veda...

Veda; masumların kürek cezası, yalnızların umutsuzluğudur. Mahkum olmaktır soğuk duvarlara, yalnızlığın adını koymaktır. Tutulmaktan terlemiş eli boşluklarda bırakmaktır veda... Veda; her hecesinde işkence, her söylenilişinde derinden yaralanmaktır. Veda; bırakılan hatıralara bedel kalbini de götürmesine izin vermektir...

/Birol BİRCAN
09.10.2014

8 Ekim 2014 Çarşamba

Adam Burada Caka Satacak Benim Askerim İse…

Bir süre önce Samsun Valiliği’nden yapılan açıklamada aynen şöyle deniliyordu. “Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından ilimize gelen toplam yabancı sayısı 1.206 kişi olup, bu kişilere ikamet izni verilmiştir. Bunlardan 688’i Iraklı, 469’u Afganlı, 28’i İranlı, 5’i Azerbaycanlı, 5’i Etiyopyalı ve diğer ülkelerdendir.(Fas, Nijerya, Gana)

68 Afganlı, 54 Iraklı toplam 122 kişinin ikamet işlemleri devam etmektedir. İlimizde ikamet izni verilen 242 Suriyeli mevcuttur. 431 Suriye kökenli kişiye Yabancı Tanıtma Kartı verilmiştir." Peki, bu rakamlar bugün hangi ölçüde değişmiş durumdadır. Bakın, değişmiş midir diye sormuyorum burada, hangi ölçüde değişmiştir diye soruyorum. Bu yabancılardan bazıları Samsun’da dilencilik yaparken görülüyorlar.

Bu dilenciliklerini trafikte araçların önüne kendilerini atarak tehlikeye yol açacak şekilde sürdürdükleri medyada yer alan haberlerde de ortaya çıkıyor. Hele bu yabancılardın bazıları yüksek sesle konuşarak özellikle gençleri gelip geçene omuz atıp tahrik ederek ortalıkta duruyorlar… Bayramın birinci günü akşamı mıydı ikinci günü akşamı mı hatırlamıyorum. İstiklal Caddesi’nde,  galiba yanlış ifade ettim, Cadde AVM’de bir arkadaşımla dolaşırken dikkatini çekmiş aynen şu ifadeleri kullandı:

“Bu ne arkadaş, şu Suriyelilere baksana, gençler saçlarını yapmışlar, giyinmiş kuşanmışlar burada caka satıyorlar. Benim Meclisim ise tezkere çıkarıp askerimi Suriye’deki savaşa sokmanın derdinde. Savaştan kaçıp burada caka satacaklarına gidip memleketlerine savaşıp kurtarsalar ya topraklarını…”
Haksız mı? Bana göre değil. Ben vatanı için çarpışacağına komşu ülkeye kaçan sonra da orada caka satan komşu istemiyorum arkadaş…


 Bu İşe Diğer Percereden Bakalım

Şu yabancılar işine bir de isterseniz öteki pencereden bakalım. Duyduğuma göre Samsun’da neredeyse kiralık bina kalmamış. Bu yabancılar kiralamış evleri. Samsun emniyeti nerede kaç binanın yabancılara kiralandığını biliyordur. Bu rakam açıklanırsa makbule geçecek. Sahi Samsun’da kaç bina ülkelerinden kaçan yabancılara kiralandı? Bu kiralama ücretleri yabancılar tarafından mı yoksa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurumları tarafından mı karşılanıyor? Bu rakamları Samsun halkı merak ediyor da…


Sular Ne Zamana Kadar Kokacak?
Samsun’da içme ve kullanma suyu kokuyor. Hem de pis kokuyor. Peki, bu koku neden kaynaklanıyor ve nereden geliyor? Vatandaşların şikâyetleri artınca Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin çiçeği burnunda Genel Sekreteri Coşkun Öncel bir açıklama yapmış. Coşkun Öncel suyun kokmasını bakın neye bağlamış: “Çakmak Barajı’nda su seviyesi düştü. Barajdaki su seviyesi düştüğü için böyle bir koku oluşuyor. Barajdaki su akan bir su değil, yer değiştiren bir su değil. Bu yüzden böyle bir kokuya sebep oluyor. Her türlü analizleri yapıyoruz. Analizlerde herhangi bir şey söz konusu değil.”

Coşkun Bey’e soralım: -Bu su ne zamana kadar kokacak? -Siz bu kokan suyu içiyor musunuz? (Gerçi Çernobil Nükleer Santralının patlayıp serpintilerin dağılması ve binlerce insanın can vermesinden sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanları ellerine bardak alıp ‘Ben bu suyu içiyorum’ demişti ya…) -Samsun’da içme sularında bu pis koku meydana geldiğinden bu yana damacana ve şişe sularının satışında artış meydana gelmiş midir ve hangi ölçüdedir?


Dört Liralık Fatura

Samsun Büyükşehir Belediyesinin bu su işinden açılmışken bir başka konuya daha dikkat çekelim. Bir vatandaş dert yandı.“Bu ne birader, yazlıktaydım, iki aydan beri bana dört liralık su faturası geliyor.” Sahi bu ne? İşiniz gücünüz mü yok, paranız yok da dört liralık alacakların peşine mi düştünüz. Yoksa bu paralar, kullanılan suyun değil de fatura ödeme beli mi oluyor? Ayıptır, ayıp…

(…)
/İsmail BAŞARAN
8 Ekim 2014

4 Ekim 2014 Cumartesi

Samsun Köylerinde Kurban Bayramı

Yakakent'in en uzak köylerinden Çepni de eskiden sürdürülen ancak şimdilerde olmayan bir güzel eski zaman geleneğiyle başlarsak, sanırım bölgeyi ve insanını daha bir anlamış oluruz.

Çocuk sevindirmek kültürümüzde her zaman öncelikli bir davranış olmuştur. Malumunuzdur, bayram deyince  birçoğumuzun aklına ilk gelen komşu komşu gezerek toplanan şeker ve büyüklerin mendil arasına bazen de cebe sıkıştırdıkları harçlıklar gelir.

Çocuk olarak sevindirilmek, bize özgü bayram kavrayışlarının en önemli üst başlıklarındandır.

Çepni Köyümüzde de benzer bir durum harikulade bir şekil alarak tecelli etmiş, her Kurban Bayramı’nda köy meydanında bulunan ceviz ağacına salıncaklar kurularak çocuklar salıncaklarla sevindirilmiştir. Büyükler ise köy meydanında kurulan köy sofrasında hem kesilen kurban etlerinden hem de evlerde yapılan diğer yemek ve tatlılardan oluşan ziyafetle bayramı şenlendirmiş, topluca yaşamanın paylaşımla mümkün olduğunu en güzel şekilde sergilemişlerdir.

Baframızın Lengerli Köyü’nde de benzer bir gelenek artık mazi olmuştur.

Kurban Bayramı’nda 3 gün  kazanlar kaynar, herkesin kestiği kurbandan herkes tadar eti ve bayram yemeklerini topluca yerlermiş.

Engiz den (19 Mayıs İlçesi) başlayarak Samsun sahili boyunca yer yer devam eden bir başka gelenekse; Kurban bayramlarında sabah yapılan mezar ziyaretleri sonrasında ki, genelde bu vakit olarak öğle namazından sonra olur; yakın zamanda cenaze defnetmiş komşu ve civar evlere gidilerek evlerde Kur’an okunur. Ev sahiplerince gelen bu misafirler, en güzel yemek ve tatlılarla karşılanır. Bu ziyaretler, bir gün bir mahallede ikinci gün aynı işlem ikinci mahallede gerçekleşir üçüncü gün ise gidilmeyen küçük mahalle ve evlere gidilerek hem hüzün paylaşılır hem bayram kutlanır.

İç kesimlerde ise kutlamalar daha çok cami ve çevresi eksenlidir.  Arife günleri mezar ziyaretleri ile başlayan toplu ziyaretler,  özellikle cami cemaatinin ikindi namazını müteakip topluca mezarlığa gitmesiyle yüzlerce yıldır sürdürülen bir gelenek devam ettirilir. Okunan Yasin ve diğer sureler sonrası tüm geçmiş insanlarımız anılır, ruhlarına Fatihalar okunarak, toplu dualar yapılır. Bu geleneği en belirgin şekilde Ladik Köylerimizde görmeniz mümkündür.

Nişanlı oğlu veya kızı olanlar gelin ve damada bayramlıklar götürür gurbetten bayram için gelenlerle hasretlik giderilir.

Cami avlularını dolduran eş dost akraba konu komşu ile bayramlaşılarak, bayramlar bayram gibi kutlanılır.

Dağların ardındaki Samsun, anlayacağınız hala yaşayan Samsun.

Bu gün şehrin medeniyetin göbeğinde, evinde; geçmişinden kültüründen bihaber, alt ve üst kattaki yıllardır komşu olduklarıyla adeta yabancı uyruklu iki aile gibi yaşayanların, silah atarak bayram kutlamaları her ne kadar ayıplansan da nice yozlaşmalarla bayramı bayram gibi kutlanmayan bayramlar görmeye başlıyoruz.

Ya çocukluk hatıralarına sığınıyor ya da kendimizi işimize vererek biraz daha yalnızlaşıyor, birbirimize yabancılaşıyoruz.

Bugün bayram, kutlu olsun.

Mevla, bayramları bayram sevinciyle yaşayanlardan eylesin.

Daha güzel günlere uyanın efendim, daha güzel bayramlara...

Sağlıcakla kalın.

/Uğur DEDE
04 Ekim 2014

3 Ekim 2014 Cuma

Samsun’da Güzel Şeyler De Oluyor(5 Ve Son)

Dört gündür aynı konunun değişik yönlerini yazıyorum; bu yazı bu konudaki son yazım olacak. Dün “Evet; bu kentte hem ciddi araştırmacılar var hem de genç kabiliyetler. Bestekarlar, ressamlar, grafikerler, müzisyenler, folklorcular/dansçılar, tiyatrocular ve başkaları. Onları bu sütunlara yansıtmak zor ve belki de benim genel kültürümü ve anlatma kabiliyetimi aşan hususlar. Fakat araştırmacılar ve yazarlar, benim ilgi alanım ve bu yazımın konusu da onlar” demiş ve bir usta, bir genç ve bir unutulmuş kıdemliden bahsetmiştim.

Samsun’da yaşayan veya bu kentte doğduğu halde bu kente yaşama şansı bulamayan ama Samsun’u da Samsunlu olduğunu da unutmayan ve inkar etmeyen çok sayıda yazar var. Ben bugün bunların sadece isimlerini paylaşacağım sizlerle. Kimi şiirin kimi romanın kimi denemenin kimi de hikayenin tezgahında kendini, kentini ve insanı dokuyor ilmik ilmik, nakış nakış. İşte o isimlerden bazıları:

Hüseyin Özbay, Hanife Uzun, Baki Sarısakal, Nermin Eker, Doğan Kan, Sadi Subaşı, Mehmet Yılmaz, Şenol Katkat, Türker Göksel, Cemil Baskın, Burak Yavuzyiğit, Ahmet Seven, Nadi Macit, Kazım Memiç. Uğur Dede, İsmet Tahtacıoğlu, Akın Üner, Ramazan Yavuzarslan, Remzi Özçelik, Fikret Karadeniz, Erdem Erol, Şermin Özkara, Taner Çağlayan, Nesli Koca, Osman Ecevit, Ömer Pamuk, Suzan Mumcu, Gülhan Demircioğlu, Bahri Şeker, Kamelya Gümüş ve hepsi farklı bir sanat dalında yetkin isimler olan Ekiz kardeşlerin en küçüğü Turgut Ekiz...

Elbet bu isimlerle sınırlı değil Samsun’un eli kalem tutan sanat erbabı. Bunlar, kitapları benim kütüphanemde olan ve neredeyse tamamı da benim tanıdıklarım. Henüz tanıma şansını yakalayamadığım ve eserlerini okumanın keyfini tadamadığım çok sanatkar vardır bu kentte ya da bu kent kökenli. Ve bir de unuttuklarım. Onlardan özür dilemem affedilmeme yeter mi bilemem.

Samsun ve sanat ve hele de Samsun ve halk şiiri denilince unutulması asla mümkün ve caiz olmayan bir isim söylemek gerekirse o tartışmasız merhum Kemal Bülbül olur. Aşık geleneğinin son temsilcilerinden ve ustalarından biriydi. Nur içinde yatsın. Onun sevdasını bugün ondan el alan aşıklar Ramazan Yavuzarslan, Aşık Obalı, Aşık Sancak sürdürüyor.

Bu arada OMÜ Öğretim üyelerinden Prof. Dr. Cevdet Yılmaz, Prof. Dr. İbrahim Tellioğlu, Prof. Dr. Bünyamin Kocaoğlu ve Prof. Dr. Osman Köse’nin Samsun tarihi, kültürü, ekonomisi, sosyal ve kültürel hayatıyla ilgili yaptıkları birbirinden değerli çalışmaları ve verdikleri eserleri de belirtmem gerekir. Bu bir hakkın teslimidir.

Kamelya Gümüş, tanıdığımda ve kitabını bana hediye ettiğinde henüz dokuz yaşında bir ilkokul öğrencisiydi. Şimdi on beş yaşında bir genç kız olması lazım. Bu yazı serisini Onun “Mutluluk” şiiriyle bitireceğim: “Denizin üstünde iki kayık/ Süzülüyorlar güneşe doğru/ Ve ufkun açtığı yolda/ İlerliyorlar gündüz gece/ Denizin üstünde iki kayık/ Kucak dolusu sevgi taşıyorlar ümitle/ Arkalarında binlerce kalp/ Şarkı söylüyorlar geleceğe/ Balıkların eşliğinde…” 

Kucaklar dolusu sevgilerle…

/Osman KARA
03.10.2014
http://www.habergazetesi.com.tr/kose-yazilari/osman-kara/7124/samsun-da-guzel-seyler-de-oluyor-5-ve-son-/

2 Ekim 2014 Perşembe

İkisi De Devlet Hastanesi Ama..

Samsun Gazi Hastanesi'nde iki kez yanlış teşhis konulduğunu iddia eden Hasbi Şahin, şimdi hukuk yolunu arıyor.. Çünkü 'ölümden döndüm' diyor.. Karnındaki şiddetli ağrılar nedeniyle gittiği Gazi Devlet Hastanesi'nde  yapılan tetkikler sonucu kendisine 'böbreğinde taş var' denilmiş.. Yani evine git.. Sonra bir daha gitmiş.. Yine aynısını söylemişler.. Aslında ilginç tesadüf ve iki seferde de aynı doktor mu denk gelmiş ama sonuçta; Hasbi Şahin en doğru işi yapmış.. 

Başka bir hastaneden de aynı teşhis mi 'konulacak diye özel bir hastanenin yolunu' tutmuş.. Yine filmler, tetkikler filan ama oradan evine git dememişler.. Hatta tam tersi 'Yaşadığına şükret demişler'.. Çünkü apandisi patlamış.. O bir kez daha başka hastanenin yolunu tutmuş.. Çünkü 'ağrılarına rağmen' iki farklı hastaneden iki farklı görüş var elinde.. Bu kez Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin yolunu tutmuş.. Bu arada şiddetli ağrıları  da devam ediyor.. Ama son hastanede de ikinci gittiği hastane ile ilgili teşhis konulmuş.. Ne olacak diye sormasına fırsat bile vermemişler.. Çünkü durumu ciddi.. Doktor yakınlarına apandisin patladığını ve geç kalındığını belirtip, derhal ameliyata alınması gerektiğini söylemiş.. Ameliyat sonrası son teşhisin doğru olduğu ortaya çıkmış.. Başarılı bir operasyonla Şahin kurtuldu ve şimdi hayatta..

Ve yaşadıklarına inanamıyor..

Ayağa kalkar kalkmaz ilk işi Sağlık Bakanlığı şikayet hattına telefon açmış.. Alo 184'den hemen dönmüşler.. Belgeleri istemişler.. O da göndermiş ve şikayeti soruşturmaya dönüşmüş..B ir de işin dava süreci var elbette.. Hasbi Şahin, soruşturmayı takip edecek, davasını da açacak..

Ama insanın kafası şu noktada karışıyor.. Eğer anlatılanlar doğru ise ve Şahin olayı yargıya da taşıyacağına göre, iki devlet hastanesinin 'iki farklı teşhisi nasıl olabiliyor'.. Bunu hastane yetkililerinin de 'merak etmesi ve önlem alması gerekir'.. Bugün Şahin, hayatını kaybetmiş olsa, soruşturmanın, yargılamanın kime ne yararı olacaktı ki.. Ve ne yazık ki, sağlıkta böylesine hatalar çok oluyor.. Benzerini ben de 10 yıl önce annem için yaşadım. Yine bir devlet hastanesine 'şiddetli göğüs ağrısıyla' götürmüştük, mide spazmı dediler taburcu ettiler.. Ertesi gün yine aynısı oldu ve bu kez Tıp Fakültesi'ne götürdük..

4 damarı tıkalı çıktı..

Orada da ameliyat şart dedi.. Araştırdık yaşı nedeniyle 'riskli olur' diyenler oldu.. GATA'ya götürdük, 'Ne ameliyatı gerek yok, tıkanıklık oranları düşük. tedavi ile düzelir denildi'.. Çok şükür, yiyeceğine içeceğine dikkat etti ve sonrasında dört damarı da açıldı.. Ve o konuda bir daha sorun yaşamadı.. Yani, sağlıkta yaşanıyor.. İnsan hayatı bu önemsenmeli diye düşünüyorsun ama 'sonuçta insanın olduğu her yerde hata olabiliyor'.. Hasbi Şahin 'akıllı iş yapmış üç hastaneden' görüş almış.. Yani bir bakıma kendi hayatını kendisi kurtarmış.. Ancak Sağlık Bakanlığı yetkililerinin 'bu konuda daha uyarıcı' olmaları gerekiyor.. Davada açsın, suçluyu da bulsan giden geri gelmiyor çünkü..

/A.Yener CABBAR
2 Ekim 2014

Samsun’da Güzel Şeyler De Oluyor(4)

Günlük siyasetin kısır kavgalarından ve insanı bunaltan gündeminden kaçıp Samsun’daki kendimce güzel şeyleri yazmaya başladığım serinin ilk bölümünde şöyle bir paragraf vardı: “Ciddi araştırmacılar genç sanatçılar var bu kentte. Ne ustalara hak ettikleri saygıyı gösteriyor ne de geleceğin ustası olmaya aday genç kabiliyetlere bir sevgi nazarı atıyoruz. Ne ustaların meyvesini deriyoruz ne de genç fidanların toprağına bir damla su taşıyoruz.”

Evet; bu kentte hem ciddi araştırmacılar var hem de genç kabiliyetler. Bestekarlar, ressamlar, grafikerler, müzisyenler, folklorcular/dansçılar, tiyatrocular ve başkaları. Onları bu sütunlara yansıtmak zor ve belki de benim genel kültürümü ve anlatma kabiliyetimi aşan hususlar. Fakat araştırmacılar ve yazarlar; benim ilgi alanım ve bu yazımın konusu da onlar.

Uzun bir liste; hepsini ayrı ayrı yazamayacağım, bir ikisinden biraz detaylı bahsedeceğim diğerlerinin sadece isimlerini vereceğim. Birisi olgunluğun zirvesinde bir diğeri ise hayatın baharında ve ilmi araştırmanın ilk basamaklarında, birisi üniversitede yılların hocası diğeri ise üniversiteyi daha yeni bitirmiş bir genç.

Üniversite hocası dediğim OMÜ Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kenan Erzurumlu. Eli neştere ne kadar yatkınsa, kaleme de o kadar aşina. Neşterle kalem arasında müthiş verimli bir hayat. Şu ana kadar on dokuz kitaba imza atmış, yirminci kitabı baskıya girmek üzere. Tıp kitabı değil bunlar tarihten sosyolojiye, anıdan gelecek mühendisliğine, milli stratejiden tasavvufa kadar çok farklı alanlarda birden çok baskı yapmış kitaplar söz konusu olan.

Üniversiteyi yeni bitirdiğinden bahsettiğim ise genç bir hukukçu Nami Cem İyigün. Avukatlık stajı ya bitti ya bitmek üzere. Akademik kariyerde gözü var, olursa Samsun onu kaybedecek, olmazsa Samsun bir avukat kazanacak. Ama onun ilgi alanı hukuk değil Türk tarihi, Türk coğrafyası. Türklerin Etnik Kültürel ve Tarihi Kökenleri adlı ilk eseri, ikinci baskıyı yaptı. Üst Kimliğimiz Türklük ise yeni yayınlandı. Şimdilerde Doğu Türkistan Türklüğünü, Uygurları hazırlıyor.    

Bir ustadan bir usta adayına daha pek çok isim var kitaplara imza olarak atılmış. Onları da yarın yazacağım ama biri var ki ondan da ayrıca bahsedeceğim. Samsunlular onu siyasi kimliğiyle tanıdı. Halbuki o Türk kamuoyunun karşısına araştırmacı kimliğiyle çıktı. Önce Milliyet Gazetesi’nin ardından da Tercüman Gazetesi’nin ödüllerini aldı. Hem de Milliyet’in Abdi İpekçi yönetiminde Milliyet, Tercüman’ın da Kemal Ilıcak’ın patronluğunda Tercüman olduğu ve her ikisinin de saygınlıklarının zirvesinde gezindikleri günlerde. Yazdığı “Köy İdaresi Kanunu” yıllarca sahasında tek kaynaktı. Prof. Dr. Nermin Abadan Unat kitaba yazdığı önsözünde onun akademik kariyer yerine mülki idareyi seçmesinden bilim adına üzüntüyle bahseder. Köy İdaresi'ni iki ayrı telif ve üç ayrı tercüme eseri takip etti.

Zamanın insan hafızasını silip sıfırladığı ve vefanın artık boza markasından bile silindiği günümüzde birçoğumuzun çoktan unuttuğu ve belli bir yaşın alındakilerin adını hiç duymadığı o insan bir zamanların Samsun Belediye Başkanı Kemal Vehbi Gül’dür.

/Osman KARA
02.10.2014
http://www.habergazetesi.com.tr/kose-yazilari/osman-kara/7120/samsun-da-guzel-seyler-de-oluyor-4-/

1 Ekim 2014 Çarşamba

Samsun’da Güzel Şeyler De Oluyor (3)

Kent Müzesi, Paşa Konakları restorasyonu ve Engelliler Köyü çalışmalarını övdüğüm, Amazon Kadını ve çevresindeki aslan heykellerini hem estetik hem de tarihi gerçekler açısından eleştirdiğim Samsun Büyükşehir Belediyesi'nin sahil yolu çalışmalarını da ele almadan geçemeyeceğim.

Ama ondan da önce bir iki kelime de Sadi Tekkesi’nden ve kurulacak olan Milli Mücadele Müzesi’nden bahsetmek istiyorum. Sadi Tekkesi, Samsun Müdafaayı Hukuk Cemiyeti’nin merkeziymiş. Şimdi onarılıyor, aslına uygun yenileniyor. Bittikten sonra Milli Mücadele Müzesi olarak hizmet verecek. Milli Mücadele Müzesi, Samsun’a yakışır. Heyecanla bekliyorum. İlkadım Belediyesi’ndeyken benim hayalimdi, gerçekleştiremedik. Gerçekleştirecek olanlara yürekten tebrikler…

Şimdi gelelim şu Bafra Kuş Cenneti’ne kadar uzanacak olan sahil yoluna. Öncelikle proje netleşmiş değil. Uzunluğu kimi açıklamalarda 50 kilometre kimi açıklamalarda ise 30-35 kilometre olarak geçiyor. Bazen Costal’dan başlayıp Bafra Kuş Cenneti’ne kadar uzuyor bazen de Bandırma Vapur’undan Engiz’e kadar gidiyor. Belediye adına yapılan kimi açıklamalarda Uluslararası Ramsar sözleşmesi ile koruma altına alınan subasar ormanlarından hiç bahsedilmezken tek tük de olsa bazı açıklamalarda Ramsar Sözleşmesi'ne atıf yapılıyor.

Ben, projenin Atakent’ten sonraki bölümünde denize ve özellikle de yer yer kumsala yapılan müdahaleyi ne kadar eleştiriyorsam Karayolları Alanlı(Afanlı) Deresi arasındaki yaklaşık beş kilometrelik bölümde yapılanları da o kadar destekliyorum. Burada kumsala müdahale edilmiyor kamusal mülkiyete yapılan tecavüzler önleniyor ve kamunun malı halkın kullanımına açılıyor. Afanlı(Alanlı) Deresi ile Körfez arasındaki sahil şeridinde yaşayan ve giderek doğuya kayacağı intibaını veren taşlaşma o güzelim kumsalın bir süre sonra tamamen yok olacağı endişesiyle üzüyor. Umarım bu projede kazanımlarımız kayıplarımızdan fazla olur.

/Osman KARA
01.10.2014