Samsun’un sahipsiz bir kent oluşunu en bariz bir şekilde ortaya koyan bomba gündemlere hergün bir yenisi eklenmektedir. Şahsım da dahil olmak üzere yerel basınımızdaki bazı köşe yazarları, Sivil Toplum Örgütleri, bazı işadamları, ve aklı selim vatandaşlarımız tarafından sürekli olarak yaşanan aksaklıklar dile getirilmekte, ancak konuşulan şehrin restoranlarında, şehir kulübünde, balıkçı fevzinin masalarında veya Sevgi cafe’nin manzaraları arasında kaybolmaktadır. Köşesini Samsun’daki gelişmelere ve olaylara taşıyan arkadaşlarımızın ise, yazdıkları sadece gazetenin belli bir köşesini işgal etmekten yani sayfayı doldurmaktan öteye geçmemektedir. Her eleştiriye kulak verilmelidir. Eleştiriler,siyasi veya yanlı bir bakış açısı ile satırlara taşınmıyor ise, her eleştiri kesinlikle dikkate alınmalı ve değerlendirilmelidir. Çünkü medya kamuoyunun birinci derecede gözlüğü ve rehberidir.
1990’lı yıllarda iştigal ettiğimiz işimiz çerçevesinde ürettiğimiz bir mamul için İzmir Belediyesince bir talepte bulunulmuş idi. O dönemde başkan olan Yüksel Çakmur ile yaptığımız görüşmede, ürünümüzden en az 10 adet model yapmam gerektiğini ve bu modelleri İzmir’in Konak meydanına uygulamamı ve her birinin önüne bir kapalı seçim sandığı orijininde bir kaide koymamı istediler.
Üretmiş olduğumuz üründen 10 adet (Aydınlatma direkleri) imal ederek Konak meydanına yerleştirdik. İzmirliler üretmiş olduğumuz modeller için en çok beğendikleri ürüne oy verdiler ve sonuçta en çok oyu alan ürünün imalatına karar verildi. Aynı uygulamalara bilahare İstanbul’daki yolcu vapurlarının modelleri seçiminde ve Beyoğlu’ndaki bazı projelerde kullanıldı. Yani vatandaş kendi bölgelerinde yapılacak olan bir takım projeler hakkında fikrini beyan etmiş oldu. Sonuçta hizmet kent için yapılmakta idi. Dolayısıyla bu hizmetten istifade edenler de, bir şekilde projenin konseptinde belirleyici bir rol üstlendiler.
Bu anekdotu son günlerde Mimarlar Odası’nın Hafif Raylı Sistem hakkındaki açıklamaları için anlatmak istedim. Yine bir yazımda, kentte uygulanacak olan projeler ile ilgili tüm kurumlarını bir araya gelerek istişare yapmaları ve projenin nihai kararının yapılacak olan istişare toplantısı sonucunda verilmesi gerektiğini ifade etmiştim. Samsun için gerek yerel belediyeler ve gerekse ilgili kamu kurumlarınca projeler gündeme getirildiğinde, bu hizmetten yararlanacak olanların görüşlerinin alınması gerekir. İlgili mesleki kurumları, proje gündeme gelir gelmez gerek proje üreticileri ve gerekse proje sahipleri ile diyalog kurarak, projenin menfi ve müspet yanları konusunda fikirlerini başlangıçta beyan etmelidirler.
Diğer konularda da aynı keyfiyet söz konusudur. Yani şehrin ekonomik ve sosyal kalkınmasına yönelik gündeme getirilecek projeler, geçmişte yapılan fakat neden iptal edildiği anlaşılamayan “Kent Kurultayı” veya başka platformlarda tartışmaya açılmalı ve değişik fikirlere kapı açılmalıdır. Sivil Toplum Örgütlerinin seslerine kulak verilmelidir. “Ben yaptım doğru” veya “Benim yapacağım doğrudur” mantığı ile hareket edildiği takdirde, ortaya çıkacak manzara bugünkü Mimarlar Odası’nın yarattığı geç kalmış bir uyarı niteliğinden öteye geçmez.
Sonuçta her projenin bir maliyeti vardır. Projeler kent gerçeğine uygun bir çizgide gerçekleşmediğinde, yapılan harcamalar ölü yatırım niteliğinde kalacaktır. Nitekim Gümrük mevkiinden, 56 Evler’e aracınız ile yola çıktığınızda, daracık yollarda aracınızın tamponunu veya kapısını yayalara sürterek ancak yol alabilirsiniz. Hiç yer yokmuş gibi vilayet binası başta olmak üzere, yabancılar pazarı, ve çeşitli mimari çarpıklıklar içeren yapılanmalar ile, şehrin deniz ile irtibatı kesilir. Had safhada olan gecekondulaşmanın önü alınamaz. Dolaysıyla gerek sosyal ve gerekse ekonomik anlamda bugünkü Samsun profili uzun bir süre hayatiyetini sürdürür. Bu nedenle tarafsız medya, Sivil Toplum Örgütleri, Mesleki kurum ve kuruluşlar başta olmak üzere, kentte yaşayanların yapıcı eleştirileri zamanında gündeme taşımaları halinde ve bu eleştirilere kulak verildiğinde doğrular bulunacaktır.
/Süleyman SALUR
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder