“Bütün memleketin varlığını ve bağımsızlığını kurtarmak için birleştiği şu tarihî günlerde, bir yabancı milletin himayesine sığınarak aşağılık ve tutsak yaşamayı yeğ tutan her türlü görüşün, memleketi ayrılıklara düşürecek her türlü derneğin dağıtılması pek vatanî ve gerekli bir görev olmakla Kürt Kulübü hakkındaki hareket tarzınız acizlerince de pek uygun görülmüştür. Şu kadar ki, İtilâf Devletlerinin hak zedeleyici tutumları sonucu İzmir’in Yunanlılar’a işgal ettirilmesi etkisiyle ülkenin en ücra köşesinde bile doğan büyük pişmanlık her türlü siyasal ihtiraslar ve çıkardığı amaçlardan temiz olmak üzere Müdafaa-i Hukuk u Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetlerini doğurmuş ve bu cemiyetlere hangi siyasi zümreye bağlı olursa olsun, her Türk, her Müslüman katılmış ve millî vicdanın eylemli olarak gösterilmesi bütün cihana bu suretle duyurulmuştur. Bu nedenle Diyarbakır ve bağlı yerlerinde Müdafaa-i Hukuk u Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetlerinin oluşmasına ve kurulmasına yardımcı olunmasını önemle salık veririm. Ve Kürt Kulübünün üyeleriyle bugünki aciz telgraf yazım çerçevesinde görüşülerek uzlaşmak uygundur efendim.” M.Kemal ATATÜRK
Ülkenin her tarafında, herhangi bir aksaklık ortaya çıkması halinde olaylardan haberdar olabilmek ve kurulması plânlanan cemiyetlerden hangilerinin kurulmuş olduğunu veya daha önce kurulmuş cemiyetlerden halen çalışmalarına devam edenler olup olmadığını öğrenmek için daha Havza’da iken Anadolu’nun her yerine telgraflar çekilmiştir. 8 Haziran 1919’da Diyarbakır Valiliği’nden Kürt Cemiyeti hakkında bilgi veren bir telgraf alınmıştır. Bu telgrafta Diyarbakır’daki Kürt Kulübü’nün İngilizlerin teşvikiyle bir Kürdistan kurulması amacını izlediği ve dernekler kanununa uymadığı için kapatıldığı bildirilmiştir. 22 Bunun üzerine 15 Haziran 1919 tarihinde Mustafa Kemâl Paşa, Amasya’dan Diyarbakır Valiliği’ne konu ile ilgili olarak şu telgrafı çektirmiştir:23
“Bütün memleketin varlığını ve bağımsızlığını kurtarmak için birleştiği şu tarihî günlerde, bir yabancı milletin himayesine sığınarak aşağılık ve tutsak yaşamayı yeğ tutan her türlü görüşün, memleketi ayrılıklara düşürecek her türlü derneğin dağıtılması pek vatanî ve gerekli bir görev olmakla Kürt Kulübü hakkındaki hareket tarzınız acizlerince de pek uygun görülmüştür. Şu kadar ki, İtilâf Devletlerinin hak zedeleyici tutumları sonucu İzmir’in Yunanlılar’a işgal ettirilmesi etkisiyle ülkenin en ücra köşesinde bile doğan büyük pişmanlık her türlü siyasal ihtiraslar ve çıkardığı amaçlardan temiz olmak üzere Müdafaa-i Hukuk u Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetlerini doğurmuş ve bu cemiyetlere hangi siyasi zümreye bağlı olursa olsun, her Türk, her Müslüman katılmış ve millî vicdanın eylemli olarak gösterilmesi bütün cihana bu suretle duyurulmuştur. Bu nedenle Diyarbakır ve bağlı yerlerinde Müdafaa-i Hukuk u Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetlerinin oluşmasına ve kurulmasına yardımcı olunmasını önemle salık veririm. Ve Kürt Kulübünün üyeleriyle bugünki aciz telgraf yazım çerçevesinde görüşülerek uzlaşmak uygundur efendim.” M. Kemal ATATÜRK
Bu telgraftan Mustafa Kemâl Paşa’nın ülkenin her yerinde millî cemiyetlerin kurulmasına ne kadar önem verdiği ve buna bağlı olarak bu cemiyetlerin millî mücadele açısından yüklendikleri fonksiyon bir kere daha anlaşılmaktadır.
15 Haziran 1919 günü Mustafa Kemâl Paşa’nın ilgilendiği diğer bir konu da Birinci Dünya Savaşı sırasında Halep’te görevli iken tanışmış olduğu Irak aşiret reislerinden Acemi (Uceymi) Sadun Paşa’ya bir mektup göndererek, kutsal hilâfet makamı etrafında toplanmanın gerekliliği hakkındaki görüşlerini ifade etmek olmuştur.24
18 Haziran 1919 günü Edirne’de I. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey’e çekilen telgraf adeta Amasya Tamiminin sinyallerini vermektedir. Diyarbakır Valiliği’nden sonra Edirne’deki kolordu komutanlığı ile temasa geçilmiş olması, doğusu ve batısıyla ülke bütünlüğünün gözetilmiş olduğu hususunu ispat etmektedir. Cafer Tayyar Bey’e gönderilen telgrafın içeriği şöyledir: 25
“Millî istiklâlimizi boğan ve ülkemizin bölünmesini hazırlayan İtilâf devletlerinin çalışmaları ve merkezî hükümetin çaresiz durumu bilinmektedir. Milletin geleceğini bu şekildeki bir hükümete teslim etmek, yıkılmaya boyun eğmek demektir. Bütün Anadolu halkı, millî istiklâli kurtarmak için baştan aşağı tekvücut bir hale getirilmiş ve bütün komutanlar ve arkadaşlarımız yüksek bir özveri ile ortak bir karar etrafında toplanmışlardır.
Vali ve mutasarrıfların hemen tamamı da bu halka etrafına alınmıştır. Bu yüce hedef için Müdafaa-i Hukuk u Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetleri yaygınlaştırılmıştır. Anadolu’daki örgütlenme kaza ve nahiyelere kadar genişletiliyor. İngiliz himayesinde bağımsız bir Kürdistan teşkili hakkındaki İngiliz propagandası ve bunun taraftarları da bertaraf edildi. Kürtler de Türklerle birleşti.
Trakya Cemiyeti ve Edirne Vilâyeti Müdafaa-i Hukuk u Milliye Cemiyeti ile de elele vermek ve bütün Anadolu ve Trakya Müdafaa-i Hukuk u Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetlerini birleştirmek ve Anadolu ve Rumeli’deki bütün vilâyetlerin temsilcilerinden oluşacak kuvvetli bir merkez kurulu oluşturulması kararlaştırılmıştır. Bu kurulun İstanbul’un denetiminden ve yabancı devletlerin baskı ve denetiminden tamamıyle kurtulması ve milletin gür sesini dünyaya duyuracak şekilde Anadolu’nun merkezinde ve en uygun olarak Sivas’ta toplanması uygun görülmüştür. Gerekirse İstanbul’da olağanüstü yetkilere sahip olmamak üzere bir temsil hey’eti bulundurulabilir. Ben İstanbul’da iken Trakya Cemiyeti üyeleriyle fikir alışverişinde bulunmuştum. Şimdi zamanı geldi, gerekirse gizlice görüşerek derhal örgütlenmelerde bulunulmasını ve buraya kıymetli bir iki kişinin üye olarak ve kimliklerini gizleyerek Samsun veya demiryolu üzerinden yola çıkarılmasını ve onlar gelinceye kadar da Edirne ilinin vekil ve koruyucusu olmak üzere Anadolu’da beni temsil ettiklerine dair bir belgenin imzanızla ve şifreli telgrafla bildirilmesini rica ederim.
Bu istiklâl amacı sağlanıncaya kadar tamamıyle milletle birlikte özveri ile çalışacağıma mukaddesatını üzerine yemin ve bunu gördüğüm millî arzu üzerine her tarafa bildiririm. Artık benim için Anadolu’dan hiçbir yere gitmemek kesindir. Bu karar bütün arkadaşlarımızın karar ve görüşlerine dayanmaktadır. Gözlerinizden öperim. Telgrafın ulaştığının bildirilmesini bekliyorum.”
Cafer Tayyar Bey’e gönderilen bu telgraf metninin dikkat çeken bir yönü, Sivas’ta millî bir kongre toplanması kararının ilk defa dile getirilmiş olmasıdır. Diğer bir dikkat çekici husus, Trakya bölgesinin de ülke bütünlüğünden ayrı düşünülemeyeceğini bir defa daha teyit etmesidir. Çünkü mütareke döneminde Edirne’de kumları Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin hedeflerinden biri, eğer İstanbul’daki hükümet, özellikle doğu Trakya bölgesini koruyamazsa buradaki Türk varlığını korumak üzere geçici bir hükümet kurma düşüncesi idi. 26 Ancak bu belge ile, Trakya halkına da gereken güvence verilmiş, oraların da ülke bütünlüğü içerisinde düşünüldüğü mesajı ciddî bir şekilde ulaştırılmıştır.
19 Haziran 1919 tarihinde Hüseyin Rauf Bey ile Ali Fuat Paşa,
Amasya’ya gelmişlerdir. Hüseyin Rauf Bey, İstanbul’dan Bandırma’ya geçmiş, önceden Mustafa Kemâl Paşa ile verdikleri karar gereği İzmir cephesine yakın olan bölgeleri dolaşmıştır. Balıkesir, Manisa, Alaşehir havalisini dolaşarak Afyonkarahisar’a uğramış ve oradan da Ankara’ya Ali Fuat Paşa’nın yanına gelmiştir. Yaptığı temaslar ve topladığı bilgilerden istifade edilmiştir. Amasya’daki karşılama anını Ali Fuat Paşa, hatıralarında şöyle anlatıyor: 27
“Başta Mustafa Kemâl Paşa olmak üzere Amasyahlar’ın candan tezahüratı ile karşılandık. Tören cidden parlaktı. Bizi karşılamaya hemen hemen kasabanın bütün halkı çıkmıştı. Arabalardan indiğimiz zaman Paşa,
- Sizleri zahmete soktuk, fakat buluşmamız çok iyi oldu, dedi. Hepimizin ellerini hararetle sıktı.”
20 Haziran 1919 Cuma günü Mustafa Kemâl Paşa’nın teşviki ile Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından, yaklaşık 30.000 kişinin katıldığı büyük bir miting yapılmıştır. Mitingin Cuma günü yapılması, köylerden gelen halkın da katılımına imkân vermiştir. Mitingde konuşan Mustafa Kemâl Paşa. Türk milletinin geleceği ile ilgili aşamaları birer birer açıklayarak, bir millî silkinme ile geçirilen felâketlerin mutlu bir sonuca ulaşabileceğini ifade etmiştir. 28
22 Haziran 1919 günü, artık tarihî bir gündür. Ülkenin bütün bölgelerindeki işgal olayları, millî cemiyetlerin faaliyetleri, İstanbul’daki hükümetlerin tavırları, bölgenin güvenlik sorunu ve daha pek çok konu üzerinde çalışılarak bir durum değerlendirmesi yapılmış ve bazı kararlara varılmıştır. Türk tarihinde önemli bir yeri olan Amasya Tamimi, bugün açıklanmış ve bütün ülkeye duyurulmuştur. Amasya Tamimi’nin içeriği şöyledir: 29
1- Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir. Merkezî hükümet, İtilâf Devletlerinin baskı ve kontrolü altında bulunduğundan üzerine aldığı sorumluluğun gereğini yerine getirememektedir. Bu durum, milletimizi yok olmuş gibi gösteriyor. Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Milletin içinde bulunduğu durum ve şartların gereğini yerine getirmek ve haklarını gür bir sesle cihana duyurmak için her türlü baskı ve kontrolden uzak millî bir hey’etin varlığı zorunludur. Bunun için her taraftan gelen teklif ve millî istek üzerine Anadolu’nun her bakımdan en güvenli yeri olan Sivas’ta millî bir kongrenin toplanması kararlaştırılmıştır. Bunun için bütün illerin her sancağından parti farkı dikkate alınmaksızın milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin mümkün olan en kısa zamanda yetişmek üzere yola çıkarılması gerekmektedir. Her ihtimale karşı, bu iş, millî bir sır olarak tutulmalı, gösterişe meydan verilmemeli ve temsilciler, gerektiğinde yolculuklarını kendilerini tanıtmadan yapmalıdırlar.
2- Doğu illeri adına, 10 Temmuz’da Erzurum’da bir kongre toplanması kararlaştırılmıştır. Bu kongre için zikredilen illerin Müdafaa-i Hukuk u Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetlerinden seçilmiş üyeler Erzurum’a doğru yola çıkmışlardır. 0 tarihe kadar öteki il temsilcileri de Sivas’a gelebilirlerse, Erzurum Kongresinin üyeleri de Sivas genel kongresine katılmak üzere Sivas’a hareket edeceklerdir.
3- Bu maddelere göre temsilcilerin Müdafaa-i Hukuk u Milliye Cemiyetleri, belediye başkanlıkları ve diğer usullerle seçimi ve hareketleri ve isimlerinin bildirilmesini rica ederim.
4- Bu mutabakatın uygulanmasına Üçüncü Ordu Müfettişi Mustafa Kemâl Paşa, Eski Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Bey, 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa, 13. Kolordu Komutan Vekili Albay Cevdet. 3. Kolordu Komutanı Albay Refet Bey, Canik Mutasarrıfı Hamit Bey, İkinci Ordu Müfettişi Cemâl Paşa, 12. Kolordu Komutanı Albay Selâhattin Bey, 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa, Bursa’da 17. Kolordu Komutanı Albay Bekir Sami Bey, Edirne’de Kolordu Komutanı Albay Tayyar Cafer Bey ve diğer bazı idarî ve askerî kişiler tarafından çalışılacaktır. Bundan başka eski Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, Bayındırlık Bakanı Ferit Bey, Ayan üyelerinden Ahmet Rıza Bey gibi kişilerin fikir ve görüşü alınacaktır.
5- Redd-i İlhak ve Müdafaa-i Hukuk u Milliye Cemiyetlerinin verecekleri telgrafların çekilmeyeceği Posta ve Telgraf Genel Müdürlüğü tarafından bildirilmiştir. Bu husus kesinlikle reddedilerek haberleşmenin derhal sağlanması için tezahüratta bulunulacak, haberleşme sağlanıncaya kadar devam edilecektir.
6- Askerî ve millî örgütlenme hiçbir surette ilga edilmeyecektir. Komuta hiçbir surette ve hiçbir kimseye terk edilmeyecektir. Ülkenin herhangi bir bölgesinde meydana gelecek düşman işgali, bütün orduyu ilgilendirecek ve ortaya çıkacak duruma göre ülkenin savunması hep birlikte yapılacaktır. Bu sebeple komutanlar, derhal birbirlerini haberdar edeceklerdir. Silâh ve mühimmat kesinlikle elden çıkarılmayacaktır.
Bu kararların altında Mustafa Kemâl Paşa, Ali Fuat Paşa, Hüseyin Rauf Bey. Albay Refet Bey ile Üçüncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Albay Kâzım, kurmay hey’etinden tebliğ işleriyle görevli memur Hüsrev Bey. askerî makamlara şifreleyen yaver Muzaffer Bey ve sivil makamlara şifreleyen bir memurun imzaları bulunmaktadır. 30
Amasya Tamimi’nin tarihî, hukukî, sosyolojik ve diğer açılardan yorumlanmasını biraz sonraya bırakarak, bu belgenin altında imzası bulunanların değerlendirmelerini görelim:
Amasya Tamimi hakkında imza sahiplerinden Ali Fuat Paşa’nın değerlendirmesi şöyledir: Ali Fuat Paşa, Amasya kararlarının kıymetini ifade ederken, kişisel ve bölgesel girişimler birleştirilmiş, bütün milletin, istiklâl ve vatanın uğradığı tehlike etrafında bütünleşmiş olduğu gerek dışarıya gerekse içeriye gösterilmiştir dedikten sonra, Mukaddes İttifak adını verdiği bu kararların toplayıcı bir ruh taşıdığını ifade ederek, bunun başlıca etkeninin Mustafa Kemâl Paşa olduğunu söylemektedir. 31
Hüseyin Rauf Bey ise, bu kararlan, daha İstanbul’da iken Mustafa Kemâl Paşa ile yaptıkları görüşmelerde, üzerinde ittifak ettikleri esasları kapsadığı şeklinde yorumlamıştır.32
Yine Ali Fuat Paşa’nın hatıralarında Kâzım Karabekir Paşa’nın, Amasya kararları ile ilgili olarak, Mustafa Kemâl Paşa da aynı şekilde Kâzım Karabekir Paşa ile muhabere etmiş, O’nun da muvafakat reyini almıştı diyor.33 Ancak Amasya’da alınan kararların 23 Haziran 1919 tarihinde bir şifre ile Kâzım Karabekir Paşa’ya bildirilmesi üzerine, Kâzım Karabekir Paşa, Ben bu şifreye uzun cevabı uygun bulmadım. 17 Haziran tarihli düşüncelerimin iyi karşılanmasını yeterli gördüm şeklinde karşılık vermiştir. Bu sözlerden Kâzım Karabekir Paşa’nın Amasya kararlarının açıklanmasını tam olarak tasvip ettiği izlenimini almak bir hayli zor görülüyor. Çünkü 17 Haziran 1919 tarihli telgrafında Kâzım Karabekir Paşa, vaktinden evvel yapılacak bir hareketin sakıncalarından bahsetmektedir. 34 Dolayısıyle kararlara iştirak etmekle birlikte zamanlama olarak uygun bulmadığı söylenebilir.
22 Haziran 1919 tarihinde, Amasya kararlarının ilânından ve kongreye davet genelgesi, sivil ve askerî makamlara şifre olarak verildikten sonra İstanbul’da bulunan bazı kişilere de bu kararlar bildirilmiştir. Bu kişilere ayrıca Mustafa Kemâl Paşa’nın 21 Haziran 1919 tarihli bir mektubu da gönderilmiştir.35 Bu mektubun metni, aşağıdaki şekildedir:36
“Vatanın bölünme tehlikesi ile karşı karşıya gelmiş olması, millî vicdanın bir kurtuluş amacı etrafında ve Müdafaa-i Hukuk u Milliye ve Redd-i İlhak teşkilâtı adları altında, toplanmaya başlamıştır. Yalnız mitingler ve saire gibi gösteriler, büyük gayeleri hiçbir zaman kurtarmaz. Ancak milletin sinesinden doğmuş olursa faydalı olur. Fakat şüphe götürmeyen bir gerçektir ki, bu acı safhayı bu kadar yıkıcı bir hale getiren sebep, maalesef İstanbul’daki muhalif akımlar ve Anadolu’nun saf ve kutsal millî emellerini boşa çıkartmaya çalışan siyasî ve gayrımillî propagandalardır. Millî kuvvetleri bugün böyle yanlış yollara sevk ile dağıtmanın cezasını vatanımız aleyhinde çok geniş bir şekilde görmekteyiz. Dolayısıyle İstanbul, bu muhalif akımları, artık Anadolu’ya ve millî amaç ve duygulara hâkim değil, tâbi olmak mecburiyetindedir. Ve İstanbul, İtilâf devletleri tarafından boşaltılıncaya kadar bu mecburiyet halinin devam edeceği kanaatindeyim. Bu hal tabii ki, sizin tarafınızdan da takdir olunur. Mektubumda anlatılan durum, bugün en çabuk bir şekilde genel bir millî kongrenin toplanmasını gerektirmektedir. Bu davet her tarafa iletilmiştir. Devletin parçalanması söz konusu olduğu bir sırada İngiliz propagandasıyle ortaya çıkan Kürdistan bağımsızlığı gibi akımlar da görüşmeler yoluyla bu tarafa kazanılmış ve hilâfet ve saltanat etrafındaki ortak amaçlarına davet edilmişler, bu konudaki mutabakatın sonunda durum lehimize dönmüş ve kongreye davet edilmişlerdir. Bu millî ve hayatî mesele için İstanbul’da sizin gibi vatanperver ve söz sahibi insanlara düşen fedakârlık çok büyüktür. Bu millî kurtuluş amacı gerçekleşinceye kadar ben Anadolu’dan ve milletin sinesinden ayrılmayacağıma millete karşı kutsal bildiğim şeyler adına söz verdim. Hiçbir kuvvet bu millî karara engel olamayacaktır. Bu kararım, Anadolu’da bulunan sorumlu ve kıymetli bütün arkadaşlarımın ortak karar ve kanaatine dayanmakta olduğunu da ekleyerek kalbî saygılarımı sunarım.”
Amasya’da alınan kararlarla Sivas Kongresine davet mektubunun gönderildiği kişiler ve bunlarla ilgili bilgiler şöyledir:
1- Abdurrahman Şeref Bey (1853-1925): Osmanlı Ayan Meclisi üyesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi İkinci Dönem İstanbul milletvekili. Tarih yazarı ve son Osmanlı vak’anüvisti. 37
2- Reşit Akif Paşa (1863-1920): Osmanlı Ayan Meclisi üyesi, Dahiliye Nazırı, şair 38
3- Ahmet İzzet Paşa (Furgaç, 1864-1937): Müşir (Mareşal), Nazır (Bakan), Mondros Mütarekesi sırasında Sadrazam, Tevf’ik Paşa hükümetinde Dahiliye Nazırı iken, 5 Aralık 1920 günü Bilecik’te yapılan buluşmada Salih Paşa ile birlikte bulunmuş, Mustafa Kemâl Paşa her ikisini Ankara’ya getirmiş, bir süre sonra İstanbul’a dönmüşlerdir. Özdeş hükümette Hariciye Nazırı.39
4- Seyit Bey (1873-1924): Osmanlı Meclisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi İkinci dönem İzmir milletvekili. Müderris, Ankara hükümetinde Adalet Bakanı. 40
5- Halide Edip Hanım (Adıvar, 1884-1964): Romancı. Kurtuluş Savaşı’nda Ankara’ya eşi Adnan Adıvar’la gelmiş, Onbaşı aşamasını almış, Cumhuriyetten sonra eşi ile birlikte yurt dışına gitmiş, Atatürk’ün ölümünden sonra yurda dönerek İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyesi olmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi Dokuzuncu dönem İzmir milletvekili olmuştur. İzmir’in işgali sırasında İstanbul mitinglerindeki konuşmalarıyla ün yapmıştır. 41
6- Kara Vasıf Bey (1871-1931): Emekli Kurmay Albay, Sivas Kongresinde delege. İstanbul’da Anadolu’nun temsilcilerinden. Osmanlı Meclisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Birinci Dönem Sivas milletvekili. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası genel yazmanı olmuştur. Ailesi Karakol soyadını almıştır. 42
7- Ferit Bey (Tek, 1877-1971): Osmanlı Meclisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Birinci ve İkinci Dönem İstanbul ve Kütahya milletvekili. İstanbul’da Nafia Nazırı, Ankara’da Maliye ve İçişleri Bakanı, Büyükelçi.43
8- Ferit Paşa (1860-1937): General. İstanbul’da Harbiye Nazırı. Sulh ve Selâmet-i Osmaniye Fırkası Başkanı. 44
9- Câmi Bey (Baykurt, 1877-1937): Osmanlı Meclisi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Birinci Dönem Aydın milletvekili, subay, gazeteci. 45
10- Ahmet Rıza Bey (1859-1930): Osmanlı Ayan Meclisi üyesi ve meclis başkanı, siyasetçi, gazeteci. 46
Bu kişilerin sosyal, meslekî ve siyasî durumları göz önüne alınırsa, bunlara mektup göndererek Amasya’da alınan kararları bildirmek ve hattâ Sivas kongresine davet etmek, İstanbul’da mevcut olan potansiyelden istifade düşüncesinin varlığını ifade edebilir. Zira bu kişiler, o anda İstanbul’da politika üzerinde nüfuzları inkâr edilemeyecek kadar büyük olan kişilerdi. 47
Kendilerine mektup gönderilen bu kişilerden Ahmet İzzet Paşa, Ahmet Rıza Bey, Cami Bey, Kara Vasıf Bey’le Halide Edip Hanım’ın o tarihlerde Amerikan mandası taraftarı oldukları bilinmektedir. 48 Hattâ 4 Aralık 1918 tarihinde Wilson Prensipleri Cemiyeti’nin Halide Edip Hanım’ın girişimleriyle kurulduğu bilinmektedir.49 Bunun gibi Kara Vasıf Bey’in de, istiklâl ve hakimiyete hiçbir veçhile halel gelmemek şartıyle Amerikalıların iktisadî ve fennî müzaheretinden bir zarar gelmeyebileceğini, bu hassas noktanın çok ve etraflıca incelenip Erzurum ve Sivas Kongrelerinde gündeme getirilmesini istemiş olduğu 50, Sivas Kongresinde bizzat kendisinin bu konuyu gündeme getirmiş olduğu bilinmektedir.
Yukarıda isimleri sayılan kişilerden bazıları ile Mustafa Kemâl Paşa’nın Birinci Dünya Savaşı içerisinde birlikte görev aldığı, bazıları ile de mütareke döneminde kişisel diyaloglar halinde olduğu bilinmektedir. Ahmet İzzet Paşa ile Mustafa Kemâl Paşa’nın yakınlığı Birinci Dünya Savaşı yıllarına gitmektedir. Kafkas Cephesinde Mustafa Kemâl Paşa’nın 16. Kolordu Komutanı olduğu 1916 yılında bu kolordunun bağlı olduğu II. Ordu Komutanı Ahmet İzzet Paşa’dır. 51 Bundan bir yıl sonra Ahmet İzzet Paşa, Kafkas Ordu Grubu Komutanı, Mustafa Kemâl Paşa da, bu gruba bağlı II. Ordu Komutanıdır. 52 Mütareke döneminde de Mustafa Kemâl Paşa’nın Ahmet İzzet Paşa ile diyalogu devam etmiştir. Ahmet İzzet Paşa, devamlı surette Mustafa Kemâl Paşa’nın sadrazam adayı olmuştur.53
Mütareke döneminde Mustafa Kemâl Paşa’nın diyalog halinde olduğu diğer bir isim de Ahmet Rıza Bey olmuştur. Ahmet Rıza Bey’in Senato (Ayan Meclisi) Başkam olarak gerek iç, gerekse dış politikada ağırlıklı bir yeri bulunmaktadır. Meşrutiyet Devrinde İttihat ve Terakki Partisi’nin ön saflarında yer almış, ancak daha sonra bu konumundan uzaklaşarak Birinci Dünya Savaşı yıllarında İttihat ve Terakki Partisinin politikalarını ciddî şekilde eleştirmeye başlamıştır.54 Mütareke döneminde kendisini ciddî bir sadrazam adayı olarak görmüş55 İtalya ve özellikle Fransa hükümetleriyle diplomatik girişimlerde bulunmuştur. Fransa ile yakınlığın sağlanmasında Ahmet Rıza Bey’in önemli bir yeri olmuştur. 56
Cami Bey ise, son Osmanlı Mebuslar Meclisinde Misak-ı Millîyi destekleyen Felâh-ı Vatan grubunun başkanlığı görevinde bulunmuştur. 57
Amerikan mandası taraftarı olan bu kişilerin seçilmesinde ve Sivas Kongresine davet edilmesindeki düşünce, bu kişilerin özellikle İngiliz mandasına karşı olmaları ile, İngiltere’nin Osmanlı hükümeti üzerindeki baskı ve işgal politikasına karşı bir atmosferin oluşturulmuş olmasıdır. İngiltere karşıtı olan bu düşünce sahiplerinin millî mücadeleye kanalize edilmesi düşünülebilir. Nitekim Sivas Kongresinde İngiliz mandası fikri ile Amerikan mandası fikri de reddedilecek ve millî istiklâlin sağlanması yolunda kararlar alınacaktır. Bu şekilde İstanbul’da söz sahibi olan politikacı, asker ve gazetecilerin gündemine Sivas Kongresi ve millî istiklâl fikri girmiş olacaktır. Nitekim Seyit Bey ile Ferit Bey, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde üyelik ve Türkiye Cumhuriyeti’nde bakanlık; Kara Vasıf Boy ve Camı Bey, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği yapmış. Halide Edip Hanını, millî mücadelenin ateşli bir taraftarı olmuştur. Ahmet Rıza Bey, Avrupa’da, özellikle Fransa’da millî mücadele fikrinin propagandasını yapmıştır. 58
Mustafa Kemâl Paşa’dan mektup alan on kişiden dördü, Ahmet İzzet Paşa. Nafia Nazırı Ferit Bey, Kara Vasıf Bey ve Ahmet Rıza Bey, Amasya kararları ve Sivas Kongresi hakkındaki görüşlerini açıklamışlardır. Ancak Ahmet İzzet Paşa, hatıralarında bu konuya yer vermemiştir. 59 Ahmet Rıza Bey’in hatıralarına ulaşmış olan Prof. Dr. Sina Aksin. İstanbul Hükümetleri ve Millî Mücadele isimli eserinde Ahmet Rıza Bey’den de bu konuda bilgi nakletmemiştir. Kara Vasıf Bey. Ahmet İzzet Paşa. Ferit Bey ve Ahmet Rıza Bey’in konu ile ilgili görüşleri. İstanbul’dan Kara Vasıf Bey tarafından Ankara’da bulunan 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa’ya gönderilen bir mektupta ifade edilmiş, Ali Fuat Paşa da bunları hatıralarında aktarmıştır. Mektup ve cevap olayı ile ilgili olarak Prof. Dr. Sina Akşin’in de kullandığı tek kaynak, Ali Fuat Paşa’nın hatıraları olmuştur.
(Devam Ediyor)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder