Şimdi, Amasya’dan gönderilen mektupla ilgili olarak adı geçen kişilerin görüşlerine bakalım:
Kara Vasıf Bey, cevabında, şimdiden ortaya çıkmamız iyi oldu. Zira bayrak açıldığında canı yanan millet, derhal toplanır, gizli gizli iş gayet geç ve güç olurdu. İngilizler tazyik ediyormuş, onların tazyiki millî varlığımıza imkân vermemek içindi. Şimdi çıldırıyorlar demiştir. 6() Bu sözlerden, Kara Vasıf Bey’in Amasya’da alınan kararlara tam bir destek verdiği söylenebilir.
Ahmet İzzet Paşa’nın görüşleri şöyle aktarılmıştır: 61
1- Yabancılardan her türlü teşvik ve kolaylığı gören gayrimüslimler. İtilâf Devletlerinin müdahalesini çekecek sebepler arıyorlar. Şikâyetlere meydan vermemek için gayrimüslimleri iyi tutmak, halkın taarruzlarına meydan vermemek lâzımdır.
2- İstanbul’a karşı itaatsizce hareket tarzı doğru değildir. Daima hürmetli olunmalıdır.
3- İtilâf Devletleri. Bolşevizmden çok çekindiklerine göre, Trabzon ve diğer bölgelere asker çıkarma teşebbüslerine karşı konulması, Osmanlı ülkesinin bölünmesine ve İstanbul’daki müslümanların katliamına meydan verilmesi olacaktır.
Bu sözlerden Ahmet İzzet Paşa’nın daha çok günlük olaylarla ilgilendiği anlaşılmaktadır. Amasya’da alınan kararların uzun vadede verebileceği sonuçlar hakkında bir düşüncesi yoktur.
Nafia Nazırı Ferit Bey’in Amasya kararları ve Sivas Kongresi daveti ile ilgili mektup hakkındaki kanaatleri ise, şu şekilde ifade edilmiştir:62
1- Hareket zamansızdır. Gizli olarak her türlü hazırlık yapılmalı, Avrupa bizi bölmeye kalkışırsa o zaman meydana çıkmalı ve mücadeleye atılmalıdır.
2- Bu acelecilik sonucunda İngilizlerin tazyiki artmış, Mustafa Kemâl Paşa’nın azline bu zorunluluk hali ile emir verilmiştir. Fakat bu emirde İstanbul’a gelmesi şart koşulmuş olmadığından vatanî görevine bir ordu müfettişi sıfatiyle değil, bir millet ferdi olarak çalışması mümkün ve uygundur.
3- Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi (o sırada Sadrazam Vekili idi) ile Albay Sadık Bey’in arası açılmış, fakat kabinenin direnmesi sayesinde Sadık Bey yere vurulmuştur. Ali Kemâl Bey’in hükümetten çıkarılması kendi çalışmalarının sonucudur. Sadrazam Damat Ferit Paşa, Paris’ten döndükten sonra İçişleri Bakanlığına geçecektir. Bu faaliyetlerin amacı, hükümeti, Mustafa Kemâl Paşa ve arkadaşları lehine çevirmek ve kabineyi Hürriyet ve İtilâf Fırkası’na bırakmamaktır. Eğer hükümet onlara geçerse, Mustafa Kemâl, Mersinli Cemâl ve Yusuf İzzet Paşalara bir husumet başlayacaktır. Hattâ İtilâf devletlerinden asker isteyerek ülkede her fenalığı yapmaları mümkün olacaktır.
4- Kendisi yukarıda saydığı önemli işler dolayısıyle Mustafa Kemâl Paşa’nın yanına gelemeyecek, millî görevine İstanbul’da devam edecektir.
Ferit Bey, Nafia Vekili olarak hükümetin Mustafa Kemâl Paşa’yı ordu müfettişliği görevinden alma kararına uymuştur. Ancak İstanbul’a gelmesinin istenmemiş olması ile Anadolu’daki görevine devam edebileceği fikrindedir. Amasya kararlarının açıklanmasını uygun bulmamakla beraber, Sivas Kongresi kararını tasvip ettiği anlaşılmaktadır.
1- Ahmet Rıza Bey’in konu ile ilgili görüşleri de şöyle tesbit edilmiştir:63
1- Haince hareketlerde ve girişimlerde bulunmadıkça, gayrimüslimlere saldırmamak ve mümkün mertebe onları kazanmak lâzımdır. Bu güvence oralardaki İtilâf Devletleri temsilcilerine de verilmelidir.
2- Millî kongreyi gerçekten millî olmaya ve millî egemenliği temsile lâyık bir düzen, ağırbaşlılık ve bilgi ile yönetmelidir. Aşırılıktan kaçınmalı, gösterişe meydan verilmemelidir. Haklı ve makul medenî ilkeleri uygun ve kesin bir dil ile istemek için yetkililer düzenli ve devamlı bir şekilde çalışmalıdır.
3- Diktatörlükten, hırslı ve mutaassıp ihtilâlcilikten sakınılmak, yasal olan ve millî isteklere uygun bir yol tutmalı ve bunu davranışlar ile de güçlendirmelidir.
4- Saltanat ve hilâfetin kesinlikle zarar görmeyeceği, tam tersine millî isteklerin bunu güçlendirdiği ve hilâfetin bağımsızlığı amacını da hedef aldığı her fırsatta ortaya konulmalıdır.
5- Sahillerimizin ablukası, barışın geciktirilmesi gibi sonuçlara göre, şimdiden her tarafta erzak toplanması ve biriktirilmesi, halkın hoşnut tutulması, İtalyanlarla ilişkilerin güçlendirilmesi ile onlardan silâh ve mühimmat alınması şeklinde kanaat sahibi olduğu belirtilmektedir.
Bu ifadelerden Ahmet Rıza Bey’in de Ahmet İzzet Paşa gibi gayrimüslimlere iyi muamele edilmesi ve saltanat ve hilâfet makamlarına saygılı davranilmasi suretiyle Amasya kararlarına ve Sivas Kongresinin toplanması fikrine sıcak baktığı anlaşılmaktadır.
Mustafa Kemâl Paşa, Hüseyin Rauf Bey ve Üçüncü Ordu Müfettişliği karargâhında bulunan görevliler, toplam 14 günlük bir ikametten sonra Erzurum’a gitmek üzere 26 Haziran 1919 günü Amasya’dan ayrılmışlardır. 64
Amasya Tamimi üzerinde bilim adamları tarafından değişik yorumlar yapılmıştır. Bu tamim ile Mustafa Kemâl Paşa’nın niyetini ilk ve kesin bir biçimde ortaya koyduğu ifade edilmiştir. 65 Başka bir yorumda, Amasya Tamimi bir inkılâp bildirisi olarak değerlendirilmekte ve, “Her ne kadar padişah doğrudan hedef alınmamışsa ise de, Anadolu’da Mustafa Kemâl Paşa’nın liderliğinde oluşan ve örgütlenen ulusal irade, yüzyılların dinî ve geleneksel Osmanlı iradesini yıkıyordu. Bir yandan düşman işgaline karşı başlayan bu örgütleniş, diğer yönden ulusal egemenliği sağlamak için padişah ve onun temsil ettiği değerlere karşı da yapılıyordu. Bu sebeple “millî bağımsızlık” ve “millî egemenlik” iç içe birbiriyle bütünleşmiş bir biçimde başlıyordu” denilerek 66 millî bağımsızlık ve millî egemenlik kavramlarının ön plâna çıkarıldığı vurgulanmaktadır.
Amasya Tamiminin siyasî boyutunu değerlendiren bir yazar ise, “Amasya Tamimi ile Türk devriminin aksiyon safhası, yani ihtilâl su yüzüne çıkmış, millî hakimiyet ve istiklâle dayanan millî hareket, haksızlığa karşı bir isyan parolası olarak belirmiştir. Amasya Tamimi,bir ihtilâl beyannamesidir ve Anadolu’da ihtilâlin başladığını göstermektedir” demekte67. yine aynı yazar, Amasya Tamiminin hukukî boyutunu değerlendirirken de, “Türk inkılâbının bir temel prensibi olan millî hakimiyet, sultan halifeye karşı millet iradesinin bir görünümü olarak, hukukî yönüyle Amasya Tamiminde yer almaktadır. Bu prensip. Erzurum ve Sivas Kongrelerinin kararlarına etki yapmış, sonraları hakimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olması gereğini ortaya çıkarmıştır” 68 şeklinde görüşlerini ifade etmiştir.
Konuyu bir Siyaset Sosyologu gözü ile değerlendiren Prof. Dr. Doğu Ergil de çok ilginç sonuçlara varmıştır. Buna göre, “Amasya kararlan, Türk millî devletinin doğuşunu hazırlayan olayları açış belgesi olacak niteliktedir. Bu genelge ile meslekî kökenleri asker olan ve bütün yetkilerini, etkinliklerini, itibarlarını devlete ve onu temsil eden saltanat kurumuna bağlılıkla, hizmetle sağlamış yüksek rütbeli bir küme memur, kendilerine bu imkânı sağlayan kurumlara karşı açıkça cephe alıyorlardı”. 69 “Amasya toplantısının ve varılan kararların en önemlilerinden biri de, bürokratik kökenli olan önder kadronun, millî dava doğrultusunda çalışabilmeleri ve dayanışmalarını sürdürebilmeleri için, hükümet ile olan ilişkilerini sınırlamaları, gerekirse emir komuta ilişkilerini kesmeleri gereğidir. Böylece İstanbul’un millî cereyan ve teşkilâtlanma açısından zararlı olan teşebbüsleri daha tesirli olarak önlenebilecektir”. 70 “Amasya toplantısının bir başka önemli sonucu da, teklif edilen ve düşünülen bütün teşebbüslerin, bugün haritada Türkiye olarak görünen Türk yurdu çerçevesinde öngörülmüş olmasıdır. Arap topraklan, son derece gerçekçi bir kararlılıkla, tartışma dışı bırakılmıştır. Başka deyişle, milliyetçilik, coğrafî mekânda da gerçekçilik temeline oturtulmuştur”. 71
Diğer bir değerlendirmeye göre de Amasya Tamimi, “ulusal egemenliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması yolunda atılan ilk adım” olarak ifade edilmiştir. 72 Devlet denildiği zaman, her seyden önce bir insan topluluğu, bir millet varlığı anlaşılır. Bundan sonra, bu insan topluluğunun coğrafî sınırlarla belirlenmiş bir arazide yerleşmiş olduğu görülür. Bir milleti meydana getiren kişilerin, o millet içerisindeki her çeşit hürriyeti; yaşama hürriyeti, çalışma hürriyeti, fikir ve vicdan hürriyetinin güvence altında bulundurulması gerekir. Bunun gibi bir milletin tamamının her çeşit hürriyeti, yani kendi topraklarında dışardan hiçbir müdahale ve sınırlama olmaksızın, hür ve bağımsız yaşaması ve çalışması gereklidir. İşte, devlet gerek kişilerin hürriyetini sağlamak için millet üzerinde bir nüfuza ve gerek ülkenin bağımsızlığını koruyabilmek için kendine özgü bir nüfuz ve kuvvete sahip olmalıdır. O halde devlet, belirli bir arazide yerleşmiş ve kendine özgü bir kuvvete sahip kişilerin bütününden oluşan bir varlıktır. 73 Modern hukuka göre de devlet, bir milletin belli bir toprak parçası üzerinde politik bir örgütlenme sonucu ortaya çıkan kişiliği olarak tarif edildikten sonra, devleti meydana getiren unsurlar Ülke, Millet (topluluk), Devlet kudreti (İstiklâl) ve Politik Örgütlenme (İktidar) şeklinde sıralanmıştır. 74
Konuyu bu açıdan ele alıp değerlendirdiğimizde, Amasya Tamiminde vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir denilerek mevcut devlet yapısının yani Osmanlı Devletinin dayanması gereken unsurlardan ikisi ülke bütünlüğü ve istiklâl esasının yok olmaya yüz tuttuğu anlatılmaktadır. İstanbul’daki hükümetin, üzerine aldığı sorumluluğun gereklerini yerine getirememiş olduğu söylenerek yine devletin diğer bir esası olan siyasî örgütlenme, yani iktidar gücünün de bittiği dile getirilmektedir. Bunların sonucunda milletin bütünlüğü de ihlâl olduğundan mevcut devlet yapısının sona erdiği ilân edilmiş olmaktadır. Aynı açıdan değerlendirildiğinde, Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır ifadeleri ise yeni bir devlet yapısının kurulması gereğini işaret etmektedir ki bu devlet Türkiye Cumhuriyeti olacaktır. Bu devletin kuruluş felsefesi olarak da milletin egemenliğine yol açılmış olmakla ilk defa demokrasinin temel prensiplerine uygulama alanı sağlanmıştır.75
Bütün bu değerlendirmelerin sonucunda Amasya Tamimi’nin özellikle Millî Mücadele tarihi açısından olduğu gibi genel olarak Türk tarihi açısından da önemli bir belge olduğu görülmektedir.
KAYNAKÇA:
1 Tuncer Baykara, Türk İnkılâp Tarihi ve Atatürk İlkeleri, İstanbul. 1991. s. 68.
2 Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı (ATAŞE) Arşivi. Klasör: 2883, Dosya: 335-B. Fihrist: 7-1.
3 ATAŞE Arşivi, Klasör: 2883, Dosya: 335-B. Fihrist: 7.
4 ATAŞE Arşivi. Klasör: 2883, Dosya: 335-B. Fihrist: 7-2. 7-3, 7-5, 7-9 ve 7-10.
5 Pontus Meselesi, (Hazırlayan: Yılmaz KURT), Türkiye Büyük Millet Meclisi Yayını, Ankara. 1995, s. 188.
6 Atatürk İle İlgili Arşiv Belgeleri, Başbakanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayını, Ankara 1982, s. 30-32 (Belge: 29).
7 Atatürk İle İlgili Arşiv Belgeleri. Başbakanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayını, Ankara 1982. s. 30-32 (Belge: 29).
9 Yukarıdaki belgelerden çetecilik olaylarının Ünye-Erbaa-Niksar-Koyulhisar-Şebinkarahisar-Giresun hattı arasında yoğunlaştığı görülmektedir. Bugün de bazı terör örgütlerinin aynı bölgeyi eylem alanı olarak seçmeleri dikkat çekicidir. Bunun, bölgenin coğrafi özelliklerinden kaynaklandığı düşünülebilir.
10 Kemal Atatürk, Nutuk (Hazırlayan: Zeynep Korkmaz), Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara, 1995, s. 20.
11 Kemal Atatürk, a.g.c, s. 21.
12 Sina Aksin, İstanbul Hükümetleri ve Millî Mücadele, İstanbul. 1992 (2. Basım), Cilt: I. s. 423.
13 Mustafa Kemâl Paşa, Dokuzuncu Ordu Müfettişi sıfatiyle Samsun’a çıktıktan yaklaşık bir ay kadar sonra İstanbul hükümeti, yaptığı bir düzenleme ile ordu birliklerini üç müfettişlik bölgesine ayırmıştır. Mustafa Kemâl Paşa’nın sorumluluk sahası. Üçüncü Ordu Müfettişliği olarak tesbit edilmiştir. 14 Haziran 1919 talihinden itibaren Mustafa Kemâl Paşa resmî yazışmalarında Üçüncü Ordu Müfettişi sıfatını kullanmıştır. (Mustafa Onar. Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları I, Kültür Bakanlığı Yayını. Ankara, 1995. s. 69-70.
14 S. Akşin, a.g.e.. Cilt: 1, s. 423-424.
15 Hüseyin Menç, Millî Mücadele Yıllarında Amasya Portreler - Belgeler, Ankara, 1992, s. 24 Mustafa Kemâl Paşa’nın Amasya’ya geldiği tarih. Prof. Dr. Sina Akşin’in adı geçen eserinde (s.424), 13 Haziran 1919 olarak verilmektedir. Bugün Amasya’da o günün hatırasını yaşatmak üzere bir lisenin adı. 12 Haziran Lisesidir, Amasya şehir stadyumunun adı, 12 Haziran Stadyumu’dur. 12-22 Haziran tarihleri, valilik tarafından Amasya Festivali olarak kullanmaktadır. Resmî kutlamalarda 12 Haziran tarihi esas alındığı için biz de Mustafa Kemâl Paşa’nın Amasya’ya geldiği tarih olarak 12 Haziran gününe riayet ediyoruz.
16 H. Menç, a.g.e., s. 27. Buradaki isimlerin çoğunluğu. Cemâl Kutay’ın Kurtuluş Savaşı’nııı Maneviyat Ordusu isimli eserinde yer almıştır. Diğerlerini yazar, kendi mahallî araştırmaları sonucunda tesbit etmiştir. Konu, şerefli bir konu olduğu için biz o kişileri de Atatürk’ü karşılama şerefinden mahrum bırakmamak için bunların tamamının karşılama hey’etinde oldukları bilgisine itibar ediyoruz.
17 H. Menç. a.g.e. s. 32-33.
18 H. Menç. a.g.e, s. 104. Bu bina bugün ayakta değildir. 1922 yılında kurulan Merkez Ordusunun da karargâhı olarak hizmet görmüş, daha sonra yıkılarak yerine eski Orduevi binası yapılmıştır. Amasya Valiliği’nin bu binayı Atatürk’ün ikametgâhı olduğu zamanlardaki fotoğraflarınagöre yeniden inşa etmek şeklinde bir projesi olduğu bilinmektedir.
19T. Baykara, a.g.e, s. 63.
20 H. Menç. a.g.e, s. 43.
21 H. Menç, a.g.e., s. 43.
22 H. Menç, a.g.e, s. 52.
23 H. Menç, a.g.e., s. 52-53.
24 H. Menç, a.g.e., s. 49.
25 Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrini Tarihi Enstitüsü Yayını. İstanbul, 1981, Cilt: 111. s. 910- 911. (Vesika: 19)
27 Ali Fuat Cebesoy, Millî Mücadele Hatıraları, İstanbul. 1953. s. 70.
28 H. Mene, a.g.e., s. 75-77.
29 Kemal Atatürk, Nutuk. Cilt III. s. 915-916 (Vesika: 26) Ancak burada sadece tamim edilen maddeler bulunmaktadır. Bu tamimi yürütmekle ilgili kurum ve kişiler ile o günkü bazı sorunlara çözüm getiren diğer maddeler yer almamışın. 15u maddelerle birlikle Amasya’da alınan kararlar A. Fuat Cebesoy Millî Mücadele Hatıraları, s. 73 74den alınmıştır.
30 Kemal Atatürk, Nutuk (Haz: Z. Korkmaz), s. 22. Burada zikredilen memurun Amasya Postahanesi telgrafçılarından Abdurrahman Rahmi Bey olduğu tesbit edilmiştir. Abdurrahman Rahmi Bey, o tarihî günleri şöyle anlatmıştır: “Çektiğim telgraflar içerisinde neler neler yoktu. Bütün ordu komutanlıklarına, millî teşkilâtlara, valiliklere, mutasarrıflıklara hitaben hazırlanmıştı. Tabii İstanbul ile olan irtibat da zaman zaman ağırlık kazanıyordu.
Amasya’da önemli şeylerin cereyan ettiğini anlıyordum. Evime bazı geceler çok geç vakitlerde gidiyor, hemen istirahate çekiliyordum. Amasya Postahanesindeki arkadaşlarımla günlerdir irtibat halinde değildim. Onlardan hiçbir değişik memleket haberi de alamıyordum. Saraydüzü Kışlasındaki muhaberatın dışında tecrit edilmiş halde idim. Ancak, zaman zaman Hayali Bey, çevirdiği şifrelerden bazı haberler istediği zaman, belki de konuşmak ihtiyacı ile, bana aktarıyordu. Nitekim bu yolla 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa’nın Amasya’ya geldiğini, gene Hüseyin Rauf Bey’in de Amasya’da bulunduğunu öğrendim. Hattâ Hayati Bey’in odasına girerken Rauf Bey’le Ali Fuat Paşa’yı, Mustafa Kemâl Paşa’nın odasının kapısından çıkarken görmüştüm. Günlerdir devam eden şifre trafiğinin bu mülakatı hazırladığını gene Hayati Bey’in olağanüstü çalışmasından sezinlerken, çabaların ürününün önüme konulmuş olduğunu gördüm.
Hayati Bey, elinde bir tomar kâğıtla gelmiş ve yanıma oturmuştu. Ancak ikazda bulunmasa onu da mutad telgraflar arasında zannedebilirdim. Bana dönerek ve elindeki kâğıtları göstererek:
- Rahmi Efendi, bu çok önemli telgrafı hepsine ve her şeye tekaddüm ederek çekeceksin. Bunun keşidesi sona erdiği zaman Paşa hazretlerine bildireceğim. Telgraf çekilene kadar makine başından ayrılmamamı emrettiler, dedi.
Ben o sırada Kastamonu bağlantılı bir telgraf çekiyordum. Hayati Bey’in bu talimatı üzerine hemen karşı merkeze devre dışı kalacağımı bildirdim. Kaydı olan metni geçmeye başladım. Telgraf, bütün askerî birliklere, valilik ve mutasarrıflıklara, bütün idarî merkezlere ve Kuvva-i Milliye teşkilâtına keşide ediliyordu. Ben Amasya Tamimini mors alfabesine döktüğüm halde muhteviyatını bilemiyordum. Bir gün sonra Çorum merkezindeki arkadaşımdan öğrendim. O bana bir gün sonra bir telgraf keşidesi sırasında Sivas’la kongre toplanacağını söylüyor, benim bilgim olmadığını ifade etmem üzerine de biraz istihza ile, “Postacının kulağı vardır ama gözü de vardır, sende hangisi yok Rahmi efendi” diyordu. Bir gün önce keşide ettiğim önemli şifrenin bu okluğunu öğrenmiş oluyordum.
Nasıl bilebilirdim, ilerde kurulacak genç Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli vesikası olacak Amasya Tamimi’nin geleceğimizin ve devletimizin en kalın hatları ile bu tamimde şekilleneceğini. Ve gene nasıl bilebilirdim bu son derece önemli vesikanın, bir tamimin hal ve noktalar haline getirilerek, benim parmaklarımla, memlekete ve cihana duyurulacağını...” (H. Menç. a.g.e., s. 100-101.)
32 Feridun Kandemir, Hatıraları ve Söyleyemedikleri İle Rauf Orbay. Ankara. 1965. s. 36.
34 Kâzını Karabekir, İstiklâl Harbimiz. İstanbul, I988 (2. Baskı), s. 47.
35 Kemal Atatürk, Nutuk (Haz: Z. Korkmaz), s. 24.
36 Kemal Atatürk, Nutuk. Cilt: III, s. 916-917 (Vesika: 27).
37 Gazi Mustafa Kemal, Nutuk-Söylev Genel Dizin. Düzenleyen: Sami N. Özerdim. Ankara. 1993. Cilt: IV. s. I
38 Gazi Mustafa Kemal. a.g.e., s. 269
39 Gazi Mustafa Kemâl, a.g.e., s. 6.
40 Gazi Mustafa Kemâl, a.g.e., s. 283.
41 Gazi Mustafa Kemâl, a.g.e., s. 114-115
42 Gazi Mustafa Kemâl, a.g.e., s. 172.
43 Gazi Mustafa Kemâl, a.g.e., s. 96
44 Gazi Mustafa Kemâl,a.g.e., s. 96
45 Gazi Mustafa Kemâl, a.g.e, s, 49.
46 Gazi Mustafa Kemâl, a.g.e., s. 7.
47 Selâhattin Tansel, Mondrostan Mudanyaya Kadar, Cilt: II, Ankara, 1978, s. 100.
48 S. Akşin, a.g.e.. Cilt: I, s. 521 ve S. Tansel, a.g.e., Cilt: II, s. 100.
49 S. Akşin, a.g.e, Cilt: II, s. 271.
50 S. Akşin, a.g.e.. Cilt: I, s. 525.
51 İsmet Gönüllü, On Yıllık Harbin Kadnı.sıı. Ankara. 1993. s. 119.
52 İsmet Görgülü, On Yıllık Harbin Kadrosu. Ankara, 1993, s. 122.
53 S. Akşin. a.g.e. Cilt I, s. 128.
54 S. Akşin, a.g.e., Cilt: I, s. 186.
55 S. Akşin, a.g.e, Cilt: I. s. 126.
56 S. Akşin, a.g.e. Cilt: II. s. 274.
57 S. Akşin.a.g.e.. Cilt: II, s. 318-319.
58 Kâzım Karabekir. a.g.e., s. 1162.
59 Ahmet İzzet Paşa, Feryadım. İkinci Cilt, İstanbul. 1993.
64 Kemal Atatürk, Nutuk. (Haz. Z. Korkmaz), s. 28.
65 Toktamış Ateş, Türk Devrim Tarihi. İstanbul. 1993 (5. Baskı), s. 130.
66 Ergün Aybars, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi I. Ankara. 1994 (3. Baskı), s. 164
67 Hamza Eroğlu, Türk inkılâp Tarihi. Millî Eğitim Basımevi. İstanbul, 1982. s. 179.
68 H. Eroğlu. a.g.e. s. 184.
69 Doğu Ergil, Millî Mücadelenin Sosyal Tarihi. Ankara, 1982. s. 114.
70 D. Ergil, a.g.e. s. 116.
71 D. Ergil, a.g.e. s. 117.
72 Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi 1/1. Yükseköğretim Kurulu Yayını, Ankara 1995, s. 64.
73 Atatürkçülük, Birinci Kitap, Milli Eğitim Basımevi. İstanbul, 1984. s. 3.
74 Aydın Taneri. Türk Devlet Geleceği Dün-Bugün İstanbul, 1981 (2. Baskı) s. 25.
75 J. Blanco Villalta, Atatürk, (Çev: Fatih Özsu). Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayını, Ankara 1982, s. 291.
/Doç. Dr. Mehmet Evsile
(Ondokuz Mayıs Üniversitesi Amasya Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi )
KAYNAK: Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 40, Cilt: Xıv, Mart 1998
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder