7 Ağustos 2013 Çarşamba

Mimar Enbiya Sancak’ın Atakum Meydanı Projesi Desteklenmeli

Atakum Belediye Başkanı Metin Burma’nın iktidar partisi tarafından  kabul görmeyen projeleri arasında,  Atakum Meydanı düzenlemelerine ilişkin projesi önemli yer tutmaktadır. Bilindiği üzere Atakum’da denize 200 metre mesafede olimpik yüzme havuzu yapılması konusunda da, Burma ile iktidar partisi arasında görüş ayrılığı ortaya çıkmış, bizde köşemizde yüzme havuzunun yapılıp yapılmaması ile ilgili Samsun’da bir referandum yapılması gerektiği şeklinde görüşlerimizi ifade etmiş idik. Ancak sonuçta yine iktidar partisinin dediği olmuş ve yüzme havuzunun temelleri atılmıştır.

Oysa, bir kentin geleceğini şekillendirebilecek bir projenin “ben yaptım oldu” mantığı ile değil, paylaşımcı bir anlayış ile tartışılarak hayatiyete geçirilmesi gerekir.  Bu çerçevede belediyecilik ve şehir plancılığı konusunda Türkiye’de liyakat sahibi isimlerden biri olduğuna  inandığım Mimar Enbiya Sancak’ın Kent merkezi ile ilgili Atakum Meydanı projeleri için paylaşım sitesinde yayınladığı önerinin, tüm Samsunlular tarafından desteklenmesi gerektiğini düşünmekteyim. Sancak’ın ifade ettiği gibi söz konusu projenin şehirde yaratacağı katma değer elbette ekonomik anlamda önemli bir potansiyel yaratacaktır. Ancak her şeyden önemlisi, söz konusu proje gerçekleştiğinde bölgede aşırı bir değerlenme olacağından, devletin finans anlamında katkısına ihtiyaç duyulmayacaktır.

Jandarma ve Meteoroloji’nin bulunduğu bölgenin, Sancak’ın temsili projesi veya benzeri bir proje ile meydan olarak düzenlemesi bir yana, Bafra ve Samsun yönündeki sahil şeridi yoğunluğunun turizm amaçlı yatırımlara da müsait olması ayrı bir avantaj olarak kabul edilmelidir. Atakum bugün kentin turizme açılabilmesi için en önemli kapılardan biri olma özelliğini taşımaktadır. Sahil bandının modernize edilmesi, mimariye uygun yapılaşmalar ile desteklenmesi halinde, Atakum modern Samsun’un aynası olacaktır. Her ne kadar ülkemizde Belediye Başkanlığı koltuğunda muhalif bir parti mensubunun oturması ile,  üretilen projelerin değerlendirilmesi aşamasında 1-0 mağlup şekilde sahaya çıkılsa da  , söz konusu Kent Merkezi projesinin iktidar partisine mensup milletvekillerimiz ve bakanımızın tarafından desteklemeleri halinde kazanan Samsun olacaktır.

Ankara’yı aşındıran iktidar partisine mensup belediyelerin tüm taleplerine cevap verilmekte iken, muhalefet partilerine mensup belediyelerin taleplerinin karşılanması bir yana, ortaya koydukları reel projeler dahi nazarı itibara alınmadığı yaşanan örnekler ile sabittir. Samsun için akil insanlar tarafından üretilen projelerin değerlendirilmesinde kesinlikle siyasi gözlük takılmamalıdır. Bugün muhalefet yarın iktidar partisi mensubu bir isim malum koltuğa elbette oturacaktır. Ancak koltuğa oturulduğu andan itibaren parti rozeti o koltuktan kalkana kadar  kasaya kilitlenmelidir. Bugün mimar Enbiya Sancak, yarın bir başka isim benzeri projeler üretebilir. Kenti yönetenler ile konularında uzmanlaşmış kişilerin oluşturacakları konsorsiyumlar ile geleceğin planlanması pekala mümkündür.

Sık telafuz edilen birliktelik, katılımcılık, ortak akıl ve irade, kolektif çalışma ruhu gibi faktörlerin gündeme getirilmesi değil, yaşam biçimi olarak algılanması ve değerlendirilmesi gerekir. Kent dokusunda geçmişten bu yana gerek ranta dayalı olarak oluşturulan imar oyunları ile ve gerekse “bana dokunmayan yılan” mantalitesinin egemen olması ile, Samsun yeterince çarpık yapılaşmaya muhatap edilmiş ve sonuçta bugünlere gelinmiştir. Mesleki kurum ve kuruluşlar ise bu noktada kesinlikle siyasi yaklaşımlardan uzak tamamen objektif bir bakış açısı ile üretilen projeler için görüşlerini ileri sürmelidirler. Çünkü sonuçta bu kuruluşların da vizyonu hizmettir.

Atakum Belediye Başkanı Metin Burma’nın Enbiya Sancak’ın mimari olarak ortaya koyduğu proje üzerinde görüş ve düşüncelerinin kamuoyu ile paylaşması gerektiğini düşünmekteyiz. Doğrudur veya eksiktir, bunlar tartışılır. Ancak bir adım atılmıştır. Atılan bu adım bir öncü kimliğine büründürülebilir. Atakum dahil olmak üzere, tüm mahalle ve bölgelerimiz için benzer projeler üretilerek, kolektif çalışma ruhunu oluşturmak hedefimiz olmalıdır.

/Süleyman SALUR
07 Ağustos 2013

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Samsun Ekonomisinde Gelişmeler

Samsun ekonomisinde yakın zamanda güzel gelişmeler oluyor değerli okurlar. 16 Temmuz tarihli “Sermaye Piyasası Bülteni”nde Ulusoy Un Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile Samsun Yem Sanayi ve Ticaret A.Ş. firmalarımızın halka açılmak için başvuruları yayımlandı. Başvuru halka açılabilmek için kayıtlı sermaye sistemine geçiş aşamasını kapsıyor. Eğer yanlış hatırlamıyorsam merkezi Merzifon’da bulunan Silverline Endüstri ve Ticaret’ten (¹)  sonra Ulusoy ve Samsun Yem, bölgenin diğer BİST’te işlem gören ikinci ve üçüncü firmaları olacak.

Bu gelişme firmalarımız açısından alternatif finansal kaynak erişimi, kurumsallaşma, ekonomik saygınlık ve bilinirlilik gibi birçok getiriyi içerisinde barındırırken, Samsun BİST’te işlem gören iki firmaya sahip olacak. Uzun soluklu ve zor etaplardan oluşan halka açılabilme sürecinde firmalarımıza başarılar diliyorum. Geçen hafta içi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin 69.Genel Kurulu gerçekleştirildi.

Rifat HİSARCIKLIOĞLU’nun başkanlığından oluşan yönetim kurulunda Samsun Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Salih Zeki MURZİOĞLU da yönetim kurulu üyesi olarak görev aldı. İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Bursa, Konya, Eskişehir, Adana, Denizli, Diyarbakır ve Tekirdağ illerinin Ticaret, Sanayi ve Deniz Ticaret Odaları temsilcilerinin yer aldığı yönetim kurulunda Samsun’un Karadeniz Bölgesi’ni temsil etmek üzere yer alması, sevindirici bir gelişme. Gerek sorunların masalara birinci elden taşınması, küresel gelişmelerin daha yakından takip edilerek bölge ve kente yansıtılması, yapılacak planlamalarda söz sahibi olunabilmesi açısından önemli bulduğum bu göreve gelen Samsun Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Salih Zeki MURZİOĞLU’nu tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.

Dilerseniz bu iki güzel ekonomik gelişmeden sonra geçen hafta Ekonomi Bakanlığı tarafından Resmi Gazete’ de yayınlanan “Haziran 2013 Dönemi Teşvik Belgesi” bilgilerine geçelim. Haziran 2013 döneminde Ekonomi Bakanlığı Samsun’da yapılacak olan üç yatırıma ‘Teşvik Belgesi’ düzenledi. Bunlar Tanrıverdi Mensucat San.A.Ş. firmasının otel yatırımı , Koensa Cam Üretim Pazarlama San. Ve Tic. A.Ş. firmasının Lamine Cam üretim yatırımı ve Bahadır Tıbbi Alet Cihaz ve İnşaat Mak. San. Ve Tic. A.Ş. firmasının steril konteyner tevsii yatırımı. Bahadır’ın tevsii yatırımını saymaz isek Samsun iki yeni yatırım alıyor diyebiliriz. Bunlardan bir tanesi otel yatırımı. 5 yıldızlı,464 yataklı olacak olan otelin yaklaşık sabit yatırım tutarı 44 milyon TL. Otelin işletmeye alınmasıyla birlikte 90 kişinin istihdamı öngörülüyor.

Samsun’un aldığı ikinci yatırım ise Koensa tarafından gerçekleştirilecek olan Lamine Cam üretim tesisi. Yaklaşık 2,5 milyon TL’lik sabit yatırım tutarı öngörülüyor. Samsun ekonomisi böylece haziran ayında turizm ve imalat alanında 46,5 milyon TL’lik sabit yatırım tutarı ve yaklaşık 100 kişilik istihdamın sağlanacağı iki yeni yatırım kazanmış oluyor. Umarım çevreyle barışık imalat sanayine yönelik yeni yatırımlarımızın sayıları günden güne artar, bizler de gelişen Samsun’un sorunlarını tartışır duruma geliriz. Sağlıcakla
(¹)    Silverline Endüstri ve Ticaret 2006 yılından itibaren halka açılmıştır.

05.08.2013
/Kadir GÜRKAN

4 Ağustos 2013 Pazar

Bafra Elektrik Fabrikası


Artık har vurup harman savurulmuş değerleri yazarak da olsa koruma altına alıp bir sonraki nesile aktarmak Bafra`yı seven, kendini Bafralı hisseden herkesin boynunun borcudur. Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Bafra Bafra`yken, Bafralı ülkenin en kültürlü ve medeni toplumuyken, takvimler 1939 yılını göstermektedir. Adı geçen yılda yabancı ülkelere verilmiş olan elektrik üretim imtiyazları, zamanın hükümeti tarafından kaldırılır. Ülke el fenerlerinin bile yurt dışından ithal edildiği günleri yaşamaktadır.  1902 yılında ilk kez Tarsus`ta bir Avusturyalı mühendis tarafından küçük bir hidroelektrik santralinden 2 KVA civarında üretilen elektrik, 2. Dünya savaşının patlak vermesiyle doğan gaz sıkıntısına, alternatif bir umut olmuştur.

Zira evlerin tek aydınlatma aracı gaz lambalarıdır. Gaz o yıllarda devlet eliyle kurulan gazhanelerde karne ile dağıtılmaktadır. 2. Dünya savaşı bütün şiddetiyle devam etmektedir. Türkiye`nin rahat nefes alabildiği, kendine güveninin arttığı yıllardır. Hatay`ın ülke topraklarına katılması gibi büyük sorunlarında halledilmesi yatırımları hızlandırır. Günümüzün en temiz, en ucuz ve en kullanışlı enerjisi olan elektrik, şehirlere kurulan elektrik fabrikalarıyla sağlanmaya başlar.

1938- 1943 yılları arasında Bafra`da Belediye Başkanlığı yapan Kamil Çuhacı da konuya ilgisiz kalmaz. 1941 yılında ilk elektrik fabrikası, Dilmitoğlu bankasının sahibi Bafralı Dimestonis Dilmitoğlu`nun yaptırdığı, bir dönem Şehir Kulübü ve Tarım Kredi Kooperatif binası olarak da hizmet veren şimdiki Bafra Müzesinin yanındaki arsaya yapılır. Lister Petter marka 100 hp motorlu, 80 kva güç üreten jeneratörle Bafra`ya ilk elektrik verilmiş olur.

Önceleri sokak lambalarını aydınlatan elektrik, lambaların altında ödevlerini yapıp ders çalışan öğrencilerin de zihinlerini aydınlatıp, geleceğin doktor, mühendis ve öğretmenlerini ülkemize kazandırmıştır. Evlere elektrik bağlanmasa da Bafra halkı durumdan memnundur. Memnuniyet, sürekli büyüyen şehirde sarfiyatında artmasına neden olur. 1944-1950 Yılları arasında Belediye Başkanlığı yapan Mustafa Ergin tarafından, elektrik ihtiyacının mevcut fabrika tarafından karşılanamaması üzerine, yeni bir elektrik fabrikası için kollar sıvanır.

Ağıllar Köyü yolu üzerinde gazhaneye yakın, mal pazarının karşısındaki arazide (Bafra Belediyesi Makine İkmal Müdürlüğü), bir Alman firmasına 1946 yılında yeni bir elektrik fabrikası yaptırılır. Bu fabrikada Alman Margirus firmasının ürettiği Deutz marka 100 hp gücünde su soğutmalı 2 adet motordan oluşan 75`er kva gücünde ünite devreye sokulur. Elektriğe olan ihtiyaç öngörülenden daha yükseğe çıkar, 1950 yılında, eski elektrik fabrikasındaki jeneratör Rus Hasan isminde Samsunlu bir usta tarafından yerinden sökülüp bakımı yapılarak yeni fabrikaya monte edilir. Bir Türk ustası için bu büyük bir başarıdır.

1960 yılına gelindiğinde elektrik üretimi oldukça yetersiz haldedir. Bafra`da 18 yıl kesintisiz belediye başkanlığı yapan rahmetli Ali Kale başkanlık yaptığı dönemde de bir efsanedir. Sorunu çözmesi uzun sürmez, Çekoslovak üretimi, 500 hp gücünde Skoda marka motorlu 380 kva çıkışlı yeni bir jeneratör devreye sokulur. Motorların devri son derece düşük olduğundan oldukça hantal durumdadır, motorun soğutulması için 22x22x1.20 ebadında 580 ton su alabilen havuz yapılır.
Evlere de yaygın olarak elektrik verilmeye başlanmıştır.

1968 yılında İnegöl elektrik fabrikasında atıl durumda kalmış olan aynı jeneratörden bir tane daha vardır o jeneratörün de monte edilmesiyle toplam üretim 995 kva saate çıkarılır. Elektrik sadece Bafra`nın ev ve sokaklarını aydınlatmayla kalmaz. Bedeli karşılığında düğünlere, panayırlara temsillere, günübirlik elektrik sağlanmasına da yol açar. Elektriğin yaygınlaşması Bafra`daki ekonomik hayata da canlılık getirir. Elektrik malzemeleri satışında patlama yaşanır, daha sonraları ise elektrikle çalışan alet satışında büyük bir artış olur. Resmi daireler, okullar, camiler elektriğin peşindedir.

Yapılan büyük baraj yatırımlarının meyvesi alınır.  1971 yılına gelindiğinde, 25 yıl 8 ay hizmet veren Bafra elektrik fabrikası şalter indirir. Bafra elektrik fabrikası ürettiği elektriğin yanında, motorların soğutma suyu olarak kullanıldığı havuzunun 22-24 derece arasında değişen suyunda yıllarca, yüzlerce sazan balığı yetiştirilmiş, havuzunda yasak da olsa genç ve çocuklar yıllarca yüzmüştür.

Diğer motorların deşarj edilen radyatör sularında kadınlar yıllarca çamaşırlarını yıkamış, o dönemin insanlarında yaşamın bir parçası olmuştur. Civarda oturanlar mahallelerinin bile adını unutmuş nerede oturuyorsun sorusuna yalnızca elektrik fabrikasının orada cevabını vermişlerdir.

Çevresine ninni gibi gelen motor sesleri artık kesilmiş, tam bir sessizliğe bürünen elektrik fabrikası için zor günler başlamıştır. İnsanlar vefasızdır. Onu çok çabuk unuturlar. Yalçın Engiz önderliğinde Engiz`de kurulan süt fabrikasına Lister Peter marka motorlu jeneratörler hibe edilir. Daha sonra 380 kva gücündeki skoda motorlu jeneratörlerden biri Kastamonu Cide kereste fabrikasına, bir diğeri ise Batman Belediyesine gönderilir.

Elektrik fabrikası üzgündür. Emekliliğinde Avrupa`daki çağdaşları gibi müze olmayı beklerken, ciğerleri sökülüp parçalanmış, bir kenara atılmıştır. Hâlbuki kimlerin doğumunda, düğününde, tahsilinde, aydınlatma görevi yapmamıştır ki! Efsane Belediye Başkanı Ali Kale, her işten ders çıkaran ileri görüşlü ender bulunan belediye başkanlarından biridir. 1971 yılında kapatılan elektrik fabrikasındaki soğutma suyu havuzunda gençlerin neşe içinde yüzdüğünü görmüş, o yıllarda yapılması hayal bile edilemeyen içinde dönemin en güzel yüzme havuzlarının da bulunduğu Turistik Tesisleri aynı yıl Bafra`ya kazandırmıştır. Bafra`nın yitip giden nice değerleri gibi elektrik fabrikası da tarihin tozlu sayfaları arasında yerini almıştır.

Artık har vurup harman savurulmuş değerleri yazarak da olsa koruma altına alıp bir sonraki nesile aktarmak Bafra`yı seven, kendini Bafralı hisseden herkesin boynunun borcudur. Bu yazıdaki bilgileri aktarırken, çalıştığı günlerdeki heyecanını tekrar yaşayan elektrik fabrikası baş makinisti Sayın Turan Yıldız`a tüm Bafralılar adına teşekkür ediyorum. Allah sağlıklı uzun ömürler versin.

/Recep Yılmaz
04.08.2013

Samsun Hızlı Tren Ağına Ne Zaman Bağlanacak?

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, "Önümüzdeki 5 yıl içerisinde Türkiye'nin nüfus olarak yüzde 40'ına tekabül eden 14 büyükşehri hızlı tren ağıyla birbirine bağlamış olacağız" açıklamasını yaptı. Doğrusu bir Samsunlu olarak 14 büyükşehir arasında Samsun’un adını aradım. Ne yazık ki önümüzdeki 5 yıl içersinde hızlı tren ağına dahil edilecek büyükşehirler arasında Samsun’un adına rastlamadım. Bakan Binali Yıldırım'ın bahsettiği 14 büyükşehir, Ankara, İstanbul, İzmir, Eskişehir, Bursa, Kocaeli, Balıkesir, Konya, Afyonkarahisar, Uşak, Manisa, Kırıkkale, Sivas ve Yozgat. Bu şu demek önümüzdeki 5 yıl içerisinde Samsun hızlı tren ağında yok.

Samsun’u hızlı tren ağına dahil etmeyen neden, Samsun’un sahipsiz olması mı? Samsun milletvekillerinin nerede ise tamamına yakını iktidar partisine mensuplar. Bir milletvekilini de bakan yapan Samsun iktidarın üvey evladı olamaz. Bu durumda Samsun’un sahipsiz olduğunu söylemek haksızlık olur. Ama şu bir gerçek ki hızlı tren konusunda Samsun milletvekillerinin daha çok gayret göstermesi, hükümeti ikna etmesi gerekiyor. Bu çağda Samsun’u hızlı tren ağından uzak tutmak, Samsun’a kötülük yapmaktır. Hiç şüphesiz hızlı tren ağının Samsun’a bağlanması; Samsun'daki yaşam ve ekonomik gelişme kalitesini artıracaktır. Bunu Samsun’dan esirgemek sadece otobüs firmalarını sevindirir ve onları zengin eder. Samsun’a bağlanacak hızlı tren ağı diğer Karadeniz şehirlerindeki yaşamı da ekonomiyi de bir baştan bir başa olumlu yönde etkileyecektir… Hızlı tren ağı tek kelimeyle Samsun’un hayrına olacak bir doğru bir gelişmedir. Ne var ki, Samsun hızlı tren ağına ne zaman bağlanacak bu bilinmiyor. Bilinen ise önümüzdeki 5 yıl içerisinde Samsun’un ufkunda böyle bir gelişme görünmüyor. Doğrusu bu açıklama bile Samsun’u çağdaş yaşamdan 5 yıl geride bırakmaktır. Bir Samsunlu olarak bunu elbette kabul etmiyoruz. Samsun’un hızlı tren ağına hemen dahil edilmesini istiyoruz. Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda yapılan demiryolu ağı ile bırakılan Samsun, demiryolu ulaşımında hak etmediği bir noktadadır. Samsun en kısa zamanda Ankara’ya en kısa yoldan demiryolu ağı ile bağlanmalıdır. Bu Samsun’un kalkınması ve Karadeniz’in gelişmesi için artık vazgeçilmez bir şart olmuştur. Samsun’un dahil edilmediği hızlı tren ağı, eksik kalacaktır.

İktidar ve muhalefet partilerine mensup Samsun milletvekilleri bir araya gelerek Samsun’un menfaatine olacak hızlı tren ağına Samsun’un bağlanması için ortak hareket etmelidir. Bu konu partiler üstü ele alınmalı bütün Samsun milletvekilleri birlikte hareket etmelidir. Samsun için tren kaçmadan Samsun milletvekilleri Ankara’da bir şeyler yapamaz mı? Samsun halkı trenin son vagonuna bari yetişmek istiyor?

04.08.2013
/Ayhan HAMLI

1 Ağustos 2013 Perşembe

Bafra'nın Makaracıları


Henüz gırgır dergisinin çıkmadığı, mizahı bizzat insanların gündelik yaşamda kendilerinin yazıp oynadığı 1960`lı yılların sonlarında Kadı Çeşmesinin civarındaki işyerimizde çıraklığa yeni başlamıştım. O yıllarda çocuklar azgınlık yapmasın diye işyerlerine çırak olarak verilirdi. Çırakların en çok verildiği yerler, terziler, berberler ve çay ocakları gibi küçük işletmelerdi. Yaşları biraz daha büyük olanlar tamirhanelerde çıraklık yapardı.

Ben yaşıtım arkadaşlardan daha şanslıydım babamın işyerinde çıraklık yapacaktım. İlk işe başladığım gün en kolay işi vermişlerdi. Gelen müşteri ve misafirlerin içeceklerini çay ocağına söylemeye gidiyordum. Sonraları bana verdikleri su bidonunu Kadı Çeşmesinde su doldurup yolu ıslatmaya da başlamıştım. Bunu belki istisnasız günde beş altı kez yapmak zorunda kalıyordum. İşe başlayalı haftalar olmuş ben işyeri komşularımızı da tanımaya başlamıştım. İşyerimizin hemen yanında Ahıskalı Manifatura, karşımızda yine manifaturacı Halim Çakıroğlu, onun yanında temiz köfteci Nafiz Yapar, işyerimizin diğer yanında Galeri Zekinin sahibi Zeki Terzioğlu vardı.

Hergün çay söylemeye gittiğim çay ocağının olduğu sokakta kuru kahveci Fehmi, onun biraz daha ilerisinde Kömürcü Cemal Amca vardı. Kömürcü Cemal Amca en çok gördüğüm simalardan biriydi. Şehir merkezindeki umumi tek tuvalet onun karşısındaydı. İşyerimizde elektrik malzemeleri satılsa da işyerimizde elektrikle çalışan aletler çok azdı. Sadece aydınlatma lambaları ve manyetolu telefon için elektriğe ihtiyaç duyuluyordu.

Yazın işimiz çok yoğun olsa da babamın arkadaşları ve işyeri komşularımız sıkça ziyarete gelirlerdi. Anlatılan her şeyi can kulağıyla dinler bazılarına çok gülerdim. Çocukların en çok ilgi duyduğu sihirbazlık konusuna ben de ilgi duyuyordum. Gelen misafirlerden biri, ZATİ SUNGUR diye bir sihirbazın Bafra`da yaptığı bir olayı çok güzel ve heyecanlı bir şekilde anlatıyordu.

Zati Sungur bir temsil için Bafra`ya gelmiş, temsil öncesi pazar yerinde dolaşırken yumurta satan bir kadının önünde durmuş ve 5 adet yumurta satın almış. Yumurtayı satan köylü kadına, bu yumurtaları şimdi kıracağım eğer sarıları güzel çıkarsa sepetteki tüm yumurtaları satın alacağım demiş ve başlamış yumurtaları kırmaya.

İlk yumurtadan başlayarak kırılan her yumurtanın içinden altın lira çıkmaya başlamış, yumurta satan kadının gözleri faltaşı gibi açılmış. Zati Sungur`un tam da istediği bir durum zaten. Yumurta satıcısı kadına “bütün yumurtaları alıyorum”dese de nafile, kadın bir tane bile satmam diye tutturmuş.

Zati Sungur ne yapsın, peki öyle olsun diyerek oradan ayrılmış. Yumurta satan kadın yumurtadan çıkacak altınlara bir an önce ulaşmak düşüncesiyle başlamış yumurtaları kırmaya. Her kırdığı yumurtadan sonra tüh be bunda da çıkmadı diyerek bir sepet yumurtayı kırmış bitirmiş. Çevrede olayı seyredenlerden bazıları akşam gittiği temsilde bir bakmışlar ki yumurta satın alan adam pazarda gördükleri adamla aynı. Başlamışlar kadının haline gülmeye. Bu olay Bafra`da yıllarca anlatılan güzel hatıralardan biri olmuş. Dinlemek bana da nasip olmuştu.

Arasta diye de tabir edilen işyerimizin olduğu sokakta tam bir mizah şebekesinin olduğu öğrenmem çok uzun sürmemişti. Bu şebekenin başını çekenler Kömürcü Cemal Amca, Halim Çakıroğlu ve İsmail Ahıskalı idi. Allah bu şebekenin eline kimseleri düşürmesin. Köylü vatandaşın biri o yılların en güzel eşyalarından olan pompalı lüküslerden almış.  Lüküsün tülü düşmüş. Lüküsü satın aldığı mağazaya gitmiş. Nereden bilsin o mağazanın da şebekeye dahil olduğunu. Mağazadakiler bizde tül kalmadı deyip onu perde satan işyerine göndermişler. Orasıd a köylüye bizde de kalmadı deyip, Ahıskalı Manifaturaya göndermiş. Aynı cevabı oradan alan köylü, en son Kömürcü Cemal Amcaya da kadar gönderilmiş. Zavallı adam oradan oraya saatlerce gitmiş gelmiş ama lambası için alacağı tüle bir türlü ulaşamamış.

Bu şebekenin en azılısı olan Cemal Amca bir gün işyerinin camına canlı kirpi ve tosbağa alınacaktır diye bir yazı asmış. Tabi gelen geçenin dikkatini çekiyor okuma yazması bilmeyenler de okuma bilenlere ne yazdığını sorup öğreniyor. O yıllarda Bafra`da canlı kara salyangozu ve kurbağa en çok gelir getiren ve zahmetsiz işlerden olduğundan, diğer canlı hayvanlarında para edebileceğinden çoğu köylü kuşku duymuyor, elinde çuvallar dolusu tosbağa ve kirpiyle gelen köylüler Cemal Amcanın odun kömürü satan mağazasına gelmeye başlamışlar.

Cemal Amca bir gün önce yazdığı yazıyı kaldırmış yerine onun yerine, canlı tosbağa ve kirpi alımı bitmiştir yazan yazıyı koymuş. Köylüler ellerinde çuvallar dolusu kirpi ve tosbağa ile kalakalmış ve ara sokaklarda çuvalların ağzını da açarak tüymüşler. Tabi ara sokaklar tosbağa yarışı yapılan hipodroma dönmüş bu arada tosbağaya şimdiler de kaplumbağa diyorlar.

Her nedense, her gün çay söylediğim çay ocağı nereden akıl etmişse işyerine telefon bağlatmış siparişleri telefonla almaya başlamıştı.  Telefonlar manyetolu olduğundan PTT`de bulunan santral görevlisine söyleyerek istediğiniz numarayı bağlatabiliyordunuz. Kontör denen şey o günlerde bilinmediğinden telefonla çay istemenin ek bir maliyeti de bulunmuyordu.

Bir gün işyerimize hiç misafir ve müşterinin olmadığı bir günde 25- 30 civarında çay gelmiş. Ben de dahil olmak üzere gelen bu kadar çaya çok şaşırmıştık. Durumu geçte olsa anlamıştık. Mukallitlerden biri manyetolu telefonla işyerimizin adını vererek o çayları istemişti. Bu olaya o an için çok kızsak da sonra epey gülmüstük.

/Recep Yılmaz
01.08.2013

Kent Müzesi

Kent Müzesi açılalı kaç ay oldu bilmiyorum. Nicedir gezip görmek istiyordum. Kısmet dünkü güneymiş. Aslında daha önce bir kaç kez niyetlendim. Gittiğimde bakım ve temizlik günüymüş, kapısından dönmek zorunda kalmıştım. Önceki gün Kent Kültür Merkezini gezdim. Samsun'da sanatsal etkinliklerin gerçekleştirilebileceği bir mekan olmuş. İki önemli salonu ile sahne sanatlarının gösterisi için AKM, ÖMÜ ve Gazi Sahnesine mahkum olmaktan kurtaracak Samsunlu sanatçıları.

Samsun, sahne sanatlarının yapılabilmesi için gerekli alt yapının olduğu ender Anadolu kentlerinden birisidir. Oda Tiyatrosunun kapatılmasından sonra Kemal Vehbi Gül tarafından ‘çöpçü’ bile yapılan adaşım rahmetli Ragıp Erdem'in tiyatronun mermer tabelasını '’Bir gün açılır'’ umuduyla aylarca yatağının altında sakladığını bilirim. Vedat Yılmaz'ın Samsun'a kazandırdığı Gazi Sahnesi, Samsunlu sanatçıların gönlünce sanatlarını icra ettikleri bir mekan oldu. Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz, kongre ve konferansların da kolaylıkla gerçekleştirilebileceği Kültür ve Sanat Merkezini aslında sahne sanatları için planlamış. ''Belki Devlet Tiyatrolarını getiririz'' diyor, bu niyetini anlatabilmek için.

Kültür ve Sanat Merkezini gezdikten sonra ''Kent Müzesini gezmek te bize farz oldu artık'' diyerek dün sabah kapısına dayandım. Peşin olarak şunu belirtmeliyim. Müzeye gelmekte geç kalmışım ben. Bir şey kaçırdığım için söylüyorum. ''Bu güzelliği daha önceden  görmeliydim'' diye hayıflanıyorum. Yaşadığım kentin belki bir kısmını bildiğim ama çoğunu unutmakta olduğumu fark ettiğim bir çok özelliğine yeniden tanıklık ettim. Misal, mübadeleyi anlatan bölüm. Bana hiç de yabancı olmayan Rumeli Türküleri çalıyordu. Dede’mden ve onun ablası rahmetli Bektaş Hala (Fatma Aktaş)' dan 45 sene önce dinlediğim mübadelenin hikayesini bir kere daha anımsadım.

Tütün koçanları vardı Osmanlıca yazılan. '’Aralarında Dede’min koçanı var mı acaba? Keşke Osmanlıca bilseydim'' diye düşündüm önce. ''Fark etmez hepsi bizden nasıl olsa'’ dedim sonra. Rahmetli Çolak Sebahattin’in Demirspor takımı adına kazandığı kupayla büyük bir fotoğrafı karşılıyor sizi müzeye girişte. ''Yazık olduğunu düşündüğüm'' Arap Kurtuluş ve İmdat Usta da aynı karedeydi bir başka Demirspor fotoğrafında ki, ikisi de Samsun'un yetiştirdiği yetenekli ama hak ettikleri şansı bulamadığına inandığım futbolcularındandı.

Samsunspor tarihini anlatan bir salon da var. Girişteki salonda Demirspor lokalindeki düğünlerde çekilmiş fotoğraflar var. O yaz düğünlerini ve doyumsuz yaz eğlenceleri gözünüzün önünde sergileniyor. Yerel Tarih Gurubunun da müzeye çok katkı verdiğini anladım. Bir teşekkür borcumuz var Kenan Hazneci ve arkadaşlarına. Demem o ki dostlar. ''Keşke'' dememek için Samsun Kent Müzesini ziyaret edin isterim.

/Ragıp GÖKER
01 Ağustos 2013

30 Temmuz 2013 Salı

OMV 'Üretime Geçti' Okulu Unuttu Mu?..

Avusturyalı Enerji devi OMV..  Avusturya'dan başka bir çok ülkede dev yatırımları var.. Bir gün 'patronları' haritaya baktı ve Türkiye'de bir santral kuralım dedi.. En risksiz bölge Karadeniz'di..  Hem çevresindeki komşularıyla sıkıntısı yok, hem de 'enerji üretiminde ortaya çıkacak olan korkunç ısıyı' soğutabilecek bir denize sahipti..

Neresi olabilir diye şöyle bir baktılar.. İl merkezlerinden uzak olsun dediler.. Seçenekler, böylece iller arasındaki arazilere kaydı.. Sinop zaten santrallere tepkili bir il. Bartın, Kastamonu, Zonguldak  kısmı da olmaz.. Turizme yelken açmışlar.. Trabzon, Rize olmaz; 'HES'lere olan tepkiler yüzünden çok popüler..  Fırtına vadisi çok fırtına kopardı.. Giresun, Ordu fındık bölgesi kıyameti koparır çevreciler..  Kala kala Samsun kalıyor elbette..

Çünkü enerji koridoru olmaya aday bir il..  Sonra doğusu sanayileşmeye elverişli.. Turizm de batısında olsun deyip, 'Kozluk'u işaretlediler' Avusturyalı dostlarımız..  Aslında onlardan önce tüm bu çalışmaların ön hazırlığını Celal Metin isimli bir iş adamı yaptı, onların adına..  Neyse onların da haritadan işaretlediği yer Kozluk ta değildi bir bakıma..

Avusturyalı dostlarımız, santral yerini İl Özel İdare'nin yetki alanı içinde olan Akçay Köyü'nden seçtiler..  Ama referandum oldu Akçay Kozluk'a dahil edildi, işler karıştı.. Avusturya'dan 'buraya iyi santral olur diyen dostlarımız', Samsun'a geldiklerinde bir baktılar ki; santralin yeri iyi ama Kozluk'lu vatandaşlar da akıllı insanlar.. İyi geliyorsunuz da sosyal sorumluluk projeleriniz ne olacak diye sordular.. AK Partili Belediye Başkanı Şenol Kul akademisyen.. Konuya hakim. 'Okul yapın buraya' dedi..  Hay hay dedi Avusturyalı dostlarımız. Büyük Elçileri işi abarttı "Bundan daha masum bir istek olamaz" dedi.

Bakanları 'derhal okul yapılacak" derken, OMV yöneticileri "Tabii ki elbette" diye diye yılları atladılar, taa bugünlere kadar geldik.. Tam deneme üretim iznini aldılar,  temeli de atarlar dedik ki; OMV yetkilileri yine sessizliğe büründü..  Anlayamadığım konu şu aslında..

Bu OMV'nin yetkilileri olan Avusturyalı dostlarımız ve Türk  Genel Müdürleri Korkut Öztürkmen, acaba Vali Hüseyin Aksoy'la, yani devletle bir protokol yaptıklarını da mı unuttu.. Devletle 'dalga geçer gibi', ha bugün, ha yarın temel atacağız bile demeyen Avusturyalı dostlarımızın8 ne yapmaya çalıştığını anlamış değilim.. Kaldı ki Kozluk Belediye Başkanı Şenol Kul'un ilk kez bu kadar 'vurgulu bir eleştiri getirdiğine şahit oldum'..  Başkan Kul, "OMV şirketinin yöneticilerinin sözüne saygınlığımız azalıyor" dedi.

Haritadan Tükiye'nin cennet Karadeniz'e bakıp, parmağının ucuyla yer seçen OMV'li dostlarımız, o santral yapılan bölgede 'devletle yapılan protokolü yerine getirmeden' sizce üretim yapabilir mi?.. Bence yapamaz..  OMV diyecek ki; 'Devlet izin verdi üretime geçtim'.. Vatandaş ve devletin yetkilileri diyecek ki; 'Devletle okul protokolü yaptın, okul nerede?..  Sonra o izni kim verdi OMV'ye.. Samsun Valiliği ve İl Özel İdaresi..

Şimdi sormak istiyorum.. OMV ile Okul Protokolünü yapan Valilik, o deneme üretim iznini verirken, okulun temelini ne zaman atacaksınız diye sormadı mı acaba?.. Sormadıysa, hata yapılmıştır.. Ama daha da önemlisi şudur.. Avusturyalı dostlarımız; Kozluk'a söz verdiği okulu yapmamakla Kozluk halkını ve bölge halkını üzmüştür.  Onları oyalaması, gençlerin 'öğretmen Lisesi' hayaliyle oynaması, beldenin gençlerini ziyadesiyle üzmüştür.. Ve o üzüntü sonuçta önceki günkü iftarda tepkilere yol açmıştır..

Şimdi olması gereken ve beklenen şudur..  OMV'li yetkililer ve Avusturyalı dostlarımız, okul inşaatının gecikmesi nedeniyle Samsun'a, Kozluk'luya ve en önemlisi  Samsun Vali Hüseyin Aksoy'a bir özür borçludur..  Çünkü o protokolün altında Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Milli Eğitim Bakanı adına Vali olarak Aksoy'un imzası vardır.. Dolayısıyla olay, sorumluluk açısından çözüme muhtaçtır..

30.07.2013
/A.YENER CABBAR

Bafra Bedesteni


Tek bir bomba bile atılmayan Bafra`nın durumu ise malumunuzdur. Son söz, Elimizde kalan son tarih bedestene hep beraber sahip çıkalım. Farsçadan gelen ve aslında bedestan olan bu kelime kıymetli kumaşlar, mücevherler ve buna benzer eşyanın satımına uygun açık ya da kapalı çarşıların tamamına denir.

Bedestenler Osmanlı Döneminde nüfusu uygun hemen hemen şehirlere yapılmıştı. Dükkanlar ve dört kapısında Ünye taşının kullanıldığı, iki sokak ve bir aradan oluşan Bafra`daki bedestenin yapım yılı hakkında kesin bir bilgi olmamasına rağmen Evliya Çelebi 1640 yılındaki Amasya, Samsun, Bafra, Ünye, Trabzon, Batum ve Kafkasya güzergahındaki yazılarında Bafra`daki bedestenden söz etmemiştir.

Merzifon`daki bedesten gibi 17. yüzyılın sonlarında yapılma ihtimali söz konusudur. 18. Yüzyılda Ermeni ve Rum tüccarların, sarraflık yaptıkları bedestenin en ünlü kuyumcusu Ananiya Esemihaloğlu`dur. Bedesten, 1915-16 yıllarında Ermeniler ve 1922-24 yılları arasında Rumların gitmeleri üzerine tamamen Türk zanaatkar ve esnaflarından oluşmakta, Kültür Varlıklarını Koruma Müdürlüğü  tarafından korunmaktadır.

Bafralı olup da bedestenle ilgisi olmayan kimse düşünülemez,. Kolumuza taktığımız ilk saati, parmağımızdaki nişan yüzüğünü, düğünlerimizde takılan altınları, aldığımız yegane yerdir orası. Neredeyse boyu iki metreyi aşan kolon balıklarını, kurutulmak için tezgaha dizilen sarı havyarları, ustalıkla et hazırlayan kasapları seyrettiğimiz anılar hep oraya aittir.

Yeni alınan arabamıza teyp veya pikap taktırdığımız, bozulan radyomuzu koşarak götürdüğümüz radyocu Nevzat Amcamız, sipariş üzerine kolye yaptırdığımız kuyumcu Bedri Amcamız, hep oradaydılar. Bugün oradaki esnaf profili biraz değişse de, oraya girip biraz gezdiğinizde kendinizi nostaljik bir filmi izler gibi hissedersiniz. Bir şehrin çarşıları, ibadethaneleri, tarihi konakları, çeşmeleri, parkları, o şehrin ruhu ve kimlik cüzdanıdır.

Onları kaybettiğinizde geçmişe ait tüm değerleri kaybettiğiniz gibi geleceği de kaybedersiniz. Maalesef Bafra`nın bugünkü durumu trajiktir. İsmetpaşa, Gazipaşa, Tabakhane, Hacınabi ve Büyükcami mahallelerindeki tarihi konakların büyük kısmı rant uğruna yıkılmıştır. Cami haricindeki ibadetlere değinmek bile istemiyorum. Hele o çeşmeler... Su yerine feryat akıyor musluklarından. Rahmetli efsane başkan ALİ KALE ilk su şebekesini Bafra'ya yaparken tarihi dokunun bozulmaması için çok uğraş vermiş, kaçak yapılaşma ve yıkıma asla izin vermemişti, nur içinde yatsın.

Bafra artık kocaman bir taş kütleden oluşan bir şehir görünümündedir. Yeşili son derece azalmış, tarihe ait ne varsa çok azı dışında hepsi kaybedilmiştir. Gelecek kuşaklara ne miras bırakılacaktır. Meraklıları, aynı dönemde yapılan Merzifon Bedesteni aslına göre nasıl restore edilmiş, internete girerek bakabilirler. Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında Avrupa`da bombalanıp yerle bir edilen şehirler, aslına uygun şekilde halklarına tekrar kazandırılmış, bugün hayranlıkla gezilen çok turist çeken yerler olmuştur. Tek bir bomba bile atılmayan Bafra`nın durumu ise malumunuzdur. Son söz,
Elimizde kalan son tarih bedestene hep beraber sahip çıkalım.

/Recep Yılmaz
30.07.2013

AVM’lere Tepki

Bir yanda AVM’lerle övünen iktidar. Diğer yanda AVM’lere karşı çıkan muhalefet. Hangisi haklı? Hangisi haksız? Her ikisi haklı olabilir mi? Olabilir. Hatta her ikisi haksız da olabilir. Bakış açısına göre değişir. Bir kentte adım başı alışveriş merkezleri olursa küçük esnaf ezilir. Alışveriş merkezlerini kent dışına taşırsan etkilenen küçük esnafın zararını azaltırsın. Alışveriş merkezleri kendiliğinden türemedi. Birileri davet etti. İmkanlar tanıdı. Destek verdi. Onlar da hesabını kitabını yaparak yatırımda bulundu. Zarar edecekleri düşüncesiyle bu yatırımlar yapılmadı. Kazanmak amaçlandı. Büyük paralar harcandı.

Küçük esnafın rekabet gücü ortadan kaldırıldı. AVM’ler için sürümden kazanmak yeterli oldu. Tüketici cebinden çıkacak parayı dikkate alarak ucuz olanı tercih etti. Bu açıdan baktığımızda tüketici de haklı. CHP Samsun İl Başkanı Mehmet Atalay ‘AVM’lere müsaade etmek, şehre hizmet mi, yoksa ihanet mi?’ diye sordu. Sormasına neden şüphesiz küçük esnafı düşünmesi oldu. İyi de bir başka açıdan baktığımızda tüketici düşünüldüğünde hizmet ağır basmaz mı? Şüphesiz basar.

AVM’ler de olmalı, küçük esnafta. Her ikisinin olabilmesi için her ikisini düşünmek gerekir. Her ikisinin düşünüldüğünü söylemek pek gerçekçi olmaz. Çünkü güçlü olan daima ağır basıyor. AVM’leri kent merkezine sokmasak da o bilindik güçlü kuruluşlar yine kent merkezinde yerini bularak küçük esnafa karşı dimdik ayakta olmadı mı? Doğrusu oldu.

Çiftlik Caddesi’nde AVM’ler öncesi o bilindik güçlü firmalar vardı. Şimdi AVM’lerde. Koca cadde şimdilerde tabiri caizse ayak üstü iş yapanların mekanı oldu. Ayakta kalmayı direten, biraz da güçlenenler bu kez ara sokaklardaki esnafın işine sekte vurdu. Dengeyi sağlamak zor. Adaleti de. Ne dersiniz?

30.07.2013
/Avni DEMİR

Samsunun Yüz Akları

Samsun nasıl kalkınır? Bu sorunun cevabını yıllardır arıyoruz... Ve her seferinde 'Sanayiye yatırım ve büyüme' olarak veriyoruz... Çünkü diğerleri hikaye...
***
Geçen hafta İstanbul Sanayi Odası'nın araştırması açıklandı... İlk 500 arasında 4 Samsun firması çıktı... Yeşilyurt Demir Çelik... Samsun Makina Sanayi... Ulusoy Un... Borsan Elektrik... Bir başka gelişme... Samsun'un iki firması SPK'ya başvurdu... Halka arz için... Birisi Ulusoy Un... Diğeri Samsun Yem Sanayi...
***
İşte Samsun'u bu tür işletmelerin büyümeleri... Yanlarına yenilerinin eklenmesi kalkındırır... Samsun, ilk 500'de 20 firması olduğunda... Halka arz olunmuş firma sayısı 20'ye ulaştığında... Kalkınma hamlesini başlatmış... İhracaat hedeflerini yakalamaya doğru yelken açmış olur...
***
Yani sadece tüketen değil, üreten... Üretirken istihdam sağlayan... Büyüyen... Büyürken gelişen... Ve bulunduğu kenti de büyüten durumuna gelir Samsun!
***
Yani... Samsun, laf gemisiyle... 'Caklarla, ceklerle' büyümez... Samsun gelişti demek için... Her 10-15 sanayi tesisinin temelinin... Bir o kadarının da açılışını yapmak gerekir! Yani... Samsun'un yüz akı firmaları çoğaltmak... Büyüme yoluna girenlerin de önünü açmak gerekir! Yoksa... Lafların etrafında dolanır, dururuz!

30.07.2013
/Erdem EROL