Şerif MIRIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şerif MIRIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2014 Pazartesi

Şehrin Kültürünün Merkezi


İnşası uzun yıllar süren ve yaklaşık on yıldır Samsun halkının hizmetinde olan bu yapı, yani Atatürk Kültür Merkezi Büyükşehir vasfında bir yerde olduğunuzun işaretlerinden biridir. Şehrin göbeğinde denize karşı heybetli duruşu, çok işlevli salonları ve özgün mimarisi ile isminin hakkını veren bir görüntüsü var doğrusu.

Gösterimi yapılan eserlere Samsun halkının ilgisi ise oldukça fazla. Hani deyim yerindeyse tüm sanatsal etkinlikler kapalı gişe oynuyor. Bilet fiyatlarının bir paket sigara fiyatının bile altında olması bu yoğun ilginin nedenlerinden biri olabilir. Yine de bu tür sanatsal etkinliklerin en büyük sıkıntısı seyirci bulamamak iken Samsun bu anlamda ciddi bir potansiyel gibi görünüyor. Merkezdeki etkinliklerin takipçileri arasında lise-üniversite öğrencileri, öğretmenler, avukatlar, doktorlar ve ticaretle uğraşan insanlar var.

Gelelim her etkinlik günü onca insanı misafir eden kültür merkezinin çevresel ve işlevsel koşullarına. Aracınızla AKM sınırlarından içeri girdiniz, arabanızı bırakabilmek için park yerini en az iki defa turluyorsunuz. Sizi karşılayıp aracınızı park etmek için yönlendirecek bir kişi yok varsa bile ben görmedim. Park edilen araçlar gelişigüzel ve düzensiz olarak bırakılmış. Orada bir görevli olsa hali hazırda park yeri bulabilen araçların 2-3 katı kadar araç nizami bir şekilde otoparktan faydalanabilir. Böylece insanlar araçlarını dışarıda bırakmak zorunda kalmazlar.

Neyse arabanızı bir şekilde park ettiniz. Otoparktan kültür merkezinin kapısına uzanan yolda sağa sola dağılmış kaldırım taşlarını, inşaat malzemelerini atlaya zıplaya girişe vardınız. Gözünüz gitmeniz gereken salonu gösterecek birilerini arıyor ama bulamıyorsunuz. Kalabalığın peşine takılmaktan başka çare yok. O kalabalığın peşinde bir salona varıyorsunuz ama orada sergilenecek olan sizin arzu ettiğiniz etkinlik değil. Neyse ki kapıda bir bilet toplayıcı var. Sorunuz üzerine sizi yönlendiriyor ve gitmeniz gereken yeri buluyorsunuz. Sizin salonun kapısında da bir bilet toplayıcı. Biletinizin bir parçasını veriyor içeri giriyorsunuz. İçeride yine yalnızsınız. Başlıyorsunuz koltuk sıralarının başlarında elinizde kalan bilet parçasında yazılı harfleri aramaya. Harfleri buldunuz, sıra rakamlarda. Salona giren herkes aynı arayışta olduğu için koridorlarla gözle görülür bir yığılma oluyor. Bu arada çalan zil oyunun başlamasına 5 dakika kaldığını uyarıyor. Siz yerinizi bulur bulmaz lambalar sönüyor ve oyun hemen başlıyor. Anlayacağınız hiç zaman kaybetmiyorsunuz(!)

Trilyonlarca lira yatırım yapılmış bu mekânda ufacık değişikliklerle her şey çok güzel olabilir. Öncelikle her ziyaretçinin aslında düzen ve temizlik konusunda özen ile kendilerine gösterilen ilgiyi ölçerek hizmet kalitesini değerlendirecek birer müşteri olduğunu kavramak gerekiyor. Sergilenen eserlerin kalitesini de yükseltmek gerek tabi.

Son zamanlarda 3-4 tiyatro oyunu izledim,  hepsi de bana göre üçüncü sınıf oyunlardı. Oysa toplumu aydınlatacak daha başarılı eserler sergilenebilir bu mekânlarda. Çağdaş ülkelerde tiyatro yaşamın hava ve su gibi vazgeçilmez bir parçasıdır. İki dünya savaşından tamamen bitik durumda çıkmış olan Almanya savaş sonrası onarım çalışmalarına ilk olarak tiyatro salonlarından başlamıştır.

Bu mekânlardan sorumlu insanlar isabetli eser seçimleri ve sunacakları iyi hizmet ile seyirciyi kültüre sıkı sıkı bağlamalıdırlar. Samsun halkının teveccühünü ciddiye alıp oraya gelenlere seçkin birer insan olduklarını hissettirmelidirler. Denizi geçip derede boğulmanın anlamı yok zira.

Sevgiyle kalın…
/Şerif MIRIK
31.03.2010

17 Ocak 2014 Cuma

Samsun Hainleri Kimler?


İhanet ve sadakat; tıpkı gece ile gündüz gibi birlikte olamayacak, yan yana duramayacak halleri ifade eden iki kelime.

İhanet ve sadakat; tıpkı gece ile gündüz gibi birlikte olamayacak, yan yana duramayacak halleri ifade eden iki kelime. Tarihte nice büyük imparatorluklar ihanet ile yıkılmıştır. İhanet can almaya can vermeye sebep olmuş, yuvalar dağıtmıştır. Yani öyle lafın gelişi telaffuz edilecek, sıradan bir kelime değildir ihanet. İşte bu eylemi gerçekleştirene hain denir.

Türkiye’de vatana ihanet suçu ilk kez 29 Nisan 1920'de T.B.M.M. tarafından çıkarılan 2 numaralı Hıyanet-i Vataniye Kanunu ile düzenlenmiştir. Kanun metninde; "Büyük Millet Meclisi'nin meşruiyetine isyana yönelik sözlü, yazılı veya eylemli muhalefet ve fesatlıkta bulunanlar vatan haini sayılır.", "Fiilen vatan hainliğinde bulunanlar asılarak idam edilir." hükümleri yer almaktadır. Bu içerik daha sonra Terörle Mücadele Kanunu kapsamında değerlendirilmiştir.

Samsun Ak Parti İl Başkanı Adem Güney geçen hafta basında yer alan demecinde ” Samsun'u sevmeyen ve ileri gitmesini istemeyen bir kesim var. Bu insanlar hem yatırımlara karşı çıkıyor hem de neden yatırım yapılmıyor diye konuşuyorlar. Bu nasıl iş anlamadım. Ne yazık ki bazı kesimler daha nedir ne değildir araştırmasını bile yapmadan hemen istemiyoruz diye ayağa kalkıyor. Mesela tersaneyle ilgilenen çok ciddi bir firma var, alışveriş merkezi ve turizm yatırımları yapmak isteyen ya da üretime dönük faaliyette bulunmak isteyen firmalar var. Gelen yatırımcı, ‘Samsun'da yapacağım yatırıma Samsunlu tepki gösterirse ben paramla sıkıntıya gireceğim. Ben risk alarak milyon dolarlarımı bu şehre yatırıyorum, karşılık olarak Samsunlu bana tepki gösteriyor, ne gereği var yatırımımı gider başka şehre yaparım’ diye düşünüyor.” şeklinde açık ifadelerde bulundu. Hatta daha da ileri giderek; “ Sırf Ak Parti iktidarı ya da birileri yaptığından dolayı ona mal edilmesin diyerek art niyet güdenler Samsun'a en büyük ihaneti yapıyorlar” dedi.

Sayın başkanı tanırım, inandırıcılığı olan, karakteri sağlam, dürüst biridir. Bir şey söylüyorsa mutlaka bir bildiği vardır. Şimdi kendisine sormak istiyorum.

Sayın Başkan;
Samsun’a yatırım yapmak isteyen firmaların isimlerini açık açık söyler misiniz?
Bu firmaların yatırım yapmasını engelleyen kişi ve firma isimlerini de aynı açıklıkla söyler misiniz?
Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, tebdili kıyafetle Kuşlar Çarşısı'nı gezer. Burada, avcılar avladıkları kuşları, tuzakçılar yakaladıkları maharetli, eğitimli, güzelim kuşları satıyorlar.

Bir ara gözü kekliklere ilişir Padişahın. Bir grup kekliğin üzerindeki varakta, "Tane işi satış fiyatı 1 altın" yazıyor. Hemen yanı başlarında asılı, adeta altın kafes içinde bir keklik daha var ki, fiyatı; 300 altın. Padişahın gözü 300 altınlık kekliğe takılır.

"Hayırdır" der satıcıya, "Bunun diğerlerinden ne farkı var ki, bunlar 1 altın, bu 300 altın?"

Satıcı, "Bu keklik özel eğitimli, çok güzel ötüyor, ötmesi bir yana bunun ötüşünü duyan ne kadar keklik varsa hepsi onun etrafına doluşuyor" der. "Tabii bu arada avcılar da o etrafa doluşan keklikleri daha rahat avlıyorlar" diye ekler.
"Satın alıyorum" der Padişah, "Al sana 500 altın..." Parayı verir ve hemen oracıkta kekliğin kafasını keser.

Adam şaşırıp, "Ne yaptınız, en maharetli kekliğin kafasını koparttınız, yazık değil mi" diye dövünürken;

Padişah gürler: "Bu kendi soyuna ihanet eden bir kekliktir. Bunun akıbeti er veya geç ölümdür..."

Bir Samsunlu olarak bunları sormak ve yanıtlarını öğrenmek hakkım. Samsun’a ihanetin bir cezası olmalı. Yıllardan beri marka şehir diye uyutulan Samsun’un arka şehir oluverdiğini hepimiz biliyoruz. Bütün samimiyetimle söylüyorum; siz bu kişi ve kurumları açıklayarak üzerinize düşeni yapın, bırakın halk olarak cezalarını biz verelim. Dostumuz kim, düşmanımız kim, içimizdeki hainler kim bilelim.

Sevgiyle kalın…
/Şerif MIRIK

Samsunspor Başaracak


Futbolla çok ilgili olmadığım için hakkında yazmayı da istemiyorum hiç. Bu konuya ilgili duyan, profesyonel şekilde değerlendiren yazar-çizerlerimiz var. Benim futbol hakkında yazmaya kalkmam onlara hem haksızlık hem saygısızlık olur. Ama Samsun şehrinin futbol takımını bu halde gördükçe de içim sızlıyor, yüreğim burkuluyor.

Büyükşehir statüsünde bir küçük şehir olduğumuz gerçeğini büyüklerimiz “marka şehir” sözüyle örtbas etmeye çalışsa da her şey gün gibi ortada. Oysa gerçekten büyük olmamızı sağlayacak değerleri var bu şehrin. Mesela iki büyük ırmağı var;  Yeşilirmak ve Kızılırmak. Bunların suladığı iki de verimli ovası var. Ama biz Kızılırmağı, Yeşilırmağı atıklara ve mobil santrale kurban ettik. Bu zenginlik herhangi bir Avrupa ülkesinde olsa kendilerinin tarım ihtiyaçlarını giderir de fazlasını bize ihraç ederlerdi belki.

İlimizde binlerce kişinin istihdam edildiği üç büyük fabrik avardı; Tekel, Bakır ve Azot fabrikaları. Şimdi bunlar yok. Limanımız var, yakında o da olmayacak. Şimdi büyüklerimiz; bunları Samsun’dan kaldırıp götürdük mü, bakın hala yerlerinde duruyor diyecekler, desinler. Biz bu yerlerin satılmadan önce Samsun ve Türkiye ekonomisine katkıları neydi ona bakalım. 1980’li yıllarda işçi kadınlar sabahları işe gitmek için evlerinden çıktıklarında kalabalık pazar yerini andırırdı. Akşam dönüşlerinde sokaklar, kaldırımlar alışveriş merkezi halini alıverirdi. Onlar çalışır, üretir ve kazanırlardı. Bu kazançları şehir esnafına yansır, onlar da ticaretlerini yaparlardı. Hasılı alan memnun, satan memnundu.

Samsunsporumuz, Türkiye'nin her yanında tanınan ve takip edilen bir takımdı. 1985-1986 ve 1986-1987 sezonlarını üçüncü sırada tamamladı. 1987-1988 sezonunu dördüncü bitirdi. Türkiye Kupasında final oynadı. Şampiyonluğu kovaladığı 1986-87 sezonunu haftalarca lider götürdü. Son beş haftada aldığı sonuçlarla şampiyonluğu Galatasaray'a kaptırdı. Yine bu dönemlerde F.Bahçe ile oynadığı on resmi maçta yalnızca bir yenilgi almış, Beşiktaş ile oynadığı yedi maçta da kaybetmemiş, Trabzonspor'a ise yalnızca bir kez mağlup olmuştu. İki defa gol kralı çıkarmış ve dört futbolcusunu sürekli olarak milli takıma göndermişti.

1989 yılı ocak ayı Samsunspor efsanesinin elim bir kazayla son bulduğu tarihtir. Kafileyi taşıyan otobüs kaza yaptı. Bu kazada Nuri Asan ve futbolculardan Mete Adanır ve Muzaffer Badalıoğlu olay yerinde hayatlarını kaybetti.

Kazanın olduğu sırada yakınlarımdan biri de trafik kazası geçirmişti. Hayati tehlikesi olduğundan yanında refakatçi olarak kalıyordum. Kazadan koma halinde yaralı çıkan Yugoslav futbolcu Tomiç ile aynı hastane koridorundaydık. Orada bulunduğum sürede makineye bağlı sadece bir nefesten ibaretti. Görünen yerlerinde yara-bere izi yoktu. Biz ayrıldıktan kısa süre sonra da vefat etti.

Bu elim kazanın ardından Samsunspor bir daha belini doğrultup ayağa kalkamadı. Kazanın ardından ilk yıl Samsun halkı Samsunspor için kenetlendi, yekvücut oldu. Ama bu birlikteliği enerjiye çevirecek bir lider olmadı.

Bugün Samsunspor formasını taşıyan her futbolcu her şeye ve herkese rağmen başarmak zorunda. Samsunspor için hayatını verenlerin hatırası için başarmak zorunda. Çakılı kaldığı tekerlekli sandalye ile kırmızı-beyaz formayla oynayanları seyretmeye gelenler için başarmak zorunda. İdare edenler için değil, idare edemeyenlere nispet yaparcasına başarmak zorunda. Ben Samsunluyum diyip Samsunspor’a bir dirhem katkısı olmayanları utandırmak için başarmak zorunda…

Elindeki değerleri birer birer heba edilen Samsun için başarmak zorunda…

Değerli futbolcu kardeşlerim;
Siz hippi kılıklı, zibidi tavırlı o bar benim bu pavyon senin dolaşan insanlar değilsiniz. Hepiniz efsane Samsunspor formasını giymeye layık, değerli birer sporcusunuz. Samsunspor forması giyen futbolcu ikinci sınıf olamaz. Eminim sahaya ayaklarınızı değil yüreklerinizi koyduğunuzda bu iş tamam olacaktır. Lütfen yüreğinizle oynayın. “İnanmak başarmanın yarısıdır” inanırsanız başaracaksınız. Bunu hissediyorum.

Sevgiyle kalın...
/Şerif MIRIK
05.11.2009

19 Mayıs Şehri Olmak


19 Mayıs Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ nin göbek adı. 19 Mayıs Samsun’ un bir diğer adı. 19 Mayıs 1919 Atanın Milli Mücadeleyi fiilen başlattığı tarih. 19 Mayıs, Milli Mücadelenin başladığı yerin asıl adı. 19 Mayıs kişisel egemenlikten Milletin egemenliğine geçişin yeni adı.

19 Mayıs Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ nin göbek adı. 19 Mayıs Samsun’ un bir diğer adı. 1071, 1299, 1453, 1919 gibi tarihler biz Türkler için önemli mihenk taşlarıdır. Dönüm noktalarıdır.

Atatürk’ ün hayatında 19 rakamının sırrından bahsedilir. Bunu ilk olarak gündeme getirende rahmetli Cenk Koray’ dır. İşte o 19'lar: 19. yüzyılın bitimine 19 yıl kala doğdu... 19 yaşında Harbiye’ye girdi... 19 Aralık’ta Yıldız Sarayı’na çağrıldı... Harp Akademisindeki sicilinin rakamları toplandığında 19 ediyor... Çanakkale Savaşı’nı kazanılmasında sağlayan, 19. Fırka’yı kuruyor ve komuta ediyor... 19 Mayıs’ta Miralay oluyor... Çanakkale’de düşmanı 19 Mayıs’a kadar oyalıyor... Samsun’a 19 Mayıs 1919’da çıkıyor... Kurtuluş Savaşı’nın başlangıç tarihi olan bu günde tam 3 tane 19 rakamı var... Samsun’a çıktığı Bandırma vapurunda ise yine 19 yolcu var... Meclis’te Milli Mücadeleye fiili olarak başlanmasının tarihi de yine üç tane 19’lu bir tarih... 19 Kasım 1919... Milletin iradesini Meclis’e devretme kararını 19 Mart’ta alıyor... Mareşal rütbesine 19 Eylül’de kavuşuyor... Mustafa Kemal Atatürk 19 harften oluşuyor... "Ne mutlu Türküm diyene” sözü de 19 harfli bir söz... 19’un iki katı olan 38 yılında ölüyor... Öldüğünde yaşı 19’ün üç katı olan 57... “Türk milletinin kaderine, 1919-1938 arası tam 19 yıl hakim oluyor...”

Bu 19’ lardan birinin 90. yılındayız bugün. Bayramınız kutlu, geleceğiniz sağlıklı ve umutlu olsun. Sevgiyle kalın…

/Şerif MIRIK
19.05.2009

Canik'te Genç Farkı


Hasta ambulansının yolda trafik kuralı tanımaması gibi Osman Genç de Canik’i hak ettiği yere ulaştırmak için kural tanımadı. Türkiye geneli ve Samsun yerelinde Ak Parti oyları aşağı düşerken Canik ilçesinde Osman başkanın oylarını yükseltmesi çok manidardır. Hep arka plana atılan, göz ardı edilen, varoş tabir edilen bölgenin insanları yaklaşık yüzde 55 oranında tekrar Osman Genç dediler. Acaba neden?

Osman Genç bu yarışa çıkarken her şeyden önce kendine inandı ve sonra etrafındakileri inandırmayı bildi. 2004 yerel seçimlerinde aldığı oyun oranı %49 olduğu halde bu seçimlerde çıtayı %65 gibi bir rakamda tuttu. İktidarın oy kaybetmesinin bir Türkiye gerçeği olduğunu, . %49 u aşacak her bir rakamın herkes tarafında başarı sayılacağını bile bile hedefini %65 olarak koydu.

Bir gazeteci ağabeyimizin televizyon programı sonrası Osman başkana sorduğu şu soru çok manidardır; “Sayın başkanım Canik’te yaptığınız onca hizmete rağmen bu kadar antipatik olmayı nasıl başarıyorsunuz?” demişti. Evet, soruyu kendi özelimde ben de önemsemiştim. Başkanın sert ve dik bir duruşu vardı. Başkanın kavgaları vardı. Başkanın yer yer önemsemez, vurdumduymaz tavırları, fevri çıkışları vardı. Ama bunların hepsi Canikliler adınaydı. O karasevda sayılabilecek derecede Canik aşığı biri. Canik’e bir çivi çakarken aldığı hazzı ve mutluluğu görmek lazım. Canik’e hizmeti engelleyenlere karşı duyduğu öfkeyi, kini de görmek lazım tabi. İşte başkan antipatik olmayı o zaman başarıyor.

Canik’te hizmet yapabilmek için önce devlet bürokrasisini aşmak lazım. Devlet bürokrasisini aşmaya çalıştığınızda da seçilmişlerle atanmışlar arasında kavga başlıyor. Oysa Canik bürokrasinin keyfini bekleyecek rahatlıkta değil. Ambulansla acil olarak hastaneye yetiştirilmesi gereken büyük ve aşılmaz sorunlarla doluydu. Hasta ambulansının yolda trafik kuralı tanımaması gibi Osman Genç de Canik’i hak ettiği yere ulaştırmak için kural tanımadı. Hedefe varan yolda her şeyi mübah saydı. Kavgaysa kavga, ayrılıksa ayrılık, kazanan Canik olacaksa hepsine varım dedi. Yeri geldi başbakanının sözünü dinledi dik durdu, yeri geldi başbakanının sözünü dinlemedi diklendi. İkisinde de inandığını yada kendine inandırılanı yaptı.

Yine bir sendika başkanı sohbet esnasında Osman Genç’e soruyordu; “Sayın başkan hem bu kadar hizmet yapıyorsun, hem de personelin maaşını tıkır tıkır ödüyorsun. Yahu Canikte gömü mü buldun, bunu nasıl başarıyorsun?”

Osman Başkan Canik’te gömü falan bulmamıştı. Ama Canik’in bir değer olduğunu biliyordu. O, bu değeri belki belediye başkanı mantığı ile değil de Kayserili tüccar mantığıyla ranta çevirdi. Canik ve Canik halkı için sağlanan bu rant Meşe Tesisleri’ne, Hasan Doğan Spor Eğitim Merkezi’ne, Hanımlar Kültür Merkezine, düğün salonlarına, park bahçelere, yollara, kaldırım ve parke taşlarına dönüşüp geri döndü. Dolayısıyla çok sevdiği Canikli kazandı.

Son seçim virajına girilirken de sadece yaptıklarını, yapacaklarını ve Canik için hayallerini anlattı. Ulusal bazda başbakanının düştüğü tuzağa düşmedi. Hiçbir partiyle çekişmeye girmedi.

Şimdi yazacağım şeyi rakipleri seçimden önce bilseler belki kendisine karşı kullanabilirlerdi. Osman başkanı ikna etmenin en geçerli yolu karşısına bir çocukla çıkmaktır. Eğer elinizde bir çocuk varsa Osman başkandan alamayacağınız şey yok gibidir. Onun çocuklara karşı gerçekten apayrı bir ilgisi var. Bu sevgi de sandıkta oy olarak kendine dönen değerlerinden biri oldu.

Sevgiyle kalın…
/Şerif MIRIK
01.04.2009

14 Ocak 2014 Salı

Galip Öztürk


Neyse, ben Metro şirketler gurubunun levhasını gördüğüm illerde kendimi daha güvende hissediyorum her nedense. Bayram değil seyran değil neden bu ismi gündeme getirdin diyeceksiniz belki. Ama ismin kendisi Samsun’u Türkiye’nin pek çok yerine taşıyan biri. Nasıl Tatlıses Turizmi gördüğümüzde aklımıza Urfa ve İbrahim Tatlıses geliyorsa, Metro Turizmi gördüğümüzde akla gelen Samsun ve Galip Öztürk oluyor.

Gazete sayfalarında bir sürü olumsuz haberler var hakkında. Uyuşturucu kaçakçılığından dolayı Amerikanın yakın takibindeymiş, illegal kişilerle ilişkisi varmış vs. vs. Söylenenlerde doğruluk payı varsa benim polisim onu yakalayacak güce ve bilgiye sahiptir. Türk adaleti gerekli soruşturmayı yapar, cezasını da verir. Amerika’ya ne oluyor, kendi ülkesinde takip edilecek kimse kalmamış sanki.

Neyse, ben Metro şirketler gurubunun levhasını gördüğüm illerde kendimi daha güvende hissediyorum her nedense. Bilinçaltımda; param çalınsa, kaybolsam ya da yolda kalsam beni Samsun’a yetiştirecek birileri var düşüncesi uyanıyor olsa gerek. Belki götürmeyecekler belki ciddiye bile almayacaklar ama ben öyle hissediyorum.

Yine de keşke ismi Metro değil de Samsun’u ve Samsunluyu çağrıştıran bir şey olsaydı diye düşünmeden edemiyorum. Mesela Karadeniz55 Turizm yada Samsun Seyahat gibi bir şey olsaydı firmanın adı sanırım beni daha mutlu ederdi.

Ben Metroya bahsettiğim bu nedenlerle bir başka bakıyorum da hızlı ve erken büyümeden olsa gerek epeyce sıkıntı olduğunu da görmeden geçemiyorum. Mesela personel hem sayıca az hem de eğitimsiz. Oysa bir Turizm Otelcilik mezunu genç işsiz, boşta geziyor. O gençleri alsalar, otobüsler dahil çeşitli kademelerde değerlendirseler kalite artacaktır diye düşünüyorum. Zira hizmet sektöründe ‘güler yüz’ ve ‘hoşgörü’ olmazsa olmaz iki kavramdır. Ancak bu iki kelimenin anlamını ve etkisini bilen yeterli sayıda eğitimli personelle müşteri memnuniyetine ulaşılabilir.

Şimdi bu yazıyı yazdığım için birileri bana “yahu hangi dostlukları kurdun da böyle bir yazı yazma gereği duydun” diyecekler. İnanın Metro şirketler gurubundan tanışıklığım olan bir tek isim dahi gelmedi aklıma. Bu aralar yerel basında Galip Öztürk ismini fazlaca okuduğum için böyle bir yazıya gerek duydum sanırım.

Kaldı ki bu isim sadece Samsunlular ve Samsun’da yaşayanlar için değil Türkiye’nin birçok yerinde olanlar için bir şeyler ifade etmektedir sanırım. Topkapı otogarında çay satarak başladığı iş hayatında Metro şirketler grubunun sahibi olarak hızlı bir tırmanışın adı.

Ancak büyük olmak sadece ekonomik güçle olmuyor. Büyük olmak güçlü, güvenilir, sağlam dostluklarladır. Mazlumu ezmeden nafakayı temin, elindekilerle etrafına sağladığın faydayladır.


Şimdi buradan Sayın Galip Öztürk Bey’e bir çağrı yapmak istiyorum… Aylardır bu sayfalarda Samsunspor hakkında yazılıp çiziliyor. Sahipsizliğinden, idaresinin kayyuma kalabileceğinden bahsediliyor. Bütün bunları okuduğumda aynı sizin gibi çarşambalı olan rahmetli Hasbi Ağa’yı düşünmeden edemedim. O hem Samsunspora hem de Türkiye’nin öbür ucundaki Kırkpınara sahip çıkmıştı. Bugün ismi hala belleklerdeyse en büyük sebebi budur. Eğer siz de öldükten sonra bile böyle hatırlanmak istiyorsanız Samsunspor gibi ölmez bir eser bırakın.

Sevgiyle kalın…
/Şerif MIRIK
27.02.2009

10 Ocak 2014 Cuma

Samsun Türkiye Birincisi Oldu


Ateşli silah taşıma oranının değerlendirildiği sıralamanın ilk sırasında da yüzde 46,7 ile yine Samsun ili var.
 Türkiye Büyük Millet Meclisi Şiddet Komisyonca hazırlandığı bildirilen bir rapor yayınlandı. Bu rapor Samsunumuzun geldiği noktanın vahametini net bir ifadeyle ortaya koymaktadır. Yapılan araştırmaya göre; delici-kesici alet bulundurma oranının en yüksek olduğu il yüzde 80 ile Samsun. Ateşli silah taşıma oranının değerlendirildiği sıralamanın ilk sırasında da yüzde 46,7 ile yine Samsun ili var. Yani acil eylem planı uygulanması gereken illerin başında Samsun geliyor. Dedik ya nihayet Türkiye birincisiyiz…

Aile içi şiddetin en yoğun yaşandığı şehirlerin başında Samsun var. "Kendinizi en güvende hissettiğiniz ortam" sorusunu gençlerin yüzde 4,2'si okul diye yanıtlarken, yüzde 8,3'ünün cevabı "cezaevi" oluyor. Aynı soruya "aile" diye cevap verenlerin ülke genelinde oranı yüzde 73 iken, Samsun'da bu oran yüzde 60'a düşüyor. Yani, bu şehrin gençlerinin yaklaşık yarısı ailenin "en güvenilir ortam" olmadığını düşünüyor. Bir başka deyişle ailesini güvensiz buluyor.

Bütün bu verilerden nasıl bir sonuç çıkartmalıyız sizce?

Bir an için bardağa dolu tarafından bakalım. Samsun emniyeti çok sıkı çalışıyor, ilimizde kuş uçurmuyor. Yakalananların sayısı fazla olduğu için de istatistikler olumsuz yönde etkileniyor (!)

Bardağa diğer tarafından baktığımızda ise Samsun’un ne kadar sahipsiz kaldığı Türkiye’nin Büyük Millet Meclisi tarafından tescillenmiş oluyor.

Samsun bütün kurum ve kuruluşlarıyla bu raporu ele almalı, herkes şehrim için kendi adıma ne yapabilirimi düşünerek bir hal çaresi aramalıdır. Üniversite, Belediyeler, Milli Eğitim Müdürlüğü, Rehberlik Araştırma Merkezi Müdürlüğü, Emniyet Müdürlüğü, Çocuk Yetiştirme Yurt Müdürlükleri, Kadın Koordinasyon Merkezleri, Baro, Ticaret ve Sanayi Odası gibi resmi yada sivil toplum kuruluşları bir an önce bir araya gelerek bu sorunun çözüm yollarını tartışmalı ve sonuçlar üzerinden hemen harekete geçilmelidir. Yoksa hiçbirimiz bu şehirde malımızdan ve canımızdan emin olarak dolaşamaz, uyuyamaz, yaşayamayız.

Belki şu anda bu istatistikî veriler sizi çok etkilemiyor olabilir. Ancak yarın her biriniz kapınıza 3 anahtar evinize bir çelik kasa yaptırmak zorunda kalabilir, sevdiklerinizi kör bir kurşunla kaybedebilir, suç batağına sürüklenmiş çocuklarınız ardından ah vah edebilirsiniz.

Hem bu mücadeleyi sadece bugünümüz için değil geleceğimiz için de yapmalıyız. İnancımıza göre doğan her çocuk günahsız ve temizdir. O tertemiz çocuklara, gençlere yaşanabilir bir ortam sağlamak, kötü alışkanlıkların kucağında, çıkmaz yollara sapmalarını önlemek ödevimizdir.

Eğitimsiz toplumlarda aile içerisinde, okulda, sokakta, işte, trafikte, sporda, müzikte her an her yerde şiddete rastlamak mümkündür. Sosyal bir varlık olan insanın ise bu gibi yerlerden uzak yaşamasının imkânı bulunmamaktadır.

Lütfen iş işten geçmeden, eyvah demeden kolları sıvayalım. 2009 yılını “şiddetle mücadele yılı” ilan edelim.

Sizi Şerafettin MUŞ’ un yazdığı şiddet adlı şiirle baş başa bırakıyorum.

Sizi kınıyorum devlet erkanı
İlkokula kadar indi bak şiddet
Yürekler yaralı akıyor bak kanı
İlkokula kadar indi bak şiddet

Uyurken uykudan uyanıyorum
Olmaz böyle bir şey rüya diyorum
İnsan olduğumdan utanıyorum
İlkokula kadar indi bak şiddet

Konuşmaktan, tartışmaktan uzağız
Karanlık tünele konmuş tuzağız
Oturup düşünsek neler yazarız
İlkokula kadar indi bak şiddet

Kendimi ifade edemiyorum
Anlayış, hoşgörü nedir diyorum
Toplumsal bunalım geçiriyorum
İlkokula kadar indi bak şiddet

Çağdaşlığa doğru bakamıyorum
Kirlenmiş yüzümü yıkamıyorum
Bir baba olarak haykırıyorum
İlkokula kadar indi bak şiddet

Bunca sorumlular kurumlar nerde
Gözlerinde sorumluluk bir perde
Gözyaşları merhem olmaz bu derde
İlkokula kadar indi bak şiddet

Çağdaşlığa aday olanlar nerde
İnsan olmak gibi servet var serde
Sevgi eğitimdir derman her derde
İlkokula kadar indi bak şiddet

İnsani yanıyla kabahatlisin
Sorumlu makamda sen rahat mısın
Bunlar daha çocuk nasıl kıyarsın
İlkokula kadar indi bak şiddet

Dost Şeref im ne ektiysek tez yolduk
Karanlık tünelde hayli yorulduk
Eğitimli toplum dedik bak nolduk
İlkokula kadar indi bak şiddet

Sevgiyle kalın…
/Şerif MIRIK
26.12.2008

9 Ocak 2014 Perşembe

Samsunspor Bizim


Biz de Samsun olarak başarılı bir futbol takımına sahip olmaya mecburuz, bu takımı oluşturmak zorundayız.

Bir Samsunlu olarak Samsunspor futbol takımı ile ilgili haberlerden bilgim okuduklarım, televizyonda izlediklerim, kahvede ya da sokakta dinlediklerimden ibaret. Bu bir eksiklik midir, bence bir Samsunlu olarak eksikliktir. Bu zamana kadar Samsunspor hakkında tek satır yazmamam da kendimde gördüğüm eksikliklerden biridir.

Siz de takdir edersiniz ki şehirlerin isimlerinin büyük olması o şehirlerin büyük oldukları anlamına gelmiyor. Büyükşehir mi görmek istiyorsunuz? Gidin İstanbul’a, Bursa’ya, İzmir’e nasıl Büyükşehir olunuyormuş görün. Evet, adımız Büyükşehir ama Türkiye illeri arasında ne kadar büyüğüz tartışılır. Ekonomide, siyasette, eğitimde, sporda, kültürel aktivitelerde neredeyiz. Bir şehrin büyüklüğü bu alanlardaki etkinliğiyle ölçülür.

Sivas bir Büyükşehir değil ama ismi her hafta televizyonlarda konuşuluyor, sürekli gündem oluşturuyor. Sivas’ı ülke gündeminde tutan, pazar ve pazartesi günleri ekranlarda saatlerce konuşulmasına neden olan şey sahip olduğu başarılı futbol takımıdır.

Biz de Samsun olarak başarılı bir futbol takımına sahip olmaya mecburuz, bu takımı oluşturmak zorundayız. Futboldan anlayan anlamayan, parası olan olmayan herkes bu şehrin takımına sahip çıkmalı ve sahip çıkılan bu takım da başarmalıdır. Zira beyler; ağalık solucan gibi büzülmeyle değil yılan gibi uzamayla olur.

Konuşmalara bakıyorum; Samsunspor yönetimini şunlar ele geçirmiş, futbolcular kendi aralarında gurup kurmuş paralarını alamıyorlarmış, iyi futbol oynanmıyormuş, yöneticisi şuymuş, başkanı buymuş, hocası Samsun’dan gitmek istiyormuş, falan futbolcu antrenmanı terk etmiş vs. vs…

Bana ne bütün bunlardan. Beni ilgilendiren bir tek şey var. Samsun spor başarılı mı, Samsun ismi hangi ligde, kaçıncı sırada, Türkiye pazar ve pazartesi akşamları Samsun’u konuşuyor, Samsun’u tartışıyor mu, Samsunla ilgili yorumda bulunuyor mu, beni ilgilendiren bu…

Samsunspor’da görev yapan idareciler, futbolcular, masörler, çaycılar, bekçiler o görevlerden gelip geçen insanlardır. Kalıcı olan Samsun ve Samsunspor ismidir.
  
Değerli dostlar…
Samsun’da hayatını idame ettiren, enerjisini buraya harcayan, vergisini buraya ödeyen herkes, tüccarı, sanayicisi, işadamı siyasetçisi, bürokratı hepsi Samsunludur. Nüfus kağıdında ne yazdığının önemi yok. Bu nedenle hiç kimseyi yaftalamadan, samimi hizmetteki aşk ve şevklerini kırmadan, onların bu fedakâr mücadelesine destek verelim. Elbirliği ederek Samsun’u Süper Lig’e götürelim.

Çünkü Samsun ve Samsunspor bizim… Samsunsporlu kalın…
Sevgiyle kalın…
/Şerif MIRIK
22.11.2008