16 Ağustos 2014 Cumartesi

Şu Suriyeliler Meselesi...

Türkiye'nin çeşitli illerinde bir çok olay yaşandı.. Olaya karışanlar Suriyeliler olunca, elbette çok daha dikkat çekiyor.. Aslında Türkiye'ni bir çok yerinde hemen her gün 'vatandaşlarımız, kavga ediyor, bıçaklı saldırılar oluyor, cinayet oluyor ama Suriyeliler söz konusu olunca, 'haliyle ön planda haber oluyor'.. Nedeni açık.. Hükümet, ülkelerindeki iç savaş nedeniyle aldı getirdi yurda.. Onlar da dağıldılar Türkiye'nin dört bir yanına.. Normal bir yaşam sürmek istiyorlar elbette.. Ev ortamları olsun istiyorlar.. Onlar da çocuklarını okutmak, işlerine gidip gelmek, iyi evlerde oturmak, ailece gezmek, yaşamın tadını çıkarmak istiyorlar..

Ama öyle hazırlıksız bir şekilde Türkiye'ye geldiler ki; sürünüyor bir çoğu adeta.. Kültür uyuşması yaşıyorlar.. Dil sorunu yaşıyorlar. Uyum süreci yaşıyorlar.. En önemlisi 'yoksulluk içindeler'.. Samsun'da 1500 kadar Suriyeli var.. Belki de bir o kadarına yakını da başvuru yapmış olabilir.. Çünkü her geçen gün sokaklarda artıyorlar.. Kıyafet, yabancılık, tarzları, konuşmaları hemen ele veriyor kendilerini..

Afrika'dan gelen yabancılar onlardan daha rahat, daha bakımlı, daha sosyal bir hayat yaşıyorlar.. Ve işin en acı tarafı.. Ganalılar, Somalililer, Iraklılar restoran ve kafelerde gelip çaylarını içiyor, sosyal hayata uyum sağlamış olarak yaşamlarını sürdürüyorlar..

Ama ne acıdır ki; Suriyeliler o kapılara çoğunlukla dilenmek için geliyorlar.. Özellikle çocuklar kullanılıyor bu yönde.. Söylüyorlar bir de 'Biz Suriyeli, karnım aç' diye.. Atakum'da kafede kaç kez rastladım.. Kafenin önünde bayılan Suriyeli kadın gördüm.. Neden diye sorduk; "Açlıktan dedi" yanındaki muhtemelen eşi olan kişi.. Müdahale ettik.. Ama nereye kadar..

Ya başını sokacak bir dam bulmuşsa, evinde açlıkla mücadele edenler.. Kirasını ödeyemeyenler.. Afrikalılar oturup çay içerken, onlar el açıyorlar.. Acınacak haldeler.. Üstte yok başta yok.. Bir insan niye dilenir; yokluktan.. İşte kabul edilemez durum bu aslında..

Zamanında Afganlılar getirildi ama onlara 'Tokat Yeşilyurt'ta bir yer tahsis edildi'.. Ve bir süre sonra Türkiye'nin dericilik piyasasını ele geçirdiler.. Başlarında akıllı bir adam vardı. Mahdum adında bir siyasiydi.. Her evin altını atölye yaptı.. Ben de Milliyet'te çalışırken haber yapmıştım onları..

Tokat'ta imal edip, İstanbul'daki Afganlılar aracılığıyla pazarlıyorlardı deri montları, yelekleri.. Şimdi Suriyelilere hadi gelin denildi.. Ama sadece bu denildi.. Sonra salındı sokaklara.. İç savaştan çocuklarını kaçıran aileler, şimdi onları ayakta tutabilmek için o çocuklarını 'sokaklara çalmış, onların eline bakar durumda'. Devlet madem getirdi, sahip çıkmalı.. Gelin demek yetmiyor..

Kendi fakirine sahip çıkmakta zorlanan bir yapı nasıl kalkar bu işin altından bilmiyorum.. Ama Suriyeliler 'işsizliğin hat safhada olduğu Samsun'da nasıl iş bulur, nasıl istihdam edilir hiç düşünülmedi mi acaba.. Keşke; Türkiye'ye dağıtımları yapılırken, tarımcı tarım bölgelerine, tekstilci, tekstil üretimi yapan bölgeler olmak üzere 'özelliklerine ve aile büyüklerin meslek deneyimlerine göre yönlendirilseydi'..

Dil bilmeyen 'garson olma şansı olmayan bir Suriyeli Samsun'da nasıl hayatını sürdürebilir ki; Hiç mi düşünülmedi.. Yakında Samsun'da da Suriyeliler, mesele olursa şaşmayın.. Çünkü 'o çocuklar, ellerini açmaya alıştıkları bu kentte', her türlü suça teşvik edilebilecek bir ortamda, sahipsiz gözüküyor.. Elbette kucak açılmalıydı, elbette gelin denilmeliydi ama böyle sokağa bırakarak' nasıl bir sonuç beklendiğini anlamakta zorlanıyorum.. Geri gitsinler demiyorum.. Yanlış anlaşılmasın.. Madem getirildiler, sahip çıkılsın diyorum.. Onların da insan gibi yaşamaya hakları var..

/A.Yener CABBAR
16 Ağustos 2014

15 Ağustos 2014 Cuma

Geçmiş Olsun Samsun

“Bu şehrin sahibi yok” sözünü hiç sevmem. Şehirle ilgili olumsuz bir karar alındığında bu sözü söyleyenlere de çok kızarım. Şehrin asıl sahibi o sözün söyleyenin bizatihi kendisi olduğuna inanırım zira. “Bu şehrin sahibi yok” Böyle söylemenin topu taca atmaktan başka hiçbir anlamı olmadığı gibi bir işe de yaramadığına da inanırım. CHP’nin Terme Belediye Başkanı Salih Bora Mutlu 30 Mart öncesi kendisiyle yaptığım bir röportaj sırasında Terme’nin termik santraller için bir üs olarak seçildiğini, bunun için 6 firmanın Enerji Bakanlığı ve Enerji Piyasası Denetleme Kurumundan (EBDK) lisans aldığını söylediğinde Hedef HALK’ın dışında kimse bunu umursamadı. Şimdi o lisans almış bulunan 6 firmanın kuracağı santrallerden ilki ile ilgili girişimler başladığında Samsun ses vermeye başladı.

Zararın neresinden dönülürse kardır. İyi ki Samsun’da Hedef HALK gibi bir gazete yayınlanıyor. İyi ki Samsun’un Müşvik Veysel Erdoğan adında genç, dinamik ve her şeye duyarlı bir sendikacısı var. Müşvik Veysel Erdoğan bilgi sahibi olduğu hiçbir konunun peşini bırakmıyor. İki yıl önce Samsun’da 15 kişinin öldüğü sel felaketinin nedenlerini araştıran da oydu, felakette kimlerin sorumlu olduğunu ortaya çıkaran da o oldu. Hatta açılan soruşturmanın üzerinden iki yıl geçmiş olmasına rağmen henüz bir sonuca varılmamış olmasını sorgulayan da o oldu. Ama bizim muhalefetin milletvekilinden il başkanına seçilmiş siyasilerinden çıt yok. Üç Maymunu oynuyor Muhteremler. Görmüyorlar… Duymuyorlar… Konuşmuyorlar…

Deve Kuşu gibiler… Kafalarını kuma gömmüşler ama bi tarafları açıkta kalmış, ne gam..! Muhalefet görevini basından bazılarının üzerine yıkmışlar. Kendileri günlerini gün ediyorlar. Ne varsa o koltukta. Kıymetli yerlerini kaldırıp etrafta neler olup bittiğini bile merak bile etmiyor muhteremler. Samsun’da bir sağlık skandalı yaşandı. Kaliteli malzeme alınmadığını gerekçe gösteren doktorlar bir süre ameliyatlara girmediler.

Ameliyat masasında narkoz verilmiş bir hasta sırf bu nedenle kaliteli malzeme olmadığı gerekçesiyle ameliyat edilmeden uyandırılıp servise gönderildi. Bu haber gazetede manşet oldu. Vali Hüseyin Aksoy olaya el koydu, öğrendiğimize göre önceki gün olayın muhatabı doktorla da görüşmüş. Ne CHP il Başkanı Mehmet Atalay, ne de MHP’nin İl Başkanı Şaban Kılıç’tan bu konuda tek bir açıklama duymadık biz.

Gözbebeğimiz olan OMÜ Tıp Fakültesinin Kalp Damar Cerrahisi Servisinde asistan olmadığı gerekçesiyle kalp ameliyatlarının yapılamadığını ‘Sağır Sultan’ bile duydu. Bi tek onlar duymadı. Bu hükümetin en güvendiği iki icraatından birisi sağlık uygulamalarıdır. Samsun’da yaşanan bu büyük sağlık skandalını siyaseten eleştirmeyecekseniz, neyin siyasetini yapacaksınız siz. “SAMSUN’U BOĞACAKLAR” diyor manşetinden duyurduğu Termik Santral haberiyle Hedef HALK. Bunu ilk defa Hedef HALK’ta yayınlanan röportajında Salih Bora Mutlu da söylemişti. Peki CHP ve MHP’nin İl Başkanlarının bu konuda ne söylediklerini bilen var mı?

Duymamışsınızdır. Tek kelime etmediler zira… Hal böyle olunca da ellerindeki bütün belediyeler gittiği gibi Cumhurbaşkanlığı seçiminde de ittifak yapılmasına rağmen 17 ilçede de yaşanan yenilgiye kulp bile bulunamaz. Son söz: Bu siyasetçilerin himmetine muhtaç olduğun için geçmiş olsun Samsun

/ Ragıp GÖKER
15 Ağustos 2014

14 Ağustos 2014 Perşembe

Bence Samsun'a Bir Kaç Santral Daha Yapılmalı..

Bu kentin insanı öylesine sesiz ki, kuzu gibi.. Uzat boynunu de uzatır.. Kokla bakim şu zehiri de, 'sormaz koklar'.. Ya 'tıpış, tıpış, ya da 'paşa gibi'dir maşallah.. Bu kentin siyasileri öylesine 'ilgisizdir ki'... Samsun'un teşvik yasasına alınmadığını gurup toplantısında teşvik alan iller açıklanırken öğrendiğinde 'birden irkilir'.. Herkes izler onun ekrandan nasıl, şaşırdığını, duyduklarına inanamadığını..

Bu kentin bürokratları o kadar 'itaatkardır ki', ikinci santral ağır gelir, hele kömürleyse, demez asla.. OMV yapılırken, onca  mahkeme süreci yaşadık, usulsüz olarak çalıştı, göz yumduk, bu kömürle çalışacak, halk tepki gösterebilir, gibi bir açıklama da olmaz.. Zaten daha önce de 'tepkileri göğüsleriz, mobil santrali Bartın istemiyorsa bize gönderin diyen yerel yöneticimiz de var.. Yani anlayacağınız yine iş başa kalıyor.. Bizler tepki göstereceğiz, bir gurup çevreci, tepki koyacak, Ünye'de TÜÇEP santral alanı önünde 'istemezuk pankartları asacak' filan..

Sonra mahkemeler, tepkiler arasında fabrika durdu duracak, mühürlendi derken bir bakmışsınız OMV gibi 'bacasından deneme üretimine geçecek'.. Sonra ver tam gaz ayarı.. Körler sağırlar birbirini ağırlar misali, kömürle çalışacak santralinde 'temeli yakında atılır'.. İzinleri ve veya sözleri almasalar böylesine harekete geçer miydi şirket.. Yerini satın almıştır, yatırımlarının siparişlerini çoktan vermiştir.. Benim anlamadığım ne biliyor musunuz?.. Hadi biz önümüze gelen haberlerle uğraşıyor, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine endekslenmiştik ve ekstra bilgire sahip olamıyoruz da; Bu kentin yetkilileri, Terme'nin Belediye Başkanı çevreci Şenol Kul da mı bu konudan haberdar olamıyor anlamıyorum..

Sevgili başkanın OMV ile verdiği mücadeleyi bilmesem, "Bize de mi cambaza bak" yapıldı diyeceğim ama işin aslını kendisi açıklayacaktır elbette.. Vali Hüseyin Aksoy.. AK Parti İl Başkanı Fuat Köktaş.. Terme Kaymakamı.. Onlarda mı habersiz..

Bu şirket 'haritadan bakıp, Samsun'un Kozluk ilçesine kendiliğinden konmadı ya.. Hadi OMV doğalgazlıydı, kirlilik alt düzeydi filan ama kömür de neyin nesi oluyor.. Şirket yetkilisi belli ki Samsun'u bilmiyor, bizim arkadaşlarımıza söylediği söz çok komik.. 'Zaten şehirde kömür kullanılıyor. Biz kömürü tek bacada toplayacağız filan diyormuş'.. İyi de Samsun'da doğalgaz kullanılıyor, sayın yetkili... Yani kömürü hayatımızdan çıkardık..

Haritadan bakıp, Terme'nin Kozluk ilçesi küçük görülebilir ama ardında koca bir Samsun var.. Yani hepimiz bir kez daha aldatıldık.. Kömürle çalışacak bir santral sessiz sedasız gerekli girişimlerini yaptı, devlet yerini gösterdi, onlar da çalışmalarını başlattı.. Bir tek hata yok, girişimlerinde.. Hepsi planlı yapılmış.. Öyle ki Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi 'tık çıkmadı' bu konuda kimseden.. Seçimler bitti iki gün geçti, halk bilgilendirilecek denildi.. İyi ama onun 15 gün öncesinden ilan edilmesi gerekmiyor mu?.. O da ilan edilmiştir, bir yerlerde.. Ama formalite yerini bulsun, halkı bilgilendirme yapıldı denilmek için seçimin bitmesi beklenmiş  olmalı.. Toplantı bugün.. Biz de bugün vakıf olduk konuya, tüm kentin zatı muhteremleriyle.. Tebrik ediyorum..

Bu kadar gizlilik içinde bu işi yine başardılar.. Samsun'un siyasilerine çok şey demiyorum.. Onlar zaten 'üçüncü dönem gitti, ne yapacağız', diğerleri de oh bizim daha iki dönem var, liste garanti demenin rahatlığıyla 'tüm enerjilerini Başbakan Erdoğan'ın köşk seçimi için harcadılar.. Yereldeki siyasilere zaten sözümüz yok... Onlar da bizim gibi şaşkınlık içindedir.. Yani sonuçta, son dakikada kuyruğundan gördük olayı.. Belki başka santrallerde vardır diye söylüyorum..

Samsun'a dört santral yetmez.. İkisi Tekkeköy'de, ikisi OMV'de.. Bana göre sahile bir kaç tane daha santral yapalım.. Sıcak havayı bassınlar Karadeniz'in temiz sularına.. Balıklar ölsün, ekolojik denge bozulsun.. Çünkü temiz hava bu kente iyi gelmiyor.. Kirletelim sahili, doğayı... Çünkü oksijen zehirlenmesi yaşıyoruz.. Karbonmonoksite ihtiyacımız var.. Siz yetkililerden daha iyi mi biliyorsunuz..

Bakın bir profesör ne diyor fazla oksijen için: Öldürücü bile olabilir. Vücut içinde ciddi hasarlara yol açabilir. Solunum merkezinde depresyona yol açarak hastaların kendi doğal solunumunun bozulmasına neden olabilir. Ayrıca dokulardaki oksijen fazlalığı; özellikle damar sertliği, bronşit, Alzheimer, inme, MS, Parkinson, diyabet gibi hastalıklarda, komplikasyonların daha erken çıkmasına yol açabilir.

Bir de tavsiyesi var.. Oksijen fazlalığına karşı; bol miktarda nar, elma, kayısı, çilek ve kırmızı üzüm gibi antioksidan içeren meyveler yiyin.. Ayva niye yok şaşırdım aslında..

(Not: Aldığım bilgiye göre gerçekten hiçbir yetkilinin haberi yokmuş. Başkan Şenol Kul kendisi ifade etti)

/A.Yener CABBAR
14 Ağustos 2014

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Şu 'SU' Meselesi..

Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz, hemen her toplantısında 'su meselesinden' söz ediyor.. Neyse ki; kamuoyunun sorunu ile Başkan Yılmaz'ın gündemini aynı noktaya getirebildik.. Bu önemli bir gelişme.. Yoksa 'ne güzel öyküler dinliyorduk'.. Samsun sele 14 kurban veriyordu ama 'Samsun'un geleceğini inşa ediyoruz' gibi sözler duyuyorduk.. Vatandaş ilçelerden 3 araç değiştirerek, ile gelebiliyordu; Ulaşımda çağ atladık" deniliyordu.. Bir çok cadde, yol, köstebek yuvası gibiydi; Çiftlik AVM ticaretin kalbi olacak sözlerini pür dikkat dinliyorduk..

Sahil Yolu harika; istemeyenler duşları, kulübeleri yıkılanlar derlerken, köylü 'Bizim yol ne zaman' yapılacak diye soruyordu.. Şimdi hal öyle mi?.. İşadamlarıyla kahvaltı yapan Yılmaz, 'büyüyen ve gelişen bir Samsun'u anlatıyor ama köylerdeki su sorununu bile kentteki 'kahvaltının gündemine de' taşıyor..

Yani kırsaldaki vatandaşın gerçek gündemiyle karşı karşıyayız..
Varsın; birileri bu konuyu 'sayfalarına taşısın'..
Varsın; bazıları felaket tellallığı yapsın..
Varsın; bazıları köylerde organizasyon bozukluğu var desin..
Varsın; birileri Büyükşehir bunların hepsine nasıl yetişecek desin..

Sonuçta gündem Samsun'un gündemi.. Samsun 'Bütünşehir olduğuna göre', Vezirköprü'nün en uç köyündeki mezra da, Terme'nin en uç köyündeki vatandaşta Büyükşehir'in gündeminde olacak ve sorunlarına çözüm isteyecek.. Peki şu ana kadar yaşanan sorunlarda çözüm oluşturabildi mi?..Çok sınırlı sayıda, bazı iyileştirmeler olabilir ama ilçeler halen 'nasıl olacak bu iş' diye bekliyor.. Başkan Yılmaz, kuraklıktan yaşanan bazı sorunlar var; dönemsel diyor ama katılmıyorum açıkçası.. Kendi ifadesiyle 'içme suyu' sorunu almış başını gidiyor ve acınacak halde demişti..

Sonuçta İl Özel İdare'nin döneminin yeterli çalışma yapmadığı vurgulanıyordu bir anlamda.. Önümüzde sonbahar var ve yağışlı bir döneme giriliyor.. Dönemsel mi, yoksa sorun başlı başına bir çözüm mü arıyor, çok zaman kalmadı, göreceğiz.. Ama iyi olan bir şey var ki; kırsaldaki vatandaşın sorununu da 'kentteki süslü kahvaltı soflarına konuk olabildi'.. Başkan Yılmaz da, "Şu sıralarda su meselem var' diyerek, konuyu gündemine aldı.. Yani iyi yoldayız..
(…)

/A.Yener CABBAR
09 Ağustos 2014

Tuvalette Çiş Kavgası

Bir Büyükşehir tutturmuş gidiyoruz. Aslında asıl hikâyeler, Büyükşehir Samsun’un küçük yerleşim noktalarında var. Bu küçük yerleşim noktalarından birisi de Yakakent ilçesi. Bu ilçede dün yaşanan bir olayı anlatacağım size. Olay “Çiş” nedeniyle çıkan bir kavga… Kavgaya taraf olan insanların isimleri benim için önemli değil. Zaten polise intikal eden bu olayda adı geçenleri isteyen polisten öğrenebilir. Ben önce size olayı anlatayım.

Serde gazetecilik var ya. Bir kalabalık görünce yanaşıveriyorum, bu benim kötü huyum… Yakakent’te Merkez Camii’nin yanında bir tuvalet var, bu tuvalet bir önceki dönem ilçe belediye başkanı olan CHP’li belediye başkanı Burhan Bayrakdar tarafından yeniden düzenlendi ve kullanıma sunuldu. AK Partili Hüseyin Kıyma’nın belediye başkanlığına seçilmesiyle de ihaleyle bir işletmeciye verildi. İhalenin nasıl yapıldığı kaça verildiği beni ilgilendirmiyor.

Duyumlara gelince üç yıllığına ihale edilmiş. Ve yıllığı da altı bin liradan işlem görmüş. Yani belediye “milletin çişinden” üç yılda 18 bin lira kazanacak duruma gelmiş. Büyükşehir Belediyesi’nin neredeyse tüm gelirlerine el koyduğu ilçe belediyesi bu parayı görünce de balıklama atlamış üzerine… İşletmeci, bir görevli tutmuş ve her kişiden önce bir lira almaya başlamış. İtirazlar artınca fiyatta yüzde elli düşürüm yapılmış ve 50 kuruşa gerilemiş. İşletmecinin tuttuğu bu görevlinin ilk işi elbette ki gelenden gidenden çiş parası almak olmuş.

İşletmeciye burası üç yıllığına nasıl ihale edilmiş, ihalenin üç yıl yapılabilirliği varmışmış beni ilgilendirmiyor. Bunu düşünecek olan makam Yakakent Belediyesidir. İşletmeci burada görevlendirdiği şahsı sigortalı mı çalıştırıyor bu da beni ilgilendirmiyor. Onunla da ilgilenecek olan çalışma müdürlüğü. İşletmecinin çalıştırdığı bu şahsın sağlığı yerinde ki sağlık karnesi var mı o da beni ilgilendirmiyor. Onunla ilgilenecek olan da İl Sağlık Müdürlüğü ve ilgili kurumları. Sanırım makamını yaptırmakta olan ilçe kaymakamı da üzerine görev düşüyorsa ilgilenir bu konuyla.

Neden mi? Çünkü dün Cuma idi… Yani ilçenin pazarı… Eski köyler, yeni mahallelerden gelenler çoktu. Bayanın biri, çocuğunun çişi gelince tuvalete getirmiş. Çocuğunu bir güzel çiş yaptırmış çıkışta da parasını ödemiş. Çevreye intikal eden bu… Bu sırada tuvalet görevlisinin eşi olduğu söylenen bayan, çocuğuna çiş yaptırmış bayana “Sen geçen hafta da geldin para ödemedin” diyerek saldırmış. Alt alta üst üste, çocuğunun çişini yaptıran kadın bir güzel dayak yemiş burada. Önce çevredekiler sonra da polis müdahil olmuş duruma. Ben mi ne yapıyordum o sırada. Olayı fotoğraflıyordum.

Bakmayın siz polislerin olaya şapkaları bile olmadan gitmelerine, çok acele çıktıklarından olsa gerek merkezde unutmuşlardır onları… Yakakent’te umuma açık yerler, buraların tuvaletleri ve ruhsat konuları daha çok malzeme olacağa benziyor…


Cünüplük Denizde Geçer Mi?

Diyanet İşleri Başkanlığı cünüplük ve deniz konusunda bir fetva vermiş. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri yüksek Kurulu Dini Soruları cevaplandırma Platformu’nda 4 Ağustos’ta cünüplük ve gusül ile ilgili 8 yeni fetva yer almış.

Bunlardan birisi “Cünüp olarak denize giren kimse gusül abdesti almış olur mu?” sorusuymuş. Bu soruya kuruldan şöyle cevap gelmiş: "Cünüp olan kimsenin gusül abdesti alarak temizlenmesi gerekir. Gusül ile ilgili ayette bütün vücudun iyice yıkanması emredilmektedir (Maide, 5/6). Hanefiler’e göre gusül için niyet şart olmamakla birlikte, ağıza ve burna su almak farzdır (İbnü’l-Hümam, Fethu’l-Kadir, Duru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut). Bu itibarla, denize giren kimse, ağız ve burnuna su aldığı takdirde gusletmiş olur. Bazı din bilginlerine göre ise, ağız ve burna su almak sünnettir; fakat niyet farzdır. Bunlara göre ağız ve burna su almasa bile, niyet etmişse gusül geçerli olur (Şirbini, Muğni’l-muhtac, Daru’l-Marife, Beyrut)."

Bize öğretilene göre vücutta su değmemiş kıl veya tüy dibi kalmayacakmış. Öğretilen doğruysa şöyle bir soru da sorulabilir pekâlâ… Denize girdiğimiz mayo su geçirmez cinsten ise ki bunlar mevcut, her kıl dibi ıslanmış olmuyor, o zaman denizde mayoyu çıkarmak gerekir mi? Bununla ilgili bir fetva var mı?
(…)

/İsmail BAŞARAN
9 Ağustos 2014

7 Ağustos 2014 Perşembe

Gençlik Ve Spor Bakanlığı’nın ‘’Samsun Madde Bağımlıları Ligi!’’

Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Samsun İl Müdürlüğü’nün ‘’ Madde Bağımlıları Ligi” projesini, basında yer aldığı şekliyle biliyoruz. Projenin amacı, madde bağımlılarını tedavi etmek ve onları sosyal hayata katmaktır. Çeşitli etkinliklerle bu proje ve amaç, ilk görünüşü ile fevkalade bir proje ve amaçtır. Ancak bazı ciddi endişelerimiz vardır. Amacın doğru fakat, yöntemin ise sakıncalı olabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle de yöntemin ciddi bir şekilde psikolog, sosyolog ve hukukçular tarafından gözden geçirilmesinin gereğine inanıyoruz.   Sonradan geriye dönüşü olmayan bir yola girilebileceğinden ciddi şekilde endişe ediyoruz.   Örneğin; okullarımızda bu ve buna benzer  risk gruplarına yönelik iyileştirici çalışmalar yapılırken; projenin odağında yer alan madde, doğrudan konuşulmasına izin verilmez.
  
 Aynı durumu Emniyet Müdürlüğünün çalışmalarında da görmekteyiz. Bir suç ne kadar aleni ve çok kişi tarafından işlenirse, o kadar yaygınlık ve meşruluk kazanır. Üç kişiyi kurtarma adına milyonlara propaganda yapmanın anlamı var mıdır?  Faydasından çok zararı olan bir ilaç kullanılır mı?   Çeşitli sporların ligini kurup sahaya, ’’Madde bağımlıları ligi’’ adına çıktığımızda taraftarlar ve seyirciler kimler olacaktır? Adlarını vermek istemediğimiz madde bağımlılarını hangi kategorilere ayıracaksınız? Takımlar, hangi kimlikle, kimin adına ve hangi taraftar alkışları ya da küfürleri karşısında oynayacaklardır?
    
Bu oyunun kazananı ve kaybedeni olacaktır. Oyun sırasında ya da sonrasında tam tedavi edilemeyenlerin taşkınlıkları kim, nasıl kontrol edecektir? Yeni bir kavga ve anarşi ortamı mı oluşturacaktır? Normal bir maçın sonuçlarını kontrol edemeyen polis nerede ise cezai ehliyeti olmayanlardan oluşan bir kitlenin meydana getireceği sonucu nasıl kontrol edecektir?

Bu projenin faydasından çok zararı olacağına inanıyoruz. Kötü bir örnek olacağı endişesi ile Sayın Bakanımızın buna müdahil olacağını düşünüyoruz. Cezai ehliyetleri zaafa uğramış madde bağımlılarının maç sırasında ya da sonrasında çıkması muhtemel kavgalarda herhangi bir çocuğun ölmesi durumunda katil kim olacaktır? Anneler- babalar kimin ya da kimlerin yakasına yapışacaklardır?

Sporla bu insanları rehabilite etmeye çalışmak farklı, ligini kurmak ise daha farklıdır.Selam ve sevgi ile...

/Mustafa GENÇ
07.08.2014

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Bir Tarihi Kentin Trajikomik Hikâyesi

Haber dün Hedef HALK’ın manşetinde ‘Tarihi Kentler Başkanına ayıp’ diye verildi. Ki; bu haber, Bir Tarihi Kent iddiasındaki şehrin trajikomik hikâyesinin bir özeti gibidir. Zamanın Başbakan’ı Tansu Çiller tarafından Büyükşehir yapılan Samsun’un sadece adı büyükşehir oldu. Samsun, sadece görüntüde statü değiştirmişti. Adı “birinci sınıf şehir” olmuştu ama kendi hala “ikinci sınıf”tı. Hatırlayanınız olacaktır, Çiller bir miting sırasında Samsun’un statü değişikliğini anlatmaya çalışırken ‘’Samsun’u Birinci Lig’e çıkaralım mı?’’ demişti. Liderlerin miting meydanlarında başına sık gelen bu dil sürçmesi durumu uzun süre alay konusu edilmişti. Zira Samsunspor adı o dönemde birinci Lig olan Türkiye Süper Lig’inde top koşturuyordu.

Adı Büyükşehir olan Samsun’da Gazi, İlkadım, Canik ve Atakum beldeleri ve bu beldelere belediyeler kurulmuştu. O zamanın Büyükşehir Belediye Başkanı Rahmetli Muzaffer Önder’in bu statüden dert yandığını ve bunun değişmesi gerektiğini söylediğine yakından tanıklık edenlerdenim. Neyse o yanlıştan dönüldü ve yeni ilçeler oluşturuldu. Şimdi de Bütünşehir olduk. Tam anlamıyla Büyükşehir belediyesiyiz şimdi.

Başkanımız Yusuf Ziya Yılmaz’da dördüncü dönemdir Samsun’u yönetiyor. Kıdemli başkanlardan artık. Ülkedeki bütün belediye Başkanları tarafından tanınıyor çok şükür. Bizim Başkanı ülkemizdeki bütün belediye başkanları da seviyor olmalılar. Ki; Tarihi Kent özelliği olmayan Samsun’un belediye başkanını oylarıyla ve hür iradeleriyle Tarihi Kentler Birliği Başkanlığına seçtiler. Şimdi böyle dedim diye yani ‘’Tarihi Kent özelliği olmayan Samsun’’ ifademe başta Turgay Sözen ve Musa Orhan itiraz edecekler biliyorum.

Kusura bakmayın kardeşler. Ben bu iddiamı hala sürdürüyorum. Tarihi Bir kentte kale duvarları üzerine İş hanı yapılmasına izin verilmez. Bir şehir tarihi kent ise eğer, o şehirde kale duvarlarının kalıntısı üzerine bina kurulamaz. Metin Sözen Hoca’nın hışmına uğramadan önce o şehir halkı, bu garabeti yapmak isteyenleri anında derdest eder. Hani hep söylenir ya ‘’Bu şehrin sahibi yok’’ diye. Ben buna inanmam, hiçbir vakit inanmadım. Bu şehrin sahibi sensin. Aziz kardeşim, bu şehir senin ve benim. Senin tarlana ve mülküne tecavüz edilse öyle durup bekler misin? Muhakkak bir tepkin olur değil mi?

Neden o vakit senin olan bu şehrin hakları gasp edilirken, celep bekleyen uysal koyun gibisin. Bak daha önce birçok bölge müdürlüğünün akıbetini AA Bölge Müdürlüğü de yaşıyor. Sana soruyorum, “bu duruma bir tepki verdin mi aziz kardeşim?” Dün Hedef Halk’ın Manşetindeki habere de tepki vermeyeceksin bunu biliyorum. Şimdi biz sürekli Büyükşehir Belediye Başkanını eleştiriyoruz ya. Büyükşehir Belediye Başkanının Tarihi Kentler Birliği Başkanı olduğu şehirde “Müze Kart” satılmaması olayını eleştirmeye bizim hakkımız olmadığını düşünenler olabilir diye yazıyorum. Ben şehrimde her şey iyi ve güzel olsun istiyorum, Samsun’a yapılan bu ayıba sevinecek değilim. Benim şehrime ve benim şehrimin belediye başkanına bu terbiyesizliği kimse yapamaz.

Benim şehrime bunu yapan o kurum öyle inanıyorum ki, şimdi “Pardon’’ diyecek. Sehven yapılmış bir hata olduğunu ileri sürerek bu durumu ‘’Kusura bakmayın bir yanlışlık oldu’’ diyerek geçiştirecek. Biz uysal koyun olduğumuz sürece boynumuza yular takmak isteyenlerin sayısı da her keçen gün artacaktır. Unutma…. !

/ Ragıp GÖKER
06 Ağustos 2014

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Bütün Samsun Aksıyor

Samsun Büyükşehir’den Bütünşehir modeline terfi edince hizmetler de aksamaya başladı. Böyle bir başlangıçla karşınıza çıktığım için kusura bakmayın. Bayram öncesi kendime, Yener Cabbar’ın da hoşgörüsüne sığınıp izin vermiştim, vermez olaydım. Bizler yazmadan duramıyoruz. O nedenle de bayramın geçmesini ve sizlerle yeniden buluşmayı iple çektim. Çektim ancak ipi koparmadım şükürler olsun. Dedim ya hizmetler aksamaya başladı.

Buradan devam edelim. Samsun’un en batıdaki ilçesi Yakakent’te bayram sonrası hafta sonu Deniz Oyunları festivali vardı. Tam da “Festival” oldu. Önce yeri sonrasında sanırım biraz amacı değişti. Çünkü festivalde “Kültür” eksikti. Dragon yarışları yapıldı. Hem de Büyükşehir desteğinde. Ancak her fırsatta Yakakent’i çok sevdiğini söyleyen Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz yoktu orada. Demek ki sevgi göstermelikti. Yakakent’te festival gibi festivalin yapıldığı gün ilçenin suları akmıyordu. Neden? Bir yüklenici şehre su veren boruyu tahrip etmiş dediler. Birader ilçenin suyunu bir kendini bilmez, dikkatsizlik sonucu boruyu kırdığı için keserse ilçe 24 saatten fazla susuz bırakılır mı? Nerede SASKİ?

Yakakent’te kanalizasyon olmamasına rağmen atık su parası alan bu kurum iş su borusunun onarılıp ilçeye su verilmesi gerektiğinde ortada yoktu. Ayıptır, günahtır. İnsanları kandırıp oylarını alacaksınız sonra yüz üstü bırakacaksınız. Ancak müstahaktır hakkını aramayanlara… Ben bu yazısı yazarken yani 24 saatten sonra su gelmişti. Haber verdiler, def-i hacette bulunmaya gidiyorum. Yüzünüze güller…


Hani Festivaller Yasaktı?

Gelelim şu festivallerin ve etkinliklerin yasaklanma işine. 19 Mayıs’taki etkinliklerin ve kutlamaların yasaklanması sonrasında ne değişti. Kaçırılan devlet görevlileri halen kaçırılmış durumda değiller mi?
O nedenle iptal olmadı mı 19 Mayıs kutlamaları? Türk Devleti’nin terör örgütü adını koyamadığı terör gurubunca kaçırılan devlet görevlileri halen tutsak değil mi? Yok tutsak değillerse, kaçırılmadılar demektir. O zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Konsolosluk binasını işgal erdenler kimler? Devlet görevlileri mi? Teröristler mi? Eğer teröristlerse neden festivalleri yapıyoruz. Yok devlet görevlileriyse neden 19 Mayıs’ı kutlamadık? Milli Bayram olduğu için mi? Şimdi salıverilecekleri söyleniyor. Salıverilmelerine bir itirazım yok ancak kimse unutmasın ki bu iş tutmadı, yani sonunda “Biz kurtardık” diyemeyecek kimse deseler bile inandıramayacaklar…


Yılmaz İlçelere Gidiyor Mu?

Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz seçim öncesi ve Ramazan ayı içerisinde partisinin il teşkilatı tarafından düzenlenen gezilere katıldı. Seçmenlerle görüştü, sözler verdi. Peki bu sözleri tutacak mı Yılmaz? Hiç sanmıyorum.

Samsun’un Ortasında İstiklal Caddesi’ni “Ramazan Bayramı’ndan önce tamamlayıp hizmete açacakları” sözünü veren ancak verdiği bu sözü tutamayan Yılmaz, ilçelerde köylere hangi yüzle gidebilecek ki? Verdiği sözleri tutmaya ömrü yetmez çünkü. Gittiği yerde yüzüne öyle bir bakarlar ki?
Yere tükürmekten beter ederler… Peki ilçelere gidemeyen Yılmaz seçim zamanı gidip oralarda seçmenden oy isteyebilecek mi? İsterken yeni neler söyleyecek vatandaşa ve kimi inandıracak?
(…)

/İsmail BAŞARAN
4 Ağustos 2014

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Asarcık Akyazı’da Kültür Mücadelesi

Epey bir zaman önceydi. Sevgili Erdoğan KONUŞUK (Asarcık Akyazı Muhtarı) köydeki ahşap camilerinin Ayaklıalan Köyü’ndeki kilise kadar rağbet görmediğini hüzünle paylaşmıştı. Elbetteki cami-kilise savaşı değildi bu. Birkaç yüzyıllık bir kilise kalıntısı ve onu Yunanistan’dan ziyarete gelen yüzlerce  turistin ilgisine karşın,  bin yıllık bir ecdat yadigari tarihi ahşap cami ve ilgisizlik mukayese edilince; insanın yüreğine oturan burukluktu paylaşılan. O zamanlar Erdoğan Beyle  ilk iş olarak kültür sanat programı yaptığım Klas TV’nin de ilgi ve katkısıyla 5-10 ve 15 dakikalık kısa filmler hazırladık. Bu ecdat yadigarının sahipsizliği, biraz olsun dile geldi.

Ancak asıl iş yani çevre düzenlemesi ve cami restorasyonu başlamamıştı. Bir sürü hukuki sorun vardı. Muhtar her birini tek tek aşarak çok mesafe katetti ve son çare olarak Sayın Valimiz Hüseyin AKSOY’u ziyaret edip kendilerine hem konuyu anlatır hem de o vesileyle de hazırlanan CD’den bir örnek bırakır. Sayın Valimiz konuya hassasiyetle yaklaşırlar.  2 defa Akyazı’daki o ahşap camiyi ziyarete gider ve inceleme yapar.  Peşi sıra Özel İdare’ye tahsisinin yapılmasını ve buna mukabil projesinin çıkarılarak restorasyonunun yapılması talimatını verirler. Çok geçmez İstanbul’dan  bir ekip gelir ve cami, restorasyon ve çevre düzenlemeleri için projelendirilir.

Ne var ki bir türlü sonuca varılamaz. Özel idarelerin kapanarak Büyükşehir Belediyesi’ne devredilmesi üzerine ihale gerçekleşemez.  Ancak bu defa da Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Yusuf Ziya YILMAZ devreye girer. Tapuyu  Büyükşehir Belediyesi’ne aldırır ve yapılacak iş olarak öncelik  bu ecdat yadigari ahşap camiye tanınır. Artık sonuç Büyükşehir Belediye Başkanımızın himayelerindedir.

Gökgöl Camii, sıradan bir ahşap cami sıradan bir tarihi eser değildir. O bir kültürü temsil eder. O cami ve etrafında vücut bulan gelenekler, bu milletin kendini ifade etme biçimidir. Cami 1180 yılında ahşap olarak yapılmış, bu topraklara bu göklere ezanı, namazı getiren Selçuklu akıncı beylerinin canı kanı emeği göznuru bir eserdir. 1870 yılında ilk kez, 1970 yılında ise son kez tamir görmüştür.

Akyazı Köyü’nde bir bahçe içerisindedir. Bahçenin etrafı tarla durumundaki arazilerle çevrilidir. Geniş bir alan ortasında yer alan caminin bir vakıf olduğu ve köydeki birtakım arazilerin gelirlerinin bu caminin bakımı için harcandığı biliniyor. Zamanla Cuma Camii olarak kullanılmış olan bu ecdat yadigarı, gün geçtikçe ilgiden uzak harap hale gelmiş ancak Sevgili Erdoğan KONUŞUK sayesinde adeta hayata gözlerini yeniden açtı.

Birkaç iyi adam, kolları sıvadı kaybolan gelenekleri, yitip gidecek bir kültürü yeniden inşa etti.
Önce cuma günleri camide yemek vererek Cuma Camii özelliği hatırlatıldı sonra bayramlarda bahçesinde etkinlik düzenleyerek gelenekler yeşertildi. Yetmedi bu birkaç iyi adam, her biri kendi keselerinden her gün kapsamlı iftar programları düzenledi. Kral sofralarını aratmayacak mönülerle iftar sofraları kurdu her akşam. Yetmedi Kurban bayramlarında cami bahçesinde Kırkpınar Güreşleri’nde birincilik almış birçok başpehlivanın da katıldığı güreşleri yeniden canlandırdı.

Ve daha neler neler …  Gelin bu kültür mücadelesine malını mülkünü zamanını emeğini feda etmiş bu birkaç iyi adamı birlikte tanıyalım: Muhtar Erdoğan KONUŞUK-Ahmet KIĞILCIM-Adnan İYİSON-Necmettin GONCA-Hüseyin ÇEVRİM-Bayram KARAVİL-Mustafa ALÇIN-Şenol KIĞILCIM-Mustafa GONCA-Muharrem GONCA-Yaşar İYİSON… Her birinizi saygıyla sevgiyle selamlıyoruz iyi adamlar!  Güzel günlere uyanın, Sağlıcakla kalın.

/Uğur DEDE
02.08.2014

1 Ağustos 2014 Cuma

Samsun’da Gazetecilik

Gazetecilik yapmak İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropol yerlerde mi daha kolaydır. Yoksa Samsun’da mı? Bu soruyu kendimize sıkça soruyoruz. Ben Samsun’da gazetecilik yapmanın büyük şehirlerde gazetecilik yapmaktan daha zor olduğunu düşünüyorum. Bunun zorluğunu yaşıyorum zira. Bayramın ikinci günüydü. Yolda bir dosta rastladım. Samsun’da önemli bir kurumun seçilmiş başkanıdır kendisi. İyi tanışırız.

Memleket meselesini de konuşurduk kendisiyle. Havadan sudan da sohbetimiz olmuştur. Dedim ya iyi tanışırdık. Derken O Başkan oldu. Ki; ben onu tanıdığımda da şimdiki gibi gazeteciydim. Dostumuz Başkan olunca. Bir iki eleştiri yazısı yazdım. Ama asla hakaret etmedim. Ki, benim yazılarımda eleştiri bulabilirsiniz ama asla kimseye hakaret etmem, bunu kendime bir hak olarak görmem. Yolda karşılaştığımızda yüz yüze geldik. Sırtını döndü. Buna rağmen bayramını kutlamak istedim. ‘’İyi Bayramlar Başkan’’ diyerek elimi uzattım.

‘’Nereden çıktı bu’’ der gibi baktı ve öylesine bir tavırla elini uzattı. Kerhen yani. Üzüldüm. Hatta bu durum karşısında sarsıldığımı söyleyebilirim. Oysa bu durum ilk defa başıma gelen bir şey de değildi. Daha önce de benzer durumlarla karşılaşmıştım. Yazdıklarımız bazılarının hoşuna gitmiyor. Samsunspor’un Başkanı Emin Kar mesela. Geçen yıl yazdığım bir yazı hoşuna gitmemişti. Beni arayıp yazdıklarımı beğenmediğini söyledi ve ‘’Bana bir daha selam verme, bana kardeşim deme’’ demişti. Telefon kulağımda öyle kala kalmıştım.

Oysa yazdıklarım hakaret içermiyordu yazıda sadece kulübün transfer politikasını eleştirmiştim. Emin Kar iyi ve temiz yürekli bir insan. Sonra beni anladı. Yazdıklarım nedeniyle zaman zaman yine alınganlık gösterse de aramızdaki sorunları çözdük. Ama siyasiler mesela. En sık sorun yaşadıklarımız onlar oluyor. Ayırt etmeden söylüyorum, iktidara mensup olanları da, muhalefete mensup olanları da yazdıklarımızdan hiç hoşnut olmuyorlar. Bazıları darıldı selamı, sabahı bile kestiler. ‘’Canları sağ olsun’’ ne diyeyim ama ben o yazıları ne onlara şirin gözükmek, ne de onları incitmek amacıyla yazıyorum.

Elbette ‘’Benim dediğim en doğru düşüncedir’’ gibi bir iddiada da bulunmam ama ben o yazıları doğru olduğuna inandığım için yazıyorum. Meslek yaşamım 40 yıla yaklaşıyor. Bu şehirde birçoğu önemli mevkilerde olan çok insan tanıyorum. Benden incinenler olduğunu biliyorum. Onlar her yaptıklarının ve söylediklerinin doğru olduğuna inanıyor olabilirler. Ben bazılarını doğru bulmuyor ve bu sütunlardan eleştiriyorum. Hani nasıl söylenir. ‘’Ne İsa’ya yaranabiliyoruz, ne de Musa’ya’’ Ama bir kere şunun bilinmesini isterim, ben doğru olduğuna inandığımı yazıyorum ve yazamaya devam edeceğim.

/ Ragıp GÖKER
01 Ağustos 2014