17 Eylül 2014 Çarşamba

Canik’te Bir Mini Yıldız Daha

Canik Mehmet A. Ersoy eğitim kampüsü 40 dönüm arazi üzerinde kurulu bir külliyedir.  Kampüs ile külliye arasında medeniyet dili farkı vardır. Asıl konumuz, bu farkı ortaya koymak değildir.  Konumuz, Canik Belediyesi tarafından eğitim ve kültür alanı olarak tahsis edilmiş 40 dönüm arazidir. Bu arazinin üzerinde Türkiye’nin en büyük Anadolu İmam-Hatip lisesi yanında, bir uygulama cami, 370 kişilik öğrenci yurdu, bir anaokulu, bir konferans salonu ile bir de kapalı spor salonu inşa edilecektir.

“Bir okul için bu kadar yere ne gerek var, başkan hayal kuruyor ve görüyor” diyen dostlarımız olmuştur. Hayal dedikleri şeyler gerçekleşmeye başlayınca da “hocam, biz bu işi baştan yeterince anlayamadık” demişlerdir.

26000 metrekare alana sahip Türkiye’nin en büyük Anadolu İmam-Hatip lisesinin 980 metrekare üzerinde kurulu 9 kat idari bloğu Samsunlu hayırseverimiz ve işadamımız Sayın Galip Öztürk Beyin büyük katkılarıyla tamamlanmak üzereyken, Sayın Samsun Valimiz Hüseyin Aksoy Beyin özel bir kaynakta biriktirip aktaracağını ifade ettiği para ile kampüs bünyesinde yer alacak anaokulunu yaptıracağı müjdesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Canikliler ve eğitim adına sevindirici bu müjdenin inşallah kampüsün diğer bölümleri için de gerçekleşeceğine inanıyoruz.

Atalarımız, “taşıma su ile değirmen dönmez” demişlerdir. Bununla beraber aynı zamanda “damlaya damlaya göl olur” da demişlerdir. Sayın valimiz “damlaya damlaya göl olur” atasözünü haklı çıkarmıştır. Sayın belediye başkanımız da 980 metrekare üzerinde kurulu 9 katın kaba ve kısmen de ince inşaat işleriniz yaparken; su ihtiyacımızı tankerlerle karşılayarak “değirmeni” döndürmüştür. Hem de her gün döndürmüştür.

İnanıyoruz ki yine damlacıklarımız göl olacak ve taşıma su ile değirmeni döndüreceğiz. Selam ve sevgi ile…

/Mustafa GENÇ
17.09.2014

Samsun’dan Diyarbakır’a

Valimiz Sayın Hüseyin Aksoy’un, Samsun’dan ayrılması benim için sürpriz olmadı ama Diyarbakır’a atanması hemen herkes gibi beni de şaşırttı. Dört yılın sonunda yer değiştirmesi normaldi, bekleniyordu, kendisi de bekliyordu. Lakin kimse Diyarbakır’ı beklemiyordu. Daha batıda daha büyük bir kente atanmasını bekleyenler çoğunluktaydı. Bu açıdan Diyarbakır Valiliği herkesi şaşırttı. Dün bütün gün bu konuşuldu.

Bölgede yaşananlara bakınca Samsun’dan sonra Diyarbakır şüphesiz ki çok daha zor, çok daha yorucu ama aynı zamanda da çok daha önemli bir görev olacak. Milletin birliğinin ve ülkenin bütünlüğünün tartışıldığı bir dönemde Diyarbakır tüm dikkatlerin üzerinde toplandığı bir kent. Bu yıl ve özellikle gelecek yıl uygulamaya konulacağı ve 2019’a kadar kademe kademe uygulanacağı dillendirilen yol haritasıyla birlikte önemi daha da artacak. Böyle bir dönemde orada görev yapacak valinin kimliği, birikimi ve basireti son derece önemli. Sanırım Sayın Aksoy’un atanmasında bu özellikleri belirleyici olmuştur.

Sayın Aksoy ve eşi hanımefendi geride kalan dört yıl içinde iyi bir intiba bıraktılar. Halkla kontrollü bir yakınlık kurdular. Sayın Vali bürokratlarıyla barışık bir otoritenin temsilcisiydi. Sanırım Samsun’dan ayrılmalarına en çok bürokratları üzüleceklerdir.

Devlet adamlığının vakarı ile halk adamlığının tevazuunu kendi bünyesinde birleştiren Sayın Aksoy’a ve eşine zor ve fakat son derece önemli yeni görev yerlerinde başarılar diliyorum. Orada gösterecekleri başarı; hem ülke hem de kendi kariyer geleceği için belirleyici olacaktır. Ben Sayın Aksoy’un başaracağına inanıyorum. Bunu hem kendileri hem de milletim için yürekten istiyorum.

Güle güle Sayın Valim… Güle güle Sayın Hanımefendi. Yolunuz ve bahtınız açık olsun efendim…

/Osman KARA
17.09.2014

16 Eylül 2014 Salı

Sahiller Vatandaşındır, Engelleyeni Zabıtaya Haber Veriniz..

Elbette Samsun'da değil bu dediğim.. Biz sahilimizi bırakın korumayı ticarethanelere çeviriyoruz.. Samsun'da sahil ile ilgili düşüncelerle, başka yerler farklı..  Samsun'da şu otel sahilimize el koyar mı.?. Vatandaşın olan sahil  'kimlere peşkeş çekiliyor', malı  haline getiriliyor diye 'bakalım'.. Ya da belediye kumsal alana 'tesis yapmış' denizi ve kumsalı adeta parsellemiş diye düşünüp duralım..

Hatta sahili şirket işletecek 'vatandaş aracını bile parayla park edebilecek' diye dert yanalım.. Küçücük bir mahalle olan Akçay'da, Edremit Belediyesi 'yazıyı vatandaşın görebileceği şekilde tabelalaştırmış ve asmış kentin her yerine.. Hem de sahildeki işletmelerin 'duvarlarına, herkesin görebileceği şekilde' nal gibi koymuş uyarıyı.. Uyarıyı aynen yazıyorum..

T.C Edremit Belediye Başkanlığı
DUYURU
“Yasa Gereği, tüm halkımız deniz kıyılarından ücretsiz yararlanma hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasını engellemek isteyenleri lütfen zabıta bürolarımıza bildiriniz. İyi tatiller dileriz..”

Bunu halk biliyor.. Gelen yerli turistler okuyor.. Yabancılar da 'burada ne yazıyor' diye, merak ediyor soruyor öğreniyor.. Ve bu uyarı yazısı her metrekaresinde uygulanıyor Edremit sahillerinde... Altınoluk, Zeytinli, Küçükkuyu, Ören hepsinde.. İsterse büyük bir otel olsun, havlunu alıp önüne gidip denizine giriyorsun.. Kimse gelip te 'burası bize ait' diyemiyor.. Kıyı kenar çizgisinde zaten hiçbir yapılaşmaya da izin verilmiyor.. Halkın orası, 'sormaya gerek yok'.. Aslında tatil modundan çıktım ve işe başladım da; Oradaki yasaların bizim Samsunumuzda neden işlemediğini idrak edemedim..

O nedenle 'paradoks yaşıyorum'.. Orda böyle, burada niye farklı diye düşünüyorum.. Yasa ise aynı yasa... Bir kaç güne geçer sanırım.. Alışırız Samsun'daki 'ben yaptım oldu zihniyetine'.. Her gün aynı şeyi göre göre 'unuturuz başka yerlerdeki farklılıkları'.. Çok sürmez.. Bir iki güne 'normale' döneriz..

/A.Yener CABBAR
16 Eylül 2014

15 Eylül 2014 Pazartesi

Minareyi Çalan İçin Kılıf

Pazar günü gazetenin manşetiydi. Terme’de ansızın peydahlanan o enerji nakil hatlarını henüz sahiplenen olmamış. ‘’Sahibi aranıyor’’ diye veriliyordu haber. Şu termikçiler, bu işin peşini bırakmayan Hedef HALK’a ve o gazetede yazan bizlere ne kadar da kızıyorlardır kim bilir. ‘’Nereden çıktı şimdi bunlar’’ dediklerini duyar gibiyim. Öyle ya! O ÇED toplantısının yapılacağı haberini vermeseydi gazete, o toplantı yapılmıştı şimdi ve santralin kurulması için gerekli ola 11 aşamadan birini geçmiş olacaktı o firma. Ki; Bir santral kurabilmek için yerine getirilmesi gereken en önemli kıstaslardan biridir ÇED toplantısını yapmak.

Bu haber gazetede yayınlanınca halk o toplantıyı yaptırmamıştı biliyorsunuz. Firma yetkilileri her ne kadar, ‘’Biz halkı bilgilendirmek amacıyla Terme’ye geldik, bizim için o toplantı yapılmıştır’’ deseler bile kayıtlara ‘’Toplantı yapılamadı’’ diye not düşülmüştür. Samsun’da düzenlenen rapor böyle ama yukarılarda ne karar verilir onu kestirmek güç. Zira minareyi çalan, kılıfını da hazırlıyor bir şekilde. Uyanık olmak lazım yani! O firmanın sahibi durduk yere ‘’Bizim için o toplantı yapılmıştır’’ diye niye söylesin ki.

Mutlaka güvendiği bir dağ olmalı. 960 milyon liralık yatırım yapacağını söylüyor o firmanın sahibi olan kişi. Yaklaşık bir milyar lira, eski parayla söyleyeyim bir katrilyon lira. Ve bu para yatırım için ön görülen miktar, yatırımı gerçekleştirebilirse bu miktar daha da artacaktır. Biliyorsunuz para, kapalı kilitleri açabilmek için en önemli araçtır. Yüzü sıcaktır yani, onun sıcaklığı karşısında soğukkanlılığını koruyabilecek insan sayısı çok azdır.  Umarım bizim nasibimizde soğukkanlılığını koruyabilenler vardır ve onlar karşımıza çıkar. Ayrıca tek bir firma da değil, Terme’yi kirletmek isteyen. Bu ilk santral olayından sonra Yener Cabbar ‘’Abi bomba’’ diyerek elinde bir belgeyle gelmişti bir gün gazeteye.

Terme’de bir başka firma daha termik santral kurmak için lisans almış meğer. Ve onlar ÇED toplantısı yapabilmek için Terme halkına davetiye çıkaracaklar mı bilmem. Şu sıralar suların biraz durulmasını bekliyor olmalılar. Öfkenin dinmesini, Terme halkının yelkenlerini biraz suya indirmesini beklediklerini düşünüyorum. Ki; Ben bu termikçilerin iki den de fazla olduğunu iddia ediyorum biliyorsunuz.

Termik santral için Terme’nin bu ülkedeki en uygun yer olduğunu düşünüyor bazıları. Birileri şimdiden enerji nakil hatlarıyla ilgili direkleri dikmeye başlamışlar. Şimdilik kimin diktiği belli değil olabilir ama yakında ortaya çıkacaktır o direklerin sahibi. Belli ki, birileri minareyi çalmak için kılıfını bile hazırlamış. Kafaya takmışlar yani. ‘’Yapacağız o santralleri, siz ne derseniz deyin’’ havasındalar. Uyanık ol Samsun. Diren Terme. Yalnız değilsin unutma.. Samsun var arkanda….

/ Ragıp GÖKER
15 Eylül 2014

Yakakent Ve Çamgölü

Yakakent ilçesinin Gerze tarafındaki çıkışında bir ormanlık alan var. Adı Çamgölü. Bu isim önceleri “Malgölü” imiş de sonrasında “Çamgölü” oluvermiş. Hikâyesi de şöyle anlatılıyor.

Cevdet Sunay 1960 ihtilalından sonra Cumhurbaşkanı oluvermiş. Cumhurbaşkanı Samsun’dan Sinop’a gidecek. Bir yerlerde kendisine yemek verilmeli. Peki nerede? “Malgölü” denilen çamlık alandaki tesiste. Olur mu birader, “Malgölü’nde” Cumhurbaşkanı mı ağırlanır. Elbette ağırlanmaz. Peki ne yapmalı? Önce o “Malgölü” adını “Çamgölü” olarak değiştirilmeli. Ve o isim o günden bu güne “Çamgölü” olarak gelip durur…

İşte o Çümgölü’nde, Samsun İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile Yakakent Belediyesi’nin ortaklaşa düzenlediği bir etkinlik vardı hafta sonunda. Cumartesi günü yapılan bu etkinlikte katılımcılar parkurda iki saati aşkın bir doğa yürüyüşü yaptı. Sonrasında kendilerine pide ve ayran ikram edildi. Katılımcılar daha sonra da Yakakent’te bir saati aşkın keyifli zaman geçirdi. Çamgölü denilen bölgeye ilk gitmem değildi, bu gidişle ömrüm yettiği süre içinde belki son gitmem de olmayacak.

Yıllar önce, bilenler bilir Gerze’de bir beyaz balina vardı ve biz gazeteciler de peşinde koşardık. O tarihlerde de kaldık o tesislerde, öncesinde de sonrasında da. Ancak hafta sonu gittiğimde o kaldığım tesislerin yerinde yeller esiyordu. Viranlaşmış, çoğu yeri yıkılmış. Adam olur mu? Bilemem, belki çok zor.

Ancak Yakakent Belediye Başkanı AK Parti’li Hüseyin Kıyma buroyı adam etmeyi kafaya koymuş. Peki, Yakakent Belediyesi’nin imkanları yeter mi buna? Kocaman bir hayır… O zaman? O zaman doğrudan Samsun Büyükşehir Belediyesi işin sahibi olmalıdır.

Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz yakın zamanda orayı gezdi mi bilmiyorum. Ancak gezse ve manzarayı görse gerçekten kızar. O nedenle en kısa zamanda o manzarayı göstermek gerekir kendisine, kızması ve de olayı sahiplenmesi için. Samsun Valisi Hüseyin Aksoy da Samsun’un turizm yatırımları ile kalkınacağını söylüyor hep. İşte fırsat.

Düzenleyin Çamgölü’nü. Hem Yakakent güzel bir tesis kazansın hem de Samsun ve Türkiye… Çünkü “cek” “cak” ile olmuyor. Ha, bir de Yakakent Belediyesi’ne ve Yakakentlilere bir çift sözüm olacak. Oradaki pislik bir an önce temizlenmeli. Temizlenmesi için de oradaki çevre kirletilmemeli. Oraya gidip piknik yapanlar, atıklarını bir güzel toplasalar da Belediye tarafından konulacak çöp konteynırlarına atsalar ne güzel olur…

Bir Yakakent sevdalısı ve sakini olarak Samsun İl Kültür ve Turizm Müdürü Yüksel Ünal ve Yakakent Belediye Başkanı Hüseyin Kıyma ile katılımcılara iki hafta üst üste yapılan etkinliklere katıldıkları için teşekkür etmem de gerekiyor değil mi?


Biz Neden Böyleyiz?

Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olur olmaz hemen Atakum Belediyesi bulvar isimlerini değiştirme kararı almış. Bu isim verilir mi verilmez mi bilemem, alınan karardan dönülür mü dönülmez mi onu da bilemem. Bir iki anımı anlatmak istiyorum.

12 Eylül İhtilalı olduktan yaklaşık bir yıl sonraydı. Kenan Evren devlet başkanı sıfatıyla Sivas’a gidecekti. Sivas ile Tokat arasında Çamlıbel mevkiinde devlet karayolunun kenarında bir çeşme yapılıvermişti. Hem de galiba iki gece içinde. Ve üzerine bir yazı yazılmıştı: “Mustafa Kemal Atatürk bu çeşmeden su içmişti…” Neden yapılmıştı bu? Eğer Kenan Evren Sivas’tan Tokat’a karayoluyla gelecek olursa bu çeşmeyi görecek ve o ilin yöneticilerine “Aferin” diyecekti…

Ha, bir de Samsun ile Bafra arasındaki Karaköy Harası’nın ana kapısının hemen karşısında bir çeşme vardı. Nebiyen suyu akardı o çeşmeden. O çeşme de nasıl olduysa Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yılı nedeniyle 1981 tarihinde “Yüzüncü Yıl” çeşmesi oluvermişti… Yüzüncü Yıl çeşmesi kurumuş, yıkıldı yıkılacak. Atatürk’e verilen değer bu mu olmalı?

Bugün Caddelere Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adını verenler yarın9larda, zaman geçtiğinde o isimleri orada tutabilecekler mi? Kimse şu sözü unutmasın: Taklitler asıllarını yüceltirler…

/İsmail BAŞARAN
15 Eylül 2014

Çam Gölü Katledilmiş…

Doğa yürüyüşüne davet edildik. Yürüyelim istedik. Gerçi bize göre değildi ama niyetlendik bir kere. Olmadı. Güvenemedik kendimize o tepelere tırmanmaya. Çocukluğumuzdan 5 yıl öncesine kadar sıkça gittiğimiz Çam Gölü’nde dolaşmayı yeğledik.

Aman Allahım gitmez olaydık. Çam Gölü meğer savaştan çıkmış hale getirilmiş. İşin garip yanı, fark eden de yok. Olmaz böyle şey. O güzelim Çam Gölü Tesisleri’ni o hale düşman dahi getirmez. Milli servet yok edilmiş.

Yakakent Belediye Başkanı Hüseyin Kıyma’ya sormadan edemedim: Hani bunun sahibi, diye. Milli Emlak Müdürlüğü kiraya vermiş. İşletmeci işletememiş. Mahkemelik olmuşlar. Sonrasında o tesisler o hale getirilmiş. Getirenler ne araştırılmış ne de sorulmuş. Mahkeme sonucu bekleniyormuş. El insaf yahu. Hepimizin malı bu hale nasıl getirilir?

Korumak-kollamak görevini üstlenenler nerede? Hadi onlar ihmalkar. Ya onları denetleyen yok mu? Bizim kadar Yakakent Belediye Başkanı Hüseyin Kıyma da bu görüntüden rahatsız. Belediyeye devrini istemiş. Oranın turizme kazandırılmasını hedefliyor. Verilip-verilmeyeceği belli değil. Bekleyip göreceğiz.

Son zamanlarda Samsun’un geleceğinin turizmde olduğu safsataları hayli yaygınlaştı. İyi de Samsun turizminde önemli rol oynaması bence kaçınılmaz olan Çam Gölü’nün getirildiği durum fark edilemiyor mu? Yeni tesisler yapılması için mi orası katledildi? Yok et mantığı mı? Yok etmek becerilmiş.

Ya yapmak! Şüphelerim var. Bugün tamam dense yıllar gerekli. Yıkmadaki hızlılığın yapmada gösterilmesi zor. Her neyse; biz gittik-gördük katledilişi. Temennimiz, yetkililerin bakmakla geçiştirmemeleri. Bizim gibi görmeleri. Bilmem anlatabildim mi?

/Avni DEMİR
15.09.2014

14 Eylül 2014 Pazar

Neva Kültür Ve Sanat Merkezi

Konak Sineması ile Gazi Müzesi arasında bulunan Mecidiye  Çarşısı’nın en üst katında  önceleri  Sayın Dr. Turgut TOKAÇ ve talebelerinin ‘Ney Üflemeleri’ duyulurdu. Ney kadar masun genç kız ve erkeklerimiz ; kendilerinden ilham alır, öğrenir ‘Ney e nefes olur ve bazen de  beraber meşk ederlerdi. Duru tertemiz bir yayla suyu gibi, yetiştirdiği öğrencileri asude bir hayata ikram ederek, Samsun a huzur,  saadet ve güven nakşederdi.

Sayın TOKAÇ, artık İstanbul dalar ancak hem mekanı hem o yayla suyu gibi tertemiz ikram iklimi çok şükür ki kapanmadı. İki güzel kardeş aldıkları sanat eğitimlerini yine aynı yerde asude bir hayatı ikram ederek Samsun a huzur, saadet ve güven nakşediyor. Hattat ve Ebruzen Hatice tül Kübra ERSOY ve kardeşi Neyzen aynı zamanda Udi Eyüp Ensar BÜLBÜL, Neva Kültür ve Sanat Merkezi adı altında bir büyük yükselişe imza attı.

Mekanı genişleterek ve daha da güzelleştirerek birçok sanat dalında atölyeler kurdular. Türkiye nin en önde gelen ve birçok eseri  Amerika, Almanya, Hollanda, Avustralya, Romanya, Türkmenistan ve yurtiçindeki özel kuruluş ve şahıs koleksiyonlarında bulunan Hattat Mesut DİKEL gibi bir değerden dersler verdirtiyorlar. Üstelik Hattat Mesut DİKEL bu dersleri (Hat ve Tezhip) ayın belli günlerinde yaşadığı Adana ya git gel yaparak veriyor. Değer ve zahmet büyük haliyle sonuçtaki nimet de bir o kadar büyük olacak. Değerlendirmek lazım. Mesela Hatice tül Kübra,

Hüsnü Hat-Kaligrafi dersleri ile hafta içi programı başlatır. Kardeşi Neyzen Eyüp Ensar, Yaş sınırı olmadan yeni neyzenler kazandırmaya çalışır. Küçük büyük öğrencileriyle meşk eder ‘Ney’ üfler aynı zamanda da ud ve def eğitimi verir. Bir başka değer de Ebruzen Sayın Nigar BOYDAK. İcazetli bir Ebruzen. Ebru konusunda Türkiye de azınlıkta olan bir usta isim. O da her hafta düzenli olarak ebru dersleri veriyor.

Bu eğitimlerin desteklenmesi ve geliştirilmesi adına çalışmalar genişleterek Geometri Sanatı, Klasik Sanatlar Tarihi, Osmanlıca, Arapça ve Farsça gibi geleneksel sanatlarla iç içe bu dillerde dil kursları düzenlenmektedir. Neva Kültür ve Sanat Merkezi, gelecekte adından sıkça bahsettirecektir ki, onları bir yönüyle televizyonlarınızdan da tanıyorsunuz zaten. Özellikle Ramazan ayı boyunca Haber AKS TV’de Acem Tekkesi’nden sunulan Sahurname adlı programda ‘Tasavvuf Müziği ve Sema Gösterileri’ icra etmiş ve çok beğeni almışlardı.

Şehrin birçok mekânında açtıkları sergilerle,  Yakın ilçelerdeki atölye çalışmalarıyla, Yetiştirdikleri sanatçılarla… Önemlisi özdeki insanı koruyarak, insana insanca vararak tıpkı bir su gibi, suyu kaynağından alarak berrak ve tertemiz tutup, modern zamanın en çok aradığı huzur iklimini armağan ediyorlar. Fark etmek, görmek lazım.

Baştan beri söylerim, bu gibi değerleri devlet iyi kullanabilmeli.  En azında huzurevlerinde Yetim yurtlarında Hastanelerde ve hapishanelerde çok ağır ruhsal sorunlarla mücadele edenlere, bu değerlerle el uzatılabilir. Çok rahatlıkla kalıcı olumlu sonuçlar elde edilebilir. Tarihimiz bunun en büyük delilidir. 

Elbette bunu yapacak insanlara saat başı 6 ya 7 lira ücret vererek değil. Tatmin edici bir ücretle hem bu genç sanatçılarımız hem toplum olarak biz kazanırız. Herkese kazandırarak kazançlı çıkacağımızı bir gün öğrenebilecek miyiz, doğrusu bilmiyorum. Dilerim birbirine kaybettiren değil, kazandırarak kazanan huzurlu bir toplum oluruz. Güzel günlere uyanın efendim. Sağlıcakla kalın

/Uğur DEDE
14.09.2014

13 Eylül 2014 Cumartesi

Terme’de Kömür Yok, Termik Santral Ne İş…

Terme’de termik santral kurmak isteyen Tim Avrasya firmasının sahibi Pamir Tuğlu’nun söylediği “Terme, termik santral kurmak için bu ülkedeki en ideal yerdir” sözü bir süredir kafama takılmış durumda. “Nasıl yani?” diye soruyorum kendi kendime. Termik santralciler için ne gibi bir avantaj sağlar bizim Terme. ‘Kömür’ desen. Bir kürek bile çıkmaz Terme civarından. Kömür yok yani Terme’de. Zehirlenebilecek deniz suyu var onu kabul ederim. Çok güzel de bir kumsalı var. Ki;
Belediye Başkanı Şenol Kul, Ağva gibi bir turistik cennet yapma hayalini kuruyor gelecekteki Terme’nin.

Yakılan kömürün külünü gömebileceğiniz boş arazileri de var onu da kabul ederim ama bu arada kömürün külünü gömerken, Termelilerin, dolayısıyla biz Samsunluların, hatta Ünyelilerin de külünü gömersiniz siz. Sahi nedir ‘termikçiler’ için Terme’yi avantajlı kılan unsur. Daha önce OMV’ye izin verdikleri için mi seçildi bu ilçe. Mobil santralcilere davetiye çıkaran şehir yöneticilerinin hala görevde olması mı, size avantaj sağlayan unsur? Söyleyin nedir? Su santrallerine amenna. Ki; Bizim topraklarımızda bolca var.

Hasan Uğurlu var. Altınkaya var. Derbent var, Balahor var. Var oğlu var.  Ne istiyorsunuz, Terme’den dolayısıyla Samsun’dan. Sizin bildiğiniz o eski Samsun yok artık. Öyle elinizi, kolunuzu sallaya, sallaya gelip bizi zehirleyemeyeceksiniz. Nasıl söylenir: “At terli” Yemezler. Terme direnecek. “Yaptırmayız” diyecek. Samsun’da topyekûn Terme halkına destek verecek. Öyle ya! Kömürle çalışacak termik santral kuracaksınız. Gidin nerede kömür nerede varsa gidin oraya kurun santralinizi. Düşün bizim yakamızdan….

/ Ragıp GÖKER
13 Eylül 2014

11 Eylül 2014 Perşembe

Diren Terme, Kurtulacaksın

Nükleer santralleri bilmiyorum. Teknolojileri hakkında da bir bilgim yok. Ama Japonya depremindeki Fukuşima Nükleer Santrali’nin yol açtığı felaketin izleri hala silinemedi. Ki; teknolojik gelişimimizin Japon’lardan daha iyi olduğunu söyleyemez kimse.  O bakımdan Mersin’deki Akkuyu bölgesi ile Sinop’un İnce Burnu’nda yapılacak nükleer santraller, her türlü güvencenin verilmesine rağmen ne yalan söyleyeyim beni korkutuyor. Nükleer santralin yanı sıra birileri ayrıca Gerze’de de termik santral kurmak istemişlerdi.

Gerze halkı ‘’İstemeyiz’’ diyerek direndi. O termik santrali yapamadılar biliyorsunuz Gerze’de. Ülkemizin enerjiye ihtiyacı olduğunu ben de biliyorum. Kaldı ki, dört büyük hidroelektrik santralinde üretilen elektrikle ulusal enerji ağına katkı veren bir şehiriz biz. Birileri neye dayanarak söylediyse ‘’Samsun, Türkiye’nin enerji üssü olacak’’ diye. O tarihten sonra enerji sektöründe kirli yatırımcıları Samsun’da yatırım yapmak için cesaretlendirmiştir. Aksi iddia edilse de bana göre Termik Santraller kirli yatırımdır.

Tıpkı 6 numaralı fuel oil’le yani bildiğiniz adıyla söyleyeyim bir nevi ziftle çalıştırılmak amacıyla kurulan o mobil santraller gibi. Şimdilerde doğal gazla çalışıyor gerekçesiyle bizi zehirlemediği söylenen o mobil santral ki sayıları ikidir. Yatırımcıları birçok il ve ilçeden kovulmuşlardı, bütün malzeme ellerinde kalmışken birileri ‘’Gelin şehrimizde kurun’’ diye davetiye çıkarmıştı kendilerine. Muradım geçmişte yapılan hataları hatırlatmak değildir. Ama bugün termik santral kurmak için Terme’yi seçenler, cesareti işte bu anlayıştan alıyorlar diye düşünüyorum.

Samsun, ülkemizin enerji geçiş üssü olarak avantaj sağlasa bile ben bunu istemiyorum. ‘’Terme, termik santral kurmak için bu ülkedeki en uygun yer’’ dedi. Terme’ye o termik santralleri kurmak isteyen firmalardan birinin sahibi. Şimdilik iki firma çıktı ortaya ama ben sayılarının artmasından korkuyorum. O kirli yatırım için Terme’nin seçilmiş olması beni ürkütüyor. Hedef HALK’ın yayınları ve ESM Samsun Şube Başkanı Müşvik Veysel Erdoğan’ın açıklamaları sonrasında Terme halkının başlangıçtaki sessizliğini bozduğunu ve direnecek gibi bir görüntü vermesi beni umutlandırmıştır. Bu sürecin akşamdan sabaha sonuçlanacağını düşünmüyorum. Terme’ye o kirli yatırımı yapmaya niyetli olanlar, halkın direncinin en zayıf olduğu anı kollayacaklardır. Zira iştahları kabarmış bir kere.

Dün manşetinden duyurduğu haberle Greenpeace örgütünün de devrede olduğunu yazdı gazete. Bu çok önemli bir gelişmedir. Greenpeace’in Terme’nin tehlikede olduğunu fark etmesi ve Terme halkı ile birlikte direnecek olması umut verici bir gelişmedir. Terme Halkı, en az Gerze halkı kadar direnebilirse ben Terme’nin kirli yatırımcılar için cennet olmaktan çıkacağına inanıyorum. Diren Terme, galiba kurtulacaksın.

/ Ragıp GÖKER
11 Eylül 2014

Asarcık’ta Hayrat Vakfı’nın Büyük Hayrı!

2013-2014 Eğitim-öğretim yılı sonunda  Asarcık’ta, belki de Türkiye’de bir örneği görülmeyen bir seferberlik ilan edilmişti. Tatile girmiş dört bin civarında Anaokulu, ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerine  Kaymakamlığın takibi ve müftülüğün organizesiyle  Hayrat Vakfı’nın sponsorluğuyla  Elif-ba cüzü dağıtılmıştı.

Burada hedef tatile girmiş çocuklarımıza Kur’an-ı Kerim’i öğretmekti. Bir başka ifade ile Asarcık’ı Açıkhava Kur’an kursuna çevirmekti . Ve öyle de oldu. Asarcık’ta gerçekleştirilmiş Kur’an-ı Kerim seferberliği, pek çoklarımızın gözünden kaçmış olabilir. Geçen hafta Asarcık’ta finali yapılmış bu seferberlik, unutulacak ve gözden kaçırılacak gibi değildir.  Hayrat Vakfı’nın sponsorluğu ile yaz kurslarında Kur’an okumayı öğrenen çocuklara üç bin(3000) Kur’an-ı Kerim dağıtılmıştır.

Asarcık’ın Sayın Kaymakamı,  Hayrat Vakfı’nın  bu hizmetine teşekkür etmiştir. Ama unutmamak gerekir ki, bu büyük hizmetin en büyük manevi sponsoru  kendileridir. Tabii ki bu arada Sayın Müftümüzün ve din görevlilerimizin de fedakarlığını unutmuyoruz.  İlçe çapında gerçekleştirilmiş bu seferberlik,  kolay  unutulamayacak ve izleri en az bir asır devam edecektir.  Nedeni ise, bu program  vesilesiyle Kur’an-ı Kerim’i öğrenen çocuklarımız, bir ömür boyu bunu ailelerinde ve çevrelerinde  konuşacaklardır. Hep gündemlerinde  olacaktır.

Bu seferberlik, Kur’an-ı Kerim’i Asarcıklıların yediden yetmişe herkesin  gündemine taşımıştır. Sayın kaymakamımızı, müftümüzü, değerli hocalarımızı, velilerimizi, emeği geçenleri ve en önemlisi çocuklarımızı kutluyoruz.

Kur’an-ı Kerim, Sevgililer sevgilisi Efendimiz(sav)’in ifadesiyle, “ konuşarak bize devamlı öğüt veren bir kitap”tır. Şiratülislam kaynaklı bir Hadis-i Şerifte Efendimiz(sav), “Kur’an-ı Kerim’e hizmet edenlerin anne ve babaları müşrik olarak ölseler dahi Allah(cc) onların azabını hafifletir” buyurmuşlardır.

Hayrat Vakfı’nın Samsun temsilciliğinin de  bu büyük hizmetini tebrik ediyoruz. Allah(cc)) onları da bizleri de bu yüce davanın hadimi/hizmetçisi eylesin diye de duada bulunuyoruz. Selam ve sevgi ile…

/Mustafa GENÇ
11.09.2014