Bir düşünün bakalım, 19 Mayıs 1919'da neler olmuştu, neden M. Kemal Paşa, Osmanlı Hükümeti tarafından 9. Ordu Müfettişi olarak Karadeniz Bölgesi'ndeki silahlı çetelerin çatışmalarının durdurulması ile görevlendirilip Samsun’a gönderilmişti…
Hatta bir rivayete göre bizzat Padişah kendisini kabul ederek ve yolluk vererek bazı gizli tavsiye ve tembihlerde bulunmuştu. Hatta dedemden bizzat duyduğuma göre, Samsun ve civar yerleşim ahalisine Padişah'ın şehzadesi geliyor şeklinde duyuru yapılmıştı…
Ama işin bir başka yönü var ki, bu güne kadar hiç üzerinde konuşulmamış, araştırılmamış ve gündeme alınmamıştır. Bu husus esasında tarihçilerin üzerinde araştırma yapması gereken önemli bir konu olmasına rağmen, birkaç cılız makalenin dışında hiçbir kaynakta yer verildiğini görmedim…
Birinci Dünya Harbi'nden çıkan Osmanlı'nın savaştan geri kalan gazi ve malul askerleri terhis edilerek memleketlerine gönderildiler. Fakat sadece salıverildiler. Ulaşım imkânlarının son derecede kısıtlı olduğu o dönemde askerlerin evlerine dönmeleri neredeyse imkânsızdı. Çoğu aç ve hastaydı. Karadeniz'de ulaşım büyük ölçüde Samsun açıklarına demirleyen gemilerle sağlanıyordu. İnsan ve yük taşımacılığında kullanılan gemiler dahi Rum, Ermeni ve Yahudilere aitti. Samsun da Mondros Mütarekesi (Ateşkes) ne dayanarak ve mütareke bahane edilerek 11 kişilik İngiliz işgal birliği bulunuyordu. Bu müfreze bir yandan şehirdeki zengin gayrı Müslimleri (Misyoner Hristiyanları, Rum, Ermeni ve Yahudi tüccarları) koruyor, bir yandan da doğal limanı denetliyordu…
Tüm Karadeniz'de olduğu gibi deniz kıyıları ile ırmak kenarlarında Türk ve Müslümanların köyleri yoktu. Hainler ve işbirlikçiler her yeri ele geçirmişlerdi. Şimdiki Toybelen köyünün adı Koymat, Alanlı’nın adı Alanos idi. Gerisini söylemeden sadece Karabet, Sindel, Dimitler, Hristolu, Ayamama, Andono, Uzun Sarkisler v.s. gibi köy isimlerinden bahsetmek dahi durumu anlatmaya yeter. Avrupa Devletleri (dost ve medeni) 3-5 hanelik mezralar kurdurup buralara silahlı Rum ve Ermeni çeteleri yerleştirip, Müslüman Türk ahaliyi daha iç kısımlara sürmüşlerdi. Mesela, Gebi boğazından Samsun'a bakan dağlar ve tepelere bir tek Türk giremezdi. Girerse hem canını hem malını hem de namusunu kaybederdi…
İşte buna dayanamayan Türk ahali de bir şekilde silahlanarak Türk çeteleri kurmuşlar ve karşı saldırıya geçmişlerdi. Özellikle Topal Osman Ağa, İpsiz Recep Ağa, Çarşambalı Sadık Ağa, Gavur Ali Ağa ve Kemaneci İbrahim Ağa gibi çeteciler ırzına geçilen her Türk kadını için 10 kafir öldürüyordu. Benim dedem Ömer Ağa da Çarşamba Soğucak köyünde çete savaşlarında çok sayıda Rum ve Ermeni eşkıya öldürmüştü. Bunları o günün şartlarını izah edebilmek adına anlatıyorum. Yani, 19 Mayıs 1919'da yaşanan şartlar çok vehamet arz ediyordu…
Türk çetecilerle baş edemeyen işgalci İngilizler saraya ve Padişah’a başvurarak “derhal Türk çetecilerin silahlarından arındırılmasını aksi halde işgali genişletecekleri”ni bildirdiler. Padişah ise işgal altındaki İstanbul şartlarında yapabileceği en iyi hareketle, Anadolu Kurtuluş Hareketi'ne bilmeden, farkında olmadan katkıda bulunuyordu…
Mustafa Kemal Paşa’yı Ordu müfettişi olarak Karadeniz'in göz bebeği ve kalbi olan Samsun’a göndererek İstiklal Harbi'nin başlamasına ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasına vesile oluyordu. O Samsun çetelerinin verdiği destanlık mücadeleyi umarım birileri kitaplara, romanlara ve filmlere konu yapar da dünya Samsun’u tanır…
19 Mayıs'ın 90. yılında Samsun’da her evin balkon ve pencerelerinde, taze açılan karanfiller misali Türk bayrakları gördüm. Hiçbir talimat ve istemle yapılmayan bu milli davranış nedeniyle bir Samsunlu olarak kahraman Samsun halkı ile gurur duydum. Helal olsun Samsun halkına, bu şehre bundan dolayı şapka çıkarılır. İşte Samsun bu …
Yeniden görüşmek ümidi ve dileğiyle...
/Lütfi KESKİN
22.05.2009
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder